(AİHS m. 3, 5, 6, 10, 35, 41, 44) (3713 S. K. m. 6) (BELEK V. - TÜRKİYE DAVASI) (GÖZEL VE ÖZER - TÜRKİYE DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI (4)) (TESLİM TÖRE - TÜRKİYE DAVASI) (AHMET YILDIRIM V. - TÜRKİYE DAVASI) (ATO - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 43217/04)
KARAR
STRAZBURG
17 Haziran 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Aslan ve Sezen / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla Daire olarak oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) 27 Mayıs 2014 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında, bu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 43217/07) davanın temelinde Türk vatandaşları Memet Aslan ve Zozan Sezenin (« başvuranlar »), 19 Ekim 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar İstanbulda görev yapan Avukat E. Aslaner tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran Sözleşmenin 6. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
4. Başvuru, 13 Ocak 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1952 ve 1976 doğumludurlar ve Hamburgta (Almanya) ve İstanbulda ikamet etmektedirler. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Sezen, ayda iki defa yayınlanan Dema Nu gazetesinin sahibidir ve diğer başvuran Aslan ise bu gazetenin yazı işleri müdürüdür.
6. Dema Nu gazetesi 1 Şubat 2003 tarihinde, Provokasyon mu, Misilleme mi? başlıklı bir makale yayımlamıştır. Makale, Türk ordusu ve yasadışı silahlı örgüt PKK arasında, Türkiyenin güneydoğusunda meydana gelen çatışmalarla ilgilidir.
7. Makalenin bazı kısımları aşağıdaki gibidir:
(...) Tapantepe çevresinde (...) 16 Ocak 2003 tarihinde meydana gelen çatışmada, bir asker öldürüldü, beş asker de yaralandı ve on iki gerilla savaşçısı hayatını kaybetmiştir (...) KADEK yetkililerinin provokasyon olarak nitelendirdiği ilk çatışmanın yankılan hala hafızalardayken, İdilde ikinci bir çatışma meydana gelmiştir. KADEK militanları tarafından polis lojmanlarına ve askeri birimlere yönelik yürütülen saldırılar sonucunda, 27 Ocak 2003 tarihinde yeni bir çatışma meydana gelmiştir (...) Bir asker ölmüştür (...)
Provokasyon olarak nitelendirilen saldırılar, daha sonra, KADEK bünyesinde faaliyet gösteren Halk Savunma Güçleri (HPG) tarafından üstlenilmiştir.
HPG adına yapılan açıklamada bu saldırıların provokasyon değil ama misilleme olduğu açıklanmıştır.
Ulusal önderimiz Başkan Apoya yönelik geliştirilen tecrit politikası ile birlikte Halk Savunma Güçlerimize ve halkımıza karşı da saldırı ve baskı tarzında yönelimler geliştirilmektedir. Amed eyaletindeki gerilla güçlerimize yönelik yüksek lojistik destekli 1500 kişilik bir güç ile saldırı geliştirilmiş ve bu saldırıda on iki gerilla katledilmiştir. Bu saldırıya karşılık olarak 27 Ocak 2003 tarihinde İdil şehir merkezinde bulunan jandarma taburuna yönelik bir misilleme eylemi gerçekleştirilmiştir.
8. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin (bundan sonra Devlet Güvenlik Mahkemesi olarak anılacak) 1 Şubat 2003 tarihli kararında yukarıda anılan gazetenin ilgili sayısının toplatılması emri vermiştir.
9. Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan Cumhuriyet Savcısı, 5 Şubat 2003 tarihli iddianame ile başvuranların, gazetelerinde yasadışı silahlı örgüt olan KADEK in açıklamalarını yayınlaması nedeniyle mahkûmiyetlerini istemiştir.
10. Devlet Güvenlik Mahkemesi 10 Haziran 2003 tarihli kararı ile başvuranları, yasadışı silahlı örgüt yani KADEK e bağlı faaliyet gösteren HPG nin yapmış olduğu açıklamaları Provokasyon mu, Misilleme mi? başlıklı bir makale altında yayımlamaları nedeniyle Terörle Mücadele Kanununun 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamına giren bir suçtan ötürü suçlu bulmuştur. Mahkeme Sezeni ve Aslanı sırasıyla 750.000.000 eski Türk lirası (TRL) (yani bu tarihteki döviz kuruna göre yaklaşık 442 EUR) ve 375.000.000 TRL (yani bu tarihteki döviz kuruna göre yaklaşık 221 EUR) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir.
11. Başvuranlar bu karara karşı temyize başvurmuştur. Yargıtaya sundukları 30 Haziran 2003 tarihli dilekçelerinde, ifade ve basın özgürlüğünü ileri sürmüşlerdir.
12. Yargıtay 10 Haziran 2003 tarihli kararı, 26 Mayıs 2004 tarihli kararı ile onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
13. Somut olaydaki ilgili iç hukuk ve uygulaması Gözel ve Özer/Türkiye (No. 43453/04 ve 31098/05, § 23, 6 Temmuz 2010) kararında açıklanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuranlar, mahkûm edilmeleri nedeniyle Sözleşmenin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. İlgili madde, aşağıdaki gibidir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
15. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
16. Mahkeme somut olayda, devlet müdahalesinin taraflar arasında uyuşmazlığa yol açmadığını; bu müdahalenin, yani Devletin gazeteyi toplatmasının ve başvuranların yukarıda anılan suç nedeniyle suçlanılmalarının, kanunda yeri olduğunu (Belek/Türkiye, No. 36827/06, 36828/06 ve 36829/06, § 26, 20 Kasım 2012) ve Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru yollar izlendiğini kaydetmektedir (Gözel ve Özer/Türkiye, No.43453/04 ve 31098/05, § 45, 6 Temmuz 2010). Mahkeme, bu değerlendirmeyi kabul etmekte ve bu durumda, söz konusu uyuşmazlığın, müdahalenin «demokratik toplumda gerekli» olup olmadığı meselesiyle ilgili olduğunu tespit etmektedir.
17. Mahkeme, somut olaydakine benzer sorunları ileri süren bir kısım davaları daha önce incelediğini ve Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Gözel ve Özer, anılan). Mahkeme dolayısıyla, mevcut davayı yukarıda belirtilen içtihat ışığında inceleyecektir.
18. Bu bağlamda, Mahkeme ihtilaf konusu makalenin Türkiye ve yasadışı silahlı örgüt PKK arasında, Türkiyenin güneydoğusunda meydana gelen çatışmalarla ilgli olduğunu kaydetmiştir.
19. Mahkeme, incelemeye tabi tutulan durumları çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeledeki zorlukları göz önünde bulundurarak, bu makalede kullanılan ifadeler ve yayının içeriğini dikkatle incelemiştir (Sürek/Türkiye (No. 4) (BD), No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme, bu makalenin bütünüyle değerlendirildiğinde, şiddete, silahlı direnişe ya da isyana teşvik içerikli olmadığını ve bu makalede Mahkemenin nazarında dikkate alınması gereken en önemli unsur olan herhangi bir nefret söyleminin de kullanılmadığını tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, davanın esasına bakan hakimlerin, metin hakkında herhangi bir inceleme yapmadığını ve başvuranların terör örgütüyle ilgili makale yayımlamış olmalarının, hakimlerin onları mahkûm etmelerinde ki tek gerekçe olduğunu tespit etmektedir.
20. Mahkeme, ulusal hakimler tarafından başvuranları mahkûm etmek amacıyla ileri sürülen gerekçeyi inceledikten sonra, bu gerekçenin ilgililerin ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı göstermeye yeterli olmadığı sonucuna varmıştır (yukarıda anılan 10. paragraf). Nitekim Mahkeme, Gözel ve Özer (anılan, §64) davasında vardığı sonuçtan uzaklaşacak herhangi bir neden görememektedir.
21. Dolayısıyla, Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENIN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet etmekte ve onlara göre, hakimlerle aynı sırada yer alan Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde bulunan Cumhuriyet Savcısının duruşma salonundaki yerini göz önüne alarak ihtilaf konusu gazetenin toplatılması şeklini eleştirmektedirler.
A. Savcının duruşma salonundaki konumuna ilişkin şikayetle ilgili olarak
23. Hükümet başvuranların iddiasına itiraz etmektedir. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesinde gerçekleştirilen oturumlarda, Cumhuriyet savcısının duruşma salonlarında oturduğu yer, bu kişinin işlevini belirtmeye yönelik sembolik bir uygulamayı temsil ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet bu unsurun, silahların eşitliği ilkesinin özüne aykırılık teşkil etmediği görüşündedir. Ayrıca, Cumhuriyet savcısının elde edilecek deliller bakımından lehte ve aleyhte olabilecek delilleri toplamakla görevli olduğunu belirtmektedir. Nitekim Hükümete göre, Cumhuriyet savcısı kamu adına görevini yerine getirmektedir. Hükümet tezini desteklemek için (Teslim Töre/Türkiye, No. 50744/99, 19 Mayıs 2005) kabul edilebilirlik hakkındaki kararına atıfta bulunmakta ve kararda, davadaki tarafların eşit haklara sahip olduklarını ve başvuranların sözünü ettiği uygulamanın, adil yargılanma hakkını ihlal etmediği sonucuna varmaktadır.
24. Mahkeme, duruşma salonunda savcıya fiziken ayrıcalıklı bir konum verilmesine karşın, bu durumun duruşma salonunda, menfaatlerini savunan sanığı somut olarak dezavantajlı bir konuma getirmediğini ve daha önceki kararlarında da olduğu gibi ifade edilen koşulun silahların eşitsizliğinden bahsetmek için yeterli olmayacağını hatırlattığını düşünmektedir (Chalmont/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 72531/01, AİHM, 9 Aralık 2003 ve Carballo ve Pinero/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 31237/09, 21 Haziran 2011 ve Diriöz/Türkiye, No. 38560/04, §§ 22-26, 31 Mayıs 2012).
25. Bu durumda Mahkeme, yerleşik içtihadından sapmak için somut olayda herhangi bir özel koşul görmemektedir. Dolaysıyla şikayet, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşmenin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilemez ilan edilmelidir.
B. Gazetenin toplatılması sürecine ilişkin şikayetle ilgili olarak
26. Başvuranlar, ifade özgürlüğü hakları kapsamında, Devlet güvenlik Mahkemesinin 1 Şubat 2003 tarihli kararından şikayet etmektedirler. Başvuranlara göre, bu kararda mahkeme savcının sadece talebi üzerine ve ihtilaflı makale hakkında herhangi bir inceleme yapmaksızın, ihtilaflı gazetenin ilgili sayısını toplatmaya hükmettiğini ifade etmektedirler.
27. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
28. Mahkeme, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitini dikkate alarak (yukarıda belirtilen 21. paragraf), mevcut davada söz konusu olan temel hukuki sorunların incelendiği kanısındadır. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların tamamını göz önünde bulundurarak, söz konusu gazetenin toplatılması işleminde de olduğu gibi Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki şikayetin kabul edilebilirlik ya da esas hakkında olmadığı için ayrıca karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir (Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007 ve Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 72, AİHM 2012).
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
29. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
30. Başvuranların her biri, maruz kaldıkları manevi zarar için 10.000 avro (EUR) talep etmektedirler.
31. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir.
32. Mahkeme, başvuranların iddia edilen olay ve olgular karşısında büyük bir rahatsızlık duyduklarını düşünmektedir. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi gereğince hakkaniyete uygun olarak ve benzer davalarda hükme bağlanan tazminat miktarlarını dikkate alarak (bakınız, diğerleri arasından anılan Belek, § 38), Mahkeme başvuranların her birine 1.500 avro EUR ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
33. Ayrıca başvuranların her biri masraf ve avukatlık ücreti giderleri için 12.125 yeni Türk lirası (TRY) (yaklaşık 5.560 EUR) talep etmektedirler. Başvuranların avukatı, bu talebe dayanak oluşturmak üzere İstanbul Barosu avukatlık ücret tarifesini, Mahkemeye göndermişlerdir.
34. Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
35. Gerekli belgelerin sunulmamasını ve içtihadında belirtilen ilkeleri göz önüne alarak Mahkeme, söz konusu talebi reddetmektedir (Ato/Türkiye No. 29873/02, § 27, 8 Haziran 2010).
C. Manevi tazminat
36. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 10. maddesi bağlamında yapılan şikayete ilişkin başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Savcının duruşma salonundaki konumuna ilişkin Sözleşmenin 6. maddesi bağlamındaki şikayetle ilgili olarak başvurunun kabul edilemez olduğuna;
3. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. İhtilaflı gazetenin toplatılmasına ilişkin Sözleşmenin 6. maddesi bağlamında yapılan şikayetin kabul edilebilirliği ve esası bakımından ayrıca incelemeye gerek olmadığına;
5.a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı Devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana maddi zarar için 1.500 EUR ( bin beş yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşmenin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 17 Haziran 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy