(AİHS m. 6, 13, 14, 29, 37) (765 S. K. m. 125)
Başvuru No: 45630/04
1 Temmuz 2008
(Dostane Çözüm)
OLAYLAR
Türk vatandaşı olan başvuran Mehmet Bahri Kurt, 1966 doğumlu olup Tekirdağda ikamet etmektedir. Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. Avcı tarafından temsil edilmektedir.
Tarafların aktardığı şekliyle dava olayları şu şekilde özetlenebilir:
14 Ekim 1992 tarihinde polis tarafından düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan yakalama tutanağı, PKKya karşı düzenlenen bir operasyonun ardından başvuranın, PKK adına kaynak toplarken güvenlik güçleri tarafından yakalandığını ve gözaltına alındığını belirtmiştir.
15 Ekim 1992 tarihinde, Terörle Mücadele Şubesinin talebi üzerine, Savcılık, başvuranın gözaltı süresini on beş gün uzatmıştır.
20 Ekim 1992 tarihinde, Terörle Mücadele Şubesine bağlı polis memurları tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. 25 Ekim 1992 tarihinde, başvuranın ve diğer yirmi beş kişinin sorgu tutanağı düzenlenmiştir.
27 Ekim 1992 tarihinde, Savcılık, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinden başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir. Aynı gün, başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
10 Kasım 1992 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca, aralarında ulusal toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemlerde bulunan başvuranın da olduğu yirmi altı kişiyi suçlamıştır. 15 Haziran 1995 ve 7 Ağustos 2001 tarihinde, Savcı, iddianamesini yinelemiştir.
12 Ocak 1993 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk duruşmasını gerçekleştirmiştir.
Mahkeme, başvuranın talebi üzerine veya resen belirli aralıklarla başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin sorunu incelemiş, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiş ve başvuranın itirazlarını reddetmiştir.
11 Mart 2003 tarihinde, Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca, Mahkeme, başvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuştur.
9 Haziran 2004 tarihinde, Yargıtay, başvuran ve diğer bir kişi tarafından ortaya konan gözaltında işkence iddiaları, bu konudaki sağlık raporlarının mevcudiyeti ve başvuranın suçlandığı A.A cinayeti hakkında yürütülen soruşturmanın yetersizliği nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını bozmuştur.
Dava, 5190 sayılı yasanın 2. maddesi uyarınca İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.
Başvuranın hazır bulunmadığı 30 Temmuz 2004 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tutukluluk halinin devamına ve Yargıtay kararına uygun olarak yargılamanın sürdürülmesine karar vermiştir.
12 Ekim 2004 tarihinde başvuran, serbest bırakılmıştır.
Dosya unsurlarına göre, söz konusu kararın kabul edildiği tarihte, dava halen, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
ŞİKAYETLER
AİHSnin 5/3 maddesine atıfta bulunarak başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğunda şikayetçidir. Başvuran, yargılama süresi boyunca dosya unsurları değiştiği halde tutukluluk halinin devamına karar vermek için Devlet Güvenlik Mahkemesinin nerdeyse aynı ifadeleri kullandığını ileri sürmektedir. Başvuran, söz konusu tutumun, masumiyet karinesi ilkesini ve özgürlük hakkına saygı ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Ayrıca AİHSnin 6/1 ve 14. maddelerine atıfta bulunarak, başvuran, cezai yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır. Başvurana göre, söz konusu yargılama süresinin uzunluğu, mahkeme heyetinin ve Cumhuriyet Savcısının sıklıkla değişmesine, duruşmalar arasında iki üç aylık bir sürenin geçmesine, kanıtların toplanmasına mahkeme tarafından itina edilmemesine, diğer adli ve idari makamlarla irtibat sırasında yaşanan gecikmelere bağlıdır.
Son olarak, AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunarak, başvuran, tutukluluk ve cezai yargılama süresinin uzunluğuna ilişkin şikayetini sunmak için iç hukukta hiçbir yolun mevcut olmadığını iddia etmektedir.
HUKUK
25 Ekim 2007 tarihinde, AİHM, başvuran taraf tarafından imzalanan izleyen beyanı almıştır:
Başvuranın avukatı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, AİHMde görülmekte olan yukarıda belirtilen başvuru kaynaklı davanın dostane çözüme kavuşturulması amacıyla, Mehmet Bahri Kurta karşılıksız olarak 16.500 Euro (on altı bin beş yüz Euro) tutarını ve yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) tutarını ödemeye hazır olduğunu not ediyorum.
Bu miktar maddi, manevi her türlü tazminat ile masraf ve harcamaları kapsamakta olup tüm vergilerden muaf olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin AİHSnin 37/1 maddesi uyarınca verdiği kararın bildirilmesini müteakip üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek suretiyle ödenecektir. Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar geçecek süre için Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanacaktır.
Mehmet Bahri Kurt bu öneriyi kabul etmekte ve söz konusu başvuruya yol açan olaylar hususunda Türkiye Cumhuriyeti aleyhindeki diğer tüm taleplerden vazgeçmektedir. Davanın nihai sonuca ulaştığını bildiririm.
4 Nisan 2008 tarihinde, AİHM, Hükümet tarafından imzalanan izleyen beyanı almıştır:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin AİHM önünde bulunan başvuruyu dostane çözüme kavuşturmak üzere, Mehmet Bahri Kurta karşılıksız olarak 16.500 Euro (on altı bin beş yüz Euro) tutarında ve yargılama masraf ve giderleri için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) tutarında ödeme yapmayı önerdiğini bildiririm.
Bu miktar maddi, manevi her türlü tazminat ile masraf ve harcamaları kapsamakta olup tüm vergilerden muaf olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin AİHSnin 37/1 maddesi uyarınca verdiği kararın bildirilmesini müteakip üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL ye çevrilmek suretiyle ödenecektir. Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar geçecek süre için Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanacaktır. Bu tutarın ödenmesi, davanın nihai çözüme kavuşturulmasını teşkil edecektir.
AİHM, tarafların üzerinde uzlaştıkları dostane çözümü kaydeder. Bu çözümün Sözleşme ve Eki Protokollerde tanımlanan insan haklarına saygı ilkesine uygun olduğu kanaatinde olup, diğer taraftan, başvurunun incelenmesine devam etmeyi haklı gösterecek kamu düzenine ilişkin hiçbir gerekçe görmemektedir (AİHSnin 37/1 maddesi in fine). Sonuç olarak, AİHSnin 29/3 maddesinin uygulanmasına son verilmesi ve davanın zabıttan düşürülmesi uygun olacaktır.
Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle,
Başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy