(AİHS m. 6, 13, 35, 41, 44) (2577 S. K. m. 3, 4, 9) (BAKAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET HÜSNİ TUNÇ - TÜRKİYE DAVASI) (MANTOVANELLİ - FRANSA DAVASI)
(Başvuru no: 36533/04)
14.10.2008
DAVANIN ESASI
I. Dava konusu olaylar
4. Başvurucular 1955, 1986, 1984 ve 1988 doğumlu olup, Elazığda ikamet etmektedirler.
5. 14 Ekim 1999da meydana gelen bir trafik kazasında Mustafa Mesutoğlu (başvurucu Hanım Mesutoğlunun kocası ve Yusuf, Dilek ve Emrah Mesutoğlunun babası) ve Yunus Mesutoğlu (başvurucu Hanım Mesutoğlunun oğlu ve Yusuf, Dilek ve Emrah Mesutoğlunun erkek kardeşi) hayatlarını kaybetmişlerdir.
6. Adli Tıp Kurumu 3 Mart 2000de, kazaya neden olan aracın sürücüsü aleyhindeki ceza kovuşturması bağlamında tarafların sorumluluk oranlarını belirleyen bir bilirkişi raporu vermiştir.
7. Bu rapora göre yolların bakımından sorumlu idari makam olan Elazığ Belediyesi sekizde üç kusurlu görülmüştür.
8. Başvurucular bu bilirkişi raporuna dayanarak, 5 Haziran 2000de Belediye aleyhine Elazığ Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır.
9. Asliye Hukuk Mahkemesi 14 Kasım 2000de görevsizlik kararı vermiş ve başvurucuların talepte bulunmaları halinde kararın kesinleşmesinden itibaren on gün içinde dosyanın yetkili idare mahkemesine gönderileceğini belirtmiştir.
10. Başvurucular belirtilen süre içinde başvurularını yapmışlar ve dosya 21 Aralık 2000 tarihinde Malatya İdare Mahkemesine gönderilmiştir.
11. İdare Mahkemesi 11 Ocak 2001 tarihli bir kararla, başvurucuların bu kararı tebliğinden itibaren 30 gün içinde, İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca dosyadaki eksikleri tamamlamalarını istemiştir. Bu karar başvuruculara 14 Martta tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucular 2 Nisan 2001de tamamlanmış yeni başvurularını İdare Mahkemesine sunmuşlardır. İdare Mahkemesi yürürlükteki usul kuralları gereğince yeni dilekçeyi davalı tarafa iletmiş ve cevap dilekçelerini taraflara göndermiştir.
13. İdare Mahkemesi 12 Aralık 2002de, başvurucuların davasını usul sakatlığı yönünden reddetmiş ve dosyayı yeniden Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir. Bu kararın gerekçesinde, idare mahkemelerinin görevine girdiği halde adli mahkemelerde açılmış bulunan bir davada görevsizlik kararı veren adli mahkemenin dava dosyasını idare mahkemesine gönderilebileceğinin İdari Yargılama Usulü Kanununun öngörülmemiş olduğu belirtilmiştir. İdare mahkemesi, İdari Yargılama Usulü Kanununun 3. maddesi uyarınca başvurucuların doğrudan doğruya idare mahkemesine başvurmak zorunda olduklarını belirtmiştir.
14. Danıştay 2 Haziran 2003te, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve karar düzeltme talebini 18 Haziran 2004 tarihinde reddetmiştir.
II. İç hukuk ve uygulama
15. 6 Ocak 1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3, 4 ve 9. maddeleri şu hükümleri içermektedir:
Madde 3
İdari davalar (
) idare mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle (açılır)
Madde 4
Dilekçeler ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrak (...) idare (
) mahkemesi bulunmayan (yerlerde) bunlara gönderilmek üzere asliye hukuk hakimliklerine verilebilir.
Madde 9
Çözümlenmesi (...) idare (
) mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli (
) yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir.
KARAR GEREKÇESİ
I. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlali iddiası
16. Başvurucular ulusal yargısal makamların İdari Yargılama Usulü Kanununun hükümlerini aşırı biçimcilikle yorumladıklarını ve böylece mahkemeye başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkına dayanmaktadırlar. Bu fıkranın ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile (...) karara bağlanmasında, (...) bir yargı yeri tarafından, (...) adil (...) olarak yargılanma hakkına sahiptir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
17. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35(3). fıkrası uyarınca açıkça temelsiz olmadığını belirlemiştir. Bunun dışında başka bir kabuledilemezlik nedeni de yoktur. Bu bakımdan başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa İlişkin
18. Başvurucular Sözleşmenin 6(1). fıkrasına dayanarak, yargılama sürecinin adil olmamasından şikayetçidirler. Yasanın belirlediği süre içinde yeni bir başvuru yapmış olmalarına karşın, dosyanın gönderilmesine ilişkin usul sakatlığı gerekçesiyle, ulusal yargı makamları tarafından davanın kabuledilemez olduğuna karar verildiğini belirtmektedirler. Başvurucular, böylece ulusal yargı makamlarının adalete aykırı olarak, kendilerini davalarının esastan incelenmesi olanağından yoksun bıraktıklarını ve mahkemeye başvurma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
19. Hükümet başvurucuların iddiasını reddetmektedir.
20. Mahkeme, ulusal mevzuatın en başta ulusal makamlar ve özellikle mahkemeler tarafından yorumlanacağını hatırlatır. Mahkemenin rolü, yapılan bu yorumun sonuçlarının Sözleşme ile bağdaşıp bağdaşmadığını denetlemekten ibarettir. Bu durum, özellikle usul kurallarının mahkemeler tarafından yorumlanması söz konusu olduğunda geçerlidir. Bir başvurunun yapılmasında uyulacak sürelere ve usullere ilişkin düzenlemeler, adaletin gereği gibi dağıtılmasını ve özellikle hukuk güvenliğinin sağlamasını amaçlar (bk. diğerlerinin yanında 26 Temmuz 2007 tarihli Walchli - Fransa kararı, bşv. no. 35787/03, parag. 27).
21. Mahkeme, mahkeme hakkının bir yönünü oluşturan mahkemeye başvurma hakkının mutlak bir hak olmadığını hatırlatır. Bu hak özellikle bir başvurunun kabuledilebilirlik koşulları bakımından zımni sınırlamalara tabidir; çünkü mahkemeye başvurma hakkı, niteliği gereği, devletin düzenleme yapmasını gerektirir; devlet bu noktada belirli bir takdir alanına sahiptir (bk. diğerlerinin yanında Garcia Manibardo - İspanya kararı, bşv. no. 38695/97, parag. 36; 12 Kasım 2002 tarihli Zvolsky ve Zvolska - Çek Cumhuriyeti kararı, bşv. no. 46129/99, parag. 47). Bununla birlikte bu sınırlamalar, bireyin mahkemeye başvurma hakkının özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlamamalıdır. Dahası bir sınırlama, meşru bir amaç izlemiyorsa ve kullanılan araçlar ile gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi yoksa, Sözleşmenin 6(1). fıkrasıyla bağdaşmaz (bk. 27 Temmuz 2006 tarihli Nedzela - Fransa kararı, bşv. no. 73695/01, parag. 45; 29 Temmuz 1998 tarihli Guérin - Fransa kararı, parag. 37).
22. Bu ilkelerden çıkan sonuca göre mahkemeler, mahkemeye başvurma hakkının kullanılmasının yasal şartlara tabi olduğu hallerde usul kurallarını uygularken, hem usuldeki hakkaniyete zarar verecek kadar aşırı biçimcilikten ve hem de yasalar tarafından belirlenmiş usul şartlarını ortadan kaldırmaya varacak kadar aşırı esneklikten kaçınmak zorundadırlar (bk. yukarıda geçen Walchli kararı, parag. 29).
23. Mahkeme ilk olarak İdari Yargılama Usulü Kanununun 9. maddesinin, Türk idare hukukunda davanın kabuledilebilirlik koşullarından birini düzenlediğini kaydeder. Mahkeme ikinci olarak İdare Mahkemesinin, İdare Yargılama Usulü Kanununun 9. maddesinin görevsizlik kararı veren bir adli yargı yerlerinin dava dosyasını idari yargı yerlerine göndermelerini öngörmediği gerekçesiyle, başvurucuların davasını esastan incelemeksizin kabuledilemez bulduğunu kaydeder. Mahkeme son olarak İdare Mahkemesinin, olayın içinde bulunduğu şartlar göz önünde tutulduğunda bu sonuca yargılama sürecinin başında varabilecek olduğu halde başında değil, fakat dosyanın kendisine gönderilmesinden yirmi aydan fazla bir süre sonra, yani dilekçeleri karşılıklı olarak taraflara iletip usule ilişkin işlemleri yerine getirdikten sonra varmıştır (bk. yukarıda parag. 12 ve 13). İdare Mahkemesi, başvurucuların İdari Yargılama Usulü Kanunun diğer tüm şartlarına uygun olan davasını kabuledilebilir bulduktan sonra, ilgililerin esasa ilişkin bir karar elde etmeyi bekledikleri bir aşamada usul sakatlığından dolayı reddetmiştir (aynı yer).
24. Öte yandan Mahkeme ilk olarak, dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda parag. 9). Ayrıca Mahkeme, uyuşmazlık konusu yargılama usulünün sonucu hakkında bir spekülasyonda bulunmaksızın, olayın içinde bulunduğu özel koşullarda, başvurucuların dosyasının daha önce konu bakımından görevsizlik kararı vermiş olan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından İdare Mahkemesine gönderilmiş olması ile başvurucular tarafından sunulması arasında, İdari Yargılama Usulü Kanununun 9. maddesindeki şekil ve süreler bakımından hiçbir fark bulunmadığı kanısındadır. Hangi yöntem izlenmiş olursa olsun olaydaki amaç, konu bakımından görevli yargı yerinin davaya bakmasını sağlamaktır. Bununla birlikte Mahkeme, 9. maddenin dar bir biçimde uygulanması halinde dahi, uyuşmazlık konusu usulün başından itibaren ve İdare Mahkemesinin ara kararının ardından, başvurucuların İdari Yargılama Usulü Kanununun gereklerine tamamen uygun yeni bir başvuru yapmış olduklarını kaydeder (bk. yukarıda parag. 12).
25. Mahkemeye göre, 4. madde ile birlikte değerlendirilen 9. maddenin varlık sebebi (ratio legis), idari yargı makamlarına başvuruda bulunmayı kolaylaştırmaktır. Dolayısıyla, mevcut olayda başvurucuların taleplerinin esastan incelenmesini engelleyen usul hükümlerinin yorumu, mahkemeler tarafından etkili bir şekilde korunma hakkını ihlaline götürmektedir (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte, Miragall Escolano ve Diğerleri kararı, parag. 37).
26. Tüm bunlar nedeniyle Mahkeme, İdari Yargılama Usulü Kanununun 9. maddesini son derece dar uygulayan Türk idari yargı makamlarının aşırı biçimcilik yaparak, başvurucuları mahkemeye başvurma hakkından ve böylece Sözleşmenin 6(1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkından yoksun bıraktıkları sonucuna varmaktadır.
27. Buna göre, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmiştir.
II. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlali iddiası
28. Başvurucular aynı olaylara dayanarak, Sözleşmenin 6(1). fıkrasından kaynaklanan iddiaları için başvurabilecekleri bir iç hukuk yolu bulunmamasından şikayetçidirler. Başvurucular Sözleşmenin 13. maddesine dayanmaktadırlar. Bu madde şöyledir:(
) Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.29. Hükûmet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
29. Mahkeme bu iddianın yukarıda incelenen konuya bağlı olduğunu ve bu nedenle kabuledilebilir olduğunu beyan etmektedir.
30. Sözleşmenin 6(1). fıkrasına ilişkin yaptığı tespitleri (bk. yukarıda parag. 24-27) göz önünde tutan Mahkeme, bu maddenin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmaktadır (bk. ayrıntılardaki farklılıklarla birlikte 12 Haziran 2007 tarihli Bakan - Türkiye kararı, bşv. no. 50939/99, parag. 81; 21 Şubat 2008 tarihli Mehmet Hüsni Tunç - Türkiye kararı, bşv. no. 20400/03 parag. 35).
III. Sözleşmenin 41. maddesinin uygulanması
32. Sözleşmenin 41. maddesi şöyledir: Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
A. Zararlar
31. Başvurucular, aile bireylerinin kaybından ötürü uğradıkları zarar için 181,512.80 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaşık 92,500 Euro) maddi tazminat ve davalarının esastan görülememesinden kaynaklanan 15,000 Euro manevi tazminat istemektedirler.
32. Hükümet bu talepleri reddetmektedir.
33. Mahkeme, Sözleşmenin 6(1). fıkrası ihlal edilmemiş olsaydı, tartışma konusu davanın sonucunun ne olacağı konusunda bir spekülasynda bulunamaz (bk. örneğin 18 Mart 1997 tarihli Mantovanelli - Fransa kararı, parag. 40). Dolayısıyla başvurucuların maddi zararlara ilişkin taleplerinin reddedilmesi gerekir. Bununla birlikte adil yargılanma hakkından yoksun bırakılmış olmaları, 6(1). fıkrasının ihlal edildiğinin tespit edilmesiyle telafi edilemeyecek bir manevi zararlara yol açmıştır. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca Mahkeme, adil karşılık olarak, başvuruculara hep birlikte 3,000 Euro tazminat ödenmesine karar verir (bk. Walchli kararı, parag. 41; 08 Mart 2007 tarihli Arma - Fransa kararı, bşv. no. 23241/04, parag. 40).
B. Masraflar
34. Başvurucular çeviri masrafı yaptıklarını söylemekte, ancak bu iddiaları ile ilgili rakam vermemektedirler. Başvurucular bu talepleri ile ilgili başka belge de sunmamışlardır.
35. Hükümet temelsiz oldukları gerekçesiyle bu talepleri reddetmektedir.
36. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre 41. madde kapsamındaki masraflar, bunların gerçekliği, gerekliliği ve makul düzeyde olduğu ortaya konulduğu takdirde geri istenebilir (bk. Iatridis - Yunanistan, adil karşılıkla ilgili Büyük Daire kararı, bşv. no. 31107/96 sayılı, parag. 54).
37. Mahkeme, başvurucuların ücretler ve masraflara ilişkin taleplerinin gerekli belgelerle desteklenmediğine gözlemlemektedir. Bu durumda talebin reddi gerekir.
C. Gecikme faizi
38. Mahkeme, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının en yüksek kredi faiz oranına üç puan eklenerek hesaplanmasına hükmeder.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 6(1). fıkrasının ihlaline;
3. Sözleşmenin 13. maddesine dayanan şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına;
4. a) Sözleşmenin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde davalı devletin başvuruculara manevi tazminat olarak ödeme tarihindeki orandan Türk Lirası karşılığı olarak 3,000 Euro (üç bin Euro) ödemesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar olan süre için Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli en yüksek kredi faizine uyguladığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil karşılıkla ilgili diğer taleplerin reddine
Karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy