(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (3713 S. K. m. 5) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no:8180/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
15 Eylül 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (8180/04) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) İhsan Baranın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 9 Şubat 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Nezatah Paşa Bayraktar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuran, 1968 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
4 Mayıs 2001 tarihinde, başvuran, İzmir Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis memurları tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuranın yasadışı silahlı örgüt olan PKK üyesi olmasından şüphelenilmiştir.
Gözaltı sırasında başvuran, avukat yardımından yararlanmamıştır.
Gözaltında olayların aktarılması ve diğer sanıklarla yüzleştirilmesi sırasında, başvuran sözkonusu örgütün üyesi olduğunu itiraf etmiştir. Başvuran, sözkonusu örgütte ne tür eylemlere katıldığını polise ayrıntılarıyla anlatmıştır.
7 Mayıs 2001 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmış ve başvuran, polis memurlarına verdiği ifadesini kısmen kabul etmiştir.
Aynı gün başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Başvuran, savcıya vermiş olduğu ifadesini yinelemiş ve olayları kısmen kabul etmiştir. Hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
22 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile savcı, Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca başvuranın (ve diğer iki kişinin) silahlı bir örgüte üye olmaktan mahkumiyetini talep etmiştir.
Başvuran, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanmıştır.
12 Temmuz 2001 tarihli duruşma sırasında, avukat yardımı alan başvuran, polisin baskısı altında ifade verdiğini dile getirmiş ve hakkındaki tüm suçlamaları reddetmiştir. Başvuran yalnızca PKK adını kullanarak esnaftan kendi hesabına zorla para aktarmaya teşebbüs ettiğini söylemiştir. Hakimler, başvuranın savcı ve nöbetçi hakim karşısında vermiş olduğu birbiriyle uyuşan ifadelerinin okunmasına geçmişlerdir. Başvuran cevaben önceki beyanlarını yinelemiş ve atılı olayları bir kez daha reddetmiştir.
13 Kasım 2001 tarihli bir kararla, Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranı suçlu bulmuştur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı, Türk Ceza Kanununun 168/2 maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca silahlı bir örgüte üye olmaktan on iki yıl altı ay ve bir emlak bürosuna el bombası atmaktan beş yıl altı ay yirmi gün hapis cezasına çarptırmıştır. Kararın dayanağı olarak mahkeme, özellikle gözaltı sırasında, Cumhuriyet Savcısı karşısında ve Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısında sırasıyla başvuranın vermiş olduğu birbiriyle uyuşan ifadeleri ve yakalama, yer gösterme, kimlik tespiti ve yüzleştirme tutanaklarını dikkate almıştır. Hakimler ayrıca, başvuranın üzerinde ele geçirilen kartvizitler ve başvuran tarafından gösterilen yerde bulunan tabanca gibi diğer kanıt unsurlarını da temel almışlardır.
10 Aralık 2001 tarihinde, avukatı aracılığıyla başvuran, 13 Kasım 2001 tarihli karar hakkında temyiz başvurusunda bulunmuştur.
18 Nisan 2002 tarihli duruşmanın ardından Yargıtay, itiraz edilen kararı hukuki temele dayanmadığı gerekçesi ile bozmuştur.
27 Ağustos 2002 tarihinde, iade edilen kararı görüşen Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları aynı cezalara mahkum etmiştir.
16 Eylül 2002 tarihinde, başvuran, temyiz başvurusunda bulunmuştur.
19 Aralık 2002 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kanunun uygulamasında yorum hatası yaptığı gerekçesi ile 27 Ağustos 2002 tarihli kararı bozmuştur.
18 Mart 2003 tarihli duruşmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay kararına uygun hareket etmiş ve başvuranı, silahlı bir örgüte üye olmaktan on iki yıl altı ay ve bir işyerine el bombası atmaktan dört yıl iki ay hapis cezasına mahkum etmiştir.
3 Temmuz 2003 tarihinde, Yargıtay, 18 Mart 2003 tarihli kararı onamıştır.
21 Ağustos 2003 tarihinde, Yargıtay kararı, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulmuştur.
HUKUK
AİHSnin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, davasının, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde hakkaniyete uygun olarak görülmemesinden şikayetçidir. Bu bağlamda, başvuran, gözaltı sırasında ve Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi tarafından ifadesi alındığı sırada, avukat yardımından yararlanamamaktan dolayı şikayetçidir.
Hükümet, AİHMyi, altı ay süresine riayet edilmediğinden sözkonusu şikayeti reddetmeye davet etmektedir. Esasa ilişkin olarak Hükümet, avukat erişimi hakkında başvurana getirilen yasal kısıtlamanın, ilgili kişi açısından AİHSnin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılama hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır. Hükümet, yargılamanın adil olup olmadığını belirleyebilmek için, yargılamanın tamamının göz önüne alınması gerektiği kanaatindedir. Nitekim, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önündeki yargılamalar sırasında başvuran bir avukat tarafından temsil edildiğinden başvuranın adil yargılanma hakkı ihlal edilmemiştir. Ayrıca Hükümet, ihtilaflı mahkumiyet kararının yalnızca polise verilen ifadelere dayanmadığından, gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamamanın AİHSnin 6. maddesine yönelik bir ihlal oluşturmadığı gerekçesi ile AİHMnin benzer bir şikayeti açıkça mesnetten yoksun olduğu için kabuledilemez bulduğu Yıldız ve Sönmez- Türkiye, başvuru numaraları: 3543/03 ve 3557/03, 5 Aralık 2006 tarihli karara atıfta bulunmaktadır. Mevcut dava olaylarında da Hükümet, mahkumiyetinde yalnızca başvuranın polise vermiş olduğu ifadesinin temel alınmadığını belirtmektedir.
AİHM, tarafların kullanımına İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kaleminde 21 Ağustos 2003 tarihinde sunulan 3 Temmuz 2003 tarihli Yargıtay kararının, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca nihai iç hukuk kararını oluşturduğunu kaydetmektedir. AİHM, başvuranın, başvurusunu, 9 Şubat 2004 tarihinde, yani nihai iç hukuk kararından itibaren altı ay içerisinde sunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca AİHM, AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca sözkonusu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi içermediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Davanın esasına ilişkin olarak ise AİHM, Salduz-Türkiye (başvuru no: 36391/02, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte AİHSnin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır. Nitekim AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için Hükümetin ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.
Ayrıca başvuran, gözaltı süresinden ve ceza davasının tamamından şikayetçidir. Başvuran, savunmasını hazırlamak için kendisine gerekli süre ve kolaylıkların tanınmadığı kanısındadır ve bu bağlamda AİHSnin 6/3 b) maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın sunduğu şikayetlere benzer şikayetleri daha önce incelemiştir. Sahip olduğu unsurların tamamını göz önüne alan ve ileri sürülen iddiaları değerlendirmeye yetkili olan AİHM, AİHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yönelik hiçbir ihlal tespit edememektedir. Dolayısıyla AİHSnin 35/4 maddesi uyarınca başvurunun sözkonusu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin olarak, başvuran, 10.000 Euro maddi ve 15.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 4.200 TL (yani yaklaşık 2.100 Euro) talep etmektedir. Öte yandan başvuran avukatlık ücreti olarak 15.000 TL (yani yaklaşık 7.500 Euro) talep etmektedir. Belge olarak başvuran, avukatlık ücreti makbuzu ile bir posta fişini sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle ileri sürülen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
Ayrıca AİHM, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, başvuran için sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğunu belirtmektedir (sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya, başvuru no: 11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek, başvuru no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye, başvuru no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AİHM, bu ilkenin mevcut davaya uygulanmasına hükmetmektedir. Sonuç olarak AİHM, ihlalin telafisi için en uygun yolun, başvuran talep ettiği takdirde, AİHSnin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak davanın yenilenmesi olacağı kanaatindedir (mutatis mutandis, Gençel-Türkiye, başvuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003).
Yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, AİHM, tüm masraflar için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
Sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uygulanan üç puanlık artış eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanacaktır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, gözaltı sırasında avukat yardımı yapılmaması kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Başvuranın gözaltı sırasında avukat yardımından yoksun bırakılması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte AİHSnin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat ve 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 15 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy