(AİHS. m. 4, 6, 34, 35, 41, 44, Protokol No 1) (ERHUN - TÜRKİYE DAVASI) (ERGÜL VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 14015/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
30 Mart 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (14015/05) numaralı başvurunun nedeni on üç T.C. vatandaşı Necip Mümtaz Şerefli, Şerif Necip Şerefli, Engin Onay, Gülümser Şerefli, Aslı Şerefli, Firuzan Topaloğlu, Habibe Rona, Nevcihan Ertuğlu, Gülümser Ertan, Firdevs Hepgül Selçik, Meltem Özkaya, Adviye Onay ve Zümrüt Onayın (başvuranlar) 18 Mart 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yaptığı başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Strazburgta ikamet eden İstanbul Barosu avukatlarından O. Uğural ve Ankara Barosu avukatlarından H. Tepe tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranların atalarına ait iki özel ormanlık alanı 22 Eylül 1947 tarihinde milli orman alanı ilan edilmiş ve devletleştirme tazminatı olarak 46.250 TL. ödenmiştir. Hükümete göre o dönemde bu meblağ yaklaşık 293.955 Euroya tekabül etmekteydi.
Başvuranlar ormanlarının milli orman alanı olarak nitelendirilmesine karşı birçok idari ve hukuki girişimde bulunmalarını müteakip 26 Nisan 1965 tarihinde Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesine giderek devletleştirme tazminat miktarının artırılması talebiyle dava açmışlardır.
24 Ocak 1967 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi hakkın sükûtu ve davanın açılacağı şahsın kimliğinde hata yapıldığı gerekçesiyle başvuranların talebini reddetmiştir. Bununla birlikte Yargıtay 31 Mayıs 1967 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Asliye hukuk mahkemesi Yargıtayın bozduğu kararı yeniden incelemiş ve 29 Eylül 1970 tarihinde başvuranlara talep ettikleri 4.953.750 TL ek tazminatın ödenmesini kararlaştırmıştır. 17 Aralık 1971 tarihinde Yargıtay bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
O tarihten bu yana esas hakimi yüz altmış beş duruşma gerçekleştirmiş ve ihtilaf konusu taşınmazın değerini saptamak amacıyla birçok olay yeri incelemesi ve bilirkişi incelemeleri yapılmasını talep etmiştir. Dava dosyasında yer alan bilgilerden işbu kararın alındığı tarihte mahkemenin esas hakkında kararını vermediği ve davanın ilk derece mahkemesinde halen sürdüğü anlaşılmaktadır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar yargılamanın uzunluğu nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet başvuranların iç hukukta öngörülebilir nihai bir karara varmaksızın mevcut başvuruyu yapmaları ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
AİHM bu yöndeki bir itirazın hukuki yargı sürecinin uzunluğuna ilişkin yapılan şikayetle bağdaşmadığını ve ayrıca aşırı uzun süren yargılamanın ivedilikle sonuçlanması gerektiği hususu göz önüne alındığında itirazın anlaşılamaz olduğuna itibar etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Erhun-Türkiye no: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). AİHM bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmekte ve şikayetin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşı karşıya bulunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet esasa ilişkin başvuranların iddiasına karşı çıkmakta ve sözü edilen yargılamanın uzunluğunun bilhassa davanın karmaşık yapısından, davaya karışan kişi sayısının fazla oluşundan ve kimi duruşmalara katılmayan başvuranların tutumundan ileri geldiğini savunmaktadır.
Başvuranlar Hükümetin bu savına karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranların şikayetçi oldukları yargı sürecinin Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesine 26 Nisan 1965 tarihinde yapılan başvuru ile başladığını ve bu kararın alındığı tarihte henüz sona ermediğini not etmektedir. Bunun yanı sıra AİHM, dikkate alınması gereken dönemin Türkiyenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinde başladığını da hatırlatır. 28 Ocak 1987 yılından mevcut kararın alındığı tarihe dek iki dereceli mahkemede görülen, beş kez incelenen ve yargı süreci yirmi bir yıla ulaşan bu dava yirmi üç yıldan fazla sürmüştür.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuran için arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).
AİHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan başvuruları incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (sözü edilen Frylender).
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında AİHM, sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aşırı olduğuna ve «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» ilkesini karşılamadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlalini oluşturduğundan yakınmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM bu başvuruda ihtilaf konusunun devletleştirme tazminatının artırılmasına dayandığını ve buna ilişkin sürecin ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu gözlemlemektedir. AİHM ulusal mahkemelerin başvuranların talepleri konusunu bir karara bağlamadıklarını ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi gereğince taşınmazın mevcudiyetinin iç hukuk düzeyinde henüz tamamlanmadığını hatırlatır. AİHM, kendisine sunulan unsurların tamamı ışığında Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca yapılan şikayetin giderilmesi bakımından iç hukuktaki sürecin sonlandırılması gerektiği kanısındadır.
Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen sürüyor olması göz önüne alındığında, mevcut şikayet erken yapılmıştır ve AİHSnin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir (Bkz. aynı anlamda, Veli Uysal-Türkiye, no: 57407/00, 4 Mart 2008 ve Ergül vd.-Türkiye no: 22492/02, 20 Ekim 2009).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar 200.000.000 Euro maddi tazminat ve ayrıca mevcut başvurunun konusunu teşkil eden yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle uğradıkları manevi zararın karşılanması bakımından başvuranların her biri 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuranlar son olarak kanıtlayıcı herhangi bir belge olmadan iç hukuktaki ve AİHM önündeki yargılama giderlerinin karşılanması için toplam 50.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM AİHSnin 6/1 maddesine yönelik tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve maddi tazminat talebini reddetmektedir. Buna karşın, başvuranların belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını kabul ederek hakkaniyete uygun başvuranlara ortaklaşa 15.600 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır (Bkz. sözü edilen Ergül kararı). Yargılama giderleri ile ilgili AİHM, başvuranların bu doğrultuda herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadıklarını hatırlatarak bu taleplerini reddetmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Montzila-Yunanistan no: 25536/04, 4 Mayıs 2006).
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
Bununla birlikte, hukuki yargı süreci yaklaşık kırk beş yıldır halen derdesttir. AİHM sonuç olarak en uygun telafi yolunun mezkur ihlale son verecek şekilde adaletin iyi idaresinin gözetilerek mezkur davaların bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak olduğuna itibar etmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6/1 maddesi hakkındaki şikayetin (yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı olması) kabuledilebilir bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa 15.600 (on beş bin altı yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 30 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy