(AİHS. m. 5, 6, 13, 14, 34, 41, 44) (Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m. 12) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 45440/04)
KARAR
STRAZBURG
14 Ekim 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Baytar / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Gülüstan Baytar'in (başvuran), 17 Eylül 2004 tarihinde İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (45440/04 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Vanda görev yapan Avukat M. Timur tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle tercüman yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
4. Başvuru, 24 Kasım 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1949 yılında doğmuş ve Vanda ikamet etmektedir.
A. Başvurana karşı yürütülen ilk ceza yargılaması
6. Başvuran, 30 Nisan 2001 tarihinde yasadışı silahlı örgüt olan PKK ile ilgili bir dava kapsamında tutuklu bulunan kardeşini ziyaret etmek için Muş Cezaevine gitmiştir.
7. Aramadan sorumlu personel, başvuranın karnının sol kısmına yakın bir yerde birçok kez katlanmış ve paketlenmiş bir kağıt parçası bulmuştur. Bu kağıt parçası, 24 Nisan 2001 tarihli ve bir PKK üyesi tarafından bir başka PKK üyesine yazılmış, üzerinde imza bulunmayan bir mektuptur.
8. Başvuran, aynı gün gözaltına alınmış ve ertesi gün jandarmalar tarafından Türkçe olarak sorgulanmıştır. Başvuran bu sorgusunda, şüpheli nesneyi, Vanda, kendisini Muşa götürecek otobüsü beklediği durakta bulduğunu belirtmiştir. Başvuran, değerli bir nesne olabileceğini düşünmüş ve daha sonra yalnız kaldığı bir sırada açmayı düşündüğünü söylemiştir.
9. Başvuran 1 Mayıs 2001 tarihinde, savcı huzurunda ve ardından sulh ceza hakimi huzurunda aynı doğrultuda ifade vermiştir. Başvuran, okuma yazma bilmediğinden parmak basmak suretiyle tutanağı imzalamıştır.
10. Başvuran, duruşmadan sonra tutuklanmış ve 5 Temmuz 2001 tarihinde serbest bırakılmıştır.
11. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın olayların oluş şekline ilişkin anlattıklarını inandırıcı bularak 27 Eylül 2001 tarihinde, başvuran hakkında beraat kararı vermiştir.
B. Başvurana karşı yürütülen ikinci ceza yargılaması
12. Başvuran 17 Aralık 2001 tarihinde, dini bir bayram vesilesiyle Muş Cezaevinde bulunan kardeşini bir kez daha ziyarete gitmiştir. Başvuran bu ziyaretin ardından gözaltına alınmıştır.
13. Aynı gün düzenlenen tutanakta, aramadan görevli personelin, pelür kağıda yazılmış, yapıştırıcı bir bant ile sarılarak muhafaza edilmiş on altı sayfalık bir belgenin, başvuranın eteğinin dikiş yerinin altına gizlenmiş olarak bulunduğu belirtilmektedir. Tutanakta, söz konusu belgenin özellikle PKKnın, stratejisine ve cezaevindeki faaliyetlerine, bu kurumların yönetimine karşı benimsenecek tutuma ve cezaevi personeline ilişkin bilgiler içermektedir.
14. Başvuran 18 Aralık 2001 tarihinde, iki jandarma tarafından Türkçe sorgulanmıştır. Tutanakta, başvurana avukat yardımından yararlanma hakkının hatırlatıldığı ancak başvuranın bu hakkını kullanmak istemediği belirtilmektedir. Başvuran olaylarla ilgili olarak, hapishanenin bekleme salonunda sarılı bir nesne gördüğünü ve bu nesneyi, merak ettiği için yerden aldığını, ardından da sutyeninin içine koyduğunu beyan etmiştir. Başvuran, arama yapıldığı sırada gardiyanların söz konusu nesneyi bulduğunu ve açtıklarını belirtmiştir. Başvurana göre, söz konusu nesne yazılarla dolu, kağıt parçacıklarından başka bir şey değildi. Ziyaret sırasında başvuran, kardeşine olaydan bahsetmiş ve kardeşi bu konuda hiçbir şey söylememiştir. Daha sonra, hapishane çıkışı jandarmalar, başvuranı yakalamıştır.
15. Kişisel durumuyla ilgili soruya başvuran, resmi nikah olamadan dini nikahla G.I. ile evlendiğini ve beş tane çocuklarının olduğunu söylemiştir. Kocasının başka bir eşi daha olduğunu ve bu eşinden altı tane çocuğu olduğunu belirtmiştir.
16. Başvuran, PKK ile çalışıp çalışmadığı hususundaki soruya olumsuz cevap vermiştir. Başvuran, ilk durumla ilgili olarak söz konusu nesneyi altın olabileceğini düşünerekten yerden aldığını ve aynı düşüncenin kendisini bekleme salonundaki kağıdı da almaya yönelttiğini beyan etmiştir.
17. Arama yapıldığı sırada, üzerinde bulunan on adet altına ilişkin soruya başvuran, bu altınların yarısının kızına ve diğer yarısının da kendisine ait olduğunu açıklamıştır.
18. İfadesi tamamlandıktan sonra savcı, başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir. Nitekim başvuran, sulh ceza hakimi huzuruna çıkarılmıştır.
19. Başvuranın, Türkçeyi iyi konuşamadığının anlaşılmasının üzerine hakim mahkeme koridorunda bulunan başvuranın aile fertlerinden birisine tercümanlık yapmasını istemiştir. İlgili, bu teklifi kabul etmiştir.
20. Başvuran bir kez daha, söz konusu belgeyi bekleme salonunda bulduğunu beyan etmiştir. Hemen ardından başvuran, bu ifadesinin ve de jandarmalar tarafından alınan ifadelerinin yedi ay önce meydana gelen olaylara ilişkin olduğunu; cezaevine gittiği son ziyarette, üzerinde herhangi bir belge bulunmadığını; jandarmaların kendisini daha önceki olaylar hakkında sorguladığını düşündüğü ve de okuma yazma bilmediğinden, içeriğini bilmeden tutanağa parmak bastığını ileri sürmüştür. Tutanağın içeriği kendisine açıklandığında ifadesinin doğruluğuna itiraz etmiştir.
21. Başvuran 18 Aralık 2001 tarihinde, duruşma sonrası tutuklanmış ve yasadışı silahlı örgüt üyesi olmakla birlikte bu türden bir örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle, Van Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde, kamu davası açılmış ve kovuşturma başlatılmıştır.
22. Başvuran, ilgili mahkeme önünde yapılan farklı duruşmalarda, avukat ve tercüman yardımından yararlanmıştır.
23. Kovuşturma evresinde müdafii taraf, gardiyanların anlattığı olayların oluş şekline itiraz etmiştir. İlgilinin üzerinde herhangi bir belge bulunmadığını da ileri sürmüştür. Ayrıca cezaevinden içeri alınırken yapılan aramada başka bir ziyaretçi üzerinde de belge bulunulduğunu ve buna rağmen bu kişinin, bayram günü olduğu gerekçesiyle bu ziyareti gerçekleştirmesine izin verildiği belirtmiştir. Gardiyanlar, o gün önemli sayıda ziyaretçi olması nedeniyle ilgiliyi çıkışta yakalamayı unutmuştur. Gardiyanların söz konusu kişiyi dikkatlerinden kaçırdıklarını anlamalarının üzerine ve başvuranın benzer bir olaydan daha önce de suçlandığını bildikleri için gardiyanlar, bu kişi yerine başvuranı yakalamaya karar vermişlerdir. Öte yandan müdafii taraf, başvuranın suça neden olan nesneyi sutyeninde bulunduğunu söylemiş olmasına rağmen olay tutanağında, bu nesnenin eteğinin dikiş yerinde bulunduğunun belirtildiğini savunmaktadır.
24. İki gardiyanın ifadeleri 12 Mayıs 2002 tarihinde, istinabe yoluyla alınmıştır. Gardiyanlardan ilki C.A., arama yapıldığı sırada, başvuranın eteğinin dikiş yerinde ihtilaf konusu belgeyi kendisinin bulduğunu beyan etmiştir. İkincisi F.A. ise, bu anlatılanı teyit etmiş ve söz konusu belgenin bulunmasının hemen ardından meslektaşı tarafından çağrıldığını açıklamıştır.
25. Bununla birlikte, birçok savunma tanığı dinlenmiştir. Olay günü, cezaevine ziyarete gelen iki kadının, başvuranın cezaevi girişinde aranıp aranmadığını bilmediklerini ifade etmişlerdir. Bir diğeri ise, cezaevine başvuranla aynı anda girdiğini ancak, araması yapılırken görmediğini beyan etmiştir. Başvuranın erkek kardeşlerinden birisi ise, başvuranla birlikte cezaevine gittiğini ve kardeşlerini görmeye geçmeden önce arama yapıldığı sırada birbirlerinden ayrıldıklarını belirtmiştir. Başvuran, kardeşi ile görüştükleri sırada, arama esnasındaki olaydan hiç bir şekilde bahsetmemiştir.
26. Başvuran 29 Mayıs 2002 tarihinde, yasadışı silahlı örgüte yardım ve yataklık etmek suçundan üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi gerekçesinde, başvuranın ilk davada ihtilaf konusu belgeyi Vandaki bir otobüs durağında bulduğunu açıkladığını ve ikinci dava kapsamında verdiği ifadede ise belgeyi cezaevinin bekleme salonunda bulduğunu söylediğini tespit etmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın verdiği ifadenin ilk davayla ilgili olduğunu ve 17 Aralık 2001 tarihinde gerçekleştirilen üst aramasında üzerinde herhangi bir belge bulunmadığını belirterek, bu ifadesini sulh ceza hakimi huzurunda da yinelediğini saptamıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın iddialarında ciddi tutarsızlıklar olduğu kanısındadır. Aslında Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın, jandarmalar ve hakim tarafından yapılan sorgularının 30 Nisan 2001 tarihinde meydana gelen olaylarla ilgili olduğunu gerçekten düşünmüş olsaydı, başvuranın mantıken, ihtilaf konusu belgeyi Muş Cezaevinin bekleme salonunda değil de Vanda bulduğunu söylemiş olması gerektiğini saptamıştır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın ya da savunma tanıklarının olayların meydana geliş şekline ilişkin anlattıklarının doğruluğuna güvenilemeyeceğinin ve iki gardiyan tarafından sunulan ve olay tutanağında kaydedilen tespitleri doğrulayan ifadeleri dikkate almıştır. Sonuç olarak Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı isnat edilen suçlamalar nedeniyle suçlu bulmuştur.
27. Yargıtay 7 Ekim 2002 tarihinde, bu kararı usulden bozmuştur.
28. Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Nisan 2003 tarihinde, başvurana bir kez daha aynı cezayı vermiştir. Ancak, tutuklu kaldığı süreyi göz önüne alarak başvuranı tahliye etmiştir.
29. Bu karar, başvuranın temyiz talebi üzerine 19 Ocak 2004 tarihinde bozulmuştur. Yargıtay, isnat edilen suçun tamamlanmadığını ve teşebbüs aşamasında kaldığı kanaatindedir. Yargıtay, başvuranın, gözaltı süresi boyunca tercüman bulundurulmamasına ilişkin gerekçesinin de yer aldığı diğer temyiz gerekçelerini reddetmiştir.
30. Devlet Güvenlik Mahkemesi 3 Mayıs 2004 tarihinde, başvuranı yasadışı silahlı örgüte yardım ve yataklığa teşebbüsten 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi önceki gerekçelerini bu kararında da benimsemiştir.
31. Yargıtay 6 Haziran 2005 tarihinde, yeni yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun uyarınca başvuran hakkında lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, davayı ilk derece mahkemesine göndermiştir.
32. Van Ağır Ceza Mahkemesi, daha önce alınan kararlardaki gerekçelerini kabullenerek ve eski kanun hükümlerinin de daha lehe olduğunu belirterek, başvuranı yeniden mahkûm etmiştir.
33. Başvuran, özellikle gözaltı sırasında tercüman bulundurulmadığını ileri sürerek Yargıtaya başvurmuştur.
34. Bu başvuru, 31 Ekim 2006 tarihinde reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
35. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, gözaltı süresi boyunca tercüman yardımından yararlanılmasını yasaklayan herhangi bir hüküm bulunmamaktaydı.
36. 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte olan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 12. maddesinin d) fıkrasının 6. bendinde, gözaltı kaydının, ifade alma sırasında tercüman temin edilip edilmediğini ve gerektiği takdirde bu kişinin ismi ve imzasının belirtmesi gerekiyordu.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. GÖZALTI SIRASINDA, TERCÜMAN YARDIMINDAN YARARLANILAMAMASI NEDENİYLE SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1. Başvuran, gözaltı süresi boyunca tercüman bulundurulmamasından şikayet etmektedir. Başvuran bu durumu, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. ve 3. fıkraları anlamında adil yargılanma hakkının ihlali olarak görmektedir. Bu madde şu şekildedir:
1. Herkes, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) davasının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
(...)
e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından ücretsiz olarak yararlanmak.
38. Hükümet, bu görüşe itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
39. Hükümet, başvuranın şikayetini sunmak için etkili ve uygun iç hukuk yolu olmaması nedeniyle, başvuranın, başvurusunu gözaltı süresi bitiminden sonraki altı ay içerisinde Mahkemeye sunması gerektiğini savunmaktadır.
40. Bir başvuru yolunun bulunmamasıyla ilgili iddiayı kabul etmemesi durumunda Hükümet, Mahkemeyi bir yandan yargılama sürerken başvuranın bir şikayette bulunmadığını diğer taraftan da başvurunun yapıldığı sırada ulusal mahkemeler önünde davanın hala derdest olduğunu ileri sürerekten şikayeti iç hukuk yollarının tüketilmemesinden dolayı kabul edilemez bulmaya davet etmektedir.
41. Başvuranın, gözaltı süresinin bitimiyle başlayacak olan altı aylık süreye riayet etmediği iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, temyiz başvurularında da olduğu gibi, hukuk yollarının kullanılmasının başvurana, yargılama sürecine zarar veren eksikliklerin ya gözaltı sırasında yapılan suçlayıcı ifadelerin kullanılmamasını ya da mahkûmiyet kararının verilmemesini sağlayarak bu eksikliklerin giderilmesine imkan tanıması gerektirdiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, beraat kararı ya da mahkûmiyet kararının iptal edilmesinin ardından başvuranın, Sözleşmenin 6. maddesinin güvence altına aldığı hakların ihlalinden mağdur edilmiş olarak değerlendirilemeyeceği yerleşik içtihadında yer aldığını hatırlatmaktadır (bk. Bouglamé/Belçika (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 16147/08, 2 Mart 2010 ve bu kararda geçen birçok referans). Buradan, temyiz başvurusunun tüketilmesi gereken bir başvuru yolu olduğu ve başvuranın temyiz başvurusunun reddedilip ve mahkûmiyeti kesinleşir kesinleşmez mağdur sıfatını kazanacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Nitekim söz konusu altı aylık süre Hükümetin iddia ettiği gibi gözaltından çıktıktan sonra değil de 31 Ekim 2006 tarihinden itibaren başlamıştır.
42. Başvuranın başvurusunu ulusal mahkemelere sunmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak Mahkeme, temyiz başvurularında başvuranın, gözaltı süresi boyunca ağır ceza mahkemesinin tercüman yardımından yaralandırılmadan elde edilen ifadenin kullanılmasından açık bir şekilde şikayet ettiğini gözlemlemiştir (yukarıda anılan 29. ve 33. paragraflara bk.).
43. Başvurunun yapıldığı sırada, Yargıtayın, başvuranın başvurusu hakkında henüz bir karar vermediği gerekçesiyle hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraza dair ise Mahkeme, mahkûmiyetin bu arada kesinleştiğini ve tüm iç hukuk yollarının tüketildiğini gözlemlemiştir. Keza Mahkeme, başvurunun Hükümete tebliğ edildiği tarihte de durumun aynı olduğunu saptamıştır.
44. Sonuç olarak, Hükümetin yaptığı üç itiraz da dayanaktan yoksundur ve reddedilmesi gerekmektedir.
45. Bununla birlikte, Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmemesi sebebiyle başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
46. Başvuran, gözaltı sırasında jandarmalara ifade verdiği sırada tercüman yardımından yararlanamamasından şikayet etmekte ve bu şekilde edinilen ifadenin, hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil olacağını ve sonuç olarak bu delillerin davanın esasına bakan hakimler tarafından kullanılamayacağını ileri sürmektedir.
47. Hükümet, başvuranın gözaltından çıktıktan sonra tercüman yardımından yararlandığı halde hakim huzurunda ifadesini tekrarlamış olmasına rağmen, gözaltı süresi boyunca tercüman bulundurulmamasının, başvuranın adil yargılanma hakkını hangi anlamda ihlal ettiğini kanıtlayamadığını ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın, yargılamanın diğer tüm safhalarında tercüman hizmetinden yararlandığını belirtmektedir.
48. Mahkeme, içtihadına göre, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. fıkrasının e) bendinin gerekliliklerinin, yine bu maddenin 1. fıkrası ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının özgü unsurları olarak değerlendirildiklerini hatırlatarak, ileri sürülen şikayetin anılan iki fıkra ile birlikte aynı anda incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (bk. örneğin, Valentini/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45003/98, 18 Mayıs 2000 veya Pala/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33387/04, 30 Ocak 2007).
49. Daha sonra Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. fıkrasının e) bendinde tercüman yardımından karşılıksız yararlanma hakkının belirtildiğini hatırlatmaktadır. Bu hak, sadece duruşmada sözlü ifadelerde değil aynı zamanda yazılı belgelerde ve hazırlık soruşturmasında da geçerlidir. Söz konusu hükümde, mahkemede kullanılan dili anlayamayan ya da konuşamayan sanığın, adil yargılanma hakkından yararlanması için duruşmada kullanılan dili anlaması ya da tekrar aktarması için sanığa gerekli olan yani aleyhine başlatılan her türlü işlemin tercüme edilmesi ya da açıklanması için tercüman hizmetinden karşılıksız yararlanma hakkının olduğu bildirilmektedir (Luedicke, Belkacem ve Koç/Almanya 28 Kasım 1978, § 48, A serisi No. 29). Buna ek olarak, tercüme konusunda sağlanan yardım, özellikle sanığa, olaylara ilişkin açıklamalarını yaparken, neyle suçlandığını ve nasıl bir savunma yapacağını bilme imkanı vermelidir (Güngör/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 31540/96, 17 Mayıs 2001).
50. Ayrıca, avukat yardımından yararlanma hakkında da olduğu gibi, tercüman yardımından yararlanma imkanı, sadece bu hakkı kısıtlamaya zorlayan sebepler ortaya konulmadıkça, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren sağlanmalıdır (bk. bu bağlamda, Dialloc/İsveç (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 13205/07, § 25, 5 Ocak 2010).
51. Somut davada, Mahkeme herşeyden önce, başvuranın Türkçe bilgisi düzeyinin tercüman hizmetinden yararlanmasını gerektirdiğine itiraz edilmediğini gözlemlemektedir. Nitekim hem sulh ceza hakimi hem de davanın esasına bakan hakimler tercümanın gerekli olduğuna karar vermiştir. Hükümetin hiçbir şekilde aksini iddia etmemesi nedeniyle Mahkeme, bu hususu kanıtlanmış olarak değerlendirmektedir.
52. Ardından Mahkeme, başvuranın tutukluğu hakkında karar verecek yargıcın başvuranın ifadesini aldığı sırada başvuranın avukat yardımından yararlanıp yararlanmadığını ve başvuranın avukat yardımından yararlandırılmadan jandarmalara ihtilaf konusu belgeyi cezaevinin bekleme salonunda bulduğunu söylediği ifadesini dikkate alarak başvuranın üzerinde bir belge bulunduğunun kesin olarak kabul edildiğini kaydetmektedir.
53. Mahkeme, bu aşamada elde edilen delillerin, yargılama sürecinin ileriki aşamasında belirleyici olması sebebiyle, davanın hazırlığı için soruşturma aşamasının öneminin altını çizme fırsatını daha önce de bulmuştur (bk. bu bağlamda, Salduz/Türkiye (BD), No. 36391/02, § 63, AİHM 2008). Gözaltına alınan kişinin, sessiz kalma ya da avukat yardımından yararlanma gibi bazı haklarının olduğunu hatırlatmak gerekir. Oysa bu hakların kullanılmasına veya vazgeçilmesine ilişkin karar, hak sahiplerinin, yargılama sürecindeki konuyu/tehlikeyi ölçüp olası feragat etme olanağını değerlendirebilmesi için suçlandığı olayları açık bir şekilde anlaması halinde verilebilir.
54. Mahkeme başvuranın, sorulan sorularda tercüme imkanına sahip olmadığından ve isnat edilen olaylar hakkında mümkün olduğunca açık bir şekilde bilgilendirilmediğinden, sessiz kalma ve avukat yardımından yararlanma hakkından, nitekim bütün hukuki danışma imkanından feragat etmesi halinde bu feragatin sonuçlarını tam anlamıyla değerlendirebilecek duruma getirilmediğine kanaat getirmektedir. Dolayısıyla başvuranın, tercüman hizmetinden yararlandırılmadan yaptığı tercihlerin, tam olarak izah edilip edilmediği hususunda şüphelerin belirtilmesinde bir sakınca yoktur.
55. Nitekim Mahkemeye göre, söz konusu ilk eksikliğin, ihlalden kaynaklanan etkilerden tamamen farklı olarak bu haklara sıkıca bağlı olarak ileri sürülen diğer haklar üzerinde de etkileri olmuş ve genel olarak yargılamanın adilliğini tehlikeye atmıştır.
56. Başvuranın, gözaltından çıktıktan sonra hakime verdiği ifadeyi tercüman yardımından yararlanarak yapmış olduğu doğru olsa bile Mahkeme, bu durumun yargılamaya sürecinin ilk aşamasını zarar veren hatayı düzeltebilecek nitelikte olmadığı görüşündedir.
57. Mahkeme ayrıca, hakimin, başvuranın koridorda bulunan aile fertlerinden sadece birisi olan tercümanın yeterliliğini araştırma girişiminde bulunmadığını gözlemlemiştir (bk. mutatis mutandis, Cuscani/Birleşik Krallık, No. 32771/96, § 38, 24 Eylül 2002 ve yukarıda anılan 19. paragraf).
58. Kaldı ki Mahkeme, ihtilaf konusu ifadenin davanın esasına bakan hakimler tarafından reddedilmediğini tespit etmiştir. Davanın esasına bakan hakimlerin mahkûmiyet kararını birçok unsura dayandırmış olsalar bile tercüman yardımı olmaksızın gözaltındayken elde edilen ifadelerin de mahkûmiyet kararına dayanak oluşturduğu bir gerçektir.
59. Sonuç olarak, yargılamanın tümü göz önüne alındığında, başvuranın gözaltı sırasında tercüman bulundurulmaması, yargılamanın hakkaniyete uygunluğu hakkında doğuracağı sonuçlar da dikkate alındığında, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ile birlikte 6. maddesinin 3. fıkrasının e) bendini ihlal etmiştir.
II. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
60. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesini ileri sürerek tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayet etmekte ve tutukluluğunun yasalara uygunluğu konusunda karar verilmesine ve gerektiğinde serbest bırakılmasına yarayacak bir hukuk yolu olmadığını iddia etmektedir.
61. Başvuran ardından, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, mahkûmiyet kararının gerekçesinde hakimler tarafından, jandarmalara vermiş olduğu ifadenin kullanılmış olmasının masumiyet karinesi ilkesine aykırılık teşkil ettiğini iddia etmektedir.
62. Ayrıca, Sözleşmenin 14. maddesini ileri sürerek, başvuran etnik kökenleri nedeniyle, Sözleşme ile güvence altına alınan hakların ihlal edilmesinden mağdur olduğunu iddia etmektedir.
63. Nitekim başvuran, Sözleşmenin 13. maddesi bağlamındaki şikayetlerini ileri sürebileceği bir iç hukuk yolu olmadığı kanaatindedir.
64. Elindeki unsurların tamamını dikkate alan ve dile getirilen iddialar üzerinde sahip olduğu yetki ölçüsünde Mahkeme, somut davada Sözleşme hükümlerine yönelik herhangi bir ihlal göremediğini kaydetmektedir.
65. Sonuç olarak, Mahkeme bu Gikayetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
III. SÖZLEİMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
66. Sözleşmenin 41. maddesi şunu öngörmektedir.
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
67. Başvuran, manevi tazminat olarak 20.000 avro (EUR) talep etmektedir.
68. Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve giderler için 2.500 avro, Mahkeme önündeki temsil giderleri için 5.075 avro ve de sunduğu faturaların tercüme giderleri için 298 avro istemektedir.
69. Hükümet, abartılı bulduğu bu iddialara itiraz etmekte ve Mahkemeden reddetmesini istemektedir.
70. Mahkeme, manevi tazminat için başvurana 1.500 avro ödenmesini uygun görmektedir.
71. Mahkeme, mevcut davadakine benzer koşullarda, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yolun, ilgilinin isteği üzerine, davanın yenilenmesi ya da dosyanın yeniden açılması olacağı kanaatindedir (Gençel/Türkiye, No. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
72. Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, Mahkeme içtihadı uyarınca, bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Somut davada, sahip olduğu unsurları ve içtihadını göz önüne alan Mahkeme, tüm masraflar için 1.300 Avro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
73. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Gözaltı sırası boyunca tercüman bulundurulmaması bağlamındaki Gikayetle ilgili olarak, başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ile birlikte 6. maddesinin 3. fıkrasının e) bendinin ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, davalı Devletin başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro) tutarında manevi tazminat ödenmesine;
ii) Başvuran tarafından ödenecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 1.300 avro (bin üç yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 14 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy