(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 125) (TAŞÇIGİL - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 10324/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
28 Temmuz 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10324/05) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) İzzet Özcanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 28 Şubat 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1977 doğumludur ve Diyarbakırda ikamet etmektedir.
10 Mart 1996 tarihinde, başvuran, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine bağlı polis memurları tarafından PKK üyesi olduğu gerekçesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
20 Mart 1996 tarihli ifadesinde başvuran, 1994 yılında PKK üyesi olduğunu ve sözkonusu örgütte askeri ve siyasi eğitim gördüğünü kabul etmiş; üç ayın ardından örgütten kaçtığını beyan etmiştir.
22 Mart 1996 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, Savcıya verdiği ifadesinde, üç ayın sonunda PKKdan hiç silah kullanmamış olarak ayrıldığını beyan etmiştir. Başvuran, zorla imza attırmak amacıyla polisin kendisini dövdüğünü ileri sürerek, gözaltında verdiği ifadesinin içeriğini reddetmiştir.
19 Aralık 1996 tarihinde, başvuran serbest bırakılmış ve hakkındaki suçlamalardan beraat etmiştir.
3 Aralık 1997 tarihinde, başvuran, PKK üyesi olmaktan yeniden yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
10 Aralık 1997 tarihinde, başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, PKK bünyesinde askeri eğitim gördüğünü, özellikle köy saldırısı, polis karakolu saldırısı ve güvenlik güçleri ile silahlı çatışma gibi silahlı eylemlere katıldığını kabul etmiştir.
12 Aralık 1997 tarihinde, başvuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmıştır. Sözkonusu hakim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Hakim tarafından dinlendiği sırada, başvuran, gözaltında baskı altında verdiğini ileri sürdüğü ifadeyi reddetmiş ancak Savcıya vermiş olduğu ifadesini doğrulamıştır.
19 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı, PKK üyesi olmakla ve bölgesel bölücülük maksadıyla silahlı eylemlere katılmakla suçlamıştır. Savcı, TCKnın 125. maddesi uyarınca başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.
24 Şubat 1998 tarihli duruşma sırasında, başvuran, atılı olayları reddetmiş ve masum olduğunu dile getirmiştir. Başvuran, yasadışı örgüte katıldığını kabul etmiş ancak üç ayın sonunda sözkonusu örgütten ayrıldığını beyan etmiştir. Başvuran, ayrıca, tehdit ve baskılarla imza atmaya zorlandığını ileri sürerek gözaltı sırasında vermiş olduğu ifadesinin içeriğine de itiraz etmiştir.
24 Ekim 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına çarptırmıştır. Başvuranın olaylar esnasında reşit olmadığı ve duruşmadaki iyi hali göz önüne alınarak, hakkında hükmedilen ceza, on altı yıl sekiz ay hapis cezasına indirilmiştir.
24 Eylül 2001 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu mahkumiyet kararını bozmuştur.
30 Aralık 2003 tarihinde, iade edilen kararı inceleyen Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanunun 125. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Davası süresince reşit olmadığı göz önüne alınarak, başvuranın cezası, on altı yıl sekiz ay hapis cezasına indirilmiştir.
23 Eylül 2004 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu cezanın ardından Türk Ceza Kanununa getirilen düzenlemeyi göz önüne almak maksadıyla hukuki temelin düzeltilmesinden sonra başvuranın mahkumiyetini onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 VE 6/3 C) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hakkında yürütülen ceza davasının süresinden ve gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanamamasından şikayetçidir. Başvuran, AİHSnin 6/1 ve 6/3 c) maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, gözaltı sırasında bir avukatın hazır bulunmadığı hususunda yapmış olduğu şikayetini ulusal mahkemeler önünde ifade etmemesi nedeniyle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır.
AİHM, daha önce benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (Taşçıgil-Türkiye, başvuru no: 16943/03, 3 Mart 2009). Mevcut davada, AİHM, benimsenen çözümden sapmasını gerektiren hiçbir unsur görememekte ve sonuç olarak bu bağlamda Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Yargılama süresi
Hükümet, ulusal mahkemelerin gereken her türlü ihtimamla hareket ettiklerini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, ihtilaf konusu davanın karmaşık olduğunu, başvuran ve avukatının yinelenen gaybubetlerinin davanın uzamasına yol açtığını belirtmektedir.
Başvuran, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
Dikkate alınacak dönem 3 Aralık 1997 tarihinde başvuranın yakalanması ile başlamış ve 23 Eylül 2004 tarihinde sona ermiştir; başka bir deyişle sözkonusu dönem, başvuranın davasının her mahkemede iki kez görüldüğü iki dereceli yargıda yaklaşık altı yıl dokuz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makul yapısını, dava koşullarında ve özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili mercilerin tutumları olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterleri dikkate alarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).
AİHM, müteaddit defalar mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AİHM, Hükümetin ihtilaflı yargılama süresince başvuran ve avukatının yinelenen gaybubetlerine ilişkin iddialarını destekleyen hiçbir belge sunmadığını gözlemlemektedir. AİHM, tek başına davanın karmaşık yapısının, yargılama süresini haklı kılamayacağı kanaatindedir.
Dolayısıyla konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada yargılama süresinin çok uzun olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı kanaatine varmaktadır.
Bu itibarla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. Avukat yardımı yapılmaması
AİHM, Hükümetin, gözaltı sırasında başvuranın avukat yardımından yararlanmadığı hususuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda AİHM, başvuranın sunduğu şikayete benzer bir şikayeti inceleme imkanı bulduğunu ve gözaltı sırasında başvuranın avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AİHSnin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (Salduz-Türkiye, başvuru no: 36391/02, 27 Kasım 2008). Bahse konu Salduz kararında belirlenen ilkeler ışığında işbu kararı inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşma imkanı sağlayacak hiçbir tespit ve delil sunmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte AİHSnin 6/3 c) maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.
AİHM, daha önce, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada bir avukatın hazır bulunmaması nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ile birlikte AİHSnin 6/3 c) maddesi ihlali için en uygun telafi yolunun sözkonusu hüküm ihlal edilmemiş olsaydı başvuranın içinde bulunabileceği duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğunu benimsediğini hatırlatmaktadır (Sözüedilen Salduz-Türkiye). AİHM, sözkonusu ilkenin mevcut davaya uygulanmasına hükmetmektedir. Sonuç itibariyle AİHM, en uygun telafi yönteminin başvuranın talep etmesi halinde, AİHSnin 6/1 maddesinin gerekliliklerini karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir.
Ayrıca, AİHM, başvurana 3.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, avukatlık ücreti olarak 3.795 Euro talep etmekte ve bu bağlamda çalışma saatlerine ilişkin bir dekontu ve Diyarbakır Barosu avukatlık ücret tarifesini belge olarak sunmaktadır.
Başvuran ayrıca, AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri kapsamında adli yardım olarak ödenebilecek miktara tekabül eden bir meblağ talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, başvurana 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3. paragrafının c) bendinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 3.000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat ve 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 28 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy