(AİHS. m. 6, 29, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (HALİL KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (TEZCAN UZUNHASANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (BOLUKOÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜROVA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 11022/05)
KARAR
STRAZBURG
4 Haziran 2013
Hikmet Yılmaz v. Türkiye Davasında
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) aşağıdaki hâkimlerden oluşmaktadır:
Başkan,
Guido Raimondi, Hakimler,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic
Paulo Pinto de Albuquerque, ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françise Elens-Pasosnun katılımıyla oluşan Mahkeme heyeti 7 Mayıs 2013 tarihinde yapılan kapalı karar toplantısı sonucunda aşağıdaki kararı almışlardır.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11022/05) nolu davanın nedeni, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Bay Hikmet Yılmazın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 28 Şubat 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
2. Başvuran, Antwerp Barosu avukatlarından Sayın R Jespers tarafından temsil edilmiştir. Türkiye Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
1. Başvuru 20 Eylül 2011 tarihinde kısmen kabul edilemez bulunmuş ve polis nezaretinde bulunduğu esnada hukuki yardım alamaması ve adil yargılanma ile ilgili şikâyetleri Hükümete bildirilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasına ilişkin kararın aynı zamanda verileceği belirtilmiştir (Madde 29 § 1)
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1962 yılında doğmuştur ve Belçikada yaşamaktadır.
2. Başvuran 26 Haziran 2002 tarihinde İstanbul Atatürk Havaalanında yasadışı bir örgüt olan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) üyesi olmak şüphesiyle yakalanmıştır.
3. Başvuran, 27 Haziran 2002 tarihinde İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğünde, avukat hazır bulunmaksızın, sorgulanmıştır. Başvuran tarafından imzalanan yakalanmış kişilerin haklarını açıklayan form uyarınca başvuran hakkında ki suçlamaların kendisine açıklandığı ve sessiz kalma hakkının bulunduğu kendisine bildirilmiştir. İfadesinde, başvuran PKK ile bağlantısının bulunduğunu kabul etmiştir. İtalyaya mali sorunları yüzünden gittiğini ve Milanda kendisine iş bulma ve oturma izni alma konularında yardımda bulunan A.T. isimli kişi ile tanıştığını belirtmiştir. Başvuran Milanda yaşarken PKK adına bildiri dağıttığını ve söz konusu yasa dışı örgüt hakkında bilgilendirme toplantıları düzenlediğini belirtmiştir.
4. Başvuran, 28 Haziran 2002 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli bir Cumhuriyet Savcısı tarafından, avukat hazır bulunmaksızın, sorgulanmış ve poliste verdiği ifadesini tekrar etmiştir. Ayni gün, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hâkimi tarafından, avukat hazır bulunmaksızın, sorgulanmıştır. Başvuran yasadışı örgütte ki faaliyetlerini kabul etmiş ve çoğunlukla polisteki ifadesini tekrar etmiştir. Sorgulama sonrasında hâkim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuranın bundan sonra bir avukat ile görüşmesine izin verilmiştir.
5. 3 Temmuz 2002 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından Eski Ceza Kanunu (Kanun No 765) madde 168 § 2 ve Terörle Mücadele Kanunun (Kanun No 3713) 5. bölümü uyarınca yasa dışı örgüte üye olmak sucuyla başvuran hakkında iddianame hazırlanarak dava açılmıştır.
6. Başvuran savunmasında, hakkındaki iddiaları reddederek polise verdiği ifadenin baskı altında alındığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca halen polis, savcı ve sonrasında hâkim tarafından uygulanan baskının etkisi altında olduğunu belirtmiştir. Başvuran, suçsuzluğunu kanıtlamak için bir de tanık çağırmıştır.
7. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Kasım 2002 tarihinde başvuranın tutukluk halinin sona erdirilmesine karar vermiştir.
8. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 5 Kasım 2003 tarihinde başvuranı suçlu bularak yirmi yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme mahkûmiyet kararını verirken, başvuranın polis, savcı ve sorgu hâkimi nezdinde kendisi aleyhine verdiği ifadelerini de dikkate almıştır. Mahkeme ayrıca İçişleri Bakanlığı tarafından sunulan ve başvuranın PKK içinde ki faaliyetleri ile ilgili durumunu anlatan bir bilgi notunu da dayanmıştır. Ayrıca, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 2001 yılında PKK üyesi olmak suçundan hüküm giymiş olan A.T. isimli kişinin poliste vermiş olduğu beyan da mahkeme tarafından dikkate alınmıştır. Bu ifadesinde A.T. başvuranın PKK içerisindeki aktivitelerinden detaylı olarak bahsedilmektedir.
9. Başvuran, bu kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde PKK ile ilgili faaliyetlerini reddetmiş ve masum olduğunu iddia etmiştir.
10. Yargıtay 8 Temmuz 2004 tarihinde duruşmalı olarak yaptığı yargılama sonucunda ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Karar 14 Temmuz 2004 tarihinde açıklanmış ve ilk derece mahkeme kalemine 31 Ağustos 2004 tarihinde tevdi edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
11. İlgili ulusal mevzuata ilişkin açıklama Salduz v. Türkiye ((GC) no. 36391/02, §§ 27-31, 27 Kasım 2008) davasına ilişkin kararda bulunabilir.
HUKUKA İLİŞKİN SÖZLEŞMENİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
12. Başvuran, polis tarafından gözaltında bulunduğu müddetçe bir avukata erişim hakkının engellenmesinden bahisle savunma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, Sözleşmenin 6 § 3 (c) maddesine dayanmaktadır. Ayrıca, mahkûmiyetinin İçişleri Bakanlığı tarafından Mahkemeye sunulan gizli belgeye dayandırıldığını iddia etmiştir. Son olarak ise başvuran Sözleşmenin 6 § 3 (d) maddesi kapsamında, kendisi hakkında itham edici ifadeler veren diğer sanığı sorgulama imkânı verilmediğini belirtmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
13. Hükümet, ulusal yargılama sürecinde, polis tarafından gözaltına alındığı sırada avukat yardımı alamadığını gerekçe olarak göstermemesi nedeniyle öncelikle başvuranın Sözleşmenin 35/1 maddesinin gerektirdiği gibi iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, başvurunun bu kısmının altı ay zamanaşımı süresi dışında Mahkemeye sunulduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Yargıtay kararının 14 Temmuz 2004 tarihinde açıklanmasına rağmen başvurunun Mahkemeye 28 Şubat 2005 tarihinde yani altı aydan fazla bir sure sonra yapıldığını belirtmektedir.
14. Hükümetin altı ay kuralı ile ilgili savunması ile alakalı olarak, Mahkeme benzer davalarda bu itirazları inceleyerek reddettiğini hatırlatmak ister (bakınız, özellikle, Halil Kaya v. Türkiye, no. 22922/03, § 14, 22 Eylül 2009). Mahkeme mevcut davada da yukarıda belirtilen davada ulaştığı sonuçlardan ayrılmasını gerektirecek her hangi bir özel durum bulmamıştır.
15. Mahkeme başvuranın, altı ay kuralına uymadığına ilişkin itiraz ile ilgili olarak Yargıtay kararının ilk derece mahkeme kalemine 31 Ağustos 2004 tarihinde tevdi edildiğini hatırlatır. Mahkeme, başvuranın kendisine nihai iç hukuk kararının ex officio (resen) tebliğ edilmesi hakkına sahip olmadığı ve mevcut davada olduğu gibi ulusal yargılama sürecinde, bir avukat tarafından temsil edildiği durumlarda, nihai iç hukuk kararının birinci derece mahkeme kalemine tevdi edildiği tarihin, Sözleşmenin 35/1 maddesi uyarınca başlangıç tarihi - başvuranın ya da yasal temsilcisinin, nihai kararın içeriğini öğrenebildiği en son tarih - olarak kabul edilmesi gerektiğini yineler (bakınız İpek v. Türkiye (dec), no. 39706/98, 7 Kasım 2000, Okul v. Türkiye (dec), no. 45358/99, 4 Eylül 2003). Dolayısıyla, Başvuranın, Sözleşmenin 35/1 maddesinin gerektirdiği gibi başvurusunu altı aylık süre içerisinde sunmuş olduğu kanaatindedir. Sonuç olarak Hükümetin itirazı da kabul edilemez.
16. Sözleşmenin 35. maddesinin 3. a. paragrafı çerçevesinde başvurunun kalan kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden Mahkeme, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas Hakkında
17. Başvuran gözaltındayken hukuki yardım alma hakkının engellenmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
18. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir. Hükümet, polis nezaretindeyken başvuranın avukat hakkının engellenmesinin Sözleşmenin 6. maddesi anlamında adil yargılanma hakkını ihlal etmediğini savunmuştur.
19. Mahkeme, avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamanın sistematik olduğu ve devlet güvenlik mahkemelerinin yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olan ve bu süreçte polis tarafından gözaltında tutulan herkese uygulandığı sonucuna varmıştır. (bakınız Salduz, yukarıda atfedilen, §§ 56-63). Mahkeme mevcut davayı incelemiş ve yukarıda anılan Salduz kararında vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel koşullar tespit etmemiştir.
20. Mahkeme, mevcut davada Sözleşmenin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin, 6/1 madde ile birlikte ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
21. Mahkeme yukarıda ki bulgularına ve aşağıdaki 28. paragrafa atıfta bulunarak, başvuran tarafından ileri sürülen yargılamanın adil olup olmadığına ilişkin diğer şikâyetler hakkında bir beyanda bulunmaksızın bunlar hakkında inceleme yapmaya yer olmadığı kanaatindedir. (bakınız Geçgel and Çelik v. Türkiye, nos. 8747/02 ve 34509/03, § 16, 13 Ekim 2009, Tezcan Uzunhasanoğlu v. Türkiye, no. 35070/97, § 23, 20 April 2004).
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
22. Başvuran, maddi tazminat olarak 8,000 euro (EUR) ve manevi tazminata ilişkin olarak EUR 5,000 talep etmiştir. Ayrıca, başvuran, yargılama masrafları ve giderlerine ilişkin olarak ise EUR 6,500 talepte bulunmuştur.
23. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağlantısı görmediğinden söz konusu talebi reddetmektedir. Ancak, Mahkeme başvuranın maruz kaldığı manevi zararın yalnızca ihlalin tespit edilmesiyle telafi edilemeyeceğini kabul eder. Mahkeme, hakkaniyet temelinde ve mevcut davanın koşullarını dikkate alarak, Başvurana 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
25. Mahkeme, zararı gidermenin en uygun yolunun başvuranın Sözleşmenin 6. maddesinin gerekliliklerine uyularak, eğer talep etmesi halinde, tekrardan yargılanması olduğu kanaatindedir. (bakiniz Gençel v. Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
26. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran 41. madde anlamında yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak söz konusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul oranda olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Benzer davalarda verilen kararlar göz önüne alındığında (bakınız Şaman v. Türkiye, no. 35292/05, § 45, 5 Nisan 2011; Bolukoç ve Diğerleri v. Türkiye, no. 35392/04, § 47, 10 Kasım 2009; Gürova v. Türkiye, no. 22088/03, § 21, 6 Ekim 2009; ve Salduz, yukarıda atfedilen, § 79), Mahkeme bu başlık altında EUR 1,000 tazminat verilmesinin makul olduğu kanaatindedir.
27. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesine;
2. Başvuranın polis nezaretinde bulunduğu müddetçe hukuki yardımdan mahrum kaldığından bahisle Sözleşme'nin 6 § 3 (c) maddesinin 6 § 1 ile birlikte değerlendirildiğinde ihlalinin mevcut olduğuna;
3. Sözleşmenin 6. maddesi ile ilgili olarak ileri sürülen şikâyetlere ilişkin başkaca bir incelenme yapılmasına gerek bulunmadığına;
4. (a) kararın Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde davalı Devlet tarafından başvuranlara aşağıdaki miktarların ödemesine:
(i) Manevi tazminat olarak 1500 (bin beş yüz) Euronun miktara yansıtılabilecek her türlü vergilerle birlikte ödenmesine; (ii) Masraf ve gider olarak 1000 (bin) Euronun miktara yansıtılabilecek her türlü vergilerle birlikte ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faizin uygulanacağına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddeleri uyarınca 4 Haziran 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy