(AİHS. m. 3, 5, 10, 11, 14, 29, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 258, 516) (5271 S. K. m. 231) (UYAN - TÜRKİYE DAVASI) (KEÇECİ - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (SAÇILIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZCAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (AKKOÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ELÇİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 12673/05)
STRASBOURG
25 Eylül 2012
KARAR
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Ferhat Kaya v. Türkiye davasında,
4 Eylül 2012 tarihinde,
Başkan
Françoise Tulkens,
Yargıçlar
Danuté Jociené,
Dragoljub Popoviç,
Işıl Karakaş,
Guido Raimondi,
Paulo Pinto de Albuquerque
ve Daire yazı işleri müdür yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), yapılan gizli müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (12673/05 nolu) dava, Türk vatandaşı Ferhat Kayanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 30 Mart 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, Londrada yerleşik Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP) avukatları tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuru, 18 Eylül 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin hüküm verilmesi kararlaştırılmıştır (29. maddenin 1. paragrafı).
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1974 doğumlu olup, Ardahanda ikamet etmektedir.
5. Olaylar sırasında başvuran, esnaf olup aynı zamanda Demokratik Halk Partisi (DEHAP) Ardahan Şubesi başkanıdır. Ayrıca, bir kamu şirketi tarafından inşa edilecek olan bir petrol boru hattının sosyal ve çevresel etkisine yönelik olarak yürütülen bir kampanyada yer almıştır.
A. Kötü muamele iddiası hakkında
6. 5 Mayıs 2004 tarihinde başvuran Ardahan polis karakolunun önünden geçerken, bir polis memuru kendisine Ferhat Kaya olup olmadığını sormuştur. Karakolun içine alınmış ve kendisine, bir sonraki gün mahkemede duruşmaya çıkmak üzere adına bir karar düzenlenmiş olduğu söylenerek, kimliği sorulmuştur. Ardından başvuran, Bay B.A. isimli bir arkadaşını aramış ve polis karakolunda olduğunu söylemiştir. Ardından doktor muayenesine götürülmüştür. 18.30da başvuran Ardahan Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiş ve vücudunda herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlanmamıştır.
7. Hastaneden döndükten sonra başvuran, kendisine hakaret edildiğini, PKK yandaşı ve hain olduğunun söylendiğini iddia etmiştir. Başvuranın ifadesine göre, bir toplantı odasına götürüldüğü sırada kendinden geçmiş olup, cam kapının nasıl kırıldığını hatırlamamaktadır. Bir polis memuru tarafından itildiğini ve kırılan camların üzerine düştüğünü, yerde yatarken beş ya da altı polis memuru tarafından dövülüp, tekmelendiğini iddia etmiştir. Başvurana göre, polis memurlarından biri kendisine namlu doğrultmuş ve vuracağını söylemiştir. Olay sırasında başvuranın arkadaşı B.A. da polis karakolundadır. Aynı gün 19.30da polis tarafından alınan ifadesine göre B.A., başvurana bir paket sigara getirmiştir. Ardından bir bayan polis memurunun başvurana, şahsi eşyalarını teslim etmesi ve bir belge imzalaması talimatı verdiğini duymuştur. Başvuranın buna itiraz ettiğini duymuştur. Ardından başvuran, birkaç polis memuru tarafından başka bir odaya sürüklenmiş ve bu arbede sırasında başvuran yere düşmüştür. B.A. kırılan camın sesini duymuş ancak neler olduğunu görmemiştir.
8. Başvuran, aynı gün saat 19.30da bir başka tıbbi muayeneye götürülmüş ve Ardahan Devlet Hastanesinde aynı doktor tarafından tekrar muayene edilmiştir. Başvuranın vücudunda şu yaralanma bulguları tespit edilmiştir: sağ el bileğinin iç kısmında 0.5 cm boyutunda bir kesik, el bileğinin dış kısmında yüzeysel bir kesik, sağ elin üçüncü ve dördüncü parmaklarında küçük bir sıyrık, sol el bileği çevresinde kızarıklık, sırtın sağ kısmında (kürek kemiği bölgesi) 10 cm x 2 cm boyutunda kızarıklık, sağ omuzda kızarıklık ve sırtın sağ kısmı çevresinde küçük yamalar şeklinde bir kısım kızarıklık. Ayrıca başvurana, üç gün süreyle iş göremezlik raporu verilmiştir. Doktor muayenesi sırasında polis memurları odada kalmıştır.
9. Saat 20.00de düzenlenen ve on üç polis memuru tarafından imzalanan rapora göre, başvuran, Erzurum İcra Mahkemesinin 4 Mart 2004 tarihli talimatı uyarınca, iş ve ev adresinin tespiti amacıyla, polis karakolunun önünde geçerken içeriye davet edilmiştir. Başvuran itiraz etmiş ve polislere bana hiç bir şey yapamazsınız, ben DEHAP başkanıyım diyerek bağırmaya başlamıştır. Polis memurları Cumhuriyet savcısını aramış ve Cumhuriyet savcısı başvuranın yakalanması talimatını vermiştir. Bunun sonucunda başvuran doktor muayenesine götürülmüştür. Döndükten sonra başvuran, şahsi eşyalarını masanın üzerine koyması istendiğinde, saldırgan davranmaya başlamış, bağırmış, memurları tehdit etmiş ve eşyalarını etrafa savurmaya başlamıştır. Başvuran cam kapıyı yumruklamış ve kırılmasına neden olmuş, başını masaya vurmaya başlamış ve kırılan camla kendisine zarar vermeye çalışmıştır. Kendisine zarar vermesini önlemek amacıyla kelepçelenmiş ve ardından doktor muayenesine götürülmüştür.
10. Aynı gün polis memurları, olaya ilişkin resmi belge düzenlemiştir. Bir kısmı, başvuranın davranışından şikayetçi oldukları yönünde yazılı ifade vermiştir.
11. 6 Mayıs 2004 günü saat 9.30da başvuran bir doktor tarafından muayene edilmiş ve sağ el bileğinde yüzeysel bir sıyrık tespit edilmiştir.
B. Başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılaması
12. 6 Mayıs 2004 tarihinde başvuran, Ardahan Sulh Ceza Mahkemesine çıkarılmıştır. Aleyhindeki suçlamaları reddetmiş ve savcıya vermiş olduğu ifadeyi yinelemiştir. Mahkeme tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuranın daha sonraki salıverilme talepleri, sırasıyla 7 ve 11 Mayıs 2004 tarihlerinde reddedilmiştir.
13. 14 Mayıs 2004 tarihinde başvuran aleyhine, tahkir ve görevleri sırasında polis memurlarına fiziksel şiddette bulunduğu ve Devlet malına zarar verdiği gerekçesiyle ceza davası açılmıştır.
14. 23 Mayıs 2004 tarihinde başvuran, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
15. 7 Mayıs 2007 tarihinde Ardahan Ceza Mahkemesi başvuranı, Ceza Kanununun 258. maddesi uyarınca polis memuruna tahkirden suçlu bulmuş ve başvuran hakkında 10 ay hapis cezasına hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranı Ceza Kanununun 516. Maddesi uyarınca Devlet malına zarar vermekten suçlu bulmuş ve hakkında 3 ay ve 10 gün hapis cezasına hükmetmiştir.
16. 5 Haziran 2008 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı, yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 231. maddesi uyarınca hükmün tefhiminin beş yıl süreyle ertelenip ertelenemeyeceği hususunun yeniden değerlendirilmesi amacıyla bozmuştur.
17. Dosyayı yeniden ele alan ilk derece mahkemesi, 20 Kasım 2008 tarihinde, başvuranın sabıka kaydı bulunduğu için Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 231. maddesi hükmünün başvuranın davasına uygulanamayacağına karar vermiştir. Buna göre mahkeme daha önce vermiş olduğu kararı yinelemiş ve başvuranı aynı suçtan mahkum etmiştir.
18. 19 Aralık 2011 tarihinde Yargıtay, başvuran hakkındaki Devlet malına zarar verme hükmünü onamıştır. Ancak temyiz mahkemesi, polis memuruna tahkir suçu ile ilgili olarak dava zaman aşımının gerçekleştiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla davayı bu husus yönünde düşürmüştür.
C. Sanık polis memurları aleyhine yürütülen ceza yargılaması
19. 10 Mayıs 2004 tarihinde başvuran, Ardahan cumhuriyet savcısına başvurarak, 5 Mayıs 2004 tarihinde polis nezareti altındayken kötü muamele gördüğü yönünde şikâyette bulunmuş ve sorumlu polis memurlarının tespit edilip, kovuşturulmalarını istemiştir.
20. 11 Mayıs 2004 tarihinde Ardahan cumhuriyet savcısı başvuranın ifadesine başvurmuştur. Başvuran, fotoğraflardan altı polis memurunu teşhis etmiştir.
21. 12 ve 15 Mayıs 2004 tarihleri arasında Ardahan cumhuriyet savcısı suçlanan polis memurlarının ifadelerine başvurmuş ve polis memurları kendilerine yönelik suçlamaları reddetmiştir.
22. 13 Mayıs 2004 tarihinde Ardahan cumhuriyet savcısı B.A.nın ifadesine başvurmuştur. B.A. ifadesinde, başvuranın dövüldüğünü gördüğünü, kendisinin de tehdit edildiğini, kendisine küfredildiğini ve başvurana sigara getirmek üzere gidip karakola döndüğü için kendisiyle münakaşa edildiğini belirtmiştir. Başvuran şahsi eşyalarının listesini imzalamayı reddettiğinde, bir polis memurunun başvurana bağırmaya ve küfretmeye başladığını açıklamıştır. Başvuran da direnç göstermiş ve bağırmıştır. Bir polis memuru başvuranı ittiğinde, başvuran yere düşmüş ve birçok polis memuru başvuranın karnına ve sırtına vurmaya başlamıştır. B.A., cam kapının nasıl kırıldığını görmediğini söylemiştir. B.A. kendisine küfreden polis memurları hakkında şikâyette bulunmak istediğini ifade etmiştir.
23. 17 Mayıs 2004 tarihinde Ardahan cumhuriyet savcısı, başvuran ve B.A.ya kötü muamelede bulunmakla suçlanan, Ardahan Emniyet Müdürlüğünden on bir polis memuru aleyhine Ardahan Ceza Mahkemesine iddianamesini sunmuştur. Başvuran ceza yargılamasına katılmamıştır. . 7 Temmuz 2004 tarihinde B.A., polis memurları hakkındaki şikayetini geri çekmek istediğini mahkemeye bildirmiştir.
24. Yargılamalar süresince polis memurları, haklarındaki suçlamaları reddetmiştir. Başvurandan şahsi eşyalarını teslim etmesi istendiğinde, başvuranın sinirlendiğini ve kendilerine bağırmaya başladığını ifade etmişlerdir. Sanık polis memurlarının ifadelerine göre, başvuran bayan bir polis memuruna vurmaya kalkıştığında, toplantı odasına götürülmüştür. Başvuran burada da, tehditlerini sürdürmüş ve memurlara, dışarı çıktığı zaman hepsini öldüreceğini söylemiştir. Ayrıca cam kapıyı kırmış ve hepsini kötü muamele ile suçlayacağını söylemiştir.
25. 22 Eylül 2004 tarihinde Ardahan Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği gerekçesiyle polis memurlarını, bahsi geçen suçlamalardan beraat ettirmiştir. Mahkeme kararında, 5 Mayıs 2004 tarihli ikinci doktor raporunda tespiti yapılan yaraların, başvuranın polis memurlarına direnç gösterdiği sırada gerçekleştiğini belirtmiştir. Dolayısıyla mahkeme, dava dosyasındaki kanıtların polis memurları hakkında hüküm vermek için yeterli olmadığına karar vermiştir. Başvuranın da bulunduğu duruşmada verilen bu karar, temyize götürülmediği için 30 Eylül 2004 tarihinde kesinleşmiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanuna göre, başvuran davaya müdahil olarak katılmadığı için, kararı temyize götürme hakkından faydalanmamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
İ. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, polis nezareti altındayken kötü muamele gördüğü iddiası ile başvurmuştur.
Şikâyetlerinde Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerine dayanmaktadır.
27. AİHM, şikâyetlerin Sözleşmenin aşağıda belirtilen 3. maddesi anlamında değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
28. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
29. Hükümet, başvurunun bu kısmının iç hukuk yolları tüketilmediği için reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda başvuranın, sanık polis memurları aleyhine yürütülen ceza yargılamasına müdahil olarak katılmış olması gerektiğini belirtmiştir.
30. AİHM daha önceki davalarda da, Hükümetin bu yöndeki ilk itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu kaydeder (bkz., Uyan v. Türkiye (no. 2), no. 15750/02 § 48, 21 Ekim 2008 ve Keçeci v. Türkiye (dec), no. 38588/97, 17 Ekim 2000). AİHM mevcut davada, kendisini daha önceki tespitlerinden farklı bir tespite götürecek herhangi özel bir koşul bulunmadığı görüşündedir. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin ilk itirazını reddeder.
31. AİHM ayrıca başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3(a) paragrafı anlamında dayanaktan yoksun olmadığını açıkça kaydetmektedir. AİHM ayrıca hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla şikâyet kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. 3. maddenin esası hakkında
32. Hükümet başvuranın kötü muamele iddialarının doğrulanmamış olduğunu iddia etmiştir. Başvuranın vücudundaki yaralanmaların, başvuranın kendi hareketlerinin sonucunda gerçekleştiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuranın elindeki yaraların nasıl oluştuğunu hatırlamadığı yönündeki ifadesine atıfta bulunmuştur.
33. AİHM, bir kişinin sağlıklı bir haldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği hallerde, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme ve özellikle ilgili iddiaların doktor raporları ile doğrulanmış olduğu hallerde, mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün Devlete ait olduğunu yineler. Bu tür durumlarda Sözleşmenin 3. maddesi anlamındaki hususlar açıkça ortaya çıkmaktadır (Selmouni v. Fransa (GC), no. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V).
34. Mevcut davada, yakalanmasının ardından başvuran 5 Mayıs 2004 tarihinde saat 18.30da bir doktor tarafından muayene edilmiş ve vücudunda herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlanmamıştır. Ancak başvuran aynı gün saat 19.30da muayene edildiğinde, kendisini muayene eden doktor, sağ el bileğinin iç kısmında 0.5 cm boyutunda bir kesik, el bileğinin dış kısmında yüzeysel bir kesik, sağ elin üçüncü ve dördüncü parmaklarında küçük bir sıyrık, sol el bileği çevresinde kızarıklık, sırtın sağ kısmında (kürek kemiği bölgesi) 10 cm x 2 cm boyutunda kızarıklık, sağ omuzda kızarıklık ve sırtın sağ kısmı çevresinde küçük yamalar şeklinde bir kısım kızarıklık tespit etmiştir. Ayrıca başvurana üç günlük iş göremezlik raporu verilmiştir.
35. AİHM ayrıca, polis memurları aleyhine yürütülen ceza yargılamasının sonunda birinci derece mahkemenin karar özetinde, başvuranın vücudundaki yaraların, başvuran ve polis memurları arasında polis karakolunda çıkan arbede sırasında gerçekleştiğinin belirtilmiş olduğunu kaydeder. AİHM, başvuranın elindeki yaraların başvuranın cam kapıyı kendisinin kırması sonucunda gerçekleşmiş olabileceği hususunu da kaydeder. Ancak doktor raporuna göre başvuranın ayrıca sırtının sağ kısmında (kürek kemiği bölgesi) 10 cm x 2 cm boyutunda kızarıklık, sağ omzunda kızarıklık ve sırtının sağ kısmı çevresinde küçük yamalar şeklinde bir kısım kızarıklık olduğu tespit edilmiştir. Yerel mahkemenin kararı, en azından başvuranın sırtında tespit edilen ve başvuranın yerde yatarken dövülmüş ve tekmelenmiş olduğu yönündeki iddiaları ile örtüşen yaraların sebebine ışık tutamamıştır.
36. Yetkililerin gözaltında kendi kontrolleri altındaki kişilerde oluşan yaralar için hesap verme yükümlülüklerinin altını tekrar çizerek AİHM, mevcut davada hiç şüphesiz başvuranın tamamen Devlet yetkililerinin kontrolü altında olduğu sırada gerçekleşmiş olan yaralar için, davalı Hükümetin makul bir açıklama getiremediği görüşündedir.
37. Mevcut davanın koşulları çerçevesinde ve başvuranda tespit edilen yaraların sebebine ilişkin olarak Hükümetin makul bir açıklama getiremediği dikkate alındığında AİHM, söz konusu yaraların kötü muamele sonucunda gerçekleşmiş olduğunu ve bundan Hükümetin sorumlu olduğunu tespit eder.
38. AİHM, başvurana yapılan insanlık dışı ve onur kırıcı muamele nedeniyle, Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiği görüşündedir.
2. 3. maddenin usulü hakkında
39. Başvuran, kötü muamele iddialarının etkili bir şekilde soruşturulmadığı yönünde şikâyette bulunmuştur. Özellikle, B.A.nın ifadelerinin dikkate alınmamış olduğunu iddia etmiş ve doktor tarafından muayene edilirken polis memurlarının, muayenenin yapıldığı odadan çıkmadıklarını belirtmiştir.
40. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
41. AİHM, bir kişinin polis ya da Devletin benzer kurumlarının kontrolü altındayken 3. maddenin ihlali ile sonuçlanan bir muameleye uğradığı yönünde güvenilir bir iddiada bulunması halinde, söz konusu madde hükmünün, .. (...) Sözleşmede açıklanan hak ve özgürlükleri kendi yetki alanları içinde bulunan herkese tanırlar hükmünü düzenleyen Sözleşmenin 1. maddesi ile getirilen ve Devletin etkili bir resmi soruşturma yürütmesi yönündeki genel görevi ile birlikte yorumlanması gerektiğini hatırlatır. Bu türden bir soruşturma sonucunda sorumlu kişiler tespit edilmeli ve cezalandırılmalıdır (bkz., Labita v. İtalya (GC), no. 26772/95, § 131, AİHM 2000-IV).
42. Yukarıda belirtilen ışığında AİHM, başvuranda oluşan yaralardan, Sözleşmenin 3. maddesi anlamında davalı Hükümetin sorumlu olduğunu tespit eder. Dolayısıyla etkili bir soruşturma yapılmış olması gerekmektedir.
43. AİHM öncelikle, başvuranın kötü muamele iddiaları üzerine, sanık polis memurları aleyhine derhal bir ceza yargılaması başlatılmış olduğunu kaydeder. Bu bağlamda altı çizilmesi gereken konu, soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç değil ancak bir imkan yükümlülüğü olduğudur. Her soruşturmanın başarılı olması ya da davacının olayları anlattığı şekliyle örtüşecek bir sonuca ulaşması beklenemez, ancak ilke gereği bir soruşturma, davanın olay ve olgularını ortaya çıkaracak nitelikte olmalı ve iddiaların doğru çıkması halinde ise, sorumlu kişileri tespit edebilmeli ve cezalandırabilmelidir (bkz., Saçılık ve Diğerleri v. Türkiye (esas ve kısmi adil tazmin bakımından kesinleşmiş), no. 43044/05 ve 45001/05, § 90, 5 Temmuz 2011). Dolayısıyla AİHM, mevcut davada yürütülen ceza yargılamasının, başvuranın yaralanmasına neden olan gerçek olayları tespit edip edemediği ve dolayısıyla Hükümetin gerçekleşen olaylara açıklama getirme yükümlülüğünü ikna edici bir şekilde yerine getirip getiremediğini inceleyecektir (bkz., Özcan ve Diğerleri v. Türkiye, no. 18893/05, § 73, 20 Nisan 2010; Saçılık ve Diğerleri, yukarıda atıfta bulunulan, § 91).
44. AİHM, 22 Eylül 2004 tarihli beraat kararında Ardahan Ceza Mahkemesinin, olayları sanık polis memurlarının anlattığı şekliyle kabul etmiş olduğunu ve başvuranın vücudunda oluşan yaraların, polis memuruna direnç gösterdiği sırada gerçekleşmiş olduğuna karar verdiğini kaydeder. Karar gerekçesinde mahkeme, başvuranın polis memurları tarafından dövüldüğünü gördüğü yönünde tanıklık eden B.A.nın ifadesi hususunda herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. Ayrıca, polis memurlarının ifadelerinin neden başvuran ve B.A.nın ifadelerinden daha güvenilir kabul edildiğine ilişkin de herhangi bir açıklama getirilmemiştir. Ayrıca yerel mahkeme kararı, başvuranın sırtında tespit edilen yaraların nasıl oluştuğu konusunu da açıklığa kavuşturmamıştır. Bu bağlamda AİHM, başvuranın doktor muayenesi sırasında polis memurlarının muayenenin yapıldığı odada bulunduğu yönündeki iddialarını kaydeder. AİHM, kişilerin gözaltındayken kötü muameleye karşı korunması için doktor muayenelerinin uygun şekilde yapılmasının öneminin CPT (Avrupa İşkence ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezayı Önleme Komitesi) tarafından altının çizildiğini hatırlatır. Bu tür muayeneler, uygun niteliklere sahip bir doktor tarafından, odada polis memurları bulunmaksızın gerçekleştirilmelidir. Mevcut davada görülen uygulamalar, doktor muayenelerinin etkililiği ve güvenilirliğini sarsmaktadır (bkz., Akkoç v. Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93, § 118, AİHM 2000-X; Elçi ve Diğerleri v. Türkiye, no. 23145/93 ve 25091/94, § 642, 13 Kasım 2003).
45. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AİHM tarafından, mevcut davada yürütülen yerel yargılamanın Sözleşmenin 3. maddesi gereğini karşılayamadığı sonucuna varılması için yeterlidir.
46. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımında ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
47. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi 1. ve 2. paragrafları anlamında, yakalanmasının ve tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konulmasının hukuk dışı ve keyfi olduğu yönünde şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerini dayanak göstererek, siyasi faaliyetleri nedeniyle yakalanmış olduğu yönünde şikâyette bulunmuştur. Başvuran son olarak, Sözleşmenin 14. maddesi anlamında, Kürt kökenli olduğu ve siyasi görüşleri nedeniyle ayrımcılığa uğradığı yönünde şikâyette bulunmuştur.
48. Ancak AİHMe ibraz edilmiş olan belgelerin incelenmesi sonucunda, bahsi geçen hükümlerin ihlal edilmiş olduğu tespit edilmemiştir. AİHM, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verir. Dolayısıyla Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları anlamında kabul edilemez olduğu beyan edilmelidir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
49. Başvuran, manevi tazminat olarak 30.000 Euro (EUR) talep etmiştir.
50. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
51. AİHM başvuranın, yalnızca ihlal yapılmış olduğunun tespit edilmesi ile tazmin edilemeyecek bir ıstırap ve sıkıntı çekmiş olduğu görüşündedir. Tespit edilen ihlali dikkate alarak hakkaniyet esasında karar veren AİHM, başvurana manevi tazminat olarak 9.750 EUR ödemesine karar verir.
B. Masraf ve giderler
52. Başvuran ayrıca yasal masraflar ve giderler olarak toplam 7.715 İngiliz Sterlini (GBP) (yaklaşık 9.400 EUR karşılığı) talep etmiştir.
53. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
54. AİHM içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderleri geri almaya hak kazanabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen gerçekleşmiş, gerekli olduğu için yapılmış ve miktar olarak makul olması gerekmektedir. AİHM başlangıç olarak söz konusu masraf ve giderleri doğrulayacak nitelikte herhangi bir fatura ibraz edilmemiş olduğunu kaydeder. AİHM, elindeki belgeler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, avukatlık ücreti olarak, yasal temsilcisinin İngilteredeki banka hesabına İngiliz Sterlini olarak ödenmek üzere, başvurana 4.000 EUR ödenmesine karar verir.
C. Gecikme faizi
55. AİHM, gecikme faizi oranı olarak Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabul edilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine karar verir;
3. (a) Davalı Hükümetin başvurana, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. Paragrafı uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde;
(i) ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Davalı Hükümetin ulusal para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak 9.750 EUR (dokuz bin yedi yüz elli Euro) ve vergi olarak ödenmesi gereken her türlü tutarın ödemesine,
(ii) masraf ve giderler olarak, başvuranın yasal temsilcisinin İngilteredeki banka hesabına ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden İngiliz Sterlini olarak ödenmek üzere 4.000 EUR (dört bin Euro) ve vergi olarak ödenmesi gereken her türlü tutarın ödenmesine ve
(iii) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, gecikme süresi boyunca, yukarıda belirtilen miktara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz işletileceğine karar verir.
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 25 Eylül 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy