(AİHS m. 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (2981 S. K. m. 8, 14) (LEMKE - TÜRKİYE DAVASI) (YERLİKAYA - TÜRKİYE DAVASI) (HORNSBY - YUNANİSTAN DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 14295/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Mayıs 2010
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (14295/05) no'lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Nurten Yavuz'un (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 11 Nisan 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1950 doğumludur ve Aydın'da ikamet etmektedir.
Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, aslında Hazine'ye ait olan 49.100 m yüz ölçümündeki 1017 numaralı parselden 400 m2 lik bir alanın sahibiydi. Karakuyu Mevkii Yenihisar'da bulunan sözkonusu taşınmaz üzerinde, 30 m lik bir gecekondu inşa edilmiştir.
Belirtilemeyen bir tarihte, başvuran, tapu tahsis belgesi almak için malmüdürlüğüne (idare) başvuruda bulunmuştur. Başvuran, kanuna aykırı olarak inşa edilen yapıların muhafaza edilmesi, düzenlenmesi, ıslah edilmesi ve yıkılmasına ilişkin önlemleri öngören, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılanma ile ilgili 24 Şubat 1984 tarihli ve 2981 sayılı Af Kanununu temel almıştır.
14 Aralık 1992 tarihinde, idare başvuranın talebini reddetmiştir.
6 Ekim 1994 tarihinde, Aydın İdare Mahkemesi, sözkonusu kararı iptal etmiştir. Mahkemeye göre, 1017 numaralı parsel üzerinde bulunan 30 m2 lik yapısı için başvuranın tapu tahsis belgesi elde etmek için Af Kanunu ile öngörülen koşulları yerine getirip getirmediğinin teyit edilmesi gerekli ve yeterliydi. Mahkeme idarenin, yasa ile öngörülen böyle bir kriter bulunmadığı halde kararını sözkonusu yasanın amacına dayandırdığını ve idarenin, sözkonusu amacın yeterince açıklanmadığını belirttiği gerekçesi ile başvuranın talebini reddettiğini belirtmiştir.
14 Kasım 1995 tarihinde, Danıştay, idare tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir. Danıştay, 2981 sayılı Af Kanununun 8 ve 14 (f) maddeleri ışığında, gecekondularının yapımlarını bitiren kişilerin sözkonusu Af Kanunundan yararlanabileceğinin açık olduğunu gözlemlemiştir. Danıştay, ihtilaf konusu kararın konuya ilişkin hükümlere uygun olmadığı ve idarenin, temelleri biten ihtilaf konusu yapının "İşyeri olarak" kullanılacağını ortaya koymadığı gerekçesi ile reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Taraflar karar düzeltme başvurusunda bulunmamışlardır ve başvuran lehine verilen karar nihai hale gelmiştir.
17 Mayıs 1996 tarihinden 8 Kasım 2004 tarihine kadar başvuran, farklı makamlara sonuçsuz kalan çok sayıda başvuruda bulunmuştur.
-17 Mayıs 1996 tarihinde başvuran, Hazine'den nihai iç hukuk kararını yerine getirmesini talep etmiştir;
- 1 Temmuz 1999 tarihinde başvuran, Maliye Bakanlığından nihai iç hukuk kararını yerine getirmesini talep etmiştir;
- 24 Ocak 2000 tarihinde, başvuran, iç hukukta yapılan değerlendirmeler göz önüne alındığında, Hazinemden nihai iç hukuk kararını yerine getirmesini istemiştir;
- 7 Haziran 2002 tarihinde, başvuran, nihai iç hukuk kararım yerine getirmeyi reddettikleri gerekçesi ile Malmüdürlüğü'nde çalışan görevliler hakkında şikayette bulunmuştur;
- 4 Ağustos 2003 tarihinde, Didim Kaymakamlığı, soruşturma yapılmasına izin verilmemesi kararı almıştır;
- 26 Şubat 2004 tarihinde, Bölge İdare Mahkemesi, Kaymakamlığın kararını iptal etmiştir;
- 12 Temmuz 2004 tarihinde, Aydın Cumhuriyet Savcılığı, takipsizlik kararı vermiştir;
- 18 Ekim 2004 tarihinde, Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi, takipsizlik kararma karşı başvuranın başvurusunu reddetmiştir;
- 8 Kasım 2004 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi kararı başvurana tebliğ edilmiştir.
- Ayrıca, farklı idari makamlar aşağıdaki rapor ve kararlan kabul etmişlerdir.
- Maliye Bakanlığı'nın talebi üzerine, 19 Şubat 1999 tarihinde, Milli Emlak Denetmeni Ş.V. , başvuranın, 28 Eylül 1984 tarihinde sözkonusu yasa çerçevesinde 1017 numaralı parsel üzerinde 30 m2 lik taşınmaz için başvuruda bulunduğunu tespit eden bir rapor düzenlemiştir. Milli Emlak Denetmeni Ş.V., Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün kararına göre, Didim Belediyesi tarafından ıslah imar planı yapılmış veya yapılacak bir yere ihtilaf taşınmazın gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
- 26 Mart 1999 tarihinde, çok sayıda belgeyi temel alan Milli Emlak Genel Müdürlüğü, başvuranın, vergi beyannamesine göre 1978 tarihinde edindiği gecekondunun devrinin, 2981 sayılı yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.
- 13 Aralık 2001 tarihinde, Milli Emlak Kontrolörü, C.D., raporunda, başvuranın 1979 tarihinden müracaat tarihine kadar ihtilaflı parsel üzerinde gecekondu veya gecekondu temeline sahip olmadığı gerekçesi ile 2981 sayılı Kanun çerçevesinde hak sahibi olarak düşünülemeyeceği ve sözkonusu gecekondudan farklı veya ikinci bir gecekonduya (veya gecekondu temeline) sahip olduğunu gösteren güçlü emarelerin bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.
- 21 Ocak 2002 tarihinde, Aydın Valiliğine gönderilen bir mektupta, Milli Emlak Genel Müdürlüğü, 21 Ocak 2001 tarihli rapora dayanarak, ihtilaflı parselin malikliğinin Belediyeye devredilemeyeceğini kaydetmiştir.
- 10 Temmuz 2002 tarihli bir mektupla, Aydın Milli Eğitim Müdürlüğü, Didim Malmüdürlüğü'nü başvuranın komşu il olan Söke'de öğretmen olarak çalıştığı hususunda bilgilendirmiştir, Hükümet'e göre bu durum, başvuranın, Didim'de ikamet edemeyeceğini göstermiştir.
- Davanın Hükümet'e tebliğ edilmesinin ardından, 17 Nisan 2009 tarihinde, Milli Emlak Denetmeni, S.A, bir rapor düzenlemiştir. S.A, raporda, olayların meydana geldiği dönemde, mahkemenin, yeminli teknik bir büro tarafından düzenlenen belgeleri temel aldığını ancak, Milli Emlak Kontrolörü tarafından yapılan tespitlere göre, başvuranın, 10 Kasım 1985 tarihinden önce ihtilaflı taşınmaz üzerinde, 30 m2 lik yapıya sahip olmadığı tespitinde bulunmuştur. Ayrıca Milli Emlak Denetmeni S.A., mahkeme kararının ardından, yetkili ulusal makamların davayı yeniden incelediklerini ve başvuranın, tapu tahsis belgesi alma hakkına ilişkin koşulları yerine getirmediğine karar verdiklerini belirtmiştir.
Başvuranın halihazırda tapu tahsis belgesi bulunmamaktadır ve bu nedenle başvuran, sözkonusu taşınmaz üzerinde herhangi bir hak iddia edememektedir.
HUKUK
Başvuran, kendisine ihtilaflı taşınmaz için tapu tahsis belgesi verilmesi yönündeki nihai iç hukuk kararının ulusal makamlar tarafından yerine getirilmemesinden şikayetçi olmaktadır.
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN
Hükümet, altı ay süresine riayet edilmediğini savunmaktadır. Hükümet'e göre başvuran, 14 Kasım 1995 tarihli Danıştay kararını izleyen altı ay süresi içerisinde AİHM'ye başvuruda bulunmuş olması gerekirken, başvurusunu, sözkonusu kararın tefhiminden dokuz yıldan fazla bir süre soma sunmuştur.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir. Başvuran, lehine verilen kararın yerine getirilmesi için yetkili makamlara sonuçsuz kalan çok sayıda başvuru yaptığını ileri sürmektedir.
AİHM, işbu dava ile benzerlikler gösteren davalarda benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, örneğin, Lemke-Türkiye, başvuru no: 17381/02, 5 Haziran 2007 ve sözüedilen Yerlikaya), AİHM önceden ulaştığı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden görememekte ve Hükümet'in itirazını reddetmektedir.
AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisine tapu tahsis belgesi verilmesi yönündeki nihai iç hukuk kararının ulusal makamlar tarafından yerine getirilmemesinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran, AİHS'nin 13. 14. ve 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ile birlikte AİHS'nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM, başvuranın şikayetlerinin bilhassa AİHS'nin 6/1 maddesinin uygulama alanına girdiği kanaatindedir.
Hükümet, nihai iç hukuk kararının, başvuranın tapu tahsis belgesi edinebileceğini öngörmediğini savunmaktadır. Ulusal mahkemeler, yapının amacının belli olmadığı gerekçesi ile idari kararı iptal etmişlerdir. Hükümet'e göre, nihai iç hukuk kararı yalnızca ihtilaf konusu idari kararı iptal etmiş ve başvuran, 2981 sayılı Kanun ile öngörülen yeniden dava açma hakkını kullanmıştır. İdari makamlar, birçok kez başvuranın talebini yeniden incelemiş ve reddetmişlerdir.
Ayrıca Hükümet, idarenin, Didim Belediyesi'nden başvurana bir taşınmaz verilmesini talep ettiğini ve Belediye'nin bu konuda çaba gösterdiğini savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir. Başvuran, 1978 yılından beri ihtilaflı taşınmaz üzerindeki yapıya sahip olduğunu ancak lehine verilen nihai iç hukuk kararını yerine getirtecek hiçbir yolun bulunmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, karar ne olursa olsun bir mahkeme kararının icrasının AİHS'nin 6/1 maddesi kapsamındaki "yargılamanın" parçası olarak düşünülmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Hornsby-Yunanistan, 19 Mart 1997 ve Bourdov-Rusya, başvuru no: 59498/00). Sözleşmeye taraf bir ülkenin iç hukukunun nihai ve zorunlu bir yargı kararının veya nihai karar beklenirken alınan geçici bir kararın, taraflardan birinin hilafına yerine getirilmemesine imkan sağlamış olsaydı AİHS'nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı hayali olurdu. Davacının medeni hakları açısından sonucu belirleyici olan bir davada, idari merciler bağlamında sözkonusu değerlendirmeler, daha çok önem taşımaktadır (Hornsby).
Mevcut davada, AİHM, 6 Ekim 1994 tarihli kararın, başvurana yapısı için tapu tahsis belgesi verilmesini reddeden idarenin kararını iptal ettiğini ve Danıştay'ın, 14 Kasım 1995 tarihli kararında idare tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddettiğini gözlemlemektedir. AİHM, yetkili makamların başvuranların talebini incelemiş olsalar bile incelemelerinin hukuki kararlar bütünü ile sınırlandığını gözlemlemektedir. Mevcut davada, AİHM, idari makamlar tarafından gösterilen çabaya rağmen, nihai ve icraya konulabilen hukuki kararların, 14 Kasım 1995 tarihinden itibaren yani on beş yıldan fazla bir süredir yerine getirilmeden kaldığını belirtmektedir. Sözkonusu ihmal, AİHM'yi, mevcut davada alınan nihai hukuki kararlara uygun hareket etmek için gerekli tedbirleri almayarak, Türk makamlarının, AİHS'nin 6/1 maddesini her türlü faydadan yoksun bıraktıklarını düşünmeye sevk etmektedir.
Sonuç olarak, AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
1. Maddi tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak, ihtilaflı taşınmazın üzerinde 30 m2lik yapısının olduğu kısmının (yani 400 m2) malikliğini, ifadelerine göre, on beş yıl boyunca almış olacağı kira gelirlerine tekabül eden 84.000 Türk Lirası'nın (yaklaşık 40.775 Euro) ödenmesini ve taşınmazın değeri ile almış olacağı kira miktarına tekabül eden 334.000 TL (yaklaşık 162.135 Euro) ödenmesini talep etmektedir. Başvuran, boş bir kağıda 400 m2 lik taşınmazın değerinin 250.000 TL (yaklaşık 121.360 Euro) olduğunu belirten iki emlakçının görüşünü dosyaya belge olarak eklemektedir.
AİHM, mevcut davada, başvuran lehine verilen nihai iç hukuk kararlarının yerine getirilmemesi nedeniyle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca başvuran, 2981 sayılı Af Kanununun 8 ve 14. maddeleri ışığında, tapu tahsis belgesi almak için başvurunun ayrıntılı bir biçimde incelenmesinden yoksun bırakılmıştır. Sonuç olarak AİHM, 6 Ekim 1994 tarihinde nihai hale gelen karar uyarınca, başvuranın halen, başvurusunu incelettirme hakkı bulunduğu kanaatindedir. Ayrıca AİHM, AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlali için en uygun telafi biçiminin, başvuran için sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu sonucuna ulaşmıştır (bkz, mutatis, mutandis, sözü edilen Yerlikaya; 26 Ekim 1984 ve Gençel-Türkiye, başvuru no: 53431/99, 23 Ekim 2003). AİHM, ihlal tespitleri göz önüne alındığında, sözkonusu ilkenin mevcut davaya uygulanabileceği kanaatindedir. Dolayısıyla AİHM, Savunmacı Devlet'in, gerekli tedbirlerle, 6 Ekim 1994 tarihli Aydın İdare Mahkemesi'nin kararının (14 Kasım 1995 tarihinde nihai hale gelen), idare tarafından gerektiği şekilde yerine getirilmesini güvence altına alması gerektiği kanaatindedir.
2. Manevi tazminat
Başvuran, lehine verilen nihai kararın yerine getirilmemesi nedeniyle, maruz kaldığı manevi zararı 20.000 TL (yaklaşık 9.700 Euro) olarak açıklamaktadır.
Hükümet, hiçbir belge ile desteklenmediklerini savunarak sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvurana, 7.200 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için 56.000 TL (yaklaşık 27.185 Euro) talep etmektedir.
AİHM yerleşik içtihadına göre, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca yargılama masraf ve giderlerinin geri ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ve oranlarının makul yapısının ortaya konmasını gerektirmektedir (Iatridis-Yunanistan, (adil tatmin), başvuru no: 31107/96).
AİHM, başvuranın iddialarının gerekli belgelerle desteklenmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, sözkonusu talebin reddedilmesi uygun olacaktır.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde Savunmacı Devlet'in, gerekli tedbirlerle, 6 Ekim 1994 tarihli Aydın İdare Mahkemesi'nin kararının (14 Kasım 1995 tarihinde nihai hale gelen), idare tarafından gerektiği şekilde yerine getirilmesini güvence altına alması gerektiğine;
b) Aynı süre içersinde, ödeme tarihindeki döviz kum üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak, 7.200 Euro (yedi bin iki yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy