(AİHS. m. 5, 6, 10, 13, 34, 35, 41, 44, 45) (YALÇIN KÜÇÜK - TÜRKİYE DAVASI) (LİNGENS - AVUSTURYA DAVASI) (ALİ EROL - TÜRKİYE DAVASI (NO 2))
(Başvuru no: 13002/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Mart 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (13002/05) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Adnan Görkanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 25 Mart 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından D. Güzel Gürbüz, Hasan Hüseyin Evin ve Zöhre Dalkıran tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1960 yılı doğumludur ve Aydında ikamet etmektedir.
Başvuran, 13 Haziran 2004 tarihinde Aydın ilinin merkezinde Günlük Evrensel isimli bir gazete satmaktaydı. Saat 11 civarında, başvuran bir kafeteryada gazete satışı yaptığı sırada, polisler gelmiş ve başvurandan kimliğini göstermesini istemişlerdir.
Başvurana göre, polisler, merkez ile temas ederek, kendisinin aranan bir şahıs olmadığını ve satışını yapmakta olduğu gazete ile ilgili bir toplatma kararının da bulunmadığını öğrenmişlerdir. Bununla birlikte polisler, başvuranın elinde bulunan on adet gazeteyi kendilerine vermesini istemişlerdir.
Başvuran, gazeteleri teslim ettiğine dair bir tutanak hazırlanmasını talep etmiş, kafeterya sahibinin huzurunda tanık sıfatı ile imzaladığı bir tutanak hazırlanmıştır; fakat başvuran sözkonusu tutanağın bir nüshasını alamamıştır.
Başvurana göre, daha sonradan kafeteryaya gelen komiser, polislere hitap ederek başvuranla ilgili olarak götürün onu ifadesini kullanmıştır. Hazırlanan tutanak polisler tarafından yırtılmış ve başvuran karakola götürülmüştür.
13 Haziran 2006 tarihinde saat 12.15te hazırlanan, başvuran ve üç polis tarafından imzalanan tutanak uyarınca, telefonla gelen bir ihbar üzerine, polisler, bir kafeteryada bulunan başvuranın kimlik kontrolünü yapmışlardır. Başvuranın kimliğini göstermesi üzerine, aranmakta olup olmadığı ve satmakta olduğu gazete sayısının toplatılmasına ilişkin bir kararın olup olmadığını kontrol etmek amacıyla bir ön çalışma ve mülakat yapmak üzere başvuran karakola çağırılmıştır. Tutanakta, gazetelerden bir tanesine incelenmek üzere el konulduğunu, kalan dokuz gazetenin ise başvurana teslim edildiği ifade edilmektedir.
Başvuran, 17 Haziran 2004 tarihinde Aydın Savcılığına başvurarak 13 Haziran 2004 tarihinde kendisini yakalayan polis memurları aleyhinde suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, ifadesini tekrarlamış ve yakalanması ile üç saat boyunca gözaltında tutulmasının yasadışı ve keyfi nitelikli olduğunu belirtmiştir. Başvuran, yakalandığına daire bilgi verilen A. K. isimli arkadaşının 13:20 civarında kendisini ziyaret ettiğini ve saat 14 civarında da serbest bırakıldığını ifade etmektedir. Başvuran AİHSye atıfta bulunarak, güvenlik hakkını ve bilgi iletme hakkını dile getirmiştir.
6 Ağustos 2004 tarihinde, Savcılık tarafından ifadesi alınan A. U. isimli komiser, bir şahsın Evrensel gazetesi satmakta olduğuna dair bir ihbar aldıklarını, bunun üzerine de sözkonusu kafeteryaya bir ekip yönlendirdiğini ifade etmiştir. Kafeterya müşterilerinin, sözkonusu gazetenin satışı karşısında gösterebilecekleri tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilecek olası olayları önlemek amacıyla komiser de kafeteryaya gitmiştir. Komiser, kafeterya sahibi ile görüşmüş, kafeterya sahibi ise herhangi bir şikayet veya olayın meydana gelmediğini belirtmiştir. Bunun üzerine komiser, başvuranı gerekli kontrollerin yapılması amacıyla karakola çağırmıştır. Komiser, başvuranın hiç direnmeden kendisini takip ettiğini ve hiçbir şekilde bir gözaltı durumunun söz konusu olmadığını vurgulamıştır.
Olayın meydana geldiği sırada orada bulunan iki polis memuru da aynı şekilde ifade vermişlerdir.
Başvuranın, A. K. isimli arkadaşının, 9 Eylül 2004 tarihinde tanık sıfatıyla ifadesi alınmıştır. A. K., başvuranın komiserin odasında bulunduğunu ve gözaltına alınmadığını, komiser ile konuştuğunu, komiserin başvuranın gazete sattığı gerekçesiyle karakola getirildiğini ve sözkonusu gazete ile ilgili araştırmalar biter bitmez de serbest bırakılacağını belirttiğini ifade etmiştir. Tanık, başvuran serbest bırakılmadan evvel karakoldan ayrılmıştır. Tanığın ifadesinde herhangi bir saat ibaresi yer almamaktadır.
Savcılık, sözkonusu suçu teşkil eden unsurların toplanmadığı gerekçesiyle muhakemenin meni kararı vermiştir. Savcılık, başvuranın mülakatın gerçekleştirilmesi amacıyla polis merkezine davet edilmesi üzerine oraya gittiğini ve sattığı gazetenin kontrolünün tamamlanması ile de serbest bırakıldığını belirtmektedir.
Başvuran, 18 Ekim 2004 tarihinde Nazilli Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak muhakemenin meni kararına itirazda bulunmuştur. Başvuran, her ne kadar yasal olarak gözaltı niteliğinde olmasa da yaklaşık üç saat boyunca karakolda tutulmuş olmasının, en azından özgürlüğünden yasadışı ve keyfi olarak yoksun bırakılmak anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Başvuran sözü edilen kontrollerin olayın meydana geldiği yer olan kafeteryada zaten yapıldığını ve olay yerine gelen komiserin talimatı uyarınca karakola götürüldüğünü belirtmektedir. Başvuran bununla ilgili olarak, bilgilerin iletilmesi özgürlüğüne dikkat çekerek AİHSnin 5. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
Ağır Ceza Mahkemesi, dosya incelemesi neticesinde 29 Kasım 2004 tarihinde başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
HUKUK
I. DAVA KONUSU HAKKINDA
Başvuran öncelikle yasadışı ve keyfi olarak üç saat boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması nedeniyle AİHSnin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Başvuran ayrıca maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakılma eyleminin, satmakla yükümlü olduğu gazeteyi dağıtmasına engel teşkil ettiği gerekçesiyle bilgilerin iletilmesi özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bununla ilgili olarak AİHSnin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHSnin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuran, muhakemenin men-i kararının ve yapılan itirazın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesinin, olaydan sorumlu olan polis memurlarının yargılanmasını imkânsız kıldığı gerekçesiyle, özgürlüğünden yoksun bırakılmasından sorumlu olan polis memurları aleyhinde açtığı dava çerçevesinde mahkemeye başvurma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, yetkili mercilerin, şikayetleri çerçevesinde uygun ve etkili nitelikte bir soruşturma yürütmediklerini de ileri sürmektedir.
Mevcut dava koşullarında, AİHM başvuruların tamamının, AİHSnin 10. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Kamil Uzun-Türkiye, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).
II. AİHSNİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik hiçbir müdahalede bulunulmadığı gerekçesiyle başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.
Şikayetin esası ile doğrudan ilintili olduğundan AİHM, Hükümetin tüm iddialarını şikayetin esastan incelenmesi sırasında inceleyecektir, dolayısıyla şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
Hükümet, Evrensel gazetesinin sol görüşlü TDKP Partisinin resmi gazetesi olduğunu ileri sürmekte ve bu gazetenin diğer gazeteler gibi bayilerde satılmadığını belirtmektedir. Hükümete göre, gazetenin sol görüşün sözcüsü niteliğinde olması sebebiyle şüphelerin meydana gelmesi makuldür. Gazete ile ilgili olarak daha önceki zamanlarda çok sayıda yasaklama kararının alındığı bilinmektedir. Hükümet, tüm bu haklı şüphelerin polisi, başvuran ve başvuranın sattığı gazete ile ilgili olarak rutin kontroller yapmaya ittiğini belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak hiçbir yasal hükme atıfta bulunmamaktadır.
Hükümet, olayın meydana geldiği günün tatil günü olan Pazar günü olduğunu ve sözkonusu kontrollerin ancak polis merkezinde yapılabileceğini de eklemektedir.
Hükümet, başvuranın satmış olduğu gazetenin diğer nüshaları ile beraber saat 12:15te karakoldan ayrıldığına da dikkat çekmektedir. Hükümet, başvuranın karakolda geçirmiş olduğu yaklaşık bir saatlik zaman diliminin çok kısa olduğunu ve ilgilinin hiçbir şekilde bir yakalanma ya da gözaltına alınma durumunun sözkonusu olmadığını ifade etmektedir.
Hükümet, hiçbir zaman başvurana gazetesini dağıtmasını engelleyecek bir yasaklama uygulanmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla başvuranın, AİHSnin 10. maddesi ile kendisine tanınan özgürlük haklarına hiçbir şekilde müdahale sözkonusu olmamıştır.
Başvuran, Hükümetin tüm iddialarını reddetmektedir. Başvuran öncelikle Evrensel gazetesinin yasal bir gazete olduğunu ve yasadışı bir örgüt olan TDKPnin sözcülüğünü de yapmadığını belirtmektedir. Başvuran, böyle bir durumun olması halinde, gazetenin yayınlanmasının ve dağıtılmasının yasaklanması ve sorumluların ise cezalandırılması gerektiğini ifade etmektedir. Başvuran Evrenselin de diğer gazeteler gibi bayilerde satıldığını ve okuyucularının da tıpkı kendisinin yaptığı gibi gönüllü olarak satışını da yaptıklarını dile getirmektedir.
Başvuran ayrıca gazetenin herhangi bir sayısının satışının veya dağıtımının yasaklanması halinde ise yasaklama kararının dağıtımdan önce polis merkezine bildirildiğini ve gazetenin dağıtımının o anda engellendiğini vurgulamaktadır. Başvuran bu nedenle yetkililer tarafından alınan tedbirin, mevcut davada geçerli bir gerekçesinin olmadığını, dolayısıyla da keyfi nitelikte olduğunu belirtmektedir.
Başvuran, polis merkezine gönüllü olarak gitme sebebini, aksi durumda kuvvete başvurulması ve gözaltına alınması tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceği ihtimali ile açıklamaktadır. Üstelik böyle bir durumda, polise direnmek suçundan, hakkında soruşturma açılma ihtimali bulunduğunu bilmekteydi.
AİHM, AİHSnin 10. maddesine ilişkin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri hatırlatmaktadır, bu ilkeleri Yalçın Küçük-Türkiye (no: 28493, 5 Aralık 2002), Sunday Times-Birleşik Krallık (no:1) (26 Nisan 1979), Öztürk-Türkiye (no: 23118/93) ve Nilsen ve Johnsen-Norveç (no: 23118/93) kararlarında da tekrarlamıştır.
AİHSnin 10/2 maddesindeki anlamıyla zorunlu ifadesi, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçın varlığını gerektirmektedir. Başka bir ifade ile ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin gerekliliği, ikna edici bir şekilde ortaya konmalıdır. Hiç kuşkusuz burada öncelikle bu müdahaleyi haklı çıkaracak bir gerekliliğin var olup olmadığının değerlendirmesini ulusal mercilerin yapması gerekmektedir ve bu nedenle böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken belirli bir takdir payları bulunmaktadır. Ulusal yetkililerin bu takdir yetkilerini kullanmalarını gerektiren ve bir müdahaleyi teşkil eden durumlarda AİHMnin denetimi ikiye katlanmaktadır.
AİHMnin görevi hiçbir şekilde, bu denetimi yerine getirirken, iç hukukun yerini almak değil, fakat sözkonusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların, başka bir ifade ile müdahaleyi teşkil eden kısıtlama ya da yaptırımın, AİHSnin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı ile bağdaşıp bağdaşmadığını denetlemektir. AİHMnin sözkonusu müdahaleyi, dava olaylarının bütün ışığında değerlendirmesi gerekmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve Daskas-Yunanistan, no: 65545/01, 27 Mayıs 2004).
Mevcut davada AİHM öncelikle Evrensel gazetesinin yasal olarak yayınlanan, dağıtılan ve satılan bir gazete olduğunu kaydetmektedir. Evrensel gazetesi yetkililerine uygulanan yaptırımlar, AİHMnin çok sayıda kararına konu olmuştur (Bkz. diğerleri arasında, Fevzi Saygılı-Türkiye, no: 74243/01, 8 Ocak 2008, Saygılı ve Falakoğlu-Türkiye (no:2), no: 38991/02, 17 Şubat 2009, Ali Erol-Türkiye (no:2), no: 47796/99, 27 Ekim 2005, ve Falakoğlu-Türkiye (no:3), no: 16229/03, 23 Ocak 2007).
AİHM ayrıca komiserin kafeteryaya gelişinden önce meydana gelen olaylara ilişkin çelişkinin bulunduğunu not etmektedir.
Polislerin başvuranın gazeteyi sattığı sırada uygulanabilecek bir yasaklama kararının var olup olmadığına ve dolayısıyla başvuranı beraberlerinde götürmeden bir kontrol yapılıp yapılamayacağına dair bilgiler elde edememiş olsalar bile, bu türden bir kontrolün haklı kılınması gerekmektedir. AİHM, yasal olarak yayınlanan bütün gazete dağıtıcılarının bu şekilde kontrol edilmelerinin gerekli olduğu hususunu dayanaktan yoksun ve gerçekçi bulmamaktadır.
Sözkonusu olan başvuranın durumunun, bu ister kişiliğine, ister sattığı gazeteye ya da satışın kendisine bağlı olsun, bu türden bir kontrolü gerektirip gerektirmediğini incelemek gerekmektedir.
Bununla ilgili olarak AİHM, Hükümetin görüşlerinin yalnızca bu unsurlardan bir tanesine, yani Evrensel gazetesine dayandığını kaydetmektedir.
Gazetenin yasadışı olduğuna dair iddia bir tarafa bırakılırsa, geriye bir tek gazetenin geçmişte çok sayıda yasaklama kararına konu olmasının, bütün sayılarının satışının polis tarafından kontrol edilmesi eyleminin yerinde olup olmadığının tespit edilmesi işi kalmaktadır.
AİHM, Hükümetin bu yöndeki iddiasının kabuledilemez olduğu ve mevcut davada suç işlendiğine dair bir şüphenin yetkilileri harekete geçirdiği kanaatindedir. Bu türden bir polis kontrolünü gerekli kılacak şüphe, başvuranın bilgi iletme özgürlüğüne hiç şüphesiz aykırılık teşkil etmektedir.
AİHM, mevcut davada, başvuranın karakola gelmesi yönündeki çağrıya uymaması halinde olabileceklerin ve karakolda tam olarak ne kadar süre kaldığının tespit edilmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. AİHM, mevcut davada gerçekleştirilen, zorlayıcı nitelikli olması sebebiyle, makul bir neden ya da mantıklı bir gerekçe olmaksızın, özgürlüğü kısıtlayıcı olarak nitelendirilebilecek polis merkezine davetin de yapıldığı bir polis kontrolünün, başvuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği görüşündedir.
AİHM, asgari düzeyde de olsa, ifade özgürlüğüne yönelik her türlü müdahalenin, bu özgürlüğün kullanımına olumsuz yönde etki etme ihtimalinin bulunduğunu müteaddit kez vurgulamıştır (Bkz., diğerleri arasında, Desjardin-Fransa, no: 22567-03, 22 Kasım 2007).
AİHM, başvuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik olarak yapılan müdahalenin, 10/2 maddede ifade edilen hiçbir meşru amaçla veya hiçbir toplumsal ihtiyaçla gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle, sözkonusu müdahale demokratik bir toplumda gereklilik arz etmemektedir.
Sonuç olarak, AİHSnin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. DİĞER İHLALLER HAKKINDA
Başvuran, son olarak, genel bir ifade ile, Türkiyede görev yapan mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını zira bu mahkemelerde görev yapan hakimlerin, kararlarına itiraz edilmesi mümkün olmayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görevlendirildiklerini ileri sürmektedir. Başvuran bu itibarla AİHSnin 6. Maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, şikayetin genel nitelikli ve belirsiz olduğunu tespit etmektedir. AİHM dolayısıyla bu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar olarak 5.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu talebin gerekçelendirilmediğini belirtmektedir.
AİHM, başvurana 1.800 Euro manevi tazminatın ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.525 Euro talep etmektedir. Başvuran bu miktarı İzmir Barosunun avukatlık ücret tarifesine dayandırmaktadır.
Hükümet, bu talebin hiçbir belgeye dayandırılmadığını belirtmektedir.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, başvuranın yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Oyçokluğuyla, AİHSnin 10. maddesi hakkındaki başvurunun kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. İkiye karşı beş oyla, AİHSnin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. İkiye karşı beş oyla;
a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy