(AİHS. m. 6, 8, 14, 34, 35, 44) (4721 S. K. m. 24 ve 25) (TAVLI - TÜRKİYE DAVASI) (GARCÍA RUİZ - İSPANYA DAVASI)
(Başvuru no. 4149/04 ve 41029/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
27 Temmuz 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4149/04 ve 41029/04 nolu davanın nedeni, Mustafa Aksu (başvuran) adlı T.C. vatandaşının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 23 Ocak 2004 ve 4 Ağustos 2004 tarihlerinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurulardır.
Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından Ş. Buldu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1931 doğumlu başvuran, Ankarada ikamet etmektedir.
A. 4149/04 Nolu başvuruya ilişkin olarak
Başvuranın açtığı tazminat davası
Kültür Bakanlığı 2000 yılında Prof. Ali Rafet Özkanın yazdığı "Türkiye Çingeneleri" adlı bir kitap yayınlamıştır.
Başvuran 15 Haziran 2001 tarihinde Çingene Dernekleri adına Kültür Bakanlığı'na bir mektup göndermiştir. Mektubunda, yazarın, kitabın yirmi dört sayfasında, Çingeneleri, yasadışı eylemlere karışan, hırsız, yan kesici, dolandırıcı, soyguncu, tefeci, dilenci, uyuşturucu satıcısı, fahişe ve genelevci gibi yaşayan, çok eşli ve kavgacı kimseler olarak tanıttığını belirtmiştir. Ayrıca, Çingene kadınlar kocalarına sadık olmadıkları biçiminde yansıtılmışlardır. Başvuran kitabın Çingeneleri aşağılayıcı ve onurlarını kırıcı unsurlar içerdiğini belirtmiştir. Bu unsurların cezai suç teşkil ettiğini iddia ederek, kitabın satışının durdurulup tüm kopyalarına el koyulmasını talep etmiştir.
Aynı gün, Bakanlık kitabın tüm kopyalarının düzeltme yapılması için yayın bölümüne iadesine karar vermiştir.
Başvuran 11 Ekim 2001 tarihinde Kültür Bakanlığına bir mektup yazıp, kopyaların toplatılıp toplatılmadığını sormuştur.
Bakanlık 17 Ekim 2001 tarihinde başvurana, yedi profesörden oluşan Yayın Danışma Kurulunun kitabın bilimsel araştırma sonucu oluştuğuna ve hakaret ve benzeri unsurlar içermediğine karar verdiğini bildirmiştir. Ayrıca başvurana, kitabın yazarının metinde düzeltmeler yapılmasına izin vermediği ve yazarın isteğiyle, Bakanlığın kitabın telif haklarını yazara devrettiği bildirilmiştir.
Başvuran 4 Şubat 2002 tarihinde, Kültür Bakanlığı ile Prof. Ali Rafet Özkana birer mektup göndermiş, ilk talebini yinelemiştir. Ancak mektuplarına yanıt alamamıştır.
Peşinden başvuran, 30 Nisan 2002 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesinde Kültür Bakanlığı ve kitabın yazarı hakkında dava açmış, kitabın içerdiği ifadeler nedeniyle gördüğü manevi zarar için tazminat talep etmiştir. İfadelerin Çingene kimliğine saldırı teşkil ettiğini ve onur kırıcı olduğunu iddia etmiştir. Başvuran ayrıca kitabın kopyalarının toplatılmasını ve basım ve dağıtımının yasaklanmasını istemiştir.
Kitabın yazarı, yanıt olarak, Adana Emniyet Müdürlüğünün kayıtlarını ve başka yazarların Çingenelerle ilgili yazdığı kitapları kullandığını, Çingeneleri aşağılamak veya onurlarını kırmak niyetinde olmadığını belirtmiştir. Yazar ayrıca başvuranın atıfta bulunduğu paragrafların tek başlarına değil, bütün kitap bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 24 Eylül 2002 tarihinde başvuranın yazarın kitabına ilişkin taleplerini reddetmiştir. Kitabın bilimsel araştırma sonucu yazıldığı, bilimsel verilere dayandığı, Türkiyedeki Çingenelerin sosyal yapısını incelediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla ilk derece mahkemesi, başvuranın talebiyle ilgili yargı yetkisinin idare mahkemelerinde olması nedeniyle yetkisi bulunmadığına karar vermiştir.
Başvuran 25 Ekim 2002 tarihinde itiraz etmiştir. Dilekçesinde, kitabın bilimsel araştırma olarak değerlendiremeyeceğini, bu nedenle Kültür Bakanlığının bunu yayınlamaması gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay 21 Nisan 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Kararında, sözkonusu ifadelerin genel nitelikte olduğunu kaydetmiştir. Bu nedenle ifadelerin tüm Çingeneleri ilgilendirdiği ya da başvuranın kimliğine saldırı teşkil ettiği sonucuna varılması için dayanak bulamamıştır.
8 Aralık 2003 tarihinde başvuranın kararın düzeltilmesi talebi reddedilmiştir.
Akabinde, başvuran, belirlenemeyen bir tarihte, Ankara İdare Mahkemesinde, Kültür Bakanlığı hakkında dava açmıştır. Manevi tazminat talep etmiş, Kültür Bakanlığının yayınladığı kitabın Çingene toplumunu aşağılayıcı ve onur kırıcı unsurlar içerdiğini iddia etmiştir. İdare Mahkemesi 7 Nisan 2004 tarihinde, başvuranın davasını reddetmiştir. Sözkonusu kitabın, yayınlanmadan önce, Yayın Denetleme Kurulunun tayin ettiği bir Raportör tarafından incelendiği sonucuna varmıştır. Raportörün onayının ardından, Yayın Danışma Kurulu kitabı yayınlamayı kabul etmiştir. Başvuranın iddialarının öne sürülmesinin ardından, yedi profesörden oluşan Danışma Kurulu kitabı 25 Eylül 2001 tarihinde yeniden incelemiş, kitabın bilimsel araştırmaya dayadığına, dağıtımı ve satışının devam etmesinde sakınca bulunmadığına karar vermiştir. İdare Mahkemesi bu nedenle başvuranın iddialarının dayanaksız olduğuna karar vermiştir. Dava dosyasındaki belgelerden başvuranın karara itiraz edip etmediğini anlaşılamamaktadır.
B. 41029/04 Nolu başvuruya ilişkin olarak
Bir devlet kurumu olmayan Dil Derneği, 1998 yılının Aralık ayında, Öğrenciler için Türkçe Sözlük başlıklı bir sözlük yayınlamıştır. Sözlüğün basımını Kültür Bakanlığı finanse etmiştir.
Başvuran 30 Nisan 2002 tarihinde Çingene Kültür Dernekleri Konfederasyonu adına Dil Derneği Başkanlığına bir mektup yazmıştır. Mektubunda sözlükteki birtakım deyişlerin önyargılı ve Çingeneleri aşağılayıcı olumsuz anlamlarla tanımlandığını belirtmiştir.
Başvuran ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu'nun sözlüklerinde, talepleri üzerine bu deyişlerin tanımlarının değiştirildiğini belirttiğini, Dil Derneği'nin sözlüğündeki tanımların da yukarıdaki gerekçelerle değiştirilmesini talep ettiğini belirtmiştir. Dil Derneği başvuranın mektubuna cevap vermemiştir.
Başvuran 15 Temmuz 2002 tarihinde derneğe ikinci bir mektup daha göndermiş, olumsuz yanıt alması halinde, Dil Derneği'ne karşı dava açacağını belirtmiştir.
16 Nisan 2003 tarihinde başvuran Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Dil Derneği'ne karşı sözkonusu deyişlerin sözlükten kaldırılması talebiyle dava açmıştır. Başvuran ayrıca sözlüğün içerdiği ifadeler nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar için tazminat talebinde bulunmuştur. Bu bağlamda, sözlükteki deyişlerin Çingene kimliğine saldırı, kişiliğine de hakaret teşkil ettiğini iddia etmiştir.
Dil Derneği'nin avukatı 26 Mayıs 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesine görüş sunmuştur. Inter alia, sözlükte yer alan tanım ve deyişlerin tarihi ve sosyolojik gerçeklere dayandığını, herhangi bir etnik grubu küçük düşürmek ya da aşağılamak amacı taşımadığını ileri sürmüştür. Ayrıca sözlükte yer alan tanım ve deyişlerin toplumda yaygın olarak kullanıldıklarını, Türkçede Arnavut, Yahudi ve Türklerle ilgili benzer ifadeler bulunduğunu belirtmiştir.
16 Temmuz 2003 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi başvuranın davasını reddetmiştir. Sözlükte yer alan tanım ve deyişlerin tarihi ve sosyolojik gerçeklere dayandığını, herhangi bir etnik grubu küçük düşürmek ya da aşağılamak amacı taşımadığını ileri sürmüştür. Ayrıca sözlükte yer alan tanım ve deyişlerin toplumda yaygın olarak kullanıldıklarını, Türkçede diğer etnik gruplarla ilgili benzer ifadeler bulunduğunu belirtmiştir.
Başvuran itiraz etmiştir. Yargıtay 15 Mart 2004 tarihinde 16 Temmuz 2003 tarihli kararı onamıştır.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
AİHM, başvuruların benzer konularda olmasını göz önünde bulundurarak, bunların birleştirilmesine karar verir.
II. KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN
A. Başvuranın mağdur statüsü
1. Tarafların savları
(a) Hükümet
Hükümet başvuruların actio popularis nitelikte olması (kamuyu mağdur etmesi) sebebiyle kabuledilebilirliklerine itiraz etmiştir. Ulusal mahkemeler, başvuranın davalarını, kitaptaki ifadeler ve sözlükte yer alan tanımların genel nitelikte olmaları ve tüm Romanları kişisel olarak etkilemediği gerekçesiyle reddetmişlerdir. Hükümet özellikle, başvuranın iddia konusu ırkçı ifadelerden kişisel olarak etkilendiğini gösteremediğini ifade etmiştir.
(b) Başvuran
Başvuran Roman kökenli olduğu için, kitap ve sözlükte yer alan ırkçı ifadelerin kendisini manevi zarar uğrattığını ve bunun sonucunda mağdur olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
(c) Yunan Helsinki Monitör (Helsinki Anlaşmaları Yunan Gözlemciliği)
Yunan Helsinki Monitör, ırka dayalı ayrımcı genel ifadelerle hedef alındığı iddia edilen bir etnik gurubun herhangi bir üyesinin, bu ifadelerin o gurubun tüm üyeleri için önyargı oluşturması sebebiyle, mağdur statüsünde olduğunu ifade etmiştir. Micallef - Malta davası (başvuru no. 17056/06) kararına atıfta bulunarak, AİHMnin korumasının ulusal sistem kapsamında sunulan korumadan az olmaması gerektiğini ifade etmiştir: bir kimsenin mağdur statüsü ulusal makamlarda tanınırsa, AİHM bunu reddedemez.
2. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, AİHSnin 34. maddesine göre, Yüksek Sözleşmeci Devletlerin AİHSde veyahut Protokollerinde öngörülen hakların ihlalinin mağduru olduğunu iddia eden herkesin AİHMye başvuru yapabileceğini yineler. AİHM ayrıca bir başvuranın ihlal mağduru olduğunu iddia edebilmesi için, başvuran ile maruz kalındığı iddia edilen zarar arasında doğrudan ve yeterince ilintili bir bağ olması gerektiğini yineler (bkz. Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri - İspanya, 62543/00). Ayrıca şikayet kamu yararını ilgilendiriyorsa, mağdur statüsünün tanınması konusunda takdir yetkisi bulunduğunu vurgular (bkz. Micallef - Malta (BD), 17056/06).
Mevcut başvurularda, Roman/Çingene kökenli başvuran, söz konusu kitap ve sözlükte kullanılan dilden rahatsız olmuştur. Kitabın yazarı ya da sözlüğün yayıncısı tarafından doğrudan kişisel olarak hedef alınmasa bile, Medeni Kanunun 24 ve 25. maddeleri kapsamında, ulusal mahkemelerde tazminat davası açabilirdi. Bu nedenle, AİHMye göre, davalar sonuçta reddedilse bile, başvuranın iç hukuka göre ulusal mahkemelerde davasını savunduğunu ve davalarının esaslarının iki yargı aşamasında incelendiğini kaydetmek özellikle önemlidir.
Özetle, AİHM, mevcut başvurularda, başvuranın AİHSnin 34. maddesi uyarınca mağdur statüsü bulunduğu kanısına varır. Buna göre Hükümetin ön itirazı bu başlık altında kabul edilemez.
B. İç hukuk yollarının tüketilmesi
Hükümet, başvuruların, başvuranın Kültür Bakanlığı hakkında idare mahkemelerinde dava açmadığı için, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM, öncelikle başvuranın hangi hukuk yolunu izleyeceğini kendisinin seçeceğini yineler: başvuranın, AİHSnin ihlal iddiaları için tazminat talebi amaçlı kullanabileceği hukuk yolları bulunuyorsa, AİHSnin 35/1 maddesi, AİHSnin hak ve özgürlüklerinin etkili bir biçimde korunması için, başvuranın durumunun gerçekliğiyle bağlantılı bir biçimde uygulanmalıdır (bkz. I.G., M.K. ve R.H. - Slovakya, 15966/04).
4149/04 nolu başvuruya ilişkin olarak, AİHM, başvuranın kitabın yazarı hakkında Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açtığını kaydeder. Başvuran taleplerinin reddedilmesinin ardından, Ankara İdare Mahkemesinde Kültür Bakanlığı hakkında dava açmış, bu dava da 7 Nisan 2004 tarihinde reddedilmiştir. Öte yandan başvuranın karara itiraz edip etmediği bilinmemektedir. Başvuran 41029/04 nolu başvuruya ilişkin olarak, Kültür Bakanlığı hakkında idari dava açmamış, Dil Derneği hakkında tazminat davası açmıştır.
AİHM bu davalarda başvuranın ana şikayetlerinin kitap ve sözlükte yer aldığı iddia edilen ve üçüncü özel kişiler tarafından yazılan hakaretengiz ifadelerle ilişkili olduğunu gözlemler. Her iki durumda da, başvuran bu üçüncü kişiler hakkında idari dava açmış, dava sonuna kadar sürdürülmüş, temyize kadar götürülmüştür. Böylelikle, sonunda başarısız olsa da, makul bir tazmin yolu seçmiştir. Buna göre, AİHM, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olarak değerlendirilebileceği kanısındadır. Sonuç olarak, Hükümetin ön itirazının bu kısmı reddedilmelidir.
AİHM, başvuruların AİHSnin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilemez olarak değerlendirilemez. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.
III. AİHSNİN 8. MADDESİYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, Türkiye Çingeneleri adlı kitap ile sözkonusu sözlükte yer alan ifadelerin açıkça Roman karşıtı fikirleri yansıttığını ve ulusal mahkemelerin tazminat taleplerini reddetmesinin Romanlar hakkındaki açık önyargıyı ortaya koyduğunu belirtmiştir. AİHSnin 6 ve 14. maddelerine atıfta bulunmuştur.
AİHM mevcut başvuruların koşullarında, başvuranın şikayetlerini AİHS nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi kapsamında incelemenin daha uygun olacağı kanısındadır.
A. Tarafların savları
1. Başvuran
Başvuran 4149/04 nolu başvuruyla ilgili olarak, tazminat talebini reddeden ulusal mahkemelerin kararlarından memnun olmadığını ifade etmiştir. Başvuran etnik kimliğinden ötürü ayrımcılığa maruz bırakıldığını, ayrımcı ve hakaretengiz dil kullanan kitaptaki birçok satır nedeniyle onurunun zedelendiği kanısındadır.
41029/04 nolu başvuruya ilişkin olarak başvuran, sözlükte yer alan ayrımcı ifadeler ile davasını reddeden ulusal mahkeme kararlarının Roman toplumuna karşı ayrımcılık teşkil ettiğini ve AİHSnin 8. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini ifade etmiştir.
2. Hükümet
4149/04 nolu başvuruyla ilgili olarak Hükümet, yedi profesörden oluşan Yayın Denetleme Kurulunun onayının ardından Kültür Bakanlığının kitabı yayınladığını belirtmiştir. Bu kurulun raporuna göre, kitap, Türkiyenin etnolojik çalışmalarına katkı sağlayacak bir bilimsel araştırma olarak, bilimsel ilkelere uygun şekilde yazıldığı biçiminde değerlendirilmelidir. Başvuranın itirazı üzerine, kurul kitabı yeninde incelemiş, kitabın bilimsel çalışma olduğuna ve onur kırıcı unsur içermediğine karar vermiştir. Buna göre, Hükümet, Romanlara ayrımcılık yapılmadığını, Kültür Bakanlığının Roman kültür ve geleneklerini tanıtmak çabasında olduğunu ifade etmiştir. Hükümet başvuranın sözkonusu kitabın kendisinde manevi zarara yol açtığını ve dengesini bozduğunu kanıtlayamadığı kanısındadır.
Hükümet 41029/04 nolu başvuruya ilişkin olarak, sözlükte yer alan sözcük ve ifadelerin tarihsel ve sosyolojik gerçeklere dayandığını ve bir etnik grubu aşağılama veya küçük düşürme amacı taşımadığını belirtmiştir.
3. Yunan Helsinki Monitör
Yunan Helsinki Monitör, Yüksek Sözleşmeci Devletlerin ayrımcılığı yasaklamak, ırkçı fikirleri yaymak ve ırk temelli nefrete teşvik etmek de dahil olmak üzere her türlü ayrımcı eylemi ve bunların finanse edilmesini cezalandırmak ve bu tür eylemlerin mağdurlarının zararlarını telafi etmek yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiştir. Yunan Helsinki Monitöre göre, Devletin pozitif yükümlülükleri, özel hayata saygı hakkı ihlal edilmiş kimse hassas bir sosyal gruba aitse daha da elzem hale gelmektedir. Bu bağlamda, AİHMnin Çingenelerin azınlık olarak hassas konumlarının, onların ihtiyaçlarına ve farklı yaşam tarzlarına hem ilgili düzenleyici planlama çerçevesinde hem de özel durumlarla ilgili karara varılırken özel itina gösterilmesi gerektiği anlamına geldiğine karar verdiği Chapman - İngiltere ((BD), 27238/95) davasına atıfta bulunmuştur. İçtihada göre, Yüksek Sözleşmeci Devletlerin 8. maddeye dayanarak Çingene yaşam biçimine olanak sağlama yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.
B. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, öncelikle, yerleşik içtihadına göre, ayrımcılığın, herhangi bir amaç gütmeden ve makul gerekçesi olmadan benzer konumdaki kişilere farklı davranmak anlamına geldiğini anımsar. Öte yandan, 14. madde, üye bir devletin çeşitli gruplara aralarındaki gerçek eşitsizlikleri gidermek için farklı davranmasını yasaklamamakta olup; esasında, belirli durumlarda, farklı muamele yoluyla eşitsizliği giderme çabasının başarısız kalması başlı başına sözkonusu maddenin ihlaline yol açabilmektedir (bkz. D.H. ve Diğerleri - Çek Cumhuriyeti (BD), 57325/00).
AİHM ayrıca, AİHSnin 14. maddesinin AİHS ve protokollerinin diğer bağımsız maddelerini tamamladığını yineler. Yalnızca bu maddelerin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerden yararlanılmasıyla ilişkili olarak etkisi bulunduğundan, maddenin bağımsız bir mevcudiyeti bulunmamaktadır. 14. maddenin uygulanması bu hükümlerin ihlalini gerektirmemektedir - ve bu bağlamda bağımsızdır - sözkonusu olaylar 14. madde kapsamına girmediği sürece uygulanma payı bulunamaz (bkz. Koppi - Avusturya, 33001/03).
Yerleşik içtihadına göre, AİHM, Roman/Çingenelerin hassas konumlarının, onların ihtiyaçlarına ve farklı yaşam tarzlarına hem ilgili düzenleyici planlama çerçevesinde hem de özel durumlarla ilgili karara varırken özel itina gösterilmesi gerektiği anlamına geldiğini kaydeder (bkz. Chapman ve D.H.). Chapman kararında, AİHM, ayrıca, Avrupa Konseyi Yüksek Sözleşmeci Devletler arasında, hem azınlıkların özel ihtiyaçlarını ve güvenliklerini, hem de onların kimliklerini ve yaşam biçimlerini, yalnızca azınlıkların çıkarlarını güvence altına almak için değil, toplumun tamamının kültürel değer farklılığını korumak için de koruma yükümlülüğünü tanıyan yeni bir uluslararası mutabakat olduğundan bahsedilebileceğini gözlemlemiştir. Ayrıca, inter alia, bir kimsenin etnik kökeni nedeniyle ayrımcılık yapılması, ırk ayrımcılığı biçimidir. Irk ayrımcılığı özellikle haksız bir ayrımcılık biçimi olup, vahim sonuçları ışığında, makamların özel teyakkuzu ile gayretli tepkisini gerektirmektedir. İşte bu nedenle makamlar ırkçılıkla mücadele etmek için ellerindeki tüm araçları kullanmalıdırlar, böylelikle, farklılığın tehdit olarak değil, zenginlik olarak algılandığı demokratik bir toplum teşvik edilir (bkz. Nachova ve Diğerleri - Bulgaristan (BD), 43577/98 ve 43579/98 ve Timishev - Rusya, 55762/00 ve 55974/00). Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, AİHM, mevcut davalarda AİHSnin 14. maddesinin 8. maddeyle bağlantılı olarak uygulanabilir olduğu kanısına varır.
Bu bağlamda, AİHM ayrıca, 8. maddenin asıl amacının, bireyi resmi makamların keyfi müdahalelerine karşı korumakken, Devleti yalnızca böyle bir müdahaleden imtina etmeye mecbur etmediğini; negatif sorumluluklara ek olarak, özel yaşama fiili saygıya özgü pozitif yükümlülükleri olabileceğini yineler. Bu yükümlülükler, bireylerin kendi aralarındaki ilişki ortamında bile, özel yaşama saygıyı güvence altına almak için düşünülmüş tedbirlerin benimsenmesini kapsayabilir (bkz. Tavlı - Türkiye, 11449/02).
Mevcut davaların olaylarına dönülecek olursa, AİHM, Roman kökenli başvuranın sözkonusu kitap ve sözlük hakkında, Roman toplumuna yönelik ayrımcı ifadelere yer verdikleri gerekçesiyle iki dava açtığını gözlemler. Başvuran ulusal mahkemelerden, onur kırıcı ve hatalı ifadelerin çıkartılıp düzeltilmelerini talep etmiş, manevi tazminat talep etmiştir.
AİHM, Medeni Kanunun 24. maddesinin bireyleri saldırıya karşı koruduğunu gözlemler. Bu maddeye göre, saldırıya maruz kaldığını düşünen herkes sorumlu kişilere karşı koruma talep edebilir. Medeni Kanunun 25. maddesi şikayetçinin bedensel ve ruhsal zarar için tazminat talep etmesine olanak vermektedir. Mevcut başvuruların olaylarından, başvuranın kitabın yazarı ve sözkonusu sözlüğü derleyen Dil Derneği hakkında dava açabileceği açıkça görülmektedir. Başvuran davalar esnasında, argümanlarını iki yargı aşamasında öne sürebilmiştir. Ayrıca dava dosyasından da, ulusal mahkemelerin davaları etraflıca incelediği anlaşılmaktadır.
Türkiye Çingeneleri adlı kitapla ilgili olarak, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, kitabın Türkiyedeki Romanların sosyo-ekonomik durumlarını çözümleyen bilimsel bir çalışma olduğu kanısına varmıştır. Başvuranın, kitapta, Roman toplumuna yönelik hakaretengiz ve ayrımcı dil kullanıldığı pek çok paragraf olduğu argümanlarına cevaben, mahkeme, bütün olarak okunduğunda, kitabın hakaret edici unsurlar içermediği, yazarın amacının bilimsel ve karşılaştırmalı bir araştırmaya dayalı bilimsel bir çalışma yapmak olduğu kararını vermiştir. Dava ayrıca Yargıtay tarafından da incelenmiştir. Yargıtay başvuran aleyhinde karar vermiş, kitabın yazarının Roman toplumuyla ilgili genel yorumlar yaptığı, başvuranın kişiliğine bir saldırı bulunmadığı, kitaptaki yorumların, tüm Roman halkına yöneltilmiş biçiminde değerlendirilemeyeceği kanısına varmıştır.
Söz konusu sözlüğe ilişkin olarak, başvuran, Dil Derneği hakkında tazminat davası açmıştır. Öte yandan ulusal mahkemeler davayı reddetmiş, sözlükte yer alan ifadelerin tarihi ve bilimsel gerçeklere dayandığına, Dil Derneğinin herhangi bir etnik grubu küçük düşürme ya da gruba hakaret etme amacı gütmediğine karar vermişlerdir.
AİHM, yukarıdakiler ışığında, başvuranın davalarını ulusal mahkemelerde etraflıca savunabildiğini gözlemlemiştir. 8. madde kapsamındaki yükümlülüklerinin parçası olarak, ulusal mahkemeler, anlaşmazlığı çözmek için özel kişiler arasında oturum yapmıştır. Daha önce pek çok AİHM kararında ifade edildiği üzere, ulusal mahkemeler davanın olaylarını daha iyi değerlendirebilir. AİHM bir kez daha, ulusal mahkemelerin yaptığı iddia edilen maddi hatalar ve kanunları incelemenin, AİHSnin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklere müdahale etmediği sürece, kendi görevi olmadığına işaret eder (bkz. García Ruiz - İspanya (BD), 30544/96).
4149/04 nolu başvuruya ilişkin olarak, AİHM, başvuranın işaret ettiği satır ve ifadelerin, tek başlarına okunduğunda, ayrımcı ve onur kırıcı görünmesine karşın, kitap bütün olarak ele alındığında, yazarın kötü niyetle ya da Roman toplumunu incitme amacıyla hareket etmediği sonucuna varılğını kaydeder. Kitabın sonuç bölümünde, bunun karşılaştırmalı bir çözümleme yapan ve Türkiyedeki Romanların tarihsel ve sosyo-ekonomik yaşam koşullarına odaklanan bilimsel bir çalışma olduğu açıkça belirtilmiştir. AİHM, yazarın, esasında Romanların önyargılı tasvirlerine atıfta bulunduğunu ve onlarla ilgili stereotip örnekler verdiğini gözlemler. Başvuranın atıfta bulunduğu satırların yazarın yorumu değil, Romanların Türk toplumundaki algılanış biçiminden örnekler olduğunu kaydetmek önem taşımaktadır. Öte yandan, yazar bu tür önyargıları düzeltmeyi amaçlamış, Romanlara saygı duyulması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bu unsurlar göz önünde bulundurularak ve yine ikincil rolünü vurgulayarak, AİHM, kitabın yazarının başvuranın bütünlüğüne zarar verdiğine ya da ulusal makamların başvuranın haklarını koruyamadığına ikna olmamıştır.
41029/04 nolu başvuruya ilişkin olarak, AİHM, sözlükte yer alan ifadelerin, terimlerin mecazi olduğunun belirtildiği bir önsözle sunulduğunu gözlemler. AİHM bu nedenle, ulusal mahkemelerin, başvuranın sözlükte yer alan ifadeler nedeniyle bütünlüğünün zarara uğramadığı ve ayrımcı muameleye uğramadığı yönündeki bulgularından sapmasını gerektirecek bir neden görememektedir.
Yukarıdakiler ışığında, AİHM, mevcut davalarda, başvuranın Roman olarak etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığı veyahut makamların başvuranın özel hayatına saygı hakkını koruyacak tedbirleri almadıkları biçiminde değerlendirilemeyeceği sonucuna varır. Sonuç olarak, AİHSnin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi ihlal edilmemiştir.
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK,
1. Oybirliğiyle, başvuruları birleştirmeye;
2. Oybirliğiyle, başvuruların kabuledilebilir olduğuna;
3. 3e karşı 4 oyla, AİHSnin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal edilmediğine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 27 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy