(6292 S. K. m. 7) (4721 S. K. m. 1007) (AİHS m. 6, 13, 14, 17, I NOLU PROTOKOL) (REMZİ AYDIN - TÜRKİYE DAVASI)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
(Başvuru no: 39149/04)
11 Aralık 2012 tarihinde,
Başkan
Guimondi Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), yapılan müzakereler sonrasında referansları ile başvuru tarihlerinin ekte yer aldığı başvuruları, davalı Hükümetin görüşleri ve bu görüşler doğrultusunda başvuranların verdiği cevapları da dikkate alarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Türk vatandaşı olan başvuranların, isim, soy isim, doğum tarihi ve ikametgâhları ile kendilerini temsil eden avukatların isimleri ekli listede sunulmaktadır.
Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Başvuranlara ait taşınmaz tapu kayıtları mahkeme kararları doğrultusunda her hangi bir tazminat ödenmeksizin, değişik tarihlerde Hazinesi lehine iptal edilmiştir.
Kararlar, ihtilaf konusu mülklerin, hem Devlete ait orman arazisi (2B arazileri) olmalarına hem de orman vasfını kaybetmeden evvel tespit işlemlerinin gerçekleşmesine dayanmaktadır. Sonuç olarak, tapu kayıtlarının başvuranlar yararına düzenlenmesi hukuka uygun olmayıp bu sebepten ötürü iptal edilmeleri gerekiyordu.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulamaları
1. Son içtihadı gelişmeler
AİHM tarafından orman arazileriyle ilgili alınan kararların ardından (bkz., diğerleri arasından, Turgut ve diğerleri v. Türkiye, no 1411/03, 8 Temmuz 2008), Yargıtay içtihat değiştirmiş ve dava konusu taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi durumunda; kişinin, devlet tarafından tutulan tapu sicilinden doğan tüm zararlardan sorumlu olacağının düzenlendiği Medenî Kanunun 1007. maddesine dayanarak, tazminat almasına imkan tanımaktadır. Yargıtay ayrıca, tazminat davasının tapu kaydının iptal edilme tarihinden itibaren on yıl içerisinde açılabileceğine karar vermiştir.
AİHM, Yargıtayın bu yeni içtihadına ve Altunay v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 42936/07, §§ 21-27, 17 Nisan 2012) kararına atıfta bulunmaktadır.
2. Son yasal gelişmeler
Millet Meclisi 18 Nisan 2012 tarihinde 6292 sayılı Kanunu (Resmi Gazetede yayımlanmış ve 26 Nisan 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir) kabul etmiştir; bu kanunun 7. maddesi, tapuları iptal edilen 2B arazilerinin son sahiplerine iade edilmesini öngörmektedir.
Aynı madde, taşınmazın iade edilemeyeceği bazı durumları açıklamakta ve benzer durumda, hak sahiplerine taşınmazları yerine, rayiç bedellerin ödenmesi gerektiğini ya da rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilmesi gerektiğini düzenlemektedir.
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşmenin 6.,13.,14. ve 17. maddelerini içeren çeşitli hükümlerine ve Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanarak, tapu kayıtlarının tazminat ödenmeden iptal edilmesini haksız ve adaletsiz bulduklarını ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Hükümet, güncel içtihatların ve yasal gelişmelerin temeline ilişkin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, mahkemeyi, başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir.
Başvuranlar iç hukuk yollarının tüketilmesi şartının başvurunun yapıldığı tarihte değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Hâlbuki Hükümet tarafından belirtilen iç hukuk yolları başvuruların yapıldığı tarihte mevcut değildir. Ayrıca başvuranlara göre, söz konusu iç hukuk yolları etkin olmadığı gibi manevi zararın telafisini de imkânsız kılmaktadır. Sonuç olarak, başvuranların taşınmazlarının iadesini talep etmeleri veya tazminat talep etmeleri için başvuranlardan uzun süren ve daha masraflı olan yeni girişimlerde bulunmalarını istemek adil değildir.
Mahkeme, ortaya konulan sorular ve olaylara ilişkin davaların benzerliğine dayanarak, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. paragrafı uyarınca bu davaların birleştirilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Dava koşullarının hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili olan AİHM, tarafların mahkemeye atfettiği nitelendirmeye bağlı değildir (bkz. diğerleri arasında, Remzi Aydın v. Türkiye no. 30911/04, § 44, 20 Şubat 2007). Somut olayda Mahkeme Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamında başvuranların şikâyetlerinin incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
Mahkeme daha önce de iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle benzer başvuruları incelediğini ve kabul edilemez olduklarına karar verdiğini gözlemlemiştir.
Bundan dolayı, iç hukuk yolları başvurular yapıldıktan sonra oluşturulmuş olsa dahi Mahkeme, Medeni Kanununun 1007. maddesinde öngörülen tazminat yolunun ve ayrıca 6292 sayılı Kanunun 7. maddesince son olarak düzenlenen iade/tazminat yolunun Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafı bağlamında tüketilmesi gereken iç hukuk yolları oluşturduğunu değerlendirmiştir (yukarıda anılan Altunay, §§ 30-38 ve Arıoğlu v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no 11166/05, §§ 22-35, 6 Kasım 2012).
Mahkeme, somut olayda başka bir yaklaşımda bulunmasını gerektiren hiçbir koşulun bulunmadığını açıkça görmektedir.
Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruların kabul edilemez olduklarına karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, AİHM oybirliği ile,
Başvuruların birleştirilmesine ve kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy