(AİHS. m. 5, 6, 35) (4721 S. K. m. 405)
(Başvuru No. 9192/04)
KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
11 Şubat 2014 tarihinde,
Başkan,
NebojaVucinic,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
Robert Spano ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan ve komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü) 16 Ocak 2004 tarihli başvuru ile 6 Eylül 2011 tarihli kararı ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranların cevabını gözönünde bulundurarak, yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
Başvuran Süleyman Deniz, 1966 doğumlu Türk vatandaşı olup, İzmirde ikamet etmektedir. Başvuran, mevcut başvuruyu babası Mehmet Emin Deniz adına yapmıştır. Mahkeme önünde, İzmirde görev yapan avukat S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuranın babası 9 Mayıs 2003 tarihinde kasten adam yaralama nedeniyle tutuklanmış ve 14 Mayıs 2003 tarihinde bu eylem nedeniyle hakkında dava açılmıştır.
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 4 Haziran 2003 tarihli duruşma sırasında, başvuranın babasının tutarlı ve anlaşılabilir şekilde açıklama yapmakta güçlük çektiğini tespit etmiştir. Bunun üzerine, ilgili şahsın akıl sağlının incelenmesi amacıyla Manisa Psikiyatri Hastanesine sevk edilmesine karar vermiştir. 29 Temmuz 2003 tarihli tıbbi raporda, başvuranın babasının cezai ehliyetinin tam olduğu sonucuna varılmıştır.
Asliye Ceza Mahkemesi 15 Eylül 2003 tarihinde başvuranın babasının tahliyesine karar vermiştir.
İzmir Adli Tıp Kurumu tarafından 18 Temmuz 2007 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, başvuranın babasının cezai ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Asliye Ceza Mahkemesi, bu raporu dikkate alarak, 23 Ekim 2007 tarihinde, ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, buna rağmen, ilgili şahsa koruma tedbiri uygulanmasına ve ruh sağlığı düzelinceye kadar tedavi edilmesine karar vermiştir. Temyiz başvurusunda bulunulmadığından, bu karar kesinlik kazanmıştır.
Başvuran 3 Ekim 2011 tarihinde, babasının 14 Mayıs 2009 tarihinde hayatını kaybettiği konusunda AİHMi bilgilendirmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları
Türk Medeni Kanununun 405. maddesi, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken her erginin kısıtlanmasını öngörmektedir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, babası hakkında yürütülen ceza yargılamasının süresinden şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarına dayanarak, babasının, tutukluluk haline itiraz edebileceği ve tazminat alabileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mahkeme, başvuranın mevcut başvuruyu babası Mehmet Emin Deniz adına 16 Ocak 2004 tarihinde, babası halen hayattayken yaptığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvuranın babası adına başvuruda bulunma hakkına sahip olup olmadığı sorusunu yanıtlamak uygun olacaktır.
Mahkeme öncelikle, başvurana babası tarafından Mahkemeye başvurma izni veren herhangi bir yetki belgesi ya da vekaletnamenin ibraz edilmediğini kaydetmektedir. Başvuranın babası ise, yargılamanın hiçbir safhasında Mahkemeye başvuruda bulunma niyetini gösteren herhangi bir bildirimde bulunmamıştır. Başvuran, babasının akıl sağlığı nedeniyle mevcut başvuruyu bizzat yapacak durumda olmadığını belirtmektedir. Başvuran, tezini, babasının cezai ehliyetinin bulunmadığına ilişkin tıbbi sonuçlara dayandırmaktadır.
Ancak Mahkeme, başvuranın, babası adına mevcut başvuruyu yapabilmesi için bu koşulun tek başına yeterli olmadığı kanaatindedir. Zira başvurunun yapıldığı tarihte, başvuranın babası hakkında yürütülen ceza yargılaması derdest olup ilgili şahsın ceza sorumsuzluğu henüz tespit edilmemiştir. Esasen, ilgili şahsın ceza sorumsuzluğu 2007 yılının Temmuz ayında, yani başvuru yapıldıktan üç yıl sonra tespit edilmiştir. Öte yandan, medeni hukukta ceza sorumluluğu sorununun bulunduğu durumlarda dava açma yetkisinin incelenmesi uygun olacaktır. Bu bağlamda, Mahkeme, Türk hukukunda erginlerin, vesayet/himaye altına alınmaları gibi, korunmalarına ilişkin hükümlerin bulunduğunu kaydetmektedir. Başvuran, babasıyla ilgili olarak böyle bir tedbirin varlığını ya da vasi sıfatıyla hareket ettiğini hiçbir zaman ifade etmemiş ya da göstermemiştir.
Bundan dolayı, Mahkeme, başvuranın, babası adına mevcut başvuruyu yapabilme yetkisinin bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvuru usule uygun olarak yapılmamıştır.
Bununla birlikte, başvuran tarafından 3 Ekim 2011 tarihinde Mahkemeye gönderilen ve başvuranın babasının 14 Mayıs 2009 tarihinde hayatını kaybettiği hususunda bilgi içeren yazı, başvuranın Mahkemeye başvuruda bulunma niyetinde olduğunun bir kanıtı olarak değerlendirilebilinir. İç hukuktaki nihai karar 23 Ekim 2007 tarihinde alındığından, Mahkeme, başvurunun süresi dışında yapıldığını ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır (bk, bu anlamda, Branişte / Romanya, No. 19099/04, p. 20-21, 5 Kasım 2013).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy