(AİHS. m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (5271 S. K. m. 141, 142) (KÜRÜM -TÜRKİYE DAVASI) (HASAN DÖNER - TÜRKİYE DAVASI) (UYSAL VE OSAL - TÜRKİYE DAVASI) (CAN VE GÜMÜŞ - TÜRKİYE DAVASI) (YAKIŞAN - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULGAFUR BATMAZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 44319/04)
KARAR
STRAZBURG
20 Mayıs 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 44319/04 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı İbrahim Arazın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 8 Kasım 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı ve Y. Başara tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1981 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
Başvuran, 3 Temmuz 1999 tarihinde, 17 yaşındayken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları tarafından gözaltına alınmıştır.
12 Temmuz 1999 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, eski Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesi çerçevesinde, başvuranın yasadışı silahlı terör örgütü üyesi olduğunu ileri sürerek bir iddianame düzenlemiştir.
5 Kasım 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, diğer on sanıkla beraber başvuranı suçlu bulmuştur.
25 Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Bu nedenle dava, 2002/220 dosya numarası ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine iade edilmiştir.
25 Eylül 2003 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, olay tarihinde 18 yaşından küçük olması sebebiyle başvuranın davasının diğer sanıkların davasından (2002/220 no.lu dava dosyası) ayrılmasına karar vermiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, görevsizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Çocuk Mahkemesine göndermiştir.
21 Ekim 2003 tarihinde, İstanbul Çocuk Mahkemesi, diğer sanıklarla beraber yargılanmasının başvuranın lehine olacağı gerekçesiyle dosyayı tekrar İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne göndermiştir.
10 Aralık 2003 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, İstanbul Çocuk Mahkemesinin kararını kabul etmiş ve başvuranın dosyasının 2002/220 no.lu dava dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.
11 Mayıs 2004 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
30 Haziran 2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5190 No.lu Kanun (16 Haziran 2004) ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıştır. Bu nedenle, dosya İstanbul Ağır Ceza
Mahkemesi'ne gönderilmiştir. 27 Şubat 2007 tarihinde, ağır ceza mahkemesi başvuranı mahkum etmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgiye göre, dava halen Yargıtay önünde derdesttir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğu nedeniyle AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, AİHSnin 5/3 maddesinin ihlali nedeniyle doğan zararlarının tazmin edilebileceği bir iç hukuk yolunun bulunmadığı gerekçesiyle AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvuranın AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca yapmış olduğu şikayetin reddini talep etmiştir. Hükümet, yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1(d) maddesi uyarınca, başvuranın tazminat talebinde bulunabileceğini ileri sürmüştür.
AİHM, Hükümetin ön itirazının, başvuranın AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca yapmış olduğu şikayetin esasıyla ilintili olduğunu kaydeder. Dolayısıyla, AİHM, bu konunun davanın esasıyla birleştirilmesine karar verir.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
A. Esas
1. AİHSnin 5/3 maddesi
Hükümet, başvuranın tutuklu yargılanma süresinin makul olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, özellikle, suçun ciddiyeti ve başvuranın kaçma veya yeniden suç işleme riskleri nedeniyle başvuranın tutuklu yargılanması gerektiğini ileri sürmüştür.
AİHM, AİHSnin 5/1(a) maddesi uyarınca başvuranın mahkum edilmesinden sonraki tutukluluk süresini (5 Kasım 2001-25 Haziran 2002 tarihleri arası) tutuklu yargılandığı toplam süreden düştükten sonra, söz konusu davada göz önünde bulundurulması gereken sürenin dört yıl iki aydan fazla olduğunu kaydetmiştir (Solmaz / Türkiye, no. 27561/02).
AİHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, sıklıkla AİHSnin 5/3 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Gökçe Demirel / Türkiye, no. 51839/99; Bayam / Türkiye, no. 26896/02).
Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AİHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca varması için Hükümetin ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. AİHM, konuyla ilgili içtihadını gözönünde bulundurarak, sözkonusu davadaki tutuklu yargılanma süresinin çok uzun olduğuna karar vermiştir.
Dolayısıyla, AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
2. AİHSnin 5/5 maddesi
AİHM, AİHSnin 5. maddesinin 1. , 2. , 3. veya 4. paragraflarına aykırı olarak gerçekleştirilen özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep edilebildiği durumda AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafına riayet edilmiş olacağını hatırlatmaktadır (JVassink / Hollanda, 27 Eylül 1990). Bu nedenle AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafında ifade edilen tazminat hakkı, sözkonusu paragraflardan birinin ihlalinin ulusal makamlar veya AİHM tarafından ortaya konduğunu varsaymaktadır.
Bu bağlamda, AİHM, söz konusu davada başvuranın serbest bırakılma hakkının ihlal edildiğini kaydeder. AİHM, AİHSnin 5/5 maddesinin uygulanabilir olduğuna karar verir. Dolayısıyla, AİHM, söz konusu davada, Türk hukukunun AİHSnin 5. maddesinin ihlali karşılığında başvurana uygulanabilir bir tazminat hakkı sağlayıp sağlamadığı hususunu değerlendirmelidir.
AİHM, yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1(d) maddesinde, kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerinin belirtildiğini kaydeder. Bununla birlikte, AİHM, aynı kanunun 142/1 maddesinde, ilgili ceza yargılamasının sonlandırılmasının ardından tazminat isteminde bulunulabileceğinin belirtildiğini kaydeder. Dolayısıyla, bu davada olduğu gibi, yerel mahkeme önündeki yargılama derdest iken söz konusu hukuk yoluna başvurulamaz (Kürüm / Türkiye, no. 56493/07).
AİHM, yeni Ceza Muhakemesi Kanununun, AİHSnin 5/3 maddesine aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılan başvurana AİHSnin 5/5 maddesinde öngörüldüğü gibi uygulanabilir bir tazminat hakkı sağlamadığına karar verir.
Dolayısıyla, AİHM, Hükümetin ön itirazını reddederek AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varır.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, aleyhindeki ceza yargılamasının makul bir süre içerisinde sonlandırılmadığını iddia ederek AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, yerel mahkemelerin, başvuranın davasını makul süre şartına uygun olarak incelediklerini bildirmiştir.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, esasa ilişkin olarak, söz konusu yargılamanın 3 Temmuz 1999 tarihinde başladığını ve dava dosyasında yer alan bilgiye göre, yargılamanın halen Yargıtay önünde derdest olduğunu kaydeder. Dolayısıyla, yargılama, iki aşamalı olarak on yıl sekiz aydır devam etmektedir.
AİHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Hasan Döner / Türkiye, no. 53546/99; Uysal ve Osal / Türkiye, no. 1206/03; Can ve Gümüş / Türkiye, no. 16777/06). AİHM, söz konusu dava koşullarında farklı bir sonuca varması için herhangi bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının uzun sürmesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat ve yargılama giderleri
Başvuran, manevi tazminat olarak 15,000 Euro, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 4,900 Euro talep etmiştir. Başvuran, yargılama giderlerine ilişkin talebini desteklemek üzere, avukatının söz konusu başvuru için on sekiz buçuk saat çalıştığını gösteren bir belge sunmuştur.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Başvuranın tek başına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde manevi zarar görmüş olabileceğini kabul eden AİHM, adil temellere dayanarak, başvurana manevi tazminat olarak 6,900 Euro ödenmesine karar verir.
AİHM, yargılama masraf ve giderleriyle ilgili olarak, bir başvuranın gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebileceğini hatırlatır. AİHM, sözkonusu davada, elindeki sınırlı sayıdaki belgeye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yargılama masraf ve giderleri karşılığında başvurana 1,000 Euro ödenmesine karar verir.
Ayrıca, tarafların verdiği bilgiye göre, başvuran aleyhindeki ceza yargılaması halen derdesttir. Bu koşullar altında, AİHM, tespit edilen ihlale son vermenin en uygun yolunun, adaletin iyi idaresinin gerekleri dikkate alınarak davanın mümkün olan en kısa sürede görülmesi olacağı kanaatindedir (mutatis mutandis, Yakışan / Türkiye, no. 11339/03; Batmaz / Türkiye, no. 34997/06).
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3, 5/5 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 6,900 Euro (altı bin dokuz yüz Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy