(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (3402 S. K. m. 29) (PEKİNEL - TÜRKİYE DAVASI) (KALGI - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZTUNÇ - TÜRKİYE DAVASI) (MEŞRURE SÜMER - TÜRKİYE DAVASI) (REMZİ BALCI - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 3738/04)
KARAR
STRAZBURG
2 Şubat 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 3738/04 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Naim Aktarın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 7 Ocak 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
Başvuran, 1940 doğumludur ve Ankarada ikamet etmektedir.
Başvuran, 15 Ocak 1977 tarihinde Çanakkalenin Bozcaada ilçesinde bulunan yedi adet parseli satın almıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte bölgede kadastro çalışması yapılmış ve söz konusu taşınmazlar Hazine adına kaydedilmiştir.
21 Ağustos 1991 tarihinde, başvuran, Bozcaada Kadastro Mahkemesi önünde bölgede yapılan kadastro çalışmasına itiraz etmiş ve Hazine adına yapılan tescilin iptalini talep etmiştir.
İlk duruşma 5 Kasım 1991 tarihinde yapılmıştır. Başvuran, 16 Haziran 1992 ile 17 Kasım 1998 tarihleri arasında yapılan duruşmalara katılmamıştır. Ayrıca, 16 Haziran 1992 ile 22 Şubat 1994 tarihleri arasındaki duruşmalar, Hazine tarafından başvuranın adresi belirlenene kadar ertelenmiştir.
3 Mayıs 1994 tarihinde yapılan duruşmada, Bozcaada Kadastro Mahkemesi, söz konusu parsellerin yerinde incelenmesine karar vermiştir. Ancak, inceleme için ödenecek ücrete ilişkin resmi tebligat 21 Temmuz 1998 tarihinde başvurana bildirilmiş ve söz konusu inceleme 4 Eylül 2000 tarihinde yapılmıştır.
29 Mart 2002 tarihinde, Bozcaada Kadastro Mahkemesi, başvuranın söz konusu parsellerden üçüne ilişkin talebini kısmen kabul etmiştir. Mahkeme, bu üç parselin tapuya tescil edilmemiş olduğundan hareketle başvuranın kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyeti kazandığına hükmetmiştir. Diğer dört parsel Hazine adına tescil edilmiş olduğundan, zilyetlik yoluyla mülkiyetinin kazanılamayacağına karar vermiştir. Aynı gerekçe ile 1977 yılında düzenlenen fatura da geçersizdir. Ayrıca, Hazine söz konusu parsellere ait geçerli tapuya sahip olmasaydı bile, başvuran, tescil edilmemiş parsellerin zilyetlik yoluyla mülkiyetinin kazanılması için gerekli şartları yerine getirmemiştir. Bozcaada Kadastro Mahkemesi, söz konusu kararını, yerinde inceleme raporlarına, tanık ve bilirkişi ifadelerine, tapu senetlerine, vergi kayıtlarına, faturalara, krokilere ve zirai ve teknik bilirkişi raporlarına dayandırmıştır.
Yargıtay, 4 Şubat 2003 tarihinde davanın esasına ilişkin olarak yaptığı duruşmada Bozcaada Kadastro Mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, 18 Haziran 2003 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Söz konusu karar, 11 Temmuz 2003 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Yargılama süresine ilişkin
Başvuran, yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre şartına uygun olmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiş ve başvuranın şikayetlerini yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, benzer davalarda Hükümetin bu itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Pekinel/Türkiye, no. 9939/02). AİHM, söz konusu davada içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin itirazını reddederek şikayetin kabuledilebilir olduğuna karar verir.
AİHM, davanın esasına ilişkin olarak, söz konusu yargılamanın 21 Ağustos 1991 tarihinde başlayıp 18 Haziran 2003 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla, dava iki aşamalı yargıda yaklaşık on bir yıl on ay sürmüştür.
Hükümet, başvuranın davasının karara bağlanmasını geciktiren asıl sebebin başvuranın tutumu olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın altı yıl boyunca duruşmalara katılmadığını, yerinde inceleme yapılması için gerekli ücreti gecikmeli olarak yatırdığını ve avukatının birçok kez ek süre talebinde bulunduğunu belirtmiştir.
Başvuran, 3402 No.lu Kadastro Kanununun 29. maddesi uyarınca, Bozcaada Kadastro Mahkemesinin, tarafların duruşmaya katılmaması halinde bile yargılamaya devam etmesi ve davaya ilişkin kararını vermesi gerektiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, başvuran, duruşmalara katılmamasının yargılama süresinin uzamasına neden olamayacağını belirtmiştir.
AİHM, yargılama süresinin dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve söz konusu anlaşmazlıkta başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlender/Fransa, no. 30979/96).
AİHM, başvuranın tutumuyla ilgili olarak, başvuranın altı yıl boyunca duruşmalara katılmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, başvuranın duruşmalara katılmamasının bazı gecikme ve sıkıntılara yol açmış olabileceğini kaydeden AİHM, söz konusu sebeple hiçbir duruşmanın ertelenmediğini ve iç hukuk uyarınca başvuranın hazır bulunmaması halinde bile kadastro mahkemesinin yargılamaya devam etmek zorunda olduğunu kaydeder (Kalgı/Türkiye, no. 37252/05). Dolayısıyla, AİHM, yargılamanın uzun sürmesinin başvuranın tutumuyla açıklanamayacağı kanaatindedir.
AİHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar ortaya koyan birçok davada AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Öztunç/Türkiye, no. 74039/01; Meşrure Sümer/Türkiye, no. 64725/01). Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AİHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için Hükümetin ikna edici herhangi bir delil veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, yargılama süresinin çok uzun olduğuna ve makul süre şartının yerine getirilmediğine karar vermiştir. Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Yargılamanın adilliğine ilişkin
Başvuran, ayrıca, yerel mahkeme kararlarının keyfi olduğu konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 6/1 maddesine dayandırmıştır. Başvuran, yerel mahkemelerin, yargılamayı yürütürken ve kanıtları değerlendirirken tarafsız davranmadığını ve delillerin kendi lehinde olmasına rağmen Hazinenin iddialarını desteklediğini ileri sürmüştür.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, söz konusu iddianın temelde kanıtların değerlendirilmesi ve yerel mahkemeler önündeki yargılamanın sonucuyla ilgili olduğunu tespit eder. Bununla birlikte, yerel davaların sonuçlarını sorgulayarak dördüncü derece temyiz mahkemesi gibi hareket etmek AİHMnin görevi değildir (Vidal/Belçika, A Serisi no. 235-B). AİHM, ayrıca, söz konusu arsanın fiziksel özellikleri ile mülkiyetine ilişkin olarak yerel mahkemeler tarafından yapılan tespitlerin yerine kendi görüşünü koyamaz (Balcı/Türkiye, no. 68545/01).
AİHM, başvuranın çekişmeli yargı sürecinden faydalandığını gözlemlemektedir. Başvuran, yargılama süresince bir avukat tarafından temsil edilmiş, iddiasını ortaya koyabilmiş ve iddiasını desteklemek üzere tanıklardan faydalanmıştır. Yargıtay da davanın esasına ilişkin duruşma yapmış ve tarafları dinlemiştir. Ayrıca, davanın reddedilmesinin maddi ve hukuki sebepleri hem ilk derece mahkemesinin hem de Yargıtayın kararında ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Bu koşullar altında, AİHM, söz konusu davada, başvuranın, AİHSnin 6/1 maddesinde yer alan usuli güvencelerin ihlal edildiğine veya yerel mahkeme kararlarının keyfi olduğuna ilişkin savunulabilir bir iddianın temelini oluşturmadığı kanaatindedir (Pekinel).
AİHM, söz konusu iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, maddi tazminat olarak 300,000 Euro, manevi tazminat olarak 100,000 Euro talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM, söz konusu talebin reddedilmesine karar verir. Bununla birlikte, AİHM, başvuranın manevi zarar görmüş olabileceği kanaatindedir. AİHM, hakkaniyete uygun olarak, bu başlık altında başvurana 5,200 Euro ödenmesine karar verir.
Başvuran, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderlerinin geri ödenmesini talep etmemiştir. Bu nedenle, AİHM, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar verir.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Yargılama süresinin uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından, başvurana, manevi tazminat olarak 5,200 Euro (beş bin iki yüz Euro), yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro (beş yüz Euro) ödenmesine; (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 2 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy