(AİHS. m. 2, 3, 5, 6, 13, 14, 29, 34, 35, 41, 44, 46) (353 S. K. m. 107) (5271 S. K. m. 172) (2577 S. K. m. 13) (SABUKTEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (KURT - TÜRKİYE DAVASI) (TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (NİHAYET ARICI VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (OSMANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (AÇIŞ - TÜRKİYE DAVASI) (TÜRKAN YETİŞEN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PAÇACI VD. - TÜRKİYE DAVASI) (OĞUR - TÜRKİYE DAVASI) (TANRIKULU - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLİ ZENGİN - TÜRKİYE DAVASI) (TEKDAĞ - TÜRKİYE DAVASI) (WOLF-SORG - TÜRKİYE DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ORHAN - TÜRKİYE DAVASI) (AKKUM VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇİÇEK - TÜRKİYE DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 13660/05)
KARAR
STRAZBURG
10 Aralık 2013
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Tekçi ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti yapılan müzakereler sonrasında 19 Kasım 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (13660/05 nolu) dava, on iki Türk vatandaşının, Halit Tekçi, Aysan Tekçi, Süleyman Tekçi, Sara Tekçi, Havva Tekçi, Lokman Tekçi, Osman Tekçi, Salime Tekçi, Abdurrahman Tekçi, Asya Tekçi, Mehmet Tekçi ve Ömer Tekçinin (başvuranlar) 25 Şubat 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar, Ankarada görev yapan avukatlar H. Geylani ile Y. Geylani Arslan tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşmenin 2, 5, 6, 13 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. İkinci Bölüm Başkanı, 6 Temmuz 2009 tarihinde başvurunun Hükümete bildirilmesine karar vermiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası hükümlerince, Dairenin davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar verileceği bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1942, 1948, 1963, 1964, 1973, 1974, 1978, 1981, 1981, 1982, 1986 ve 1990 yılı doğumlu olup, Hakkaride ikamet etmektedirler.
6. Halit Tekçi ve Aysan Tekçi, kayıp Nezir Tekçinin (Bundan böyle metinde Nezir olarak anılacaktır.) baba ve annesidir; diğer başvuranlar ise erkek ve kız kardeşleridir.
A. Nezir Tekçinin kaybolması hakkında
7. Başvuranlar, Nezirin 27 Nisan 1995 tarihinde, erkek kardeşi Lokmanın Yüksekovaya taşınması sırasında yardımcı olmak amacıyla Armutlu köyüne gittiğini ve taşınma sırasında, iki kardeşin, Habip Bala ve Hamit İsaoğlu ile birlikte, Yukarıölçek köyünde yaşayan Fehim Darayı ziyaret ettiklerini belirtmektedirler. Başvuranlar, 28 Nisan 1995 tarihinde Yukarıölçek köyü yakınlarında askeri bir operasyon düzenlendiğini ve askerlerin beş kişi ile aralarında Ecevit Sefalı, Nazım Dara, Serhenk Serdaroğlu, Cemil Kırmızıtaş, Kadir Altekin, Abdullah Yazar'ın da bulunduğu çok sayıda köylüyü götürdüklerini ifade etmektedirler. Başvuranlar, Nezir hariç tüm şahısların ertesi gün serbest bırakıldığını ve Nezirin, Muşan köyünde bulunan bölükteki askerlere teslim edildiğini; bu birliğin komutanı olan A.O.Anın, dört gün sonra yakınlarını öldürdüğünü belirtmişlerdir.
B. Askeri makamlara yapılan suç duyuruları
8. Başvuranlar 22 Mayıs 1995 tarihinde, Hakkari Jandarma Komutanlığına, Nezirin kaybolmasıyla ilgili olarak şikayette bulunmuşlardır. Başvuranlar, aynı gün, Yüksekova Kaymakamına da benzer bir dilekçeyle müracaat etmişlerdir.
9. Van Askeri Savcılığı (21. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı), 15 Aralık 1997 tarihinde, A.O.A. ve M.E.Y. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararında, başvuranların 22 Mayıs 1995 ve 5 Haziran 1995 tarihlerinde şikayette bulunduklarını belirtmiştir. Savcılık, 31 Temmuz 1995 tarihli jandarma tutanağı başta olmak üzere bazı bilgilerin toplandığını tespit etmiş ve kaybolan şahsın PKK üyesi olduğunu belirtmiştir. Savcılık aynı zamanda, Nazım Fıratın (bölücülük suçundan yakalanmıştır) ifadesine göre, Nezirin 31 Mayıs 1995 tarihinde, Yüksekovada askerler ile PKK üyeleri arasında yaşanan silahlı bir çatışmaya katıldığını; çatışma sırasında öldürüldüğünü; çatışmanın yaşandığı yere gömüldüğünü, Nazım Fıratın ise güvenlik güçleri tarafından yakalandığını saptamıştır. Bu nedenle, Savcılık, kayıp şahsın babası ile Nazım Fıratın, Nezirin öldürüldüğünü iddia etmelerine rağmen, ne bu konu hakkında ne de A.O.A. ve M.E.Y.nin Neziri öldürdükleri iddiası hakkında kesinlik olmadığını belirtmiştir. Savcılık, Nezirin PKK üyesi olduğunun da ispatlanmadığını belirtmiş ve Nazım Fıratın gözaltında bulunduğu sırada baskı altında alınan ifadesini yalanladığını, bu sebeple de söz konusu ifadenin bundan böyle kanıt değeri taşımadığını eklemiştir.
Savcılık, Nezirin cesedi bulunmadığından, öldüğünün ya da öldürüldüğünün tespit edilmesinin mümkün olmadığını ayrıca, başvuranların, Nezirin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığına dair beyanlarının da delil unsurlarıyla doğrulanmadığı sonucuna varmıştır.
10. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı, 20 Aralık 1997 tarihi itibarıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmemiştir.
11. Van Askeri Savcılığının 15 Aralık 1997 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı, 10 Aralık 1998 tarihinde Halit Tekçiye tebliğ edilmiştir.
12. Dosyada yer alan bilgilere göre, Halit Tekçi, yetkili Askeri Mahkeme önünde bu karara itiraz etmemiştir.
C. Yetkili mahkemelere yapılan suç duyuruları
13. Halit Tekçi 22 Mayıs 1995 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Savcılığına, oğlunun kaybolmasından askerlerin sorumlu olduğuna değinerek konuyla ilgili şikayette bulunmuştur. Halit Tekçi, olaylara dair anlatımını tekrarladıktan sonra, Habip Bala, Hamit Cindar, Fehim Dara, Mehdiye Dara, Ecevit Safalı, Nazım Dara, Serhenk Erişmiş, Kadir Altekin ve Abdullah Yazarın ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.
14. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 22 Mayıs 1995 tarihinde, Jandarma Komutanlığından, Halit Tekçinin aynı tarihli şikayet dilekçesinde adı geçen şahısların iletişim bilgilerinin ivedi olarak sağlanmasını talep etmiştir.
15. Yüksekova Cumhuriyet savcısı yine 22 Mayıs 1995 tarihinde, Halit Tekçinin ifadesini almıştır. Halit Tekçi bilhassa, oğlunun, Muşan köyünde kalan askerler tarafından gözaltına alındığını beyan etmiştir.
16. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 24 Mayıs 1995 tarihinde Yüksekova Jandarma Komutanlığından, ifadeleri alınmak üzere Serhenk Erişmiş, Nazım Dara, Fehim Dara, Mehdiye Dara, Ecevit Safalı, Cemil Kırmızıtaş, Selahattin Sarıtaş, Yusuf Kırmızıtaş, Habip Bala, Hamit Cindar ve Hurşit isimli ancak soyadı belirtilmeyen şahsın hazır bulundurulmasını talep etmiştir.
17. YAKAY-DER Derneği (Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) 31 Mayıs 1995 tarihinde Fatih (İstanbul) Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık yetkisizlik kararı vererek şikayeti Yüksekova Savcılığına iletmiştir.
18. Halit Tekçi 5 Haziran 1995 tarihinde, Yüksekova Cumhuriyet Savcılığına Nezirin kaybolmasıyla ilgili olarak bir başka şikayet dilekçesi daha sunmuştur. İlgili, dilekçesinde, oğluyla birlikte barınağa götürülen ve Nezirin ellerini ve gözlerini bağladıktan sonra A.O.A isimli askerin onu beraberinde götürdüğünü beyan eden tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. Halit Tekçi, Nezirin Köycük Garnizonuna götürüldüğünü ancak gözaltına alındığının kaydedilmediğini belirtmiştir. Tekçi, şu tanıkların isimlerini vermiştir: Fehim Dara, Nazım Dara, Mehdiye Dara, Kadir Altekin, Serhenk Erişmiş, Ecevit Safalı, Yusuf Kırmızıtaş, Hamit Cindar, Habip Bala, Cemil Kırmızıtaş, İbrahim Bartin, Mehmet Süre, Yusuf Bartin, Mehmet Torus, Casim Bartin, Mikail Tarakçı, Hurşit Karay ve Hurşit isimli ancak soyadı belirtilmeyen şahıs.
19. Halit Tekçi, 7 Haziran 1995 tarihinde, 5 Haziran 1995 tarihli şikayet dilekçesine atıfta bulunarak Cumhuriyet savcısına, Neziri öldürdüğünü ve ardından cesedini bir mayın üzerine koyduğunu iddia ettiği A.O.A. isimli asker hakkında bilgi vermiş; oğlunun ölümünden sorumlu olan şahısların bulunması ve mahkûm edilmesi ile söz konusu kaybolma olayı nedeniyle maruz kalınan maddi ve manevi zararlar bağlamında alınacak meblağın tespit edilmesi için gerekenin yapılmasını talep etmiştir.
20. Yüksekova Cumhuriyet Savcısı, 7 Haziran 1995 tarihinde, Yüksekova Jandarma Komutanlığından, ivedi olarak, ifadesi alınmak üzere asker A.O.A.nın hazır bulundurulması talebinde bulunmuştur.
21. Başvuranlar 21 Haziran 1995 tarihinde, Yüksekova Savcılığından, yakınlarının kaybolmasıyla ilgili soruşturmanın derinleştirilmesini ve bilhassa tanıkların ve A.O.A. isimli askerin sorgulanmasını talep etmişlerdir.
22. Yüksekova Cumhuriyet savcısı, yine 21 Haziran 1995 tarihinde, 24 Mayıs 1995 tarihli başvurusuna cevap almadığı için, Yüksekova Jandarma Komutanlığına yaptığı talebi yinelemiştir.
23. Yüksekova Cumhuriyet Savcısı da aynı gün, Yüksekova Jandarma Komutanlığına A.O.A.nın hazır bulundurulması ve ifadesinin alınması hususundaki talebini yinelemiştir.
24. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 3 Temmuz 1995 tarihinde, Yüksekova Jandarma Komutanlığından olay günü gözaltına alınan Şahısların listesinin ivedi olarak temin edilmesini talep etmiştir.
25. Devlet Bakanı (Bakan), 10 Temmuz 1995 tarihinde, başvuranları, 29 Nisan 1995 tarihinde Yukarıölçek köyünde yakınlarının kaybolmasıyla ilgili olarak Hakkari Valisine başvurulduğu ve soruşturmanın sonucu hakkında haberdar edilecekleri hususlarında bilgilendirmiştir.
26. Komutan A.O.A., 19 Temmuz 1995 tarihinde, yukarıda anılan 3 Temmuz 1995 tarihli talebin ardından, Yüksekova Cumhuriyet savcısına, olay günü gözaltında bulunan 68 kişinin ad ve soyadlarının el yazısıyla yazılı olduğu bir kağıt göndermiştir.
27. A.O.A.nın, yine 19 Temmuz 1995 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. İfadesinde, ne Halit Tekçiyi ne de oğlu Nezir Tekçiyi tanımadığını beyan etmiş; olayların meydana geldiği dönemde göz altına alınan Şahısların listesini sunmuştur. A.O.A., bu listeden, Nezirin gözaltına alınmadığı sonucuna varıldığını belirtmiştir. A.O.A. ayrıca, Haziran ayının başlarında, Yüksekova Jandarma Komutanlığına karşı provokasyon atışları yapıldığını ve Nezirin bu çatışmada öldürüldüğünü, cesedinin ise PKK üyeleri tarafından alındığını öğrendiğini belirtmiştir.
28. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 20 Temmuz 1995 tarihinde, Yüksekova Jandarma Komutanlığından, Çobanpınar köyü yakınlarında (Mıtırban olarak adlandırılmaktadır) çıkan çatışma sırasında ölen Nezirin kaybolmasıyla ilgili olarak ivedi bilgi verilmesini ve öldüğünü doğrulayan belgelerin iletilmesini talep etmiştir.
29. Başvuranlar 24 Temmuz 1995 tarihinde Yüksekova Savcılığından ve Hakkari Valisinden, yakınlarının 29 Nisan 1995 tarihinde kaybolmasıyla ilgili haberleri talep etmişlerdir. Aynı tarihte, Bakanın 10 Temmuz 1995 tarihli mektubunu aldıklarını bildirmiş ve yakınlarının kaybolmasına neden olan koşulların aydınlatılması için gerekenin yapılmasını talep etmişlerdir.
30. Yüksekova Jandarma Komutanlığı, 31 Temmuz 1995 tarihinde Agit kod adlı Nazım Fıratın ifadesine dayanarak, Bedirhan kod adlı Nezirin 31 Mayıs 1995 tarihinde PKK üyeleri ile Yüksekova Jandarma Komutanlığı arasında çıkan çatışma sırasında göğsüne isabet eden iki kurşun neticesinde hayatını kaybettiği hususunda Yüksekova Cumhuriyet savcısını bilgilendirmiştir. Jandarma Komutanlığı, söz konusu ifadenin ve vukuat raporunun suretlerini eklemiştir.
31. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 14 Ağustos 1995 tarihinde aşağıda adı geçen şahısların ifadelerini almıştır:
- Selahattin Sarıtaş, altmış-yetmiş kişiyle birlikte iki ila üç ay önce gözaltına alındığını beyan etmiş; bu kişilerin bir kısmının bir barınakta, diğer kısmının ise bir çadırda gözaltına alındığını, kötü muamelelere maruz kalmadıklarını ve Neziri tanımadığını belirtmiştir.
- Yusuf Kırmızıtaş, altmış-yetmiş kişiyle birlikte iki ila üç ay önce gözaltına alındığını ifade etmiş; ancak Nezirin gözaltına alınıp alınmadığını bilmediğini belirtmiş olup kötü muamelelere maruz kalmadığını ifade etmiştir.
- Nazım Dara, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde, bir barınakta gözaltına alındıklarını ve Neziri tanımadığını beyan etmiş ve iki kişinin İlçe Jandarma Karakoluna götürüldüğünü ve daha sonra serbest bırakıldıklarını belirtmiştir.
- Mehdiye Dara, gözaltına alınmadığını ve Neziri tanımadığını beyan etmiştir.
- Fehim Dara, gözaltına alınmadığını ve Neziri tanımadığını beyan etmiştir.
- Ecevit Safalı, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde gözaltına alındığını ve Neziri tanımadığını belirtmiştir.
- Serhenk Erişmiş, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde gözaltına alındığını; fakat Neziri tanımadığını belirtmiştir.
32. Başvuranlar 15 Ağustos 1995 tarihinde, Hakkari Valisine, Bakanın 10 Temmuz 1995 tarihli mektubuyla ilgili olarak başvurmuşlardır.
33. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 12 Eylül 1995 tarihinde rationae materiae yetkisiz olduğunu açıklamış ve dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısına iletmiştir. Kararında, Nezirin, bir grup terörist ile Yüksekova Jandarma Komutanlığına saldırdığı sırada çıkan bir çatışma sırasında göğsüne aldığı ateş sonucu öldürüldüğünü belirtmiştir.
34. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 4 Ekim 1995 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ile Diyarbakır Jandarma Komutanlığından her üç ayda bir sonuç raporu talep ederek, Nezirin ölümünden sorumlu olduğu iddia edilen kişiler hakkında arama izni çıkarmıştır.
35. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 20 Kasım 1995 tarihinde Nazım Fıratın ifadesini almış; Fırat, ifadesinde, Yüksekova Jandarma Komutanlığına karşı yürütülen operasyon sırasında Nezirin ölümüyle ilgili olarak hiçbir şey bilmediğini belirtmiştir. Gözaltına alındığında, Üstçavuş İbrahimin kendisini, aksi yönde ifade vermeye zorladığını, Neziri tanımadığını ve Nezirin nerede öldürüldüğünü bilmediğini ve adını ilk defa Jandarmada duyduğunu belirtmiştir.
36. Hakkari Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısının 4 Ekim 1995 tarihli talebine yanıt olarak, Nezirin mahkeme kararı olmadan/yasaya aykırı olarak yapılan infazıyla ilgili olarak delil unsurlarının, belgelerin ya da ihbarların bulunmadığını bildirmiştir.
37. Başvuranlar 17 Mart 1997 tarihinde, Nezirin askerler tarafından yakalandığını ve A.O.A. isimli asker tarafından, M.E.Y. isimli askerin işbirliğiyle, öldürüldüğünü belirterek Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığına ek şikayet dilekçelerini sunmuşlardır. Başvuranlar, dilekçelerinde özellikle şu hususlara değinmişlerdir:
- 29 Nisan 1995 tarihinde Muşan köyüne giden Selim Özeken, Halit Tekçiye, Nezirin ve diğer Şahısların askerler tarafından gözaltına alındığını gördüğünü ifade etmiştir.
- Gözaltına alınan Sadrettin Bala ve Hamit Cındar, serbest bırakılmıştır. Bala ve Cındar, Nezirle birlikte iki gün gözaltında kaldıklarını, Nezirin ellerinin ve gözlerinin bağlı olduğunu ve daha sonra başka bir yere götürüldüğünü beyan etmiştir.
- Muşan köyünde yaşayan Cemil Kırmızıtaş ve Selahattin Kırmızıtaş da askerler tarafından gözaltına alınmış ve her ikisi de Nezirle birlikte iki gün boyunca gözaltında kaldıklarını ifade etmiş; askerlerin Neziri elleri ve gözleri bağlı bir halde götürürken gördüklerini belirtmişlerdir.
- Halit Tekçi 10 Mayıs 1995 tarihinde Yüksekovada alışveriş merkezindeyken, ihtilaf konusu askeri operasyona katılan bir askerle konuşmuştur. Tekçi, bu askerin kendisine, Nezirin 1 Mayıs 1995 tarihinde PKKnın sığınakları ile ilgili sorular sorulduktan ve bu örgüte üye olmadığı cevabını verdikten sonra A.O.A. tarafından öldürüldüğünü söylediğini belirtmiştir. Tekçi, bu askerin aynı zamanda, A.O.A.nın Neziri elleri ve gözleri bağlı iken öldürdüğünü ve ardından cesedini mayın üzerine koyduğunu; mayının patladığını ve cesedin parçalandığını ifade ettiğini de eklemiştir.
38. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 19 Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısına Halit Tekçinin Şikayet dilekçesinin bir suretini iletmiştir.
39. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 9 Temmuz 1997 tarihinde, 31 Mayıs 1995 tarihinde PKK üyeleri ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sırasında Nezirin hayatını kaybetmesiyle ilgili olarak rationae loci yetkisiz olduğunu açıklamış ve dava dosyasını Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısına iletmiştir.
40. Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 5 Kasım 1997 tarihinde, Nezir cinayetinin sözde failleri olan A.O.A. ve M.E.Y.nin unvanlarını göz önünde bulundurarak görevsiz olduğunu açıklamış ve dosyayı Van Askeri Savcısına iletmiştir.
41. Yüksekova Savcılığı 29 Haziran 2004 tarihinde, YAKAY-DERin 31 Mayıs 1995 tarihli Şikayet dilekçesini inceledikten sonra, 12 Eylül 1995 tarihinde yetkisiz olduğunu açıkladığını ve bu Şikayet dilekçesini Van Devlet Güvenlik Mahkemesine ilettiğini tespit etmiştir.
42. Van Savcılığı 10 Ağustos 2004 tarihinde görevsizlik kararı vererek dava dosyasını, Nezir cinayetinin failleri olduğu iddia edilen A.O.A. ve M.E.Y.nin asker olmaları ve olayların askerler tarafından gerçekleştirilen operasyonlar sırasında meydana gelmesi nedeniyle Van Askeri Savcılığına iletmiştir. Savcılık, kararında, ön soruşturma ile 8 Ocak 2004 tarihinde düzenlenen tutanaktan, Nezirin İran sınırında, peşmerge gibi giyindiği için öldürüldüğü sonucuna varıldığını tespit etmiştir. Öte yandan, Savcılık, Cemil Kızıltaşın ifadesinden, 1995 yılının Nisan ayının sonunda, askerlerin, terörle mücadele konusunda bilgi vermek amacıyla Dişli Karakoluna gittiklerinin tespit edildiğini de belirtmiştir. Cemil Kırmızıtaşın ifadesinde, askerlerin bu amaçla, çevre köylerden aralarında kelepçeli bir halde Nezirin de bulunduğu altmış kişiyi topladığını ve kendisinin onunla konuştuğunu ayrıca Komutan A.O.A.nın görüşünü ifade ettikten sonra, Nezir hariç olmak üzere toplanan tüm köylüleri serbest bıraktığını belirtmiştir. Öte yandan, Savcılık, tanık Nazım Daranın, askerlerin Neziri götürdüklerini beyan ettiğini belirtmiştir.
43. Başvuranlar 6 Mayıs 2005 tarihinde, Yüksekova Savcılığının 29 Haziran 2004 tarihinde verdiği yetkisizlik kararının ardından yürütülen ceza soruşturması ile ilgili belgelerin birer suretini talep etmişlerdir. Savcılık aynı gün, dosyanın 12 Ağustos 2004 tarihinde Askeri Savcılığa iletildiği yanıtını vermiştir.
44. Askeri savcılık, 13 Eylül 2006 tarihinde, başvuranların 12 Eylül 2006 tarihli taleplerine cevaben, Şikayet dilekçeleriyle ilgili olarak herhangi bir soruşturma yürütülmemiş olması nedeniyle, ilgililere iletilecek herhangi bir belge ya da karar bulunmadığını belirtmiştir.
45. Yüksekova Savcılığı 15 Aralık 2008 tarihinde Halit Tekçiyi dinlemiş; Tekçi ifadesinde, oğlu Nezirin koyunları Yüksekovaya götürmek için 27 ya da 28 Nisan 1995 tarihinde Armutluya gittiğini; geceyi Demirkonak köyünde Nazım Daranın evinde geçirdiğini ve gün ağarırken jandarmaların bu köye bir operasyon gerçekleştirdiklerini, köy halkını ve Neziri topladıklarını beyan etmiştir. Tekçi, bir askerin Nezire, geleneksel kıyafetlerini giyerse askeri komutan tarafından öldürülme riski olduğunu söylediğini ve daha sonra bu komutanın oğlunu yakaladığını eklemiştir. Tekçi aynı zamanda, belirtilmeyen bir tarihte, olayların meydana geldiği dönemde askerliğini yapan bir erle konuştuğunu ve bu erin kendisine, oğlunun askerler tarafından öldürüldüğünü söylediğini de belirtmiştir.
46. Yüksekova savcılığı 17 Aralık 2008 tarihinde, yakalandığı sırada Nezirle birlikte olan ve Halit Tekçinin, bu yakalama vakasıyla ilgili beyanını doğrulayan Mehmet Sürenin ifadesini almıştır.
47. Yüksekova savcılığı 18 Aralık 2008 tarihinde Cemil Kırmızıtaşın ifadesini almıştır. Kırmızıtaş, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde, kendisinin de Dişli Karakolunda gözaltında olduğunu; Neziri gördüğünü ve kendisini sürü hayvanı ticareti yaptığı için tanıdığını ve Nezirin kelepçeli olduğunu beyan etmiştir. Kırmızıtaş, Nezir hariç olmak üzere gözaltına alınan herkesin serbest bırakıldığını ve bu durumdan ailesinin bir ferdini haberdar ettiğini belirtmiştir.
48. Yüksekova Savcılığı 19 Aralık 2008 tarihinde Nazım Darayı dinlemiştir. Dara ifadesinde, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde, Nezirin başka bir Şahısla birlikte geceyi geçirmek için evine geldiğini ve sabah köye jandarmaların geldiğini ve köylüleri ve Neziri yakaladığını beyan etmiştir. Dara, hepsinin gözaltına alındığını, ertesi gün ise Nezir hariç olmak üzere herkesin serbest bırakıldığını belirtmiştir. A.O.A. isimli bir komutanın da olaya karışan askerler arasında olduğunu ifade etmiştir. Dara, birkaç gün sonra, askerlere Nezirin başına ne geldiğini sorduğunu; askerlerin de Nezirin arazide öldürüldüğünü söylediklerini eklemiştir.
49. Yüksekova Cumhuriyet savcısı 13 Ağustos 2009 tarihinde Y.İ.yi dinlemiştir. Y.İ. ifadesinde, Geliboluda askerliğini yaptığı sırada, taburunun 1995 yılının Nisan ayında Yüksekovaya gönderildiğini ve aralarında rütbelilerin de bulunduğu tüm askerlerin birkaç gün boyunca Muşan köyünde konakladıklarını beyan etmiştir. Y.İ., Nezir Tekçi isimli bir Şahsın taburun birinci birliği tarafından yakalandığını; kendisinin ikinci birlikte görevli olduğunu eklemiştir. Olay günü elli askerin Nezirle ve birinci birliğin Komutanı A.O.A., ikinci birliğin Teğmeni K.A. ve isimlerini hatırlamadığı rütbeli diğer askerlerle birlikte operasyona gittiklerini belirtmiştir. Y.İ., Nezirin askerlere teröristlerin dağda saklandıkları ve silahlarını gizledikleri yerleri açıklamak zorunda kaldığını ve verdikleri bir mola sırasında bizzat Nezirle konuştuğunu ve Nezirin de kendisine adını ve köyünün ismini (Oramarlı) söylediğini belirtmiştir. Y.İ. aynı zamanda, dönüş yolunda, Komutan A.O.A.nın, Neziri, PKK üyelerinin ve silahlarının nerede bulunduğunu söylememesi halinde öldürmekle tehdit ettiğini; ancak Nezirin hiçbir şey bilmediğini söylediğini de ifade etmiştir. A.O.A.nın daha sonra Neziri on metre kadar uzağa götürdüğünü ve Nezirin, bu komutan tarafından öldürüleceğini düşünerek diğer erlere doğru koştuğunu ve bu komutanın Kürtçe konuşan erlerin ellerini kaldırmalarını isteğini eklemiştir. Bunun üzerine yirmi kadar erin elini kaldırdığını ve A.O.Anın onlara Nezire ateş etmelerini söylediğini ancak söz konusu erlerin bunu yapmayı kabul etmediğini ifade etmiştir. Y.İ. daha sonra, Teğmen K.A.nın, Komutan A.O.A.dan, kendisine Neziri öldürme emri vermesini istediğini, Komutan A .O.A.nın kendisine bu emri verdiğini; bunun üzerine Teğmen K.A.nın, Neziri on metre kadar ileriye götürdüğünü ve G3 tipi tüfeğiyle bir ya da iki sefer Nezire ateş ettiğini beyan etmiştir. Ardından, Komutan A.O.A.nın erlere Nezire ateş etmelerini emrettiğini; erlerin bu emri yerine getirdiğini ve kendisinin de diğer erlerle birlikte, ancak silahını kenara yönelterek Nezirin bulunduğu yöne doğru ateş ettiğini eklemiştir. Nezirin hayatını kaybettiğini ve Teğmen K.A.nın mayın sorumlusundan onu birleştirmesini istediği belirtmiştir. Y.İ., bir süre sonra mayın patlama sesi duyduğunu, Nezirin kıyafetlerinin havada uçuştuğunu gördüğünü ve Teğmen K.A.nın, erlere Nezirin gövdeden ayrılmış başını saçlarından tutarak gösterdiğini ifade etmiştir.
Er Y.İ., Neziri, Cumhuriyet savcısının kendisine gösterdiği bir fotoğraftan teşhis etmiştir. Y.İ. ayrıca, Halit Tekçinin, Nezirin ölümüyle ilgili olarak tanıklık etmesi amacıyla evine geldiğini de belirtmiştir.
D. A.O.A. ve K.A. isimli askerler hakkında açılan ceza davası
50. Hakkari Cumhuriyet savcısı 4 Mayıs 2011 tarihli iddianameyle, Nezir isimli Şahsı işkence ederek kasten öldürme nedeniyle A.O.A. hakkında ceza davası açmıştır. Savcı, iddianamesinde, Halit Tekçi ile tanıklar Y.Ş. ve Y.Ş.nin ifadelerini doğrulayan H.A.nın beyanları ile dosyada bulunan delil unsurlarına atıfta bulunmuştur.
51. Daha sonra, K.A. hakkında da, A.O.A.ya atılı aynı suçlamalarla ceza davası açılmıştır.
52. Yargıtay, adaletin iyi bir şekilde yürütülmesi ve güvenlik nedeniyle 14 Kasım 2011 tarihinde, davayı Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinden Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine (Bundan böyle metinde Ağır Ceza Mahkemesi olarak anılacaktır.) göndermiştir.
53. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Aralık 2011 tarihinde davayı incelemeye başlamıştır.
54. Ağır Ceza Mahkemesi 29 Mart 2012 tarihli duruşma sırasında A.O.A. ve K.A.yı dinlemiştir. Her ikisi de, kendilerine atılı suçlan inkar etmiştir.
55. Ağır Ceza Mahkemesi 12 Haziran 2012 tarihli duruşma sırasında, olayların meydana geldiği dönemde asker olan İ.A.Ş.yi dinlemiş; İ.A.Ş. olayı hatırlamadığını ifade etmiştir.
56. Ağır Ceza Mahkemesi 4 Ekim 2012 tarihli duruşma sırasında Halit Tekçiyi dinlemiş; Tekçi daha önce verdiği beyanlarını tekrar etmiştir.
57. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Aralık 2012 tarihli duruşma sırasında, tanık H.A.yı dinlemiştir. H.A., Nezirin, taburu tarafından yakalandığını, terörist olması sebebiyle işkence edildiğini ve kendisinden saklı silahlan göstermesinin istenildiğini ifade etmiştir. H.A., Nezirin PKK üyesi olmadığını ve bu örgütle arasında hiçbir bağ bulunmadığını söylediğini belirtmiştir. Olay günü, öğleden sonra, Nezirin dağa götürüldüğünü; kendisinin Neziri götüren askerin ararsında olmadığını ancak arkadaşlarının kendisine, Nezirin dağda, A.O.A.nın emri üzerine açılan ateş sonucu öldürüldüğünü ve tüm askerlerin daha sonra Nezire ateş ettiğini belirtmiştir. H.A., Nezirin cesedinin daha sonra bomba patlamasıyla parçalandığını eklemiş; M.T.nin kendisine, olayın nasıl geliştiğini ayrıntılarıyla anlattığını belirtmiştir.
58. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Mart 2013 tarihli duruşma sırasında Y.Ş.yi dinlemiştir. Y.Ş., Nezirin ölümüyle ilgili olarak daha önceki beyanını doğrulamıştır. Öte yandan, avukat A.E., A.O.A. tarafından hazırlanan, olayların meydana geldiği dönemde gözaltına alınan kişilerin listesinden Cemil Kırmızıtaş ile Selahattin Kırmızıtaş'ın, Halit Tekçiyi Nezirin onlarla birlikte gözaltına alındığından haberdar ettikleri sonucuna varıldığını ileri sürmüştür.
59. Yargılama halen Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
E. Tanık Nazım Fırat hakkında açılan ceza davası
60. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 21 Temmuz 1995 tarihinde, bölücülük nedeniyle Nazım Fırat hakkında ceza davası açmıştır.
61. Dosyada, bu davanın sonucu hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
62. AİHM, özellikle Sabuktekin / Türkiye (No. 27243/95, §§ 61-68, AİHM 2002-II), Ertak / Türkiye (No. 20764/92, §§ 94-106, AİHM 2000-V), Kurt / Türkiye (25 Mayıs 1998, §§ 56-62, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-III), Tekin / Türkiye (9 Haziran 1998, §§ 25-29, Derlemeler 1998-IV) ve Çakıcı / Türkiye ((BD), No. 23657/94, §§ 56-67, AİHM 1999-IV) kararlarında yer alan iç hukuk kurallarının geneline atıfta bulunmaktadır.
63. 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 107. maddesine göre, askeri savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara, kararın ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde en yakın askeri mahkemede itiraz edilebilir.
64. Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK; 5271 sayılı 4 Aralık 2004 tarihli Kanun) 172. maddesinin 2. fıkrasına göre, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI HAKKINDA
A. Altı aylık süre kuralına uyulmaması bağlamında yapılan itiraz
65. Hükümet, iki alanda, altı aylık süre kuralına uyulmaması bağlamında kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet bir yandan, başvuranların iç hukuk yollarının etkili olmadığını düşünmüş olsalardı, AİHMin içtihadına uygun olarak, şikayet tarihinden itibaren altı ay içerisinde ya da iç hukuk yollarının etkisiz olduğunun farkına vardıkları tarihten itibaren başvuruda bulunabileceklerini ileri sürmektedir. Diğer yandan, Hükümet, başvuranların, yakınlarının kaybolmasından on yıl sonra ve iç hukukta kesinlik kazanan karar tarihinden beş yıl sonra, 25 Şubat 2005 tarihinde başvuruda bulunma nedenlerine dair herhangi bir açıklama yapmadıklarını ileri sürmektedir.
66. Başvuranlar, Hükümetin itirazına karşı çıkmaktadırlar.
1. İtirazın birinci alanıyla ilgili olarak
67. Mahkeme, başvuranların ab initio soruşturma yapamamasından değil de ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın -yıllardır süren- yetersiz oluşunun etkisiz göründüğünden şikayet ettiklerini tespit etmektedir. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda, Hükümetin, başvuranların şikayet tarihinden itibaren ya da iç hukuk yollarının etkisiz olduğunun farkına vardıkları tarihten itibaren altı ay içerisinde başvuruda bulunmaları gerektiğine dair iddiasının, başvuranların Sözleşmenin 2. maddesi alanında ceza soruşturmasının etkin olmadığı ile ilgili olarak dile getirdikleri şikayetlerle doğrudan bağlantılı konularla ilgili olduğunu kaydetmiştir. (Nihayet Arıcı ve diğerleri / Türkiye, No. 24604/04 ve 16855/05, § 135, 23 Ekim 2012). Bundan dolayı, Mahkeme, esas bakımından birleştirmeye karar vermiştir.
2. İtirazın ikinci alanıyla ilgili olarak a. İlgili Genel İlkeler
68. Kaybolma davalarında, AİHM, kayıp kişinin ölmüş olduğu kararının otomatik olarak alınamayacağını, ancak davanın kendi koşulları içinde yapılacak bir değerlendirmeden sonra karar verilebileceğini ve bu bağlamda son kez kişinin görüldüğü tarihin önemli bir unsur olduğunu hatırlatmaktadır. (Varnava ve diğerleri / Türkiye (BD), No. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 143, AİHM 2009 ve Vagapova ve Zoubiraiev / Rusya, No. 21080/05, §§ 85-86, 26 Şubat 2009). Söz konusu kaçırılma olayından itibaren geçen süre kayıp kişinin ölü kabul edilmesine karar verilmesi için tek başına yeterli değildir. Kaçırılma olayının hangi şartlarda gerçekleştiğinin ve mağdurun silahlı çatışmanın hangi tarafında yer aldığının dikkate alınması gerekmektedir (Timurtas / Türkiye, No. 23531/94, §§ 82-83, AİHM 2000-VI ve Osmanoğlu / Türkiye, No. 48804/99, §§ 55-58, 24 Ocak 2008, ve bu kararda yapılan atıflar ile Açış / Türkiye, No. 7050/05, § 35, 1 Şubat 2011).
69. Bu nedenle ve Mahkemenin içtihadı uyarınca, bir başvurunun esasının incelenmesi için, özellikle, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuk mahkemelerince verilen kesin karardan itibaren altı ay içinde AİHMe başvurulması gerektiğini ifade eden 35. maddenin 1. fıkrasında sayılan Şartların da bir arada bulunması gerekmektedir. Altı ay kuralı, hukuk güvenliğini sağlamayı amaçlamakta ve Sözleşme bakımından ihtilaf konusu davaların makul süre içinde incelenmesine imkan vermektedir. Ayrıca, bu kural yetkililer ile diğer ilgili kişileri uzun süre belirsizlik içinde kalmaktan korumayı da amaçlamaktadır (Bulut ve Yavuz / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 73065/01, 28 Mayıs 2002, Bayram ve Yıldırım / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38587/97, AİHM 2002-III).
70. Şayet başvuru yolu bulunmuyorsa ya da mevcut olan başvuru yolları etkin değilse Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen altı aylık süre kural olarak olay tarihinde başlamaktadır (Hazar ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 62566/00-62577/00 ve No. 62579-62581/00, 10 Ocak 2002). Bununla birlikte, bir başvuran görünüşe göre var olan bir iç hukuk yolunu kullandığı veya kullanmayı istediğinde, ancak daha sonra bu yolların etkinliğini ortadan kaldıran Şartların farkına varmasında olduğu gibi bir takım ayrık durumlar dikkate alınarak uygulama yapılabilir. Böyle bir durumda altı aylık sürenin başlangıç tarihi olarak başvuranın iç hukuk yolunun etkisizliğini ilk defa öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği tarih olarak almak gerekmektedir (Paul ve Audrey Edwards / Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46477/99, 7 Haziran 2001, Kıniş / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 13635/04, 28 Haziran 2005 ile Öztürk ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 13745/02, 29 Nisan 2008).
71. Kayıpların söz konusu olduğu davalarda özellikle altı ay kuralının uygulanmasıyla ilgili olarak AİHM, yukarıda anılan Varnava ve diğerleri davasında (§§ 162 - 166 ) belirtilen temel ilkelere atıfta bulunmaktadır. AİHM, yukarıda anılan Bulut ve Yavuz (kabul edilebilirlik hakkında karar), ile Bayram ve Yıldırım (kabul edilebilirlik hakkında karar) davalarında ortaya konulan aynı kuralların kayıpların söz konusu olduğu davalarda mutatis mutandis uygulandığının altını çizmekle beraber, devam eden durumlarda altı aylık sürenin olduğu gibi uygulanmadığını bildirmiştir (Agrotexim Hellas S.A ve diğerleri / Yunanistan, No. 14807/89, 12 Şubat 1992 tarihli Komisyon kararı, Karar ve raporlar 72, s. 148, Cone / Romanya, No. 35935/02, § 22, Haziran 2008 ile yukarıda anılan, Varnava ve diğerleri, §§ 158-159).
72. Yukarıda anılan Varnava ve diğerleri davasında § 166) Mahkeme, on yıl sonra başvuru yapan kimselerin AİHMe geç başvurmalarını gerekçelendirmek için genellikle davada somut ilerlemeler olduğunu inandırıcı bir şekilde göstermeleri gerektiğine karar vermiştir.
73. Kayıpların söz konusu olduğu davalarda, yetkili yerel makamların soruşturma açmaları ve kayıp kişinin hayatını tehlikeye sokan koşulların ortaya çıkmasından itibaren önlem almaları zorunlu olduğu gibi, soruşturmanın etkin olmaması ya da soruşturma yapılmaması nedeniyle Strazburgda şikayette bulunan kayıp kişinin yakınlarının da AİHMe şikayette bulunmakta gerekçesiz şekilde geç kalmamaları kaçınılmazdır. Zamanla, tanıkların hafızaları zayıflamakta ve bu tanıkların ya vefat etme ya da bulunamama riski bulunmakta, bazı delil unsurları bozulabilmekte ya da kaybolmakta ayrıca etkin soruşturma yürütme olasılığı giderek azalmaktadır. Öyle ki, AİHM tarafından yapılan inceleme ve verilen karar anlam ve etkinliğinden yoksun kalma riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla, başvuranlar kayıpların söz konusu olduğu davalarda AİHMe başvurmayı sonsuza kadar erteleyemezler. Başvuranlar, özen ve öncelik göstermeliler ve süreyi aşmadan şikayetlerini sunmalıdırlar (Yukarıda anılan, Varnava ve diğerleri, § 161).
74. Kayıpların söz konusu olduğu davalarda başvurular, başvuranların AİHMe başvurmak için soruşturma yapılmadığını ya da yürütülen soruşturma etkinliğinin azaldığını veya tamamen ortadan kalktığını veya hangi durumda olursa olsun, gelecekte etkin bir soruşturma yürütüleceğine dair en küçük bir işaretin olmadığını gördükleri veya bunları fark etmeleri gerektiği andan itibaren kabul edilebilir ve haklı bir gerekçe olmaksızın uzun zaman beklemeleri sebebiyle AİHM tarafından reddedebilmektedir. Kayba ilişkin bir takım girişimlerde bulunulduğunda, kayıp yakınları haklı olarak ciddi hukuki ve maddi olguların çözümüne ilişkin bir takım yeni unsurların ortaya çıkmasını bekleyebilirler. Bu koşullar altında, aileler ile kamu otoriteleri arasında şikayet dilekçeleri ya da bilgi talepleri ile ilgili bir iletişim mevcutsa veya soruşturmanın ilerlediğine dair bir ipucu ya da gerçekçi bir ipucu imkanı varsa, olası bir süre aşımı genellikle sorun olmamaktadır. Buna karşılık, aradan önemli bir süre geçtikten sonra, araştırma faaliyetleri önemli derecede ağır işlerse ve kesintiye uğrarsa, kayıp kişinin yakınlarının etkin bir soruşturma yürütülmediği ve yürütülemeyeceğinin farkına varmalarının zamanı gelmiş demektir. Bu aşamaya ne zaman gelindiği ise zorunlu olarak davanın kendine özgü koşulları ile ilgilidir (yukarıda anılan, Varnava ve diğerleri, § 165).
b. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
75. Somut olayda, AİHM, başvuranların, yakınlarının 27 Nisan 1995 tarihinde askerler tarafından yakalandıktan sonra kaybolduğunu ve bu kaybolma olayından yaklaşık dokuz yıl on ay sonra, 25 Şubat 2005 tarihinde başvuruda bulunduklarını ileri sürdüklerini tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranların olaylardan hemen sonra, yakınların kaybolmasıyla ilgili olarak Askeri savcı ile Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda bulunduklarını saptamaktadır. Askeri savcının 15 Aralık 1997 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiği aşikar olsa da, Mahkeme, bu karardan önce ve sonra, Cumhuriyet savcısı tarafından, soruşturmayı yeniden başlatacak nitelikle çok sayıda hukuki işlem yapıldığını belirtmektedir. Mahkeme, bilhassa, 10 Ağustos 2004 tarihinde, Van Cumhuriyet Savıcısının, ihtilaf konusu olayların isim isim belirtilen askerler tarafından yapıldığı gerekçesiyle görevsiz olduğunu açıklayarak, dosyayı Van Askeri Savcısına ilettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu tarihte, başvuranların yakınının, diğer köylülerle birlikte askerlerin denetimi altında bulunduğunu ve diğer köylülerin aksine, serbest bırakılmadığını ileri süren önemli tanıklar olduğu (yukarıdaki 37, 42, 47 ve 48. paragraflar) ve bu tanık ifadelerinin, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği tarihte görevli olan askerler tarafından gerçekleştirilen gözaltı kayıtlarında bir şüphe uyandırdığı kanısındadır.
76. Oysa 10 Ağustos 2004 tarihinde, yani başvuranların yakınların kaybolmasından yaklaşık dokuz yıl on ay sonra, ceza soruşturmasının yeniden başlatılmasına imkan veren, davayla ilgili yeni olay ve olgular mevcuttu. Her halükarda, Mahkeme, Van Cumhuriyet savcısının tespitlerinin, başvuranların yakınlarının hangi koşullarda kaybolduğunu saptayacak nitelikte olduklarını kaydetmektedir. Bu nedenle, değerlendirmesine sunulan unsurlar ışığında, Mahkeme, başvuranların, böyle bir süre geçmesini haklı gösterecek nitelikte özel koşullar ile olay ve olguların varlığını yani yeni delil unsurlarının keşfi ya da yakınlarının kaybolması ile ilgili yeni bilgiler gösterdikleri kanısındadır (Er ve diğerleri / Türkiye, No. 23016/04, §§ 59-60, 31 Temmuz 2012). Dosyada yer alan unsurlardan, soruşturmada, söz konusu kaybolma olayından yaklaşık dokuz yıl on ay sonra AİHMe başvurulmasını haklı gösterecek nitelikte somut ilerlemeler kaydedildiği sonucuna varılmaktadır (bk. a contrario, Yetişen / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 21099/06, § 80, 10 Temmuz 2012).
77. Dolayısıyla, bu değerlendirmeler ışığında ve somut olayın özel koşulları göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranların Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak, altı aylık süre içinde başvuruda bulundukları sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, Hükümetin bu itirazı reddedilmelidir.
B. İç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki itiraz
78. Hükümet, iki alanda, iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamında bir kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Bununla birlikte, Epözdemir / Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 57039/00, 31 Ocak 2002), davasına atıfta bulunarak, başvuranların, 10 Aralık 1998 tarihinde kayıp şahsın babasına tebliğ edilen, Askeri Savcılığın 15 Aralık 1997 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına itiraz etmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, ayrıca, İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine dayanarak başvuranların İdare hakkında tazminat davası açma imkanlarının bulunduğunu ancak böyle bir dava açmadıklarını belirtmektedir.
79. Başvuranlar bu iddia hakkında görüş bildirmemişlerdir.
80. Mahkeme, itirazın birinci alanıyla ilgili olarak, söz konusu olan itiraz yolunun, kayıp bir şahsı öldürmek suçundan iki asker hakkında ceza davası başlatılması nedeniyle, iç hukuk yollarının etkin olmadığına dair iddia (yukarıdaki 67. paragraf) ışığında incelenmesi gerektiği kanısındadır. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin itirazının bu bölümünün, başvuranların Sözleşmenin 2. maddesi bağlamındaki şikayetleriyle ortaya konulan sorunlara doğrudan bağlı sorunları ileri sürdüğünü tespit etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, bu bölümü esastan birleştirmektedir.
81. Devlet görevlileri tarafından haksız fiil ya da saldırılar nedeniyle maruz kalınan zarar için tazminat davası açılmaması bağlamındaki itirazın ikinci alanıyla ilgili olarak, Mahkeme, mevcut davadakine benzer koşullarda, böyle bir itirazı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasından, Paçacı ve diğerleri / Türkiye, No. 3064/07, § 69, 8 Kasım 2011, Ekinci / Türkiye, No. 25625/94, § 58, 18 Temmuz 2000, Oğur / Türkiye (BD), No. 21594/93, § 66, AİHM 1999-III, Tanrıkulu / Türkiye (BD), No. 23763/94, § 78, AİHM 1999-IV ve Zengin / Türkiye, No. 46928/99, § 36, 28 Ekim 2004). Mevcut davayı inceleyen Mahkeme, Hükümetin somut olayda, farklı bir sonuca götürebilecek nitelikte herhangi bir ikna edici delil ya da iddia sağlamadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümet tarafından yapılan itirazın bu alanını reddetmektedir.
82. Mahkeme, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 2, 5, 6, 13 VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
83. Başvuranlar, yakınlarının, askerler tarafından tutuklu bulunduğu sırada kaybolduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşmenin 2, 5, 6, 13. ve 14. maddelerini ileri sürmektedirler. Başvuranların şikayetlerini sunma şekilleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme, bu şikayetleri, Sözleşmenin yalnızca 2. maddesi açısından incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır (Nihayet Arıcı ve diğerleri, yukarıda anılan § 141). Söz konusu madde şu şekildedir:
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması
84. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Tarafların iddiaları
85. Hükümet, her türlü makul şüphenin ötesinde, başvuranların yakınının askerler tarafından yakalandığı ve ulusal makamların denetimi altında bulunduğu sırada öldürüldüğü sonucuna varılmasına imkan verecek herhangi bir delil bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, ulaşılabilir delil unsurlarının tamamının toplanmasından sonra sona erdiğini iddia ettiği ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşmanın, başvuranların, askerilerin yakınlarını yakaladığına dair iddialarını desteklemeye izin vermediğinin altını çizmektedir. Ulusal makamlar tarafından kayıp Şahsın başına gelenlerin ortaya konulmasının mümkün olmayışının yürütülen soruşturmanın etkin olmadığı anlamına gelmediğini belirtmektedir. Hükümet, Tekdağ / Türkiye (No. 27699/95, 15 Ocak 2004) davasına atıfta bulunarak, Sözleşmenin 2. maddesinden ileri gelen pozitif yükümlülüğün Devlete zorunlu olarak ölümcül saldırıların faillerin yerini belirleme ve takip etme yükümlülüğü yüklemediğini belirtmektedir.
86. Hükümet, başvuranların, Nezir Tekçinin kaybolmasıyla ilgili Şikayetlerinin ardından ulusal makamların derhal ceza soruşturması başlattıklarını belirtmektedir. Hükümet ayrıca, Halit Tekçinin 5 Haziran 1995 tarihli Şikayetinde dinlenmesini talep ettiği tanıklar Serhenk Erişmiş, Nazım Dara, Mehdiye Dara, Fehim Dara, Selahattin Sarıtaş ve Yusuf Kırmızıtaşın Cumhuriyet savcısı tarafından ifadelerinin alındığını belirtmektedir. Hükümet, dosyada yer alan unsurlardan, Nazım Fırat ile A.O.A.nın ifadelerinin çelişkili olduğu sonucuna varıldığının altını çizmektedir. Hükümet, Cumhuriyet savcısının, mevcut delil unsurlarının kuralına uygun olarak incelenmesine imkan veren bir soruşturma yürüttüğü sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak Hükümet, ulusal makamlara atfedilebilir yasaya aykırı bir fiil bulunmadığı kanısındadır.
87. Hükümet, CMKnın somut olayla ilgili hükümlerine atıfta bulunarak, Cumhuriyet savcısı tarafından alınan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ardından, aynı fiiller nedeniyle ancak yeni delil unsurları bulunması halinde yeni bir soruşturma başlatılabileceğini belirtmektedir. Hükümet, Nezir Tekçinin ulusal makamlar tarafından gözaltına alındığını belirten unsur bulunmadığını ve bu bağlamda, bütün gözaltı kayıtlarının ceza soruşturması sırasında incelendiğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranlar tarafından dile getirilen Şikayetin incelenmeye gerek olmadığı görüşündedir. Hükümet, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın etkin olduğu sonucuna varmaktadır.
88. Başvuranlar, iddialarını tekrar etmektedirler.
B. Başvuranların yakınının kaybolmasıyla ilgili olarak
1. AİHM tarafından delillerin değerlendirilmesi ve olayların tespiti
89. Somut olayda, AİHM davaya ilişkin olay ve olguların; başvuranların yakınının yaşam hakkının ihlal edildiğini ve aynı zamanda, davalı devletin, Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında, bu olaylara ilişkin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütme hususundaki usuli yükümlülüklerini yerine getirmediğini ortaya koyup koymadığını bildirmeye davet edilmektedir.
90. Mahkeme, öncelikle başvuranlar ve Hükümet tarafından başvuranların yakınının kaybolmasına sebebiyet veren koşullara itiraz edildiğini saptamaktadır. Özellikle, Hükümet, başvuranların yakınının askerler tarafından tutuklandığı ve ulusal yetkililerin kontrolü altındayken öldürüldüğü sonucuna varılmasına imkan veren, her türlü makul Şüphenin ötesinde herhangi bir delil bulunmadığını ileri sürmektedir.
91. AİHM, mevcut sorunu dava dosyasındaki yazılı belgeler, taraflarca sunulan görüşler ve ihtiyaç halinde, resen elde edeceği unsurlar ışığında inceleyecektir (McCann / Birleşik Krallık, No. 19009/04, § 173, 13 Mayıs 2008, Yasa / Türkiye, 2 Eylül 1998, § 94, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VI, ve Ekrem / Türkiye, No. 75632/01, § 51, 12 Haziran 2007). Bu amaçla AİHM, her türlü makul Şüphenin ötesindeki kanıt kriterine dayanan ilkeyi benimsemektedir (bk. mutatis mutandis, İrlanda / Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, seri A no 25, §§ 160-161). Bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluşabilir; ayrıca delillerin toplanması sırasında tarafların tutumu da dikkate alınabilir (bk., diğer birçok karar arasından, Wolf-Sorg / Türkiye, No. 6458/03, § 63, 8 Haziran 2010).
92. Diğer yandan, AİHM, Sözleşme ile öngörülen yargılama usulünün affirmanti incumbit probatio (ispat yükü iddia eden üzerindedir) ilkesinin katı şekilde uygulanmasına her zaman elverişli olmadığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerine ilişkin içtihadına atıfta bulunmaktadır. Söz konusu içtihada göre, söz konusu olaylar yalnızca yetkililerin bilgisi dahilinde olduğunda, gözaltındayken kendi kontrolleri altında tutulan kişilerin durumunda olduğu gibi, bu tutukluluk süreci boyunca meydana gelen her türlü yaralanma veya ölüm, güçlü fiili karinelere yol açmaktadır. İspat yükü, bu durumda, yeterli ve ikna edici açıklamalar sunması gereken yetkililere düşmektedir (Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII, anılan Çakıcı, § 85, ve Rupa / Romanya (no 1), no. 58478/00, § 97, 16 Aralık 2008). Bu tür bir açıklama yapılmadığı takdirde, Mahkeme, davalı Hükümet aleyhine olumsuz sonuçlar çıkarma hakkına sahiptir (Orhan / Türkiye, no. 25656/94, § 274, 18 Haziran 2002 ve El Masri / Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (BD), no. 39630/09, § 152, AİHM 2012). Bir kişinin gözaltı sırasında ulusal yetkililerin kontrolü altındayken kaybolması durumunda da aynı husus geçerlidir; aynı tutukluluk sürecinde kaybolma durumu güçlü fiili karinelere yol açmaktadır (Bk., diğer birçoğu arasında, Er ve diğerleri, anılan, § 66 ve Tanış ve diğerleri / Türkiye, no. 65899/01, § 160, AİHM 2005-VIII).
93. Somut olayda ve taraflarca sunulan dosyada yer alan belgeler ışığında, Mahkeme; Van Cumhuriyet Savcısının 10 Ağustos 2004 tarihli görevsizlik kararına göre (yukarıda geçen 43. paragraf), bir köylünün, 1995 yılı Nisan ayının sonunda başvuranların yakını Nezir Tekçinin diğer yaklaşık altmış köylüyle birlikte askerler tarafından gözaltına alındığını ve ardından Nezir Tekçi haricinde diğer köylülerin serbest bırakıldığını beyan ettiğinin anlaşıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, olaylara ilişkin bu anlatımın Sadrettin Bala, Hamit Cindar, Mehmet Süre, Selahattin Kırmızıtaş, Cemil Kırmızıtaş ve Nazım Dara gibi diğer tanıklarca doğrulandığını kaydetmektedir (yukarıda geçen 37, 46, 47 ve 48. paragraflar). Ayrıca Mahkeme, özellikle Nezir Tekçiyi tutuklayan askerlerin komutası altında bulunan bir askerin 13 Ağustos 2009 tarihli ifadesinde (yukarıda geçen 49. paragraf), başvuranların yakınının 1995 yılı Nisan ayının sonu ve Mayıs ayının başı arasında askerlerin kontrolü altında tutulduğunu doğruladığını ve yine ifadesinde Nezir Tekçinin askerler tarafından öldürüldüğünü beyan ettiğini gözlemlemektedir. Diğer taraftan, davaya ilişkin incelemenin bu aşamasında, AİHM, ceza davasının Nezir Tekçiyi kasten öldürdükleri iddia edilen iki asker aleyhine Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde açıldığını (yukarıda geçen 50. ve 51. paragraflar) ve davanın halen derdest olduğunu dikkate almaktadır.
2. Nezir Tekçinin kaybolmasına ve ölüm varsayımına ilişkin olarak
94. Somut olayda, AİHM, Nezir Tekçinin son olarak on sekiz yaşındayken, 1995 yılı Nisan ayının sonunda görüldüğünü ve bu tarihten itibaren kendisine dair herhangi bir bilgi bulunmadığını saptamaktadır. 13 Ağustos 2009 tarihinde köylüler ile bir askerin vermiş olduğu ifadelerden; Nezir Tekçinin olayların yaşandığı dönemde askerler tarafından tutuklandığı ve isminin gözaltına alınan kişilerin isimlerine ilişkin kayıtlarda bulunmadığının tespit edildiği açıkça anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların yakınının hayatını tehlikeye atan koşullarda kaybolduğunu ve bu nedenle hayatını kaybettiği yönündeki varsayımı kabul edebileceği kanısındadır (Lyanova ve Aliyeva / Rusya, no. 12713/02 ve 28440/03, §§ 94-95, 2 Ekim 2008, anılan Vagapova ve Zoubiraiev, §§ 85-86 - söz konusu davada, hayatını tehlikeye atan koşullarda dört yılı aşkın bir süreden beri kayıp olan genç bir kişinin öldüğü varsayılmıştır -, anılan, Tanış ve diğerleri, § 182 - söz konusu davada, hayatlarını tehlikeye atan koşullarda jandarma karakolunda gözaltına alınmalarının ardından dört yıldan fazla bir süreden beri kayıp olan, HADEPin (Halkın Demokrasi Partisi) iki üyesinin ölmüş olabileceği yönündeki varsayım kabul edilmiştir -, Turluyeva / Rusya, no. 63638/09, §§ 86-87, 20 Haziran 2013 ve anılan, Er ve diğerleri, § 79).
95. Mahkeme, Akkum ve diğerleri / Türkiye davasında (no. 21894/93, § 211, AİHM 2005-II (özetler)), sağlık durumları devletin sorumluluğu altında olan tutukluların durumu ve yalnızca devlet yetkililerinin kontrolü altındaki bir bölgede yaralı veya ölmüş halde bulunan kişilerin durumu arasında bir paralellik kurmanın meşru olduğunu daha önce belirtmiştir. Esasen bu iki durumda, söz konusu olayların tamamı ya da büyük bir kısmı yalnızca yetkililerin bilgisi dahilindedir. Mahkeme, gerek yetkili ulusal makamların gerekse Hükümetin başvuranların yakınının belirsiz olan tutukluluğunun ardından ne yaşandığına dair herhangi bir açıklama sunmadığını tespit etmektedir (anılan, Timurtaş, § 86 ve Çiçek / Türkiye, no. 25704/94, § 147, 27 İubat 2001). Her halükarda, Van Askeri Savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair 15 Aralık 1997 tarihli kararında ileri sürdüğü, Nezir Tekçinin silahlı çatışma sırasında hayatını kaybettiği yönündeki iddia daha sonra tanık Nazım Fırat tarafından çürütülmüştür. Diğer yandan, ulusal yetkililer, görevlilerinin ölümcül güce başvurmalarını haklı gösterecek nitelikte herhangi bir gerekçe ileri sürmemişlerdir (Bk., mutatis mutandis, anılan Nihayet Arıcı ve diğerleri, § 156).
96. Davalı devletin Nezir Tekçinin kaybolmasına ve aynı zamanda ölümüne ilişkin koşullardan sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla Sözleşmenin 2. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.
C. Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası hakkında
1. İlgili Genel İlkeler
97. AİHM, Sözleşmenin kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, (
) Sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmasını sağlayan 1. maddesinden ileri gelen Devletin genel yükümlülüğü ile birlikte Sözleşmenin 2. maddesinin gerektirdiği yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, güç kullanımının bir insanın ölümüne sebep olduğu durumlarda resmi ve etkin bir soruşturma yürütülmesinin zorunlu kıldığını ve gerektirdiğini hatırlatmaktadır. (bkz. mutatis mutandis McCann ve diğerleri, § 161, Timurtaş, yukarıda anılan, § 87, Çiçek, yukarıda anılan, § 148 ve Er ve diğerleri, yukarıda anılan, § 80). Soruşturmalar özellikle kapsamlı, dikkatli ve tarafsız olmalıdır (yukarıda anılan, McCann ve diğerleri, §§ 161-163 ve Çakıcı, § 86 ve Brecknell / Birleşik Krallık, No. 32457/04, §§ 65-72, 27 Kasım 2007).
98. Dolayısıyla yetkililerin, görgü tanıklarının ifadeleri ve adli tıp bilirkişi incelemeleri dahil olmak üzere, söz konusu olaylara ilişkin kanıtların elde edilebilmesi için makul tedbirleri almış olmaları gerekmektedir. Soruşturma sonuçlarının ilgili delillerin tamamının derin, objektif ve tarafsız bir analize dayanması ve Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen mutlak zorunluluk kıstasıyla nispet edilebilir bir kıstas uygulaması gerekmektedir. Soruşturmanın, davanın koşullarını ortaya koyma kapasitesini ya da sorumlulukları azaltabilecek eksiklikler, soruşturmanın gerekli etkinlik normlarını karşılamamasına yol açabilir (Kelly ve diğerleri / İngiltere, No. 30054/96, §§ 96-97, 4 Mayıs 2001, Anguelova / Bulgaristan, No. 38361/97, §§ 139 ve 144, AİHM 2002-IV ve Natchova ve diğerleri / Bulgaristan (BD), No. 43577/98 ve 43579/98, § 113, AİHM2005-VII).
99. İvedilik ve özen gerekliliği, bu bağlamda zımnen mevcuttur. Ancak özel bir durumda soruşturmanın ilerleyişini engelleyebilecek zorlukların veya güçlüklerin çıkabileceğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, ölümcül güç kullanımı konusunda bir soruşturmanın yürütülmesi ile ilgili olarak yetkililerin hızla harekete geçmesi; kamuoyunun yasallık ilkesine riayet edildiğine dair güveninin korunmasında ve yasadışı eylemlere tolerans gösterilmediğinin veya suç ortaklığı yapılmadığının gösterilmesi açısından genel olarak zorunlu olarak kabul edilmelidir (McKerr / Birleşik Krallık, § 114, AİHM 2001-III, Bişkin / Türkiye, No. 45403/99, § 69, 10 Ocak 2006 ve yukarıda anılan, JVolf-Sorg, §§ 73-76).
100. AİHM, ayrıca, soruşturmanın etkinliğine ilişkin asgari kıstas karşılayan incelemenin niteliği ve derecesinin somut olayın koşullarına bağlı olduğunu kaydetmektedir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular ve soruşturma çalışmalarının uygulamaya ilişkin gerçeklikleri göz önünde bulundurularak değerlendirilir. Meydana gelebilecek çok çeşitli durumları yalnızca soruşturmaya ilişkin işlemler listesine veya diğer basit kıstaslar düzeyine indirgemek mümkün değildir (bk. Fatma Kaçar / Türkiye, No. 35838/97, § 74, 15 Temmuz 2005, Velikova / Bulgaristan, No. 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI, yukarıda anılan Tanrıkulu, §§ 101-110, Kaya I Türkiye, 19 Şubat 1998, §§ 89-91, Hüküm ve Kararlar Derlemesi 1998-I, Güleç / Türkiye, 27 Temmuz 1998, § 79-81, Hüküm ve Kararlar Derlemesi 1998-IV).
101. AİHM, diğer yandan, devletin ölüm nedenlerinin tespitine, ölümün muhtemel sorumlularının belirlenmesine ve bu sorumluların cezalandırılmalarına imkan verecek şekilde resmi ve etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunduğunu hatırlatmaktadır (anılan, Oğur, § 88 ve anılan, Er ve diğerleri, § 81). Burada, varılan sonuçla ilgili değil, bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülük söz konusudur. Yetkililer olaya ilişkin delillerin toplanması amacıyla makul tedbirleri almalıdırlar (Bk., son olarak, anılan Nihayet Arıcı ve diğerleri, § 163). Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerine ilişkin usuli gereklilikler; somut olayda olduğu gibi, ilk soruşturmanın ulusal mahkemelerde dava açılmasına neden olması halinde, ilk soruşturma aşamasının da ötesine geçmektedir: kovuşturma aşaması dahil olmak üzere yargılamanın tamamı, bu hükümler ile ortaya konulan gereklilikleri yerine getirmelidir (anılan, Paçacı ve diğerleri, § 78).
102. AİHM ayrıca, yerel mahkemelerin kişilerin yaşam haklarına ve/veya fiziksel ve ruhsal bütünlüklerine karşı yapılan her türlü fiili neredeyse cezasız bırakacak şekilde hareket etmemeleri gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Bu kamuoyunun güvenini kazanmak ve meydana geliş şekli ne şekilde olursa olsun Devletin yasaya aykırı her türlü şiddet eylemine tolerans tanınmadığını göstermek bakımından önem arz etmektedir (Tuna / Türkiye, No. 22339/03, § 71, 19 Ocak 2010).
2. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
103. Somut olayda, taraflarca değerlendirmesine sunulan dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre Mahkeme, Nezir Tekçinin kaybolmasının ardından başvuranların ulusal askeri yargı makamlarına 22 Mayıs 1995 tarihinde Şikayette bulunduklarını tespit etmektedir. Mahkeme, özellikle Cumhuriyet savcısı tarafından toplanan delil unsurları dikkate alındığında, askeri soruşturmanın ivedilikle yürütülmesinin adli soruşturmanın içeriği ile tezat oluşturduğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, askeri savcı tarafından, 15 Aralık 1997 tarihli kararında ispatlandığı kabul edilen tespitlerin (yukarıda geçen 9. paragraf), daha sonra Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmalar sırasında inkar edildiğini dikkate almaktadır.
104. Ancak Mahkeme, bir yandan başvuranların yakının tutuklanması olayına karışan kişilerin niteliğini ve ilgilinin PKK üyesi olduğunun iddia edilmesini göz önünde bulundurarak, diğer yandan Cumhuriyet savcısının Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı lehine görevsizlik kararı verdiğini ve bu mahkemenin ise askeri savcı yararına görevsizlik kararı verdiğini saptamaktadır. Dolayısıyla AİHM, bu farklı makamlar arasında soruşturma dosyasının gönderilmesinin, toplanan delil unsurlarına ilişkin bir sonuca varmak ve soruşturmalar yürütmek amacıyla gerektiği ölçüde ivedilikle hareket edilmesini olumsuz yönde etkilediği kanısındadır.
105. Ayrıca, Mahkeme, Yüksekova Cumhuriyet Savcısı A.O.A.nın -ihtilaf konusu olayların yaşandığı tarihte komutan sıfatıyla - talebi üzerine olay tarihinde gözaltına alınan altmış sekiz kişinin adının resmi olmayan bir belge üzerine elle yazıldığını kaydetmektedir. Bu belgenin tarihi, Cumhuriyet savcısı tarafından ilgilinin ifadesinin alındığı tarihle aynıdır (yukarıda geçen 27. paragraf). AİHM, gözaltına alınan kişilere ilişkin kayıtların dikkatsizce tutulduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, bu tür bir eksikliğin, somut olaya ilişkin olayların meydana geldiği döneme benzer bir dönemde Türkiyenin güneydoğusunda gözaltına alınan kişilerin yakalanmasını ve tutuklanmasını gizli tutabilecek nitelikte olduğu kanısına varmıştır (anılan, Timurtaş, § 84 ve anılan, Er ve diğerleri, § 77 ve burada sözü elden içtihatlar).
106. Bu bağlamda, AİHM, incelemesine sunulan dosyada ve başvuranların, yakınlarının tutuklanmasına ilişkin Şikayetlerle başvurdukları farklı ulusal makamlar tarafından verilen kararların gerekçelerinde, söz konusu bölge veya alanda askerler tarafından yürütülen operasyonun nedenini belirlemeye imkan verecek nitelikte soruşturmalar yürütüldüğünün ortaya konulmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, aynı zamanda yetkili merciler tarafından olayların meydana geldiği dönemde bu bölgede görev yapan askerlerin tespit edilmediğini ve gerektiği takdirde de bu askerlerin ifadelerinin alınmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca Van askeri savcısının atıfta bulunduğu asker M.E.Y.nin ifadesinin dinlenmediğini saptamaktadır.
107. Mahkeme, bunun yanı sıra, Nezir Tekçinin kaybolmasına ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasına başvuranlar tarafından belirleyici şekilde yön verildiğini kaydetmektedir. Başvuranlar bizzat ek soruşturma talebinde bulunmuşlar veya yakınlarının tutuklanmasına veya ölümüne tanık olan görgü tanıklarına ilişkin temel bilgileri Cumhuriyet savcısına göndermişlerdir. Bu bilgiler ve Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenen tanıkların ifadesi, Nezir Tekçinin ölümünün muhtemel sorumlularının tespit edilmesine olanak sağlamıştır.
108. AİHM, son olarak, olayların meydana gelmesinin ardından on altı yıl sonra Mayıs 2011 tarihinde Nezir Tekçiyi kasten öldürme nedeniyle iki asker aleyhine ceza davası açıldığını saptamaktadır. Bununla birlikte, bu dava Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde halen derdesttir. Bu bağlamda, Mahkeme, askeri savcı ve Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmaların ve ceza mahkemesinde davanın görüldüğü sırada - tanık ifadelerinin alınması aşamasında - Nezir Tekçinin öldürüldüğü koşullara ilişkin gerçekleştirilen soruşturmaların ivedilikle ve yeterli şekilde yürütülmediği kanaatindedir (anılan, Tuna, § 77 ve anılan Paçacı ve diğerleri, § 84). Dolayısıyla, Mahkeme, davalı devletin Sözleşmenin 2. maddesinden ileri gelen Nezir Tekçinin yaşam hakkını koruma konusundaki usuli yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
Bu nedenle Hükümet tarafından ileri sürülen altı ay süre koşuluna uyulmadığı yönündeki itirazın reddedilmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
109. Yukarıda tespit edilen eksiklikler ışığında, Mahkeme, ulusal yetkililerin Nezir Tekçinin ölümüne ilişkin koşullar hakkında geniş çaplı ve etkin bir soruşturma yürütmedikleri sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazın kabul edilemeyeceği kanısına varılmalıdır.
110. Bu nedenle, Mahkeme bu itirazı reddetmektedir.
111. Mahkeme, davalı devletin Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında üzerine düşen usuli yükümlülükleri yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
III. SÖZLEŞMENİN 46. VE 41. MADDELERİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Sözleşmenin 46. maddesi hakkında
112. Bu madde şu şekildedir:
1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkemenin kesinleşen kararı, infazım denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.
(...)
5. Mahkeme 1. fıkranın ihlal edildiğini tespit ederse, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesine gönderir. Mahkeme, eğer 1. fıkranın ihlal edilmediğini saptarsa, davayı, incelemesine son verecek kararı alması için Bakanlar Komitesine iletir.
113. AİHM, bu kararların temelde açıklayıcı bir nitelik taşıdığını ve genel olarak davalı Devletin, Sözleşmenin 46. maddesinde belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmek için, Bakanlar Kurulunun kontrolü altında iç hukukunda kullanılacak olan araçları belirlemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. (bk. diğerleri arasından, Öcalan / Türkiye (BD), No. 46221/99, § 210, AİHM 2005-IV, Assanidzé / Gürcistan (BD), No. 71503/01, § 202, AİHM 2004-II, Scozzari ve Giunta / İtalya (BD), No. 39221/98 ve 41963/98, § 249, AİHM 2000-VIII ve Brumarescu / Romanya (adil tazmin) (BD), No. 28342/95, § 20, AİHM 2001-I).
114. Ancak, istisnai olarak, Davalı Devletin 46. madde bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olmak amacıyla, AİHM, varlığını tespit ettiği yapısal bir duruma son vermek için alınabilecek tedbirlerin türünü belirlemeye çalışacaktır. Bu bağlamda, Mahkeme, çok sayıda seçenek önerebilir ve tedbirin seçimini ve uygulanmasını ilgili Devletin takdirine bırakır (bk. Broniowski / Polonya (BD), No. 31443/96, § 194, AİHM 2004-V ve Nihayet Arıcı ve diğerleri, yukarıda anılan, §§ 173-176).
115. Diğer bazı istisnai durumlarda, tespit edilen ihlal, ihlali gidermek için alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak seçenek bırakmayacak özellik sergileyebilir ve AİHM bu tedbirlerden sadece birinin uygulanmasını belirtmeye karar verebilir (bk. yukarıda anılan Assanidze, § 202 ve Abuyeva ve diğerleri / Rusya, No. 27065/05, § 237, 2 Aralık 2010).
116. Somut olayda, Mahkeme, başvuranların yakınının kaybolması ve ölüm koşulları ile ilgili olarak davalı Devlete sorumluluk yüklenmesi nedeniyle Sözleşmenin 2. maddesi esas açısından ihlal edildiğini saptamıştır (yukarıdaki 66. paragraf). Mahkeme aynı zamanda, davalı Devletin, Sözleşmenin 2. maddesi bağlamındaki usuli yükümlülüklerini de yerine getirmediği sonucuna varmıştır (yukarıdaki 111. paragraf).
117. Dolayısıyla, mevcut başvurunun kendine özgü koşullarını ve başvuranların yakınını öldürdükleri iddia edilen iki fail aleyhine açılan ceza davasının Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olduğunu (yukarıda geçen 53. ve 59. paragraflar) dikkate alarak, Mahkeme, Bakanlar Komitesinin denetimi altında, davalı devletin, iddia edilen iki failin, yargılama aşamasında Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca adil yargılamaya ilişkin gerekliliklere riayet edilerek, Sözleşmenin 2. maddesinin usuli gerekliliklerine uygun olarak (Bk., mutatis mutandis, anılan, Nihayet Arıcı ve diğerleri, § 176), ivedilikle ve ihtimam gösterilerek yargılanmasını sağlamak amacıyla gerekli araçları kullanması gerektiği kanısındadır.
B. Sözleşmenin 41. maddesi hakkında
118. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
1. Tazminat
119. Nezir Tekçinin anne ve babası, Yargıtayın içtihadı uyarınca, maddi zarara karşılık gelen meblağın şu yönteme göre hesaplandığını ileri sürmektedir: ölen bir kişinin ortalama aylık geliri on iki ayla ve Türkiyede ortalama yaşam süresinden (66 yıl) geriye kalan kısımla çarpılır. İlgililer, öldüğünde yirmi altı yaşında olan oğullarının ortalama 666 TL gelire sahip olduğunu belirtmektedirler. Sonuç olarak maddi zarara karşılık olarak 319 680 Avro talep etmektedirler.
Bu nedenle, oğullarının kendilerine aylık olarak ortalama 250 TL yardım ettiğini değerlendiren ilgililerden her biri, gelir kaybı nedeniyle 100 000 TL talep etmektedir. İlgililer, bu meblağın aktüeryal hesaplama tablolarına göre gerçekleştirilen hesaplamadan daha düşük ve makul olduğu kanısındadırlar.
120. Başvuranlar, maruz kaldıkları iddia ettiği manevi zarar bağlamında, aşağıda belirtilen meblağları talep etmektedirler:
- Nezir Tekçinin anne-babasından her biri 50 000 TL;
- İlgilinin kız ve erkek kardeşlerinden her biri 25 000 TL.
121. Hükümet, başvuranların iddialarını desteklemedikleri gerekçesiyle ve meblağların aşırı olduğu kanaatiyle bu iddiaları kabul etmemektedir. Bu bağlamda, zararlar bağlamındaki talebin haksız zenginleşmeye sebep olmaması gerektiğini ileri sürmektedir. İhlal tespitinin tek başına adil bir tazmin oluşturacağı kanaatindedir.
122. AİHM, başvuranlar tarafından iddia edilen zarar ile Sözleşmenin ihlali arasında açık bir nedensellik bağının bulunduğunu ve bu durumun gerektiği takdirde gelir kaybı bağlamında tazminat ödenmesine neden olacağını hatırlatmaktadır (Barbera, Messegué ve Jabardo / İspanya (madde 50), 13 Haziran 1994, §§16-20, seri A no 285-C, anılan Çakıcı, § 127, anılan Salman, § 137 ve anılan Er ve diğerleri, § 118). Somut olayda, Mahkeme davalı devletin Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında Nezir Tekçinin ölümünden sorumlu olduğu sonucuna varmıştır (yukarıda geçen 98 ve 113. paragraflar). Bu nedenle, AİHM, başvuranların yakınlarının kendilerine sağladığı maddi yardımın doğruluğunu delille desteklemediklerini, mevcut davadakine benzer bir durumda ulusal yüksek mahkeme tarafından uygulanan hesaplama yöntemini belirtmekle yetindiklerini ve ileri sürdükleri maddi destek kaybına karşılık gelen miktarın gerçek bir temele dayanmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranlar tarafından maddi zarar bağlamında dile getirilen talebi reddetmektedir.
123. Diğer yandan, Mahkeme, manevi zarar için başvuranlara müştereken 65 000 Avro ödenmesi gerektiği kanısındadır.
3. Masraf ve giderler
124. Başvuranlar, aynı zamanda AİHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için toplam 20 750 Avro talep etmektedirler. Taleplerini aşağıdaki şekilde sıralamaktadırlar:
- yetkili baro tarafından belirlenen tarifeye göre AİHMe başvuru yapılması için 3 000 TL;
- maddi ve manevi zararlar bağlamında, başvuranlara ödenecek meblağın % 4üne karşılık gelen 13 750 TL;
- Başvurunun hazırlanması ve takibine ilişkin masraflar için avukatlık ücretine ait dekont sunularak, 1960 TL;
- Çeviri masrafları için 900 TL ve herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın AİHMe gönderilen yazışmalara ilişkin masraflar için 240 TL;
- 2005 yılından bu yana AİHM ile ilgili olarak telefon, faks ve sekretarya masrafları için 900 TL.
125. Hükümet bu iddiaları kabul etmemektedir. Özellikle başvuranların taleplerini kanıtlayıcı belgelerle desteklemedikleri hususuna Mahkemenin dikkatini çekmektedir.
126. Mahkemenin yerleşik içtihadına göre, bir başvurana yaptığı masraf ve harcamaların yalnızca doğruluğunun, gerekliliğinin ve ödenen miktarların makul olduğunun ispatlanması halinde iade edilebileceğini hatırlatmaktadır. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını dikkate alan Mahkeme, önünde görülen yargılama için başvuranlara müştereken 1 150 Avro ödenmesinin makul olacağını değerlendirmektedir.
C. Gecikme Faizleri
127. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Hükümetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi ile altı aylık süre kuralına riayet edilmemesi (birinci alan) bağlamındaki ön itirazlarını esastan birleştirmeye ve reddetmeye;
2. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
3. Sözleşmenin 2. maddesinin esas açısından ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 2. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine;
5. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı Devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 65 000 Avro (altmış beş bin Avro); ii) Başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1 150 Avro (bin yüz elli Avro) ödenmesine; b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar verir.
işbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş; içtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 10 Aralık 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy