(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (MANTOVANELLİ - FRANSA DAVASI) (GARCİA RUIZ - İSPANYA DAVASI)
(Başvuru no: 45652/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
23 Şubat 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (45652/04) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Emil Yıldızın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 27 Ekim 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1960 doğumludur ve Antalyada ikamet etmektedir.
17 Temmuz 1997 tarihinde sunulan bir şikayetin ardından, 26 Ağustos 1997 tarihli iddianame ile Konya Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetini talep etmiştir.
19 Aralık 1997 tarihli duruşmanın bitiminde, Konya Asliye Ceza Mahkemesi, davacıyı dinlemiştir. Davacı, dükkanında bulunan başvurana tekstil sattığını beyan etmiştir. Başvuranın satın aldığı tekstil mallarını aracına yüklemesinin ardından, başvuran üzerinde para olmadığını ve bankamatiğe gitmesi gerektiğini ifade etmiştir. Davacı da başvuranla birlikte araca binmiştir. Davacı başvuranın arabasını düzgün doğru istikamete sürmediğini fark etmiş ve başvuranın geri dönmesini istemiştir. Benzin istasyonunda araç durana kadar davacı başvuranla kavga etmiştir. Benzin istasyonunda davacı, kontak anahtarını ele geçirmiş ve sattığı malları boşaltmaya başlamıştır. Yedek anahtarı bulunan başvuran aracı çalıştırmış ve kaçmıştır. Davacı boşuna aracı durdurmaya çalışmıştır.
24 Şubat 1998 tarihinde, mahkeme başvuranın beyanlarını incelemiştir; başvuran hakkındaki tüm suçlamaları reddetmiştir. Mahkeme taraflarca sunulan faturaları ve sevk irsaliyelerini incelemiş ve bu hususta tarafların beyanlarını dinlemiştir. Başvuran, ilk faturada belirtilen giyim eşyasını satın aldığını ve belirtilen miktarı ödediğini ifade etmiştir. Buna karşın başvuran, ikinci faturada belirtilen giyim eşyasını aldığı hususunu reddetmiş ve ikinci sevk irsaliyesinde imzasının bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran, giyim eşyasının parasını ödemediğini kabul ettiği polise vermiş olduğu ifadesini reddetmiştir. Davacı ise iki farklı fatura bulunduğunu çünkü başvuranın ilk alışı gerçekleştirip giyim eşyasını dükkanda bıraktığını ardından ikinci alışı gerçekleştirmek üzere geri geldiğini belirtmiştir.
Başvuranın adli kaydının incelenmesinin ardından, mahkeme, ilgilinin cezasının ertelendiği dönem hususunda mahkemenin bilgilendirilmesine karar vermiştir.
17 Haziran ve 18 Kasım 1998 tarihli duruşmalar sırasında, mahkeme, mağdurun ifadelerini doğrulayan beş tanığı dinlemiştir.
8 Haziran 1999 tarihinde, başvuran savunma layihasını ve fatura ve irsaliyelerin bilirkişi tarafından incelenmesi talebini sunmasının ardından duruşmayı reddetmiştir terketmiştir; başvurana göre, sözkonusu belgelerin ödemenin yapılıp yapılmadığını ve malların verilip verilmediğini ortaya koyma imkanın sağlayıp sağlamadığının ve başvuranın borçlu olup olmadığının doğrulanması gerekmekteydi. Dosyanın içeriği göz önüne alındığında sözkonusu talep mahkeme tarafından reddedilmiştir.
Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin görüşlerini sunmuş ve savunmasını sunması için başvurana süre tanınması yönünde görüş bildirmiştir.
10 Haziran 1999 tarihinde, başvuran, 8 Haziran 1999 tarihli yazılı savunmasını sözlü olarak tekrarlamış, ekleyecek başka bir şeyinin olmadığını ifade etmiştir.
22 Eylül 1999 ve 2 Şubat 2001 tarihinde gerçekleştirilen beş duruşma, başvuranın adli sicil kaydında belirtilen mahkumiyetlerine ve cezasının ertelendiği döneme ilişkin bilgilerin toplanmasına ayrılmıştır.
2 Şubat 2001 tarihli duruşmanın biriminde, mahkeme atılı olaylardan başvuranı suçlu bulmuş ve başvuranın iki yıl iki ay on iki gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
30 Eylül 2002 tarihinde, Yargıtay, dosyada, davacıya kararın tebliğ edildiğine ilişkin unsurların bulunmadığını belirtmiş ve davayı mahkemeye iade etmiştir.
Davacı ev adresinde bulunmadığından ve yeni ev adresinin tespitine ilişkin araştırmalar sonuç vermediğinden mahkeme, 4 Mart 2003 tarihinde, ilan yoluyla tebliğde bulunmuştur.
5 Mayıs 2004 tarihinde, Yargıtay, 2 Şubat 2001 tarihli kararı onamıştır.
25 Ağustos 2004 tarihinde, başvuranın avukatı karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Sözkonusu talep için başvuranın avukatı, ilk satışın gerçekleştiğini ancak ikinci satışın yapılmadığını doğrulayan tanıklardan birinin yazılı beyanını belge olarak sunmuştur.
10 Eylül 2004 tarihinde, mahkeme, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile ortaya konan koşullar bir araya gelmediği gerekçesi ile sözkonusu talebi reddetmiştir.
1 Haziran 2005 tarihinde Yeni Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesinin ardından, mahkeme başvuranın mahkumiyetinin Yeni Türk Ceza Kanununa uyarlanmasını incelemiş ve başvuranın mahkumiyetini iki yıl hapis cezası ve 1.000 TL para cezası olarak düzenlemiştir.
HUKUK
AİHSnin hiçbir maddesine atıfta bulunmaksızın, başvuran, makul olmadığı değerlendirmesinde bulunduğu ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın toplam süresinden şikayetçi olmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 6/1 maddesi açısından değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, dikkate alınacak dönemin 26 Ağustos 1997 tarihinde başladığını ve Yargıtay kararı ile 5 Mayıs 2004 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu dönem iki dereceli yargıda altı yıl sekiz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94). AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan çok sayıda davada, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını da hatırlatmaktadır.
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşma imkanı sağlayan hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmektedir. Bu itibarla AİHM, mevcut davada, yargılama süresinin uzun olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Dolayısıyla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuran, mahkemenin bilirkişi incelemesi yapılmasını reddetmesinden de şikayetçi olmaktadır.
AİHM, sözkonusu şikayeti başvuranın sunduğu şekli ile incelemiştir. Sahip olduğu unsurların tamamını dikkate alan AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin hiçbir bulgu tespit edememiştir; sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. Paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (bkz, Garcia Ruiz-İspanya, başvuru no: 30544/96, Mantovanelli-Fransa, 18 Mart 1997, La Providence-Fransa, başvuru no: 78070/01, 22 Eylül 2005 ve Birznieks-Letonya, başvuru no: 56930/00, 23 Ekim 2001).
18 Aralık 2008 ve 4 Mayıs 2009 tarihli davanın kabuledilebilirliğine ve esasına ilişkin görüşlerinde, başvuran, AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunarak ilk yargılamanın hakkaniyetine ilişkin diğer şikayetlerini de sunmaktadır.
Sözkonusu şikayetlerin ilk kez 18 Aralık 2008 ve 4 Mayıs 2009 tarihlerinde yani nihai iç hukuk kararını teşkil eden 5 Mayıs 2004 tarihli Yargıtay kararından altı ay sonra sunulmaları nedeniyle AİHMye, sözkonusu şikayetlerin esas bakımından incelenmesi çağrısı yapılmamıştır.
Başvurunun sözkonusu kısmının gecikmeli olarak yapıldığı ve AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. Paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Son olarak başvuran, yargılamanın yenilenmesi talebinin yetkililer tarafından reddedilmesinden şikayetçi olmakta ve masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesinin hükümleri uyarınca AİHS hükümleri ile ratione materiae konu bakımından bağdaşmadığı ve AİHSnin 35/4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir (Fischer-Avusturya, başvuru no: 27569/02).
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususu ile ilgili olarak başvuran 120.000 Euro Avro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 3.500 Euro Avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun yargılamanın uzunluğu kapsamında yapılan şikayete ilişkinin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 3.500 Euro Avro (üç bin beş yüz Euro Avro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 23 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy