(AHİS. m. 6, 7, 10, 13, 14, 34, 35, 44, 1 NOLU EK PROTOKOL) (765 S. K. m. 36, 312) (2709 S. K. m. 28) (1412 S. K. m. 86, 304) (5680 S. K. m. 2, 16) (ERDOĞDU VE İNCE - TÜRKİYE DAVASI) (DEMİRTAŞ VE TÜRKİYE DAVASI) (GERGER - TÜRKİYE DAVASI) (MITLIK ÖLMEZ VE YILDIZ ÖLMEZ - TÜRKİYE DAVASI) (KIZILYAPRAK - TÜRKİYE DAVASI) (ZANA - TÜRKİYE DAVASI) (İSAK TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 35721/04 ve 3832/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
5 Mayıs 2009
İşbu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Aziz Özer (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 3 Eylül 2004 ve 20 Eylül 2004 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 35721/04 ve 3832/05 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından Ö. Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran Aziz Özer 1964 doğumlu T.C. vatandaşı olup İstanbulda ikamet etmektedir. Başvuran merkezi İstanbulda bulunan yeni Dünya İçin Çağrı dergisinin genel yayın yönetmeni ve sahibidir. Başvuran ayrıca yine merkezi İstanbulda bulunan Çağrı Basın Yayın Ltd. Şti. yayınevinin sahibidir.
Eski Türk Ceza Kanununun 312. maddesi uyarınca başvuran hakkında iki mahkumiyet kararı verilmiştir. İlk mahkumiyet kararı (A) dergide yayımlanan «Ulusal baskılara son» başlıklı bir makale nedeniyledir. İkinci mahkumiyet kararının (B) konusu ise başvuranın sahibi olduğu yayınevinde basılan «1 Mayısta devrimci saflara» adlı bir kitapçıktır.
Suç unsurunu oluşturan yazılar ve başvuran hakkında başlatılan kovuşturmalar aşağıda iki başlık altında ele alınacaktır.
A. Başvuranın ilk mahkumiyeti
Mart 2001 tarihinde Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinin 42 numaralı nüshasının 17. sayfasında Ulusal Baskılara Son başlıklı bir makale yayımlanmıştır.
5 Mart 2001 tarihinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine ve Anayasanın 28. maddesi, Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 86. maddesi ve 5680 sayılı yasanın 2/1 maddesinin uygulanmasına istinaden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi sözü edilen makalenin yasaya aykırı görüşler içerdiği gerekçesiyle derginin 42 numaralı sayısının toplatılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet savcısı 23 Mart 2001 tarihli bir iddianame ile sözkonusu makaleyi yayımlayan başvuranın eski TCKnın 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince ırk ve bölge farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan mahkum edilmesini talep etmiştir. Savcı aynı iddianamede, eski TCKnın 36. maddesi uyarınca suç unsurunu teşkil eden yayınlara da el konulmasını istemiştir.
DGM 3 Haziran 2002 tarihinde, eski TCKnın 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına dayalı olarak başvuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıştır. Bununla birlikte DGM, başvuranın genel yayın yönetmeni olduğunu ve yazarlık vasfını dikkate alarak 5680 sayılı Basın Kanununun 16. maddesi uyarınca hapis cezasının 2.871 (YTL) (yaklaşık 1.600 Euro) para cezasına çevrilmesine karar vermiştir. Mahkeme para cezasının yirmi taksitte ödenmesine hükmetmiştir.
Başvuran 6 Haziran 2002 tarihinde temyize gitmiştir.
Yargıtay 19 Kasım 2003 tarihinde başvuranın temyiz talebini reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar ilk derece mahkemesinin kalemine 5 Şubat 2004te iletilmiş, fakat ne başvurana ne avukatına tebliğ edilmiştir. Şişli Cumhuriyet Savcısı 24 Nisan 2004 tarihinde başvurana para cezası ödeme ilamını tebliğ etmiştir.
6 Temmuz 2004te başvuran para cezasının ilk taksitini ödemiştir.
B. Başvuranın ikinci mahkumiyeti
Başvuranın sahibi bulunduğu yayınevi Nisan 2001de «1 Mayısta Devrimci Saflara» başlıklı bir bildiri yayımlamıştır.
28 Nisan 2001 tarihinde İstanbul DGM, cumhuriyet savcısının talebi üzerine ve Anayasanın 28. maddesi, Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 86. maddesi ve 5680 sayılı yasanın 2/1 maddesinin uygulanmasına istinaden yasaya aykırı görüşler içerdiği gerekçesiyle, bahse konu bildirinin toplatılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet savcısı 11 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile sözü edilen kitapçığı basan başvuranın eski TCKnın 312. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince ırk ve bölge farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçundan mahkum edilmesini talep etmiştir. Savcı aynı iddianamede, eski TCKnın 36. maddesi uyarınca suç unsuru ile ilintili malzemelere de el konulmasını istemiştir.
DGM 19 Eylül 2002 tarihinde, eski TCKnın 312. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına dayalı olarak başvuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıştır. Bununla birlikte DGM, başvuranın genel yayın yönetmeni oluşunu dikkate alarak 5680 sayılı Basın Kanununun 16. maddesi uyarınca hapis cezasının 2.871 YTL (yaklaşık 1.600 Euro) para cezasına çevrilmesine karar vermiştir. Mahkeme para cezasının yirmi taksitte ödenmesine hükmetmiştir.
Başvuran aynı gün temyize başvurmuştur.
26 Nisan 2004 tarihinde Yargıtay başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtayın bu kararı tebliğ edilmemiştir, fakat belirtilmeyen bir tarihte, başvurana Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına giderek hükmedilen para cezasını ödemesi gerektiği bildirilmiştir.
HUKUK
I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
Başvuruların olaylar ve esas bakımından ortaya koydukları sorunlar açısından benzer oluşlarını dikkate alan AİHM, başvuruların birleştirilerek incelenmesini uygun görmektedir.
II. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
AİHM davanın temel olarak AİHSnin 10. ve 6/1 maddesi alanına giren sorunları ortaya koyduğunu, fakat aynı zamanda AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları, 7., 13., ve 14. maddeleri ila Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi çerçevesinde irdelenmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
A. 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları, 7., 13. ve 14. maddesi çerçevesindeki şikayetlerin kabuledilebilirliği hakkında
AİHSnin 6. maddesinin 1. ve 3)d fıkraları ile bağlantılı olarak 14. maddesine atıfta bulunan başvuran, DGM tarafından mahkum edildiğinden şikayetçi olmakta, 5680 sayılı Basın Kanununa göre bu tür davaların sulh ceza ya da ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine girdiğini ileri sürmektedir. Başvuran kendisini yargılayıp mahkum eden DGMnin bağımsızlığı ve tarafsızlığını sorgulamaktadır. Başvuran ayrıca üçüncü bir şahıs tarafından işlenen bir fiil nedeniyle cezaya çarptırılmasının AİHSnin 7. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir. Başvuran AİHSnin 13. maddesine atıfla iç hukukta etkili başvuru yollarının bulunmadığından şikayetçidir. Başvuran son olarak AİHSnin 10. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesini hatırlatarak ifade ve iletişim kurma haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikayetler ile ilgili olarak bu mahkemenin bünyesinde hiçbir askeri hakimin yer almadığını, dolayısıyla DGMnin bağımsızlık ve tarafsızlığının bir ihtilafa yol açamayacağını hatırlatır. Kaldı ki bu mahkeme statüsünde bulunan yargıçlar anayasal ve yasal güvencelerden yararlanmaktadırlar (Bkz. mutatis mutandis, İmrek-Türkiye kararı no: 57175/00, 28 Ocak 2003). Dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetlerin AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
AİHSnin 7. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayet konusunda AİHM, AİHSnin 10/2 maddesinde yer alan öngörülebilirlik koşulu konusunda aşağıda vardığı sonuç dikkate alındığında, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu şikayetin temelden yoksun olduğuna itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Erdoğdu ve İnce-Türkiye kararı no: 25067/94 ve 25068/94).
AİHM başvuranın diğer şikayetlerinin genel ifadelerle yapıldığını ve iddialarının gerekçelendirilmediğini saptamaktadır. Öte yandan, ihtilaflı tedbirlerin AİHSnin 14. maddesi anlamında muamele farkından kaynaklandığını düşündürecek bir durum tespit edilmemiştir (Bkz. İbrahim Aksoy-Türkiye kararı no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000). Aynı şekilde ihtilaflı davanın da ayrımcı niteliği olduğuna ilişkin bir tespit bulunmamaktadır (Bkz. diğer birçokları arasında, Demirtaş-Türkiye kararı, no: 37452/97, 31 Ağustos 1999 ve mutatis mutandis, Gerger-Türkiye kararı no: 24919/94, 8 Temmuz 1999). AİHM bu şikayetlerin de aynı şekilde dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
B. Kalan şikayetlerin kabuledilebilirliği hakkında
Hükümet altı ay kuralına uymayan 35721/04 numaralı başvurunun reddedilmesi gerektiği itirazında bulunmaktadır. İç hukukta nihai karar 19 Kasım 2003 tarihinde alınmış ve ilk derece mahkemesinin kalemine 5 Şubat 2004 tarihinde iletilmiştir. Oysa iç hukukta alınan nihai kararın üzerinden altı aydan fazla geçen bir sürenin ardından AİHMye başvuru 3 Eylül 2004 tarihinde yapılmıştır.
Başvuran Hükümetin savına karşı çıkmakta ve Yargıtayın 19 Kasım 2003 tarihinde verdiği kararının kendisine hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Başvurana göre başvuru ilk derece mahkemesinin kendisine tebliğ etmiş olduğu para cezası ilamının tarihi olan 24 Nisan 2004 tarihinden itibaren altı ay kuralına uygun olarak yapılmıştır.
AİHM, Türkiye aleyhine yapılan başvurulardaki altı ay kuralına ilişkin yerleşik içtihadını hatırlatmakta yarar görmektedir.
AİHMnin bu yöndeki içtihadına göre, iç hukukta nihai kararın tebliğinin öngörülmediği durumlarda, kararın tarafların içeriğinden tamamen bilgi sahibi olacakları şekilde kendilerine sunulduğu andan itibaren altı ay kuralı işlemeye başlar (sözü edilen Seher Karataş kararı). AİHM ayrıca başvuranın ve/veya avukatının mahkeme kalemine gönderilen kararın bir örneğini edinmek için yeterli ihtimamı göstermeleri gerektiğini hatırlatır (Bkz. Mıtlık Ölmez-Türkiye kararı, no: 39464/98, 1 Şubat 2005).
AİHM bununla birlikte bu kurala yönelik istisnaların olduğunu vurgular. Sözü edilen Seher Karataş kararında AİHM, başvuranın ancak, Yargıtayın kararının ilk derece mahkemesi kalemine ulaşmasından ve/veya hükmedilen cezanın icrası için bir tebliğnamenin tebliğ edilmesin den sonra bilgi sahibi olabileceğine itibar etmiştir.
Hükmedilen para cezasının ödenmesi için gönderilen tebliğname altı ay kuralını durdurmaktadır.
Öte yandan, Yargıtayın bir duruşma yapılmasına karar verdiğinde, duruşma tarihini tebliğ etmektedir. Böyle bir durumda yargılanabilirler CMUKun 304. maddesi gereğince temyiz kararının duruşma sonunda veyahut duruşmayı takip eden hafta içinde verileceğini bilmek durumundadırlar. Sonuç itibarıyla, daha önce 4 Aralık 2003 tarih ve 45358/99 başvuru numaralı Okul-Türkiye kararında da dile getirildiği üzere, sanıklar Yargıtayın kararının tamamını aynı gün edinemedikleri takdirde, en geç karar metninin ilk derece mahkemesinin kaleminde tarafların bilgisine sunulduğu tarihte bir örneğini alabilmelidirler.
Mevcut başvuruda, Yargıtay duruşma yapmadan kararını 19 Kasım 2003 tarihinde vermiştir. Bu karar ilk derece mahkemesinin kalemine 5 Şubat 2004te iletilmiştir. Altı ay kuralı ilke olarak, bu tarihten itibaren başlamaktadır. Ancak, başvuran Şişli Cumhuriyet Savcılığı tarafından tebliğ edilen para cezası ilamıyla bu karardan ancak 24 Nisan 2004 tarihinde haberdar olabilmiştir. AİHM başvuranın 3 Eylül 2004 tarihinde yani Yargıtayın kararından yaklaşık on ay, kararın tamamının ilk derece mahkemesine tarafların bilgisine gönderilmesinden yedi ay ve para cezasının tebliğ edilmesinden yaklaşık dört ay sonra başvurusunu yaptığını gözlemlemektedir.
AİHM, Seher Karataş (sözü edilen karar) kararındaki içtihadını göz önünde bulundurarak 35/1 maddesinin konusuna ve amacına uygun olarak altı ay kuralının, Yargıtayın bir duruşma düzenlemediği dikkate alındığında, başvurana savcılık tarafından ödemesi gereken para cezası ilamının tebliğ edildiği tarihten itibaren başlaması gerektiğine itibar etmektedir. Ayrıca, sözü edilen dönemlerin toplam süresi ışığında başvurana yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlık sözkonusu değildir.
AİHM bu nedenle, Hükümetin altı ay kuralına ilişkin yapmış olduğu itirazını reddetmektedir.
AİHM bunun dışında, AİHSnin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) ve 6/1 maddesi (savcının görüşünün tebliğ edilmemesi) ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine yönelik şikayetlerin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafına istinaden dayanaktan yoksun olmadığı ve hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğine itibar etmektedir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
III. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran eski TCKnın 312. maddesine dayanılarak verilen iki mahkumiyet kararının AİHSnin 10. maddesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.
AİHMye göre mahkumiyet kararları ifade özgürlüğüne yönelik aleni bir müdahale teşkil etmektedir ve buna Hükümetin de itirazı yoktur. Öte yandan TCKnın 312. maddesi uyarınca yapılan müdahalenin meşru bir dayanağının bulunduğu ve AİHSnin 10/2 maddesi uyarınca «yasa ile öngörüldüğü» ihtilaf konusu edilmemektedir. AİHM farklı bir sonuca varılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe görmemektedir. AİHM terörle mücadele konusunun hassas niteliği ve yetkililerin bu türden eylemler karşısında temkinli davranmaları gerektiği dikkate alındığında, başvuranın mahkumiyet kararının 10/2 maddesinde yer alan kamu düzeninin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi iki meşru amacı izlediğini kabul etmektedir.
Yapılan müdahalenin gerekli olup olamdığı konusunda AİHM, dava konusu olayları yerleşik içtihadı ışığında inceleyecektir (Bkz. diğerleri arasında Seher Karataş kararı).
AİHM suç unsuru metinlerde kullanılan ifadelere ve bunların halka açık hale gelmesi koşullarına özel bir ihtimam gösterecektir. AİHM bu bağlamda mevcut başvurudaki olayları çevreleyen, özellikle terörle mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. sözü edilen Aksoy kararı).
AİHM «Ulusal baskılara son» başlıklı makalenin içeriğinde olduğu kadar kullanılan terimler itibarıyla da siyasi içerilikli bir yazı olduğunu tespit eder. Mahkeme AİHSnin 10/2 maddesinin siyasi ve/veya toplumun genel menfaatlerini içeren konularda ifade özgürlüğüne bir kısıtlama getirilmesini öngörmediğini vurgular. AİHM öte yandan, Kızılyaprak-Türkiye (no: 27528/95, 2 Ekim 2003) kararı ışığında, «Türk Devleti ulusal kurtuluş mücadelesi üzerinde baskı oluşturuyor» ifadesinden yazarın PKKyı desteklediği ve/veya bu örgütün Türkiyenin güneydoğusunda sivillere yönelik düzenlediği cinayetleri haklı göstermeye çalıştığı gibi bir çıkarımın yapılamayacağını not etmektedir. Bütün olarak değerlendirildiğinde, yazar öncelikle Kürt halkına verdiği desteği vurgulamaktadır.
İkinci mahkumiyete konu olan bildiri için de aynı durum sözkonusudur. «Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları için verdiği haklı mücadele desteklenmelidir» veya «(bu) bağlamda, işçilerin ve her milletten çalışanların öncelikli olarak Türk işçilerinin ve çalışanlarının ortak sloganı: Halkların kardeşliği için tek yol devrim» gibi ifadeler AİHMye göre şiddet çağrısı niteliğini taşımamaktadır. AİHM Marksist siyasi bir söylemin sözkonusu olduğunu, haklı mücadele söyleminin «savaş» anlamına gelmediğini, yazarın bu ifadeyi hakların kabul edilmesini sağlamak için yürütülen mücadeleye atfen kullandığı gözlemlemektedir.
AİHMye göre bu tür siyasi söylemlerin baskıcı Türk yasalarına aykırı olmaları demokratik kurallara aykırı oldukları anlamına gelmez. Bu açıdan ele alındığında, sözü edilen ifadeler Avrupa Konseyine üye diğer ülkelerde faaliyet gösteren siyasi hareketlerin söylemlerinden farklılık göstermemektedir. AİHM için önemli olan Hükümetin mezkur yazılı ifadelerin şiddeti körüklediğini, kanlı bir eyleme çağrı yaptığını veyahut hedeflenen amaçlara ulaşmak için terörist eylemleri meşru kıldığını belirtir herhangi bir alıntıyı yapmamış olduğunu saptamaktadır (Bkz. a contrario, Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997; bkz. aynı zamanda Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999). Bu ifadeler belli başlı kişilere karşı derin ve akıldışı bir kini körükleyerek şiddeti teşvik de etmemektedirler (Bkz. a contario, Sürek-Türkiye 8no1), no: 26682/95, bkz. aynı zamanda, İsak tepe-Türkiye kararı, no: 17129/02, 21 Ekim 2008).
AİHM ihtilaf konusu tedbirin AİHSnin 10/2 maddesi uyarınca «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmadığını sonucuna varmaktadır. Bu nedenle bu hüküm ihlal edilmiştir.
IV. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran 35721/04 numaralı başvuru çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmediğini, bundan dolayı AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay Başsavcısının gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kişinin yazılı olarak bunlara cevap verme imkanından mahrum kalmasını göz önüne alarak, Yargıtay Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesinden dolayı AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatır (Bkz. Göç kararı, no: 36590/97). AİHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.
V. EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran DGM tarafından ödenmesine hükmedilen para cezasının AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlaline yol açtığını öne sürmektedir.
AİHM, sözü edilen bu tedbirin, başvuranın, AİHSnin 10. maddesinin ihlalini oluşturan, mahkumiyetinin ikinci dereceden sonucu olduğunu tespit etmektedir (Bkz. yukarıda sözü edilen Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93). AİHM bu nedenle bu şikayetin esastan ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.
VI. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran ödemiş olduğu para cezasına karşılık olarak 10.000 Euro maddi tazminat ve 6.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM başvurana ödemesi hükmedilen para cezasının AİHSnin 10. maddesinin ihlalinin doğrudan bir sonucu olduğunu anımsatır. Bu nedenle başvuranın ödemiş olduğu para cezasının tamamının geri verilmesi gerekir. Edinilen bilgilerin tamamı ışığında, özellikle sözü edilen para cezasının ödendiği sıradaki kur değişim oranı dikkate alındığında AİHM başvurana 3.600 Euro maddi tazminat ödenmesini uygun görmektedir. AİHM manevi tazminat konusunda ise başvuranın bu başvuruya konu olaylar nedeniyle birtakım sıkıntılar çektiğini göz önünde bulundurmakta ve AİHSnin 41. maddesi gereğince hakkaniyet uygun olarak başvurana 2.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran yargılama masraf ve giderleri için 4.380 Euro talep etmektedir. Başvuran bu doğrultuda avukatı tarafından hazırlanan ve iç hukukta ve AİHM nezdinde yapılan çalışmalara ve çalışma saatlerine dair ayrıntıları vermektedir.
Hükümet bu miktarların dayanaksız ve aşırı olduğuna itibar etmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve yerleşik içtihat ışığında başvurana yargılama giderlerine karşılık 2.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. AİHSnin 6/1 maddesi (Yargıtay cumhuriyet başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi), 10. maddesi ve AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
3. Kalan başvuruların kabuledilemez olduğuna;
4. AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
6. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
7. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana;
i. maddi tazminat olarak 3.600 (üç bin altı yüz) Euro ödenmesine;
ii. manevi tazminat olarak 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
iii. yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına; 8. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 5 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy