(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (VURAL - TÜRKİYE DAVASI) (N.A. VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 343/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
2 Haziran 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 343/04 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Erkan Hacısalihoğlunun 13 Ekim 2003 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu avukatlarından I. H. Gülhan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1971 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir.
1948 yılında, Kocaeli (Gebze) Duraklı köyünde bulunan 3.801 m2lik tarım arazisi orman arazisi dahilinde tespit edilmiştir.
Kadastro tespit çalışmaları ertesinde, 21 Mayıs 1970 tarihinde Kadir Tiryaki, yasayla öngörülen hak kazandırıcı süre olan yirmi yıl zilyetinde bulundurduğu sözkonusu taşınmazın maliki olmuştur. Adı geçen 791 parsel numarası ile taşınmazı kendi adına kaydettirmiştir.
Orman idaresi 10 Eylül 1971 tarihinde bu tescile itiraz etmiştir. Bununla birlikte orman idaresi kadastro tespitince öngörülen süre içinde kadastro mahkemesinde dava açmadığından Kadir Tiryakinin tapu senedi nihai hale gelmiştir.
1999 yılında yapılan yeni bir kadastro çalışması sonucunda sözkonusu arazinin orman vasfının ortadan kalktığı tespit edilmiş ve Hazine lehine orman arazisi dışına çıkarılmıştır.
8 Şubat 2002 tarihinde tapu kaydına şerh düşülmüştür.
Başvuran 7 Mart 2002 tarihinde 2.000.000.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 1.700 Euro) karşılığında bu taşınmazı Kadir Tiryakiden satın almış ve tapuda kendi adına kaydettirmiştir.
7 Mayıs 2002 tarihinde Orman Bakanlığı ve Hazine, bir yandan sözkonusu arazinin mülkiyetinin Devlete ait olması nedeniyle başvuranın tapusunun iptali, öte yandan bu arazinin Hazine adına tescil edilmesi amacıyla Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.
12 Temmuz 2002 tarihinde mahkeme hazırlattığı iki bilirkişi raporuna dayalı olarak sözü edilen taşınmazın evveliyatında orman alanı sınırları içinde yer alması ve bilahare Hazine lehine orman arazisi dışına çıkarılması dolayısıyla bu talebi yerinde bulmuştur. Mahkeme başvuranın tapu senedini iptal ederek taşınmazın Hazineye tescil edilmesine karar vermiştir.
Başvuran 8 Ocak 2003 tarihinde temyize gitmiştir.
2 Nisan 2003 tarihinde Yargıtay, orman alanı vasfındaki bir taşınmazın özel mülkiyet konusunu teşkil edemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının bütün hükümlerini onamıştır.
Yargıtayın bu kararı 8 Mayıs 2003te başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran hakkaniyete uygun bir yargılama olmadığından ve ulusal mahkemelerin yürürlükteki yasaya aykırı olarak taraflı bir tutum sergilediklerinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu bağlamda AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM şikayet başvurusunun incelenmesinden başvuranın esasen ulusal mahkemelerin kanıtları değerlendirme yöntemlerinden şikayetçi olduğunu saptamaktadır. AİHM bu bağlamda ulusal mahkemelerin keyfi bir tutum sergilediklerini gösterir hiçbir unsurun yer almadığını hatırlatır. AİHM, Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinin bilirkişi raporları ışığında kararını verdiğini gözlemlemekte, ayrıca Yargıtayın başvuranın şikayetini incelediğini ve ilk derece mahkemesinin kararını ulusal mevzuata ve objektif unsurlara dayanarak verdiğine kanaat getirdiğini not etmektedir.
AİHM, başvuranın mevcut başvuruda, her halükarda ulusal mahkemelerin almış oldukları kararların özüne karşı çıktığını, AİHMnin kendini, bir mahkemeyi şu değil de bu kararı almaya iten dava koşullarını değerlendirmeye yetkili görmediğini, aksi takdirde kendini üçüncü veya dördüncü derece yargı makamı haline getireceğini hatırlatır (Bkz. Kemmache-Fransa (no3) 24 Kasım 1994).
Ulusal mahkemelerin hakkaniyete uygun karar vermedikleri ve tarafsız olmadıkları yönünde yapılan bu şikayet temelden yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince kabuledilemez ilan edilmelidir.
II. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran herhangi bir tazminat ödemeksizin Hazine lehine mülkiyetinden yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet altı ay kuralına uyulmadığı ön itirazını yapmaktadır. Hükümet bu sürenin başvuranın ilk mektup gönderdiği tarih olan 13 Ekim 2003 değil, başvuru formunun ve kanıtlayıcı belgelerin gönderildiği 11 Ekim 2004 tarihi itibariyle hesaplanması gerektiğini savunmaktadır. Hükümet AİHMyi AİHSnin 35. maddesine uygun olarak bu başvuruyu kabuledilemez ilan etmeye çağırmaktadır.
Başvuran Hükümetin iddiasına karşı çıkmaktadır. Başvuran dava dosyasının ilk derece mahkemesinin arşivine kaldırılmış olması dolayısıyla dosyaya ulaşıp gerekli belgelerin fotokopisinin çekilmesinde yaşanan zorluklar nedeniyle başvuru formunun ve gerekli belgelerin gecikmeli gönderildiğini ileri sürmüştür.
AİHM başvuranın mahkemeyle ilk kez 13 Ekim 2003 tarihinde irtibata geçtiğini saptamaktadır. AİHM Sekretaryası 7 Ocak 2004 tarihli bir yazıyla Mahkeme katibi başvurandan başvuru formunu tamamlamasını istemiş ve başvurusunun başvuru evrakının alınmasından sonra kaydedileceğini bildirmiştir. Başvuranın temsilcisi 11 Ekim 2004 tarihinde başvuru evrakını AİHMne iletmiş ve ilk başvuru ile başvuru evrakının gönderilmesi arasında geçen sürenin dava dosyasının arşive kaldırılmış olması dolayısıyla ulusal yetkililerden kaynaklandığını belirten bir açıklama göndermiştir.
AİHM Sözleşme Organları nezdinde pratikte bir başvuranın şikayet konusu ettiği olayları özetle belirttiği ilk mektubunun başvuru tarihi olarak esas alınması gerektiğine itibar etmektedir. Ancak, bir başvuranın, başvurunun incelenebilmesi için gerekli belgeleri göndermesinde ciddi bir gecikme yaşandığında başvurunun yapıldığı tarihi belirlemek için davanın özel koşullarının değerlendirilmesi gerekir (Bkz. Chalkley-Birleşik Krallık kararı no: 63831/00, 26 Eylül 2002).
Mevcut başvuruda, başvuranın dava olaylarının esasına ve şikayetlerin niteliğine ilişkin mektupla yaptığı ilk başvuru tarihi 13 Ekim 2003tür. Başvuru formu ve ilgili kanıtlayıcı belgeler 11 Ekim 2004 tarihinde iletilmiştir. Bu iki tarih arasında geçen süre başvuran tarafından geçerli şekilde izah edildiğinden aşırı olarak nitelendirilemez (Bkz. Vural-Türkiye kararı no: 56007/00, 21 Aralık 2004). Bu nedenle Hükümetin itirazı reddedilmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın orman arazisi olduğunu ve bu arazinin sonrasında Hazineye devredileceğini bilerek satın aldığını belirtmektedir. Hükümet Anayasanın ilgili hükümlerine göre bu vasıftaki bir taşınmazın özel bir mülkiyeti teşkil edemeyeceğinin, dolayısıyla başvuranın tapu senedinin herhangi bir hukuki değerinin bulunmadığının altını çizmektedir. Netice itibarıyla başvuranın taşınmazı satın alması yoklukla maluldür.
Başvuran iç hukuktaki mahkemelerin tapusu kendisine ait ve hukuki bir değeri bulunan taşınmazı Hazine adına tescil ettiklerini ileri sürmektedir. Başvuran araziyi 7 Mart 2002 tarihinde satın aldığını ve yetkili mercilerin tapu senedini usulüne uygun şekliyle verdiklerini ifade etmektedir. Başvurana göre hiçbir tazminat vermeksizin tapusunun iptal edilmesi ve Hazine arazisi olarak kaydedilmesi mülkiyet hakkına karşı orantısız bir müdahaleyi teşkil etmektedir.
AİHM başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bunun Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ilk bendinin ikinci cümlesi anlamında başvuranı mülkünden yoksun bıraktığı sonucuna varmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Brumarescu-Romanya kararı, no: 28342/95).
AİHM öncelikle, başvuranın tapuya güven ilkesinden hareketle tapu kaydında malik Kadir Tiryaki adına tescilli taşınmazı kendi adına devralması ölçüsünde adı geçenin iyi niyetinin tereddüde mahal bırakmadığını hatırlatır. Başvuran ayrıca taşınmazın devri sırasında oluşan tapu masraflarını da ödemiştir. Tapu senedi iptal edilip Hazine adına tescil edilinceye dek, başvuran bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte taşınmazın maliki olmuş, ayrıca, tapu sicilinde kayıtlı tapu belgesinin geçerliğine ilişkin hukuki güvenceden yararlanmıştır ki bu mülkiyet hakkının tartışılmaz bir göstergesidir.
AİHM ikinci olarak başvuranın yargı kararları ile taşınmazından yoksun bırakıldığını saptamaktadır. Başvuranın itirazlarına rağmen, ulusal mahkemeler bu yöndeki yasal hükümleri uygulamış ve tapu kaydını iptal etmiştir. Bunu yaparken evveliyatında orman arazisi içinde yer alan taşınmazın bilahare Hazine lehine orman arazisi dışına çıkarıldığını dikkate almışlardır. Ulusal mahkemelerin gerekçeleri incelendiğinde AİHM, başvurana dayatılan bu mahrumiyetin amacının, yani tabiat ve ormanların korunması konusunun 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ilk paragrafının ikinci cümlesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiği kanaatindedir (Bkz. mutatis mutandis, Yunanistan aleyhine Lazaridi davası, no 31282/04, 13 Temmuz 2006; Türkiye aleyhine Ansay ve diğerleri davası (karar), no 49908/99, 2 Mart 2006). Bu konuda AİHM, AİHS hükümleri arasında münferiden çevreyi korumaya yönelik özel bir düzenleme bulunmamakla beraber, (Yunanistan aleyhine Kyrtatos davası, no 41666/98, (alıntılar)), bugünkü toplumların çevreyi eskisinden daha fazla koruma gayretinde olduklarını hatırlatır (İsveç aleyhine Fredin davası (no 1), 18 Şubat 1991).
AİHM, çevrenin korunmasıyla ilgili çok sayıda davaya baktığını ve konunun büyük önem taşıdığını kaydetmektedir (Bkz. örneğin, Türkiye aleyhine Taşkın ve diğerleri davası, no 46117/99, CEDH 2004-X, İspanya aleyhine Moreno Gómez davası, no 4143/02, CEDH 2004-X, Rusya aleyhine Fadeïeva davası, no 55723/00, CEDH 2005-IV, ve İtalya aleyhine Giacomelli davası, no 59909/00, CEDH 2006-...). Tabiat ve ormanların, daha genel anlamda çevrenin korunması kamu vicdanında ilgili makamların sürekli ilgi ve desteğini gerektiren bir değer olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle Devlet bu konuyla ilgili yasalar çıkarmış ise, ekonomik zorunluluklar ve mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklar, çevrenin korunmasıyla ilgili değerlendirmeler karşısında öncelikli olmamalıdır (Belçika aleyhine Hamer davası, no 21861/03 (alıntılar)).
Bununla birlikte, mülkiyetten mahrum edilme durumunda, ihtilaflı müdahalenin istenilen doğru dengeyi sağlayıp sağlamadığını ve özellikle başvuran üzerinde orantısız bir yük oluşturup oluşturmadığını belirlemek için, iç hukukta öngörülen tazminat düzenlemelerini dikkate almak gerekmektedir. Bu konuyla ilgili olarak AİHM daha önce de dile getirdiği gibi, mülkün gerçek değerine göre makul kabul edilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten mahrum bırakmanın 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bakımından aşırı zarar oluşturduğunu ve hiç tazminat ödenmeden mahrum bırakmanın ise ancak istisnai durumlarla haklı bulunabileceğini kaydetmektedir (Yunanistan aleyhine Nastou davası (no 2), no 16163/02, prg. 33, 15 Temmuz 2005; Almanya aleyhine Jahn ve diğerleri davası (GC), no 46720/99, 72203/01 ve 72552/01, Yunanistan aleyhine Manastır Azizleri davası, 9 Aralık 1994, no 301-A; Türkiye aleyhine N.A. ve diğerleri davası, no 37451/97 ve Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm). Mevcut davada, başvuran mülkünün Devlet Hazinesine devredilmesine karşılık hiçbir tazminat almamıştır. AİHM, Hükümetin hiçbir tazminat ödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai duruma atıfta bulunmadığını tespit etmektedir.
Dolayısıyla AİHM, başvurana hiçbir tazminat ödenmemesinin, kamu yararı ile temel insan haklarının korunması arasında oluşturulması gereken doğru dengeyi başvuran aleyhine bozduğunu kaydetmektedir.
Bu itibarla, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
Başvuran taşınmazının geri verilmesini talep etmektedir. Bunun olmaması halinde başvurana göre taşınmazın gerçek değerine karşılık gelecek maddi tazminat olarak 38.010 Euro talep etmektedir. Başvuran ayrıca manevi açıdan uğradığı zararın giderilmesini ve rakam telaffuz etmeksizin yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesini talep etmektedir.
Hükümet AİHMyi bu talepleri dayanaktan yoksun bularak reddetmeye çağırmaktadır.
Maddi tazminat ile ilgili olarak, başvurandan taşınmazın satın alındığı tarihte kendisine ödenen miktar konusunda edinilen bilgileri dikkate alan AİHM hakkaniyete uygun başvurana 2.050 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır (Bkz. a contrario, sözü edilen Turgut vd.).
AİHM manevi tazminata ilişkin tespit edilen ihlal ışığında ve hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat olarak 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM sözü edilen bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
Yargılama masraf ve giderleri konusunda, AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu başvuruda böyle bir durum sözkonusu olmadığından AİHM yargılama masraf giderleri başlığı altında bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 2.050 (iki bin elli) Euro maddi tazminat ve 2.000 (iki bin) Euro manevi tazminatın ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 2 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy