(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (1086 S. K. m. 469) (MEHMET VE SUNA YİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (OKÇU - TÜRKİYE DAVASI) (BAKAN - TÜRKİYE DAVASI) (EYÜP KAYA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 1236/05)
STRAZBURG
1 Mart 2011
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 1236/05 nolu davanın nedeni, Havva Kaba, Edanur Kaba ve Elif Kaba (başvuranlar) adlı üç Türk vatandaşının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 30 Kasım 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Hukuki yardım verilen başvuranlar İstanbul Barosu avukatlarından A. Tizik tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Sırasıyla 1978, 2001 ve 1997 doğumlu başvuranlar İstanbulda ikamet etmektedir. İlk başvuran Türk Donanmasında görev yapan ve 2003 yılında kanserden ölen Yusuf Kabanın eşi, ikinci ve üçüncü başvuranlar ise çocuklarıdır. Başvuranların ifadesine göre, Yusuf Kabanın Hasköy İskelesinde asbeste maruz kalması kanser olmasına sebep olmuştur. Başvuranların, GATA Askeri Hastanesinde gördüğü yetersiz olduğu iddia edilen tedaviyle ilgili de endişeleri bulunmaktadır.
Başvuranlar, Yusuf Kabanın ölümünü takiben 22 Ağustos 2003te Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Savunma Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmıştır. Hem maddi hem de manevi zararları için toplam 650.000.000.000 Türk Lirası (TL) (sözkonusu tarihte yaklaşık 400.000 Euro) talep etmişlerdir. Başvuranlar başvurularında, Yusuf Kabanın ölümüne Hasköy İskelesindeki asbest seviyesinin sebep olduğundan şikayetçi olmuşlardır ve GATA Askeri Hastanesinde yeterince tıbbi tedavi görmediğini bildirmişlerdir. Başvuranların ifadeleri Hasköy İskelesindeki asbest seviyelerini gösteren rapor ve bir uzman raporu olmak üzere başvuranın tıbbi kayıtlarına dayanmaktadır. Ayrıca başvuranlar mahkeme masrafları için adli yardım talep etmişlerdir. Adli yardım taleplerinde maddi durumlarının kötü olduğunu tasdik eden belgeleri sunmuşlardır. Resmi belgeler başvuranların herhangi bir geliri olmadığını doğrulamıştır.
19 Kasım 2003 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hiçbir sebep göstermeksizin başvuranların adli yardım için uygun olmadıkları kararını almıştır. Başvuranların davalarının devam etmesi için bir ay içinde 8.758.870.000 TRL (yaklaşık 5.000 Euro) ödemek zorunda oldukları ve bunu gerçekleştiremedikleri takdirde davanın düşeceği bildirilmiştir. Ocak 2004 tarihinde başvuranlar mahkeme masraflarını ödemek için tekrar adli yardım talep etmişlerdir. 21 Ocak 2004 tarihinde Yüksek Askeri İdare Mahkemesi yine hiçbir sebep göstermeksizin başvuranlara adli yardım verilmesini reddetmiştir. Adli işlemlerin devam edebilmesi için başvuranların bir ay içinde masrafları ödemeleri talep edilmiştir. Ödeyemedikleri takdirde davanın düşeceği konusunda uyarıda bulunmuşlardır.
22 Nisan 2004 tarihinde başvuranlar 21 Ocak 2004 tarihli kararın düzeltilmesini talep etmişlerdir. Daha sonra, başvuranların avukatı Askeri Yüksek İdare Mahkemesine temyiz başvurusunda bulunmuştur ve 21 Ocak 2004 tarihli kararın tavzihi talebinde bulunmuştur. Başvuranların avukatı başvurusunda, yerel makamlar tarafından sağlanan ilgili beyanlara da değinmiştir. Davayı açarken, Hasköy İskelesindeki asbest seviyesini gösteren bir rapor ve bir uzman raporundan oluşan Yusuf Kaba ile ilgili tıbbi kayıtları teslim ettiğini ve bu delilin, dava açmak için haklı gerekçelere sahip olduklarını kanıtlamaya yeterli olduğunu bildirmiştir.
12 Mayıs 2004 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi her iki talebi de incelemiş ve 21 Ocak 2004 tarihli kararın davanın esasına ilişkin nihai karar olmadığından, karar düzeltme ya da tavzih talebinin iç hukuka göre mümkün olmadığı kararını almıştır. Ayrıca mahkeme, başvuranlar gereken mahkeme masraflarını ödemediğinden, tazminat davasının sona ermesine karar vermiştir. Bu karar 4 Temmuz 2004 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, tazminat davalarıyla ilgili olarak kendilerine adli yardım sağlanmamasının, AİHSnin 6/1 maddesince güvence altına alınan adil yargılanma haklarını ihlal ettiği konusunda şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet bu sava itiraz etmiştir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM, 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Başvuranlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin adli yardım taleplerini reddetmesinin mahkemeye erişim haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Maddi durumlarının kötü olduğuna ve davalarının haklı gerekçelere dayandığına dair yeterli delil sundukları kanısındadırlar.
Hükümet iç hukukta iki çeşit mahkeme masrafı olduğunu bildirmiştir. Birincisi her yılın sonunda Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen sabit bir miktardır ve Resmi Gazetede yayınlanır. İkincisi ise davanın önemine dayanılarak hesaplanır ve her davada farklılık gösterir. Ayrıca Hükümet, mahkeme masraflarının, adaletin uygun bir şekilde sağlanabilmesi ve sırf karşı tarafa zarar vermek amacıyla yapılan başvuruları önlemek için talep edildiğini belirtmiştir. Hükümet mevcut davada başvuranların gelir beyanında bulunduklarına itiraz etmediğini belirtmiştir. Ancak, adli yardım talebinin reddi başvuranların maddi durumlarından kaynaklanmamaktadır. Hükümet, başvuranların, davanın haklı nedenlere dayandığını gösterecek delili sağlamadıkları için adli yardıma hak kazanmadıklarını savunmuştur. Bu bakımdan, Hükümet, başvuranların tazminat davası için Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvururken savlarını kanıtlamak üzere ilgili tıbbi ve uzman raporlarını ibraz etmede başarısız olduklarını belirtmiştir. Ayrıca Hükümet başvuranların mahkemeye erişim haklarında bir ihlal görülmediğini ve mevcut davada mahkeme masrafının başvuranların talep ettiği tazminat miktarı ışığında hesaplandığını savunmuştur.
AİHM, AİHSnin uygulanabilir ve etkili hakları güvence altına almayı amaçladığını yineler. Bu, özellikle adil yargılama hakkının demokratik bir toplumda sahip olduğu önemli yer açısından mahkemeye erişim hakkı için geçerlidir. Adil yargılama kavramı açısından hem medeni hukuk hem de ceza davalarında, davacıya mahkemede davasını etkili bir şekilde sunma fırsatı verilmesi ve karşı tarafla tarafların eşitliği hakkından yararlanabilmesi önemlidir (bkz. Steel ve Morris - İngiltere, 68416/01).
Bununla birlikte, mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir; kısıtlamaların meşru bir amaç gözetmesi ve orantılı olması şartıyla kısıtlamalara maruz kalabilir. Madde 6/1 bu amaçla serbest yöntem seçimini Devlete bırakır, ancak Sözleşmeye Taraf Devletler bu bakımdan değerlendirmenin belirli bir kısmını yaparken, AİHSnin taleplerinin gözlemlerine dair son karar AİHMye bağlıdır (bkz. Kreuz - Polonya, 28249/95 ve Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, 52658/99). Adli yardım kurumu bu yöntemlerden birini oluşturur. Bu nedenle, diğerleri arasında davacının ekonomik durumu ya da davalardaki başarı şansı baz alınarak adli yardımın verilmesi kabul edilebilir (bkz. Steel ve Morris, ve Wieczorek - Polonya, 18176/05). Adil bir duruşma için adli yardımın gerekli olup olmadığı sorusu her olayın şartlarına ve unsurlarına dayanılarak belirlenmelidir ve bu, diğerleri arasında adli işlemler sırasında başvuranın ilgili hukukun karmaşıklığı ve usul ve başvuranın kendisini etkili bir şekilde temsil etme kapasitesi gibi söz konusu olan şeylerin önemine dayanır.
Bu yüzden mevcut davada AİHM, başvuranlara tahmil edilen mahkeme masraflarını ödemeleri yönündeki koşulun, başvuranların mahkemeye erişim haklarını ihlal ederek, onları kısıtlamaya maruz bırakıp bırakmadığını belirlemelidir.
AİHM, ilk başvuranın Türk donanmasında görevli olan ve 2003 yılında kanserden ölen Yusuf Kabanın eşi, kalan iki başvuran ise çocukları olduğunu gözlemler. Başvuranların herhangi bir gelirlerinin olmadığı ve maddi durumlarının kötü olduğu yerel makamlarca teslim edilen belgelerde açıkça görülmektedir. Hükümet buna itiraz etmemiştir. Yusuf Kabanın Hasköy İskelesinde asbeste maruz kalmasıyla kanser olduğuna inanarak başvuranlar Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Savunma Bakanlığı aleyhine tazminat davası açmışlardır. Davalarını açarken başvuranlar gelir beyanında bulunmuş ve 8.758.870.000 TL (söz konusu tarihte yaklaşık 5.000 Euro) tutarındaki ilgili mahkeme masraflarını ödemek için adli yardım talep etmişlerdir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi davanın esaslarını incelemeden başvuranların dava açmak için haklı gerekçeleri olmadığına karar verdiği için adli yardım talebi reddedilmiştir.
Bu noktada AİHM, Askeri Yüksek İdare Mahkemesince de tatbik edilebilen Türk idare hukukuna göre, ilk ifadeyi bir sonraki aşamada değiştirmenin mümkün olmadığını (bkz. Okçu - Türkiye, 39515/03) ve yerel mahkemelerin tazminatı belirlerken talep edilen miktara bağlı olduklarını kaydeder. Sonuç olarak, AİHM, başvuranlar daha az miktar talep etselerdi, mahkeme masraflarının da daha az olacağı yönündeki Hükümet iddialarının kabul edilemeyeceği görüşündedir.
İkinci olarak, söz konusu zamanda aylık asgari ücret 306.000.000 TL iken başvurandan ödemesi istenen mahkeme masrafları 8.758.870.000 TL tutarındaydı. AİHM, geçmişte benzer şikayetleri incelediğini ve Türkiyedeki adli yardım sisteminin bireyleri keyfiyetten korumak için kesin garanti veremediğinin tespit edilerek AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını belirtir (bkz. Özellikle Bakan - Türkiye, 50939/99; Mehmet ve Suna Yiğit, yukarıda sözü edilen ve Eyüp Kaya - Türkiye, 17582/04). AİHM, sözkonusu davada yukarıda kaydedilen sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel bir durum görememektedir. Bu açıdan, AİHM, HMUKnın 469. maddesine göre, adli yardım ile ilgili taleplerin dava dosyasına dayanılarak karara bağlandığını ve teslim edildiğini tekrar hatırlatır (Bakan). Ayrıca AİHM, başvuranların adli yardım talebinin reddinin mahkemede kendi davalarını savunma imkanından yoksun bıraktığını gözlemler. Son olarak, yukarıda açıklanan sebeplerden ötürü Yusuf Kabanın ölümünü takiben açılan tazminat davasının, başvuranların kişisel durum ve refahı için önemli olduğunu kaydeder.
Yukarıda belirtilenleri hesaba katarak AİHM, mevcut davada başvuranların mahkemeye erişim haklarında orantısız kısıtlama olduğu sonucunu çıkarır. Buna göre, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar maddi tazminat olarak 150.000 Euro, manevi tazminat olarak ise 300.000 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu belirterek bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, maddi tazminata ilişkin olarak 6/1 maddesi kapsamındaki davanın sonucunun ne olacağı konusunda tahminde bulunamayacağını kaydeder. Dolayısıyla, bu başlık altında başvuranlara ödeme yapılmasının uygun bulunmadığı kanısındadır.
AİHM, manevi tazminat olarak, hakkaniyete uygun surette, bu başlık altında başvuranlara 3.000 Euro ödenmesine hükmeder.
Ayrıca AİHM, 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi şeklinin, başvuranların, mümkün olduğu ölçüde, AİHSnin ilgili hükmünün gereklerinin göz ardı edilmediği konuma getirilmeleri olduğunu yineler (bkz. Mehmet ve Suna Yiğit, yukarıda sözü edilen). AİHM mevcut davada da bu ilkenin uygulanmasına karar verir. Sonuç olarak, en uygun telafi şeklinin 12 Mayıs 2004 tarihli Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararının bozulması ya da başka bir yolla ortadan kaldırılması ve başvuranlar talep ederse yargılamanın AİHSnin 6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden başlatılması olduğu kanısındadır.
A. Yargılama giderleri
Başvuranlar hiçbir belge sunmaksızın AİHMde tahakkuk eden masraflar için 200.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet talebe itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, başvuranlar, talep ettikleri masrafların gerçekten yapıldığını ispat etmemişlerdir. Bu nedenle AİHM bu başlık altında tazminat ödenmemesine hükmetmiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Savunmacı Devletin, başvurana, AİHSnin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak, maddi ve manevi tazminat olarak 3.000 Euro (üç bin Euro) ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 1 Mart 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy