(AİHS m. 3, 5, 34, 35, 41, 44) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (HAMZA YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 41253/04)
KARARIN
ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
7 Temmuz 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41253/04) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Serkan Yerdelenlinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 22 Aralık 2003 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından G. Çelik tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1972 doğumludur.
12 Nisan 2002 tarihinde başvuran, yakalanmış ve Kadıköy Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır. 27 Haziran 2001 tarihinden beri başvuran dolandırıcılıktan ve firardan aranmaktaydı.
Yakalama tutanağında başvuranın kaçmaya çalıştığı ancak polisler tarafından kontrol altına alındığı belirtilmektedir.
Aynı gün başvuran bir tabip tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen sağlık raporunda hastanın vücudunda lezyona rastlanmadığı belirtilmiştir.
15 Nisan 2002 tarihinde, başvuran tutuklanmıştır.
Başvuranın gözaltı bitiminde adli tabip tarafından düzenlenen sağlık raporunda aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
karın sol yanda 4x4 cmlik rengi değişmeye başlamış ekimoz alanı; sırtta orta sol yanda 20x5 cmlik rengi değişmeye başlamış ekimoz alanı; alın sağ yanda 1x2 cmlik ekimoz ve şişlik, bileklerde kelepçeye bağlı 1x2 cmlik lezyonlar. Hayati tehlikesi bulunmayan hastaya 7 günlük işgöremez raporu verilmiştir.
16 Mayıs 2002 tarihinde, kötü muameleye maruz kaldığını ileri süren başvuran, avukatı aracılığıyla, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında, Kadıköy Savcılığına şikayet dilekçesini sunmuştur.
2 Mayıs 2003 tarihinde Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın vücudunda lezyona rastlanmadığını belirten sağlık raporları nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir.
27 Mayıs 2003 tarihinde, avukatı aracılığıyla başvuran, gözaltı bitiminde düzenlenen 15 Nisan 2002 tarihli sağlık raporunu dosyaya ekleyerek sözkonusu karara itiraz etmiştir.
5 Haziran 2003 tarihinde, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz edilen takipsizlik kararının yasaya uygun olduğuna kanaat getirerek sözkonusu talebi reddetmiştir. Sözkonusu karar, 15 Ağustos 2003 tarihinde, başvuranın avukatına tebliğ edilmiştir.
HUKUK
AİHSnin 3. maddesine atıfta bulunarak başvuran, Kadıköy Emniyet Müdürlüğünde kötü muameleye maruz ve gözaltından sorumlu polis memurlarının cezasız kalmalarından şikayetçidir.
Hükümet, tazminat elde edebilmek amacıyla, başvuranın idari ve sivil mahkemelerde dava açmamasından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
Başvuran, AİHSnin 35. maddesinin gereklerine riayet ettiği kanaatindedir.
AİHM, müteaddit defalar benzer itirazı incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Karayiğit-Türkiye, başvuru no: 63181/00, 5 Ekim 2004). AİHM, işbu davada, önceki sonuçlardan farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememektedir. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
Sonuç olarak AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca AİHSnin 3. maddesi kapsamında yapılan şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirlemektedir. AİHM, kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe görememektedir. Dolayısıyla başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Davanın esası ile ilgili olarak, Hükümet, başvuranın yakalandığı sırada yaralandığı görüşündedir.
Başvuran, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır ve olayların kendi aktardığı şekilde olduğunu ileri sürmektedir.
AİHM, başvuranın yakalanmasının ardından düzenlenen sağlık raporunda başvuranın vücudunda hiçbir lezyona rastlanmadığını gözlemlemektedir.
Bilahare AİHM, gözaltının bitiminde başvuranın adli tabip tarafından muayene edildiğini ve düzenlenen raporda özellikle başvuranın vücudunda ekimoz alanlarına rastlandığını ve 7 gün işgöremezlik kararı verildiğini belirtmektedir.
Hükümetin ifade ettiği gibi başvuranın vücudunda gözlemlenen yara izlerinin sorgusu sırasında meydana geldiğini ortaya konmamıştır. Ayrıca kimse sözkonusu yara izlerinin daha önceki bir döneme ait olduğunu iddia etmemiştir.
Sonuç olarak, takdirine sunulan unsurların tamamını ve Hükümet tarafından makul bir açıklama yapılmayışını göz önüne alan AİHM, Savunmacı Devletin başvuranın vücudunda tespit edilen yaralardan sorumlu olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
Bu itibarla AİHSnin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.
Yetkililerin başvuranın kötü muamele iddiaları karşısında etkili bir biçimde harekete geçip geçmedikleri hususunda ise Hükümet görüş bildirmemiştir.
Başvuran, gözaltından sorumlu polis memurlarının hiçbir zaman yargılanmamalarından şikayetçidir.
AİHM, davanın takipsizlikle sonuçlandığını ve takipsizlik kararına başvuranın yapmış olduğu itirazın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, AİHMye göre, iddialarını sağlık raporu ile desteklediği halde dilekçesinde başvuran tarafından yapılan itirazların Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmaması üzücüdür. Sözkonusu unsurlar, AİHMnin, dava konusu olaylardan sorumlu kişilerin tespit edilmesi ve cezalandırılması için mevcut davada yürütülen soruşturmanın etkili ve yeterli nitelikte olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşması için yeterlidir.
Dolayısıyla AİHSnin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
Başvuran, gözaltı sırasında, AİHSnin 5. maddesinin 2. ve 3. paragraflarının da ihlal edilmesinden şikayetçidir.
Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğini savunmaktadır.
AİHM, iç hukuk yolu bulunmadığında, altı ay kuralının, başvuruda geçen eylemden itibaren işlemeye başlayacağını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Hamza Yılmaz - Türkiye, başvuru no: 46732/99, 1 Nisan 2003). Mevcut davada, AİHM, ihtilaflı gözaltının,15 Nisan 2002 tarihinde sona erdiğini ve bu tarihten itibaren altı ay süresinin işlemeye başladığını gözlemlemektedir. Ancak, başvuru, 22 Aralık 2003 tarihinde yapılmıştır. Bu itibarla başvurunun 35/1 maddesi uyarınca altı ay kuralına riayet edilmemiştir ve AİHSnin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, başvuran, maruz kaldığı manevi zararın 40.000 Euroya tekabül ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için 10.000 Euro talep etmektedir. Başvuran hiçbir belge sunmamakta ve İstanbul Barosu avukatlık ücret tarifesini sunmakla yetinmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
Başvuranın mağdur olduğu AİHSnin 3. maddesinin ihlalini göz önüne alarak AİHM, başvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir. AİHM içtihadına göre, yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir (bkz, örneğin, Bottazi-İtalya, başvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, başvuru no: 37645/97, 1 Ekim 2002). Mevcut davada, belge sunulmamasını göz önüne alarak, AİHM, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddetmektedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, AİHSnin 3. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere,
her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat ödenmesine
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy