(AİHS m. 6, 35, 41, 44, I NOLU PROTOKOL) (2942 S. K. m. 8, 15) (AKA - TÜRKİYE DAVASI) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI)
(Başvuru No: 9125/04)
STRAZBURG
8 Şubat 2011
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1931 doğumlu olup Boluda ikamet etmektedir.
16 Şubat 2001 tarihinde Bolu Belediyesi (Belediye) başvurana ait üç katlı ve üç daire ile üç iş merkezinden oluşan binayı kamulaştırmıştır.
Kamulaştırma Kanununun 8. maddesiyle öngörülen satış süreci gerçekleştirilmediğinden Belediye Bolu Asliye Hukuk Mahkemesinde 13 Temmuz 2001 tarihinde açmış olduğu dava ile kamulaştırma tazminatının tamamlanması ve sözü edilen taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi talebinde bulunmuştur.
Hakim 23 Ağustos 2001 tarihinde aralarında iki belediye meclisi üyesinin de bulunduğu bilirkişi heyeti ile birlikte olay yerinde incelemede bulunmuştur. 11 Eylül 2001 tarihli bilirkişi raporunda bilirkişiler arazinin çıplak değerinin 29.700 TL, inşaat değerinin 34.317 TL olduğunu ve satışı yapılan eşdeğerdeki arazilerle karşılaştırıldığında taşınmazın sahibine normal şartlarda kamulaştırma yapılmadan evvel tazminat ödenmesi gerektiğini kaydetmişlerdir. Bilirkişi on bir arazinin incelenmesini müteakip başvuranın taşınmazının pazar yerinin ortasında yer alması dolayısıyla benzer durumdakilere nazaran değerinin % 50 oranında daha aşağıda olduğunu anımsatmıştır. İnşaat ile ilgili olarak bilirkişi, taşınmazın değerini Bayındırlık ve İskân Bakanlığının 2001 yılı için yayınladığı inşaat birim fiyatı listesinde yer alan değeri göz önünde bulundurmuş ve inşaatın yıpranma payını % 25 olarak belirlemiştir.
Başvuran 18 Eylül 2001 tarihinde bu rapora itiraz ederek taşınmazlarına değerinin altında fiyat biçildiğini, bilirkişi mühendislerin belediye ile olan bağlantıları nedeniyle tarafsız bir inceleme yapılmadığını öne sürmüştür.
Hakim farklı bir heyetten oluşan bilirkişi ile ikinci bir inceleme yapmış, bilirkişi 27 Eylül 2001 tarihinde raporunu hazırlamıştır. Buna göre arazinin değeri 32.600 TLdir. Bilirkişi karşılaştırma yapılan taşınmazın değerinin başvuranın arazisinden % 35 oranında daha değerli olduğunu ortaya koymuştur. İnşaat için ise yapım yılı, türü ve binanın güncel durumu dikkate alınarak yıpranma payı % 30, binanın değeri 32.652 TL olarak belirlenmiştir.
19 Ekim 2001 tarihinde başvuran ikinci bir rapor ile buna karşılık vermiş, bir kez daha bilirkişi incelemelerinin noksanlarını ileri sürmüştür. Başvuran % 30 olarak tespit edilen yıpranma payının aşırı olduğunu belirterek iki rapor arasında bu noktada farklılıklar oluştuğunu iddia etmiştir. Bilirkişiler tarafından 2001 yılı inşaat birim fiyatı listesinden alınan rakamların ülkede o dönemde yaşanan ciddi devalüasyon nedeniyle inşaatın gerçek değerini yansıtmadığını ileri sürmektedir. Başvuran son olarak taşınmazının karşılaştırılan binaya göre daha değerli olduğunu belirtmektedir.
Mahkeme 4 Aralık 2001 tarihinde başvurana 62.353 TL kamulaştırma tazminatı ödenmesine ve İdarenin banka hesabındaki fonlar üzerindeki blokeyi kaldırmasının ardından taşınmazın mülkiyetinin Belediyeye geçirilmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca bilirkişi raporları ile (ilk rapora göre 29.700 TL, ikinci rapora göre 32.652 TL) olarak tespit edilen ve daha aşağı oranlarda seyreden rakamların hakkaniyete uygun makul bir düzeye çekilmesi gerektiğine itibar etmiştir.
Başvuran temyize gitmiş ve mahkeme tarafından hükmedilen kamulaştırma tazminatının taşınmazlarının gerçek değerini yansıtmadığını öne sürerek daha önceki itirazlarını yinelemiştir. Başvuran her iki bilirkişi raporunun da belediye meclisinden oluştuğunu iddia etmiş ve son olarak kamulaştırma nedeniyle taşınmazını ne kiraya verebildiğinden ne de ondan tam anlamıyla istifade edebildiğinden yakınmıştır.
1 Şubat 2002 tarihinde banka ödeme emri almadığı gerekçesiyle blokeli banka hesabından başvurana ödeme yapılmasını reddetmiştir.
Başvuran 7 Şubat 2002 tarihinde mahkemeden ödeme emri çıkarılmasını talep etmiştir. Başvuran 14 Nisan 2002 tarihinde bu talebini yinelemiştir.
Belediye 11 Nisan 2002 tarihinde başvurana taşınmazları boşaltması için uyarıda bulunmuştur.
Yargıtay 15 Nisan 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay karar gerekçesinde bilirkişinin kamulaştırma kararının alındığı tarihte hâlihazırda mülkiyette olan bir taşınmaza değer biçtiğini oysa Kamulaştırma Kanununun 15. maddesine göre mahkemenin mülkiyete el atıldığı tarihten itibaren taşınmazların değerini tespit etmesi gerektiğini ifade etmiştir. Yargıtay ayrıca ilk derece mahkemesinin kamulaştırma tazminatının ödenmesi ve nihai karar beklenmeden mülkiyetin devredilmesi işlemlerinin yapılmasını ihmal ettiğini not etmiştir.
Hakim 6 Mayıs 2002 tarihinde blokeli banka hesabından başvurana ödeme yapılması talimatını vermiş, ödeme aynı gün içinde gerçekleşmiştir.
Yargıtay tarafından geri gönderilen karar üzerine, ilk derece mahkemesi el konulan taşınmazın değerinin tespiti için aynı bilirkişilerden tamamlayıcı bilirkişi raporunu düzenlemelerini istemiştir.
İlk heyet 16 Ağustos tarihinde raporu hazırlamıştır buna göre: arazinin değeri 42.768 TL, imar değeri 34.317 TLdir.
İkinci heyetin 18 Eylül 2002 tarihinde sunmuş olduğu tamamlayıcı rapora göre arazinin değeri 46.945 TL ve imar değeri 32.652 TLdir.
Mahkeme 4 Şubat 2003 tarihinde kamulaştırma tazminatını 75.420 TL olarak belirlemiştir. Mahkeme bunu yaparken hakkaniyete uygun olarak bilirkişi raporlarında belirtilen daha düşük miktarları göz önünde bulundurmuş ve başvuranın hâlihazırda 62.352 TL aldığını, buna yasal gecikme faizinin yansıtılmadığını hesaba katarak Belediyeyi başvurana 13.068 TL (7.410 Euro) ek kamulaştırma tazminatı ödemeye mahkum etmiştir. Başvuran bu miktarı gecikmeden almıştır.
4 Temmuz 2003 tarihinde başvuran temyize gitmiş ve diğer hususların yanı sıra tazminat tutarının belirlenmesinden on sekiz aydan fazla bir süre sonunda ek kamulaştırma tazminatının ödenmesiyle zarara uğradığından şikayetçi olmuştur. Başvuran taşınmazlarının gerçek değerini elde edemediğini ileri sürmüştür.
Yargıtay 14 Ekim 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kamulaştırma tazminatının geç ödenmesinden yakınmakta ve taşınmazın değerinin belirlenmesi (mahkeme süresi) ile ödeme tarihi arasında geçen süre zarfında gelir kaybına uğradığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca taşınmazın ikinci kez bilirkişi heyeti tarafından değerlendirilmesinde hesap hatası yapıldığından ve netice itibarıyla ek kamulaştırma bedelinin yetersiz kaldığından şikayetçi olmaktadır.
AİHM bu şikayeti AİHSye Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Başvuran 4 Haziran 2004 tarihli başvurusunda tespit edilen bedelin İmar ve İskân Bakanlığı tarafından belirlenen rakamın altında olduğunu iddia etmektedir.
Davanın 27 Mart 2009 tarihli kabuledilebilirliğine ve esasına dair görüşlerinde başvuran kamulaştırılan taşınmazların değerinin gerektiği şekliyle yapılmadığını öne sürmüştür. Başvuran arazi ile ilgili olarak ise, mevcut arazi ile mukayese edilecek arazinin bilirkişi heyetini seçme serbestîsinin olması gerektiğinin altını çizmekte ve bilirkişi heyetinin karşılaştırma yapılan arazinin değerinin altında bir kıymet biçtiğinden yakınmaktadır. Başvuran ayrıca inşaat değeri verilerinin yüksek enflasyon ve bilirkişinin belirlediği yıpranma payı nedeniyle dikkate alınmadığını ve tazminat miktarının taşınmazın satış değerini yansıtmadığını iddia etmektedir.
AİHM başvuranın bu şikayetleri ilk kez 27 Mart 2009da davanın kabuledilebilirliğine ve esasına dair görüşlerinde yani iç hukukta Yargıtay kararı ile nihai hale gelen 14 Ekim 2003 tarihinden altı aydan fazla bir sürenin ardından dile getirdiğini not etmektedir. Yapılan bu şikayetler gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHSnin 35/1 ve 4 maddelerine uygun olarak reddedilmelidir.
Yanlış hesap yapıldığı iddiasına ilişkin AİHM, bu hesaplamanın ikinci bilirkişi incelemesinin tespiti ile uyuştuğunu belirtmektedir. Zira mahkeme ilk bilirkişi heyetinin yapmış olduğu incelemeyi dikkate almıştır. Başvuran bu durumda yanlış hesaplama yönteminden etkilendiğini öne süremez. Bu şikayet de dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35/1 ve 4 maddelerine uygun olarak reddedilmelidir.
AİHM son olarak, kamulaştırma tazminatının gecikmeli olarak yapıldığı ve gelir kaybına uğranıldığı şikayetinin AİHSnin 35/3 ve 4 maddeleri gereğince dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet başvuranın taşınmazının Mayıs 2002 yılında Belediye adına nakledilmesine karşın taşınmazından istifade etmeyi sürdürdüğünü gözlemlemektedir. Bu mülklerin başvuran tarafından boşaltılmasının ardından kısa bir süre sonra 6 Mayıs 2002 tarihinde mahkeme başvurana ödeme yapılması talimatı vermiştir. Bunun üzerine 8 Şubat 2002de kamulaştırma tazminatına yasal gecikme faizi yansıtılmıştır.
Hükümet iç hukukta alınan nihai karardan önce kamulaştırma tazminatlarının ödendiğini savunmakta, bu bağlamda ödeme talimatının başvuranın mülkünü belediyeye devretmesini müteakip hemen hemen aynı zamanda gerçekleştiğini ifade etmektedir. Sonuç itibarıyla başvuran ödeme yapılmaması dolayısıyla mülkünden mahrum kalmamıştır ve Hükümete göre adı geçenin mağdur statüsü bulunmamaktadır.
Mevcut başvuruda başvuranın taşınmazından yoksun bırakılmasının yasa ile gerçekleştiği ve kamulaştırmanın meşru bir amacı güttüğü konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Bu durumda Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin 1. paragrafı uygulanmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Aka-Türkiye 23 Eylül 1998 ve Papachelas-Yunanistan no: 31423/96). Geriye meşru olarak yoksun bırakılan taşınmaz çerçevesinde, izlenen amaç ile başvurulan araçlara arasında bir orantının olup olmadığını, başvuranın ölçüsüz bir yüke maruz kalıp kalmadığını incelemek düşmektedir.
AİHM bu bağlamda, mülkiyet hakkına yönelik her türlü müdahalede kamu yararının gerekleri ile başvuranın temel haklarının korunması arasında hüküm sürmesi gereken «adil dengenin» gözetilip gözetilmediğini incelemeye alacaktır (Bkz. diğerleri arasında, Sporrong ve Lönnroth-İsveç, 23 Eylül 1982). Sözkonusu müdahalenin arzu edilen «adil denge» unsuruna riayet edip etmediğini, bilhassa başvuranlar üzerinde aşırı bir yük oluşturup oluşturmadığını tespit etmek bakımından iç hukukta kamulaştırma esasları için izlenen yolları göz önünde bulundurmak gerekir. AİHM bu noktada normal koşullarda taşınmazın değeri ile ilintili makul miktarda herhangi bir tazminat ödemeden mülkiyetten yoksun bırakma işleminin aşırı bir müdahaleyi oluşturduğuna itibar etmektedir. (sözü edilen, Papachelas).
Mevcut başvuruda başvuran ilki asliye hukuk mahkemesinin, ikincisi Yargıtay kararının ardından olmak üzere toplam iki kez kamulaştırma tazminatı aldığından AİHM, bu iki dönemi ayrı ayrı ele alacaktır.
a) Yargılamanın ilk bölümü
AİHM Belediyenin başvurana ödenecek kamulaştırma tazminatının tespiti amacıyla 13 Temmuz 2001 tarihinde mahkemeye başvurduğunu not etmektedir. Bu süreç çerçevesinde mahkeme iki bilirkişi incelemesi talep etmiş, bunların sonucunda 62.352 TL tazminat belirlenmiştir. Bilirkişi bu tespitleri yaparken taşınmazların kamulaştırma kararının alındığı tarihlerde halen mülkiyette olduğu hususunu dikkate almışlardır. AİHM bu noktada bilirkişilerin kamulaştırılan taşınmazın mahkemeye gidildiği tarihteki değerinin esas alınmasını öngören iç hukuka riayet etmediklerini hatırlatır (Kamulaştırma Kanununun 15. maddesi).
İlk derece mahkemesi 4 Aralık 2001 tarihinde başvurana söz konusu tazminatın ödenmesine ve taşınmazın Belediye adına tescil edilmesine karar vermiştir. Başvurana ödenen kamulaştırma tazminatına yasal faiz uygulanmamıştır. İç hukuka göre tazminatın yargı kararının alındığı tarihte ödenmesi gerekse de başvuran bunu ancak 6 Mayıs 2002 tarihinde edinebilmiştir. Bahse konu dönemde enflasyonun etki ettiği göz önüne alındığında, sözü edilen dönemde (mahkeme başvurulan tarihten ödemeye dek) başvuranın kamulaştırma tazminatı yaklaşık % 38 değer kaybetmiştir.
Hükümet bu değer kaybının başvuranın taşınmazını ödemenin yapıldığı tarihe kadar kullanmasıyla birlikte giderildiğine ve Şubat 2002 yılından itibaren yasal faizin işletildiğine itibar etmektedir.
AİHM kamulaştırılan taşınmazın yargı süresince kullanımına devam edilmesinin kamulaştırma tazminatının değer kaybının giderilmesinde her zaman mümkün olmadığına itibar etmektedir. Her halükarda sözü edilen tazminatın enflasyon nedeniyle ilgili dönemde değer kaybına uğramaması gerekmektedir (sözü edilen Yetiş vd.)
Bu başvuruda değer kaybı % 38dir ve başvuranın taşınmazı kullanmayı sürdürmesiyle giderilebilecek bir kayıp değildir. AİHM bu çerçevede söz konusu taşınmazın üç daire ve üç iş yerinden oluştuğunu hatırlatır. Dava dosyasındaki bilgilere göre başvuran daireleri ikametgâh olarak kullanmaktadır ve iş yerlerini de kiraya vermemiştir. Bunun yanı sıra her davanın kendine özgü koşullarını dikkate almak gerekir ve bu başvuruda yargı süreci boyunca taşınmazdan istifade edilmesi tazminatın uğradığı değer kaybının giderilmesine yetmemektedir.
AİHM aynı şekilde üç ay öncesinden gecikme faizinin uygulanmasının kamulaştırma tazminatının değer kaybını gidermediğini kaydetmektedir.
Yukarıda dile getirilen hususlar ışığında AİHM, mahkemeye gidilen tarihteki kamulaştırma tazminatı değeri ile yasal faizin kısmen ve gecikmeli olarak yansıtıldığı gerçek değer arasında fark olduğuna itibar etmektedir. Bahse konu bu fark AİHMyi başvuranın orantısız bir yüke katlanmak durumunda kaldığı ve mülkiyet hakları ile genel kamu menfaatleri arasında hüküm sürmesi gereken dengenin bozulduğu kararını vermeye itmektedir.
b) Yargılamanın ikinci bölümü
İlk derece mahkemesi kararın temyizden dönmesinin ardından 4 Şubat 2003te kamulaştırma tazminatını yeniden değerlendirmiş ve 75.420 TL olarak belirlemiştir. Başvuran daha önce 62.352 TL tazminat aldığından, Belediyenin 13.068 TL daha tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiştir, fakat bu meblağa gecikme faizi yansıtılmamıştır.
Sonuç olarak, mahkemeye başvurulan tarih ile ikinci yargı kararı arasındaki dönemde ki yaklaşık bir yıl yedi aydır ek kamulaştırma tazminatı yaklaşık % 68 oranında değer kaybetmiştir.
Bu oran ışığında, AİHM başvuranın orantısız ve aşırı bir yüke maruz kaldığı ve bunun izlenen genel meşru menfaat ile giderilemeyeceği sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran ilk bilirkişi heyeti içinde iki belediye meclisinin bulunması nedeniyle yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediğinden yakınmaktadır.
Başvuran 27 Mart 2009 tarihli başvurunun kabuledilebilirliğine ve esasına dair yazılı görüşlerinde diğer bilirkişilerin ve asliye hukuk mahkemesi hakiminin de tarafsız olmadığını öne sürmüştür. Başvurana göre mahkemenin her iki bilirkişi raporu arasındaki en düşük meblağları dikkate alması belediye yanlısı durumu oluşturmuştur. Başvuran bilirkişi raporlarına değin itirazlarının iç hukuktaki mahkemeler nezdinde dikkate alınmadığını eklemektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM bu başvurudaki temel hukuki sorunun kamulaştırma tazminatındaki değer kaybının Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca başvuranın mülkiyet hakkının ihlaline yol açıp açmadığına dayandığını kaydetmekte ve bu madde hakkında vermiş olduğu karar ışığında AİHSnin 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğini incelemeyi gerekli görmemektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran kabuledilebilirlik ve esas hakkındaki yazılı görüşlerinde dostane çözüm çerçevesinde talep ettiği rakamların taşınmazlarının satış değerini yansıttığını ifade etmektedir. Başvuran bunlara avukatlık giderlerini ve taşınmazından yoksun kaldığı sürede yaşadığı sıkıntıları eklemektedir.
AİHSnin 41. maddesini öne süren başvuran taşınmazlarının gerçek değerini, temsil giderlerini öne sürerek çeşitli tazminat taleplerinde bunmaktadır. İç hukuktaki süreç sonunda 50.000 Euro aldığını belirterek fark olarak 225.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet başvuran tarafından öne sürülen taleplerin gerçek dışı rakamlar olduğunu savunmakta, başvuranın öne sürmüş olduğu meblağların dostane çözü çerçevesinde olduğunu ve netice itibarıyla AİHSnin 41. maddesi uyarınca kabul edilmemesi gerektiğini ifade etmektedir.
AİHM başvuranın uğradığı maddi tazminatı değerlendirmek bakımından 6 Mayıs 2002 ve 4 Şubat 2003 tarihleri arasında ödenen tazminatlar arasındaki farkın ve tazminat miktarlarına asliye hukuk mahkemesinin kararını vermesinden itibaren 13 Temmuz 2001 tarihinden itibaren paranın enflasyon oranı karşında yitirdiği değer kaybının yansıtılması gerektiğini ifade etmektedir.
Taşınmazın değerine etki edecek soyut etkenler sözkonusu olduğundan uğranılan zararın tespit edilmesinde, geçen süre, (Bkz. Stran ve Stratis Andreadis-Yunan Rafinerileri 9 Aralık 1994) ulusal düzeyde ödenen rakamlar, kamulaştırma tazminatı ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fark ve bunların enflasyon karşısında telafisi gibi hususlar güncellenmelidir (Bkz. Scordino-İtalya no:1).
Yukarıda dile getirilenler ışığında AİHM başvurana makul olarak 23.000 Euronun ödenmesini kararlaştırmaktadır. AİHM davanın koşullarında ihlal tespitinin başvuranın uğradığı manevi zararın giderilmesi bakımından adil bir tatmini oluşturduğuna itibar etmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 10.000 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge mahiyetinde 2.000 Euronun avans olarak verildiğini belirtir avukatlık sözleşmesini sunmaktadır.
Hükümet dostane çözüm antlaşması dahilinde öne sürülen bu miktarların kabul edilemeyeceğini savunmaktadır.
AİHM davanın kabuledilebilirliği ve esası hakkındaki görüşlerinde başvuranın bu taleplerini dostane çözüm antlaşması kapsamında dile getirdiğini not etmekte ve mevcut halde öne sürülen taleplerinin de AİHSnin 41. maddesine uygun olarak dikkate alınacağını belirtmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.
Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında AİHM, tüm yargılama giderleri için başvurana 2.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6. maddesi ve Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi (kamulaştırma tazminatının değer kaybetmesine ilişkin) hakkındaki başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından adil bir tatmini oluşturduğuna;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana 23.000 (yirmi üç bin) Euro maddi tazminat ve yargılama giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) yukarıda belirtilen sözkonusu sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 8 Şubat 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy