(AİHS m. 1, 6, 14, 41, 42, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (BOZCAADA KİMİSİS TEODOKU RUM ORTODOKS KİLİSESİ VAKFI - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2))
(Başvuru no: 14340/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
15 Haziran 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (14340/05) nolu davanın nedeni Fener Rum Patrikliğinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 19 Nisan 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
8 Temmuz 2008 tarihli bir kararla, AİHM, 1 Nolu Ek Ptorotolün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca AİHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ile birlikte AİHSnin 14. ve 6. maddeleri kapsamında yapılan şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHSnin 41. maddesi uyarınca, başvuran, neden olunan zararın giderilmesi için Hükümet tarafından uygulanacak en uygun yolun ihtilaflı taşınmazın kendisine iade edilmesi olduğunu belirtmektedir. Hükümetin sözkonusu taşınmazı iade edememesi durumda, başvuran zararının tazmin edilmesini kabul etmeye hazır olduğunu ifade etmekte ve taşınmazın piyasa değerine tekabül eden meblağı talep etmektedir. Şayet bu da mümkün değilse, başvuran, 80.000.000 Euro değerinde tazminat talep etmektedir. Başvuran, ayrıca, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 50.000 Euro talep etmektedir.
AİHM, AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususunun saklı tutulmasına ve Hükümet ve başvuranların, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine karar vermiştir.
Başvuran ve Hükümet görüşlerini sunmuştur.
Esasa ilişkin karardaki izleyen olaylar
Esasa ilişkin kararda belirtildiği üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğü 22 Ocak 1997 tarihinde 2762 sayılı Kanunun 1. maddesine atfen aldığı bir kararla o tarihe kadar mülhak vakıflar kategorisine giren Büyükada Rum Erkek Yetimhanesi Vakfını (Yetimhane Vakfı) -ki Vakıf lehine devir gerçekleşmiş- mazbut vakıf olarak nitelendirmiştir.
Bilahare Yetimhane Vakfı sözkonusu kararın iptali istemiyle 4 Nisan 1997 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesine başvurmuştur. Başvuranın talebi ilk önce reddedilmiştir. Bununla birlikte başvuran tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunun ardından, Danıştay Dava Daireleri Kurulu, 4 Aralık 2008 tarihli bir kararla, belli sayıda taşınmazları bulunan ve belli sayıda öğrenciye burs veren Yetimhane Vakfının mazbut değerlendirmesinde bulunulamayacağını tespit etmiştir. Bu durumda Danıştay, amaca uygun kullanılmadığı değerlendirmesinde bulunan İdare Mahkemesinin 29 Eylül 2006 tarihli kararını bozmuştur.
Vakıflar Genel Müdürlüğü, 4 Aralık 2008 tarihli karara karşı karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Dava dosyasından, sözkonusu davanın idare mahkemeleri önünde halen derdest olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Başvuran, Yetimhane Vakfının hiçbir zaman ihtilaflı taşınmazı adına tescil edilmesini talep etmediğini beyan eden ve Yetimhane Vakfı Genel Kurulunun imzası bulunan 31 Mart 2006 tarihli bir mektubu AİHMye sunmuştur.
HUKUK
A. Tazminat
1. Başvuranın argümanları
Başvuran öncelikle, sözkonusu taşınmazın özelliğini ve Türkiyedeki Ortodoks azınlık açısından önemini vurgulamaktadır. Bu taşınmaz 23.255 m² yüzölçümünde bir arsa olup Büyükadadaki en yüksek tepenin zirvesinde bulunmaktaydı. Bu arsa üzerinde, başlangıçta otel olarak hizmet vermesi için tasarlanmış beş katlı bir ana bina ile iki katlı müştemilat bulunmaktaydı. 1898-1900 yıllarında inşa edilen ana bina, kültürel, mimari ve tarihi bir değer taşıyarak ve 3.000 Rum yetimi barındırarak Avrupanın en eski ve geniş ahşap saraylarından birini oluşturmaktadır.
Ayrıca, Türkiyedeki Rum azınlık açısından ve Ekümenik Patrikliği açısından önemini vurgulamak amacıyla, Ekümenik Patrik 1. Bartolemeos, 4 Eylül 2007 tarihinde AİHMye bir memorandum sunmuştur. Ekümenik Patrik 1. Bartolemeosa göre, sözkonusu taşınmaz, yetimlere sunduğu şefkat ve kullanımı göz önüne alındığında, Rum azınlığını temsil eden kimliğin ve Ekümenik Patrikliğinin tarihsel mirasının sembollerinden biridir.
Başvuran, ayrıca, Ekümenik Patrik tarafından 25 Şubat 2009 tarafından Avrupa Komisyonuna gönderilen bir mektubu sunmuştur. Ekümenik Patrik 1. Bartolemeos, bu mektupta sözkonusu taşınmazda çevre eğitimi vermek üzere ayrılmış sürekli bir merkez kurma niyetinde olduğunu ifade etmiştir.
Ayrıca başvuran, 29 Eylül 2006 tarihli kararı bozan ve Yetimhane Vakfının mazbut olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Danıştay Dava Daireleri Kurulunun kararına atıfta bulunmaktadır.
Sözkonusu özellikler göz önüne alındığında, başvuran, neden olunan zararın giderilmesi için Hükümet tarafından uygulanacak en uygun yolun ihtilaflı taşınmazın kendisine iade edilmesi olduğu kanaatindedir. Ayrıca, Yetimhane Genel Kurulu tarafından imzalanan 31 Mart 2006 tarihli bir mektupla, başvuran, Yetimhane Vakfının hiçbir zaman ihtilaflı taşınmazın adına tescil edilmesini talep etmediğini belirtmektedir.
İade olmaması durumunda, başvuran zararının tamamının tazmin edilmesini ve taşınmazın piyasa değerine tekabül eden meblağın ödenmesini talep etmektedir. İddialarını desteklemek için başvuran, biri 19 Ağustos 2004 tarihinde Som Kurumsal Gayrimenkul Değerlendirme ve Danışmanlık Hizmetler A.Ş tarafından diğeri 21 Ağustos 2007 tarihinde Lambert Smith Hampton (Hellas) tarafından yapılan iki bilirkişi raporuna atıfta bulunmaktadır. İlk rapor, değerlendirme tarihinde taşınmazların satış değerini 41.000.000 TL (yaklaşık 22.777.777 Euro) olarak tespit etmiştir. İkinci bilirkişi raporu ise, taşınmazların değerinin 57.500.000 Euro olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
Başvuran, AİHMden, Lambert Smith Hampton (Hellas) A.Ş tarafından yapılan değerlendirmeyi dikkate almasını istemiştir.
Başvuran, 10.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.
2. Hükümetin Argümanları
Hükümet, ihtilaflı taşınmazın tapu kaydının, tapu kütüğünde halihazırda Yetimhane Vakfı adına tescil edilmiş olduğunu gözlemektedir. 29 Eylül 2006 tarihli kararı bozan ve Yetimhane Vakfının mazbut olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Danıştay Dava Daireleri kararına atıfta bulunarak, Yetimhane Vakfının statüsüne ilişkin davanın idare mahkemeleri önünde halen derdest olduğunu hatırlatmaktadır.
Hükümet, sözkonusu davanın, Yetimhane Vakfını mazbut olarak değerlendiren kararın iptali ile sonuçlanacağı varsayılsa dahi, Danıştay Dava Daireleri Kurulu kararı uyarınca, Yetimhane Vakfının sözkonusu taşınmazın meşru maliki olacağından dolayı, sözkonusu malikliğe ilişkin olarak yetkisinin olmayacağını belirtmektedir.
Ayrıca Hükümet, ulusal mahkemeler tarafından alınan tedbir ne olursa olsun, sözkonusu taşınmazın, her zaman, Türkiyede bulunan Rum azınlığa ait olacağını belirtmektedir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan karara düzeltme başvurusunun Danıştay tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü lehine kabul edilmesi varsayımında bile amaçlarına uygun olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Yetimhane Vakfı adına yönetilmesi nedeniyle, Hükümet, sözkonusu taşınmaz üzerinde sınırlı yetkilere sahip olacaktır.
Sözkonusu koşullarda, Hükümete göre, tazminat ödenmesi, sözkonusu zararın telafisi için en uygun tek yolu oluşturmaktadır. Sözkonusu tazminat, taşınmazın ve yetimhane binasının değerini kapsayacaktır. Bu bağlamda, maddi tazminat ile ilgili olarak, Hükümet, başvuran tarafından belirlenen bilirkişiler tarafından yapılan incelmelere itiraz etmektedir ve yapılan değerlendirmelerin aşırı ve kabuledilemez olduğuna hükmetmektedir. Hükümet, ayrıca, ilgili tarafından sözkonusu taşınmazın hiçbir zaman kullanılmaması nedeniyle, taşınmazından faydalanamamasından dolayı başvurana ödenmesi gereken bir miktarın bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tapu iptal davası açıldığı sırada belirtilen miktara başvuranın karşı çıkmadığını hatırlatmaktadır. Sözkonusu miktar 1.100 Türk Lirası idi.
Ayrıca Hükümet, 11 Eylül 2007 tarihinde gerçekleştirilen ve 13 Mart 2009 tarihinde İstanbul Valiliğine bağlı İmar ve Şehircilik Müdürlüğüne bağlı dört görevliden oluşan Komisyon tarafından açıklanan ilk değerlendirmeyi belirtmektedir. Sözkonusu değerlendirmeye göre, taşınmazın değeri, 10.830.856 TLdir (yaklaşık 5.014.285 Euro).
Manevi tazminat ile ilgili olarak, Hükümet, mevcut davada ihlal tespitinin yeterli adil tatmin oluşturduğu kanaatindedir.
3. AİHMnin takdiri
AİHM, bir ihlal tespit edilen bir kararın, Savunmacı Devlete sözkonusu ihlale son verme ve olabildiğince ihlalden önce içinde bulunduğu duruma tekabül edecek şekilde ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırma hukuki yükümlülüğünü getirdiğini hatırlatmaktadır (bkz, örneğin, Brumarescu-Romanya, (adil tatmin), başvuru no: 28342/95).
Bir davada Sözleşmeye taraf olan devletler, ihlale hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için kullanacakları yolları seçmekte ilke olarak özgürdürler. Bir kararın infazının yöntemleri hakkındaki sözkonusu takdir yetkisi, AİHS tarafından Sözleşmeye taraf olan devletlerin birincil yükümlülüğü olan insan haklarına saygı yükümlülüğünün (1. madde) cüzü olan seçme hakkının bir ifadesidir. İhlalin niteliği bir restitutio in integrum uygulama imkanı sağlıyorsa, AİHMnin bu konunda ne yetkisi ne elverişli bir imkanı bulunduğundan restitutio in integrum gerçekleştirmek Savunmacı Devlete düşmektedir. Buna karşın şayet, ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırma imkanı tanımıyorsa ya da yalnızca bir kısmını ortadan kaldırıyorsa, AİHSnin 41. maddesi gerekirse AİHMye, kendisine uygun gelen tazminatın mağdur tarafa ödenmesine hükmetme yetkisi sunmaktadır.
Mevcut davada, AİHM, davanın, hukuki bir kararla başvuranın tapusunun iptaline ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Başvuran tarafından 1902 tarihinde satış sözleşmesi yoluyla edinilen bir taşınmaz sözkonusudur. 1903 yılında mülkün kullanım hakkı, Yetimhane Vakfına geçmiştir. Sözkonusu geçiş tapu kaydında belirtilmiştir. Buna karşın tapu kaydında, başvuran, sözkonusu taşınmazın sahibi olarak geçmeye devam etmiştir.
Esasa ilişkin kararında, ihtilaflı taşınmazın başvurana ait olduğunu kabul eden AİHM, başvuranın tapusunun iptal edilmesinin başvuranın mallarına saygı hakkına yönelik bir ihlal oluşturduğu kanaatindedir. Ayrıca AİHM, başvuranın tapusunu iptal eden ulusal mahkemelerin, ihtilaflı taşınmazın malikliğinin, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından faaliyetlerini durdurması nedeniyle mazbut olarak değerlendirilen Yetimhane Vakfına devredilmesine karar verdiğini kaydetmektedir. Sonuç olarak AİHM, taşınmazın artık başvurana ait olmadığı ve Başbakanlık hamiliğinde, sözkonusu Genel Müdürlük tarafından yönetilecek bir kamu binası olacağı sonucuna ulaşmıştır.
Esasa ilişkin kararında, AİHM, mülkiyetten yoksun bırakmanın keyfi olup olmadığı hususuna ilişkin bir hükme varmamış olsa da esasa ilişkin görüşlerini sunmuştur:
sözkonusu taşınmazın, uzun seneler boyunca belirli bir kullanım amacına tahsis edildiği göz önüne alınsa bile, hiçbir halde, sözkonusu tahsisin, mülkiyet hakkının içeriğinin boşaltılmasını gerektirdiğini düşündürecek bir durum bulunmamaktadır. Savunmacı Hükümetin sözkonusu taşınmazın tahsis edildiği amacını korumak istemesi kendi başına bir sorun teşkil etmemekle beraber, AİHM, Türk yetkililerin, başvurana uygun bir tazminat ödemeksizin başvuranı bu şekilde malından yoksun bırakamayacaklarına kanaat getirmektedir. Zira mevcut davada başvuranın hiçbir şekilde tazminat almadığını saptamak gerekmektedir.
Bu koşullarda, mülkten yoksun bırakmanın yasa ile öngörülmüş olduğunu ve kamu yararı amacına hizmet ettiğinin ispat edildiği varsayılsa dahi AİHM, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararının gerekleri arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin bozulduğu ve başvuranın alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı kanaatindedir. Bu durumda, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
Sözkonusu görüşler ışığında, AİHM, ihtilaflı taşınmazın başvuran adına yedinden tescil edilmesinin, başvuranı, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin gerekleri ihlal edilmemiş olsaydı içinde bulunacağı duruma mümkün olduğunca denk gelen bir duruma getireceği kanaatindedir. Bu bağlamda, AİHM, Hükümetin tazminat ödenmesinin sözkonusu zararın tazmini için tek uygun yol olduğuna dair olan argümanını izleyemeyecektir.
Ayrıca AİHM, kanunların kabul edilmesini müteakip (vakıfların yönetimine ilişkin düzenleme) Yetimhane Vakfının herhangi bir maliklik sıfatı belirtmediğine özel bir önem atfetmektedir (esasa ilişkin karar).Bu bağlamda, AİHM, sözkonusu taşınmazın Yetimhane Vakfı adına tescil edilmesini hiçbir zaman talep etmediklerine dair Yetimhane Vakfı Genel Kurulunun mektubunu dikkate almaktadır.
Sonuç olarak AİHMye göre, özü itibariyle, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddelerinin gereklerine aykırı olduğuna hükmedilen bir durumu kabul etmeye yönelik olduğundan başvurana tazminat ödenmesi yeterli telafi yöntemi olarak kabul edilemez. Ayrıca AİHM, belli bir taşınmazları bulunan ve belli sayıda öğrencilere burs veren Yetimhane Vakfının mazbut ilan edilemeyeceği değerlendirmesinde bulunan Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 4 Aralık 2008 tarihli kararını dikkate almaktadır.
Nitekim AİHM, Bozcada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı - Türkiye no:2 (Başvuru no:37646/03, 37665/03, 37992/03, 37993/03, 37996/03, 37998/03, 37999/03 ve 38000/03) kararında, kendilerine özgü özellikleri olan taşınmaz olduğundan, Bozcaada Rum Mezarlığı, kilise ve eski manastırın iadesinin, en uygun tek telafi yöntemi olduğuna hükmettiğini hatırlatmaktadır (bkz, mutatis, mutandis,Vontas vd-Yunanistan, başvuru no: 43588/06, 5 Şubat 2009). AİHM, başvurana ait mamelek olarak ihtilaflı taşınmazın önemi göz önüne alındığında, sözkonusu değerlendirmelerin mutatis mutandis mevcut davaya uygulanacağını gözlemlemektedir (mutatis, mutandis, Vontas vd-Yunanistan, başvuru no: 43588/06, 5 Şubat 2009).
Sonuç olarak AİHMye göre, işbu davada, tapu kaydının başvuran adına yeniden tescil edilmesi, başvuranın maruz kaldığı zararın telafisi için en uygun tek yolu oluşturmaktadır. Dolayısıyla olası bir tazminat miktarına hükmetmeye gerek yoktur.
Manevi tazminat ile ilgili olarak, AİHM, mülkiyetinden yoksun bırakılma karşısında yoksunluk ve sıkıntı yaşaması nedeniyle başvuranın AİHSnin ihlalinden dolayı belli bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana, 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu masraflar için 53.651.12 TL talep etmektedir. İddialarını desteklemek için başvuran, 2009/6244 sayılı dosya (dosya no: 2005/E ve 2005/40K) çerçevesinde, 20 Nisan 2005 tarihinde, Adalar Mahkemesi tarafından hükmedilen bir borç ödemesine ilişkin bir makbuzu sunmaktadır. Başvuran, ayrıca, ulusal mahkemeler ve AİHM önündeki yargılamalarda yapmış olduğu tüm yargılama masraf ve giderleri için 50.000 Euro talep etmektedir. Başvuran, avukatlık ücret tarifesini ve savunmada avukatı tarafından gerçekleştirilen çalışmaların dökümünü belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, iddiaların makul olmadığına kanaat getirmektedir. Hükümet, yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, talep edilen miktarın aşırı olduğu ve yeterli belgelerle desteklenmediği kanısındadır.
AİHM içtihadına göre bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Ayrıca AİHM, AİHSnin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunda, sözkonusu ihlali önlemek veya gidermek için girişimlerde bulunduğunda, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderlerine ilişkin başvurana ödeme yapılmasına hükmetmez.
Ulusal mahkemeler önünde yapılan masrafların miktarı ile ilgili olarak, iddiaların, AİHM İç Tüzüğünün 60. Maddesinin gereklerini tamamen karşılayacak şekilde belgelendirildiği muğlaktır. Nitekim AİHM, avukatlık ücretine ilişkin miktarı da aşırı bulmaktadır. AİHM, harcamaların bir kısmının ödenmesine hükmetmektedir. Dava koşulları dikkate alındığında başvurana 20.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde Savunmacı Devlet tarafından ihtilaf konusu taşınmazın tapu sicilde başvuran adına yeniden tescil edilmesine;
b) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;
(i) her türlü vergiden muaf tutularak 6.000 Euro (altı bin Euro) manevi tazminat
(ii) her türlü vergiden muaf tutularak 20.000 Euro (yirmi bin Euro) yargılama masraf ve gideri
c) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
2. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 15 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy