(AİHS m. 2, 3, 34, 35, 41, 44)
(Başvuru no: 16348/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
15 Ocak 2008
İşbu karar AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 16348/05 nolu davanın nedeni Irak vatandaşı Sirwan Mohammad Mostafa, Diyako Sirwan Mohammad, Hako Sirwan Mohammad, Didar Sirwan Mohammad, Bilal Sirwan Mohammad ve Sawsen Maarof Mohammadın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca 3 Mayıs 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapmış oldukları başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1970, 1967, 1999, 1991, 2001 ve 2004 doğumlu olup sınır dışı edildikleri tarihten beri Kuzey Irakta ikamet etmektedirler. Birinci başvuran ikinci başvuranın kocası olup diğer başvuranlar bunların çocuklarıdır.
A. Başvuranların sınır dışı edilmelerinden önce meydana gelen olaylar
Başvuranlar 29 Şubat 2000 tarihinde Irak pasaportuyla Türkiyeye giriş yapmışlardır.
Başvuranlar 2 Mart 2000 tarihinde Ankaradaki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Temsilciliğine siyasi iltica talebiyle başvuruda bulunmuşlardır.
BMMYK, aile reisi Sirwan Mohammad Mostafanın kendi ülkesinde genel hukuka tabi bir suçtan mahkum olduğu gerekçesiyle 19 Ocak 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
BMMYK 26 Mart 2003 ve 2 Mart 2005 tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığından Sirwan Mohammad Mostafanın, personeline yönelik tehditleri karşısında güvenlik tedbirleri alınması için yetkili makamlar nezdinde girişimde bulunmasını talep etmiştir. BMMYK, ilgilinin, 19 Ocak 2001 tarihli kararı teyit eden 25 Mart 2003 tarihli mektubun ardından personelini telefonla tehdit ettiğini ifade etmiştir. BMMYK 2 Mart 2005 tarihinde ilgilinin BMMYK binasına gelerek personelini tehdit ettiğini bildirmiştir. BMMYK gönderdiği yazının ekinde ilgilinin tehdit mektubuna yer vermiştir.
İçişleri Bakanlığı 6 Ağustos 2003 tarihinde başvuranların sınır dışı edilmelerini kararlaştırmıştır. Bu karar başvuranlara 8 Ağustos 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar İçişleri Bakanlığı tarafından alınan kararın iptali talebiyle Ankara İdare Mahkemesine başvurmuşlardır. Başvuranlar ayrıca bu kararın yürütmesinin durdurulması talebinde bulunmuşlardır.
İdare mahkemesi 12 Aralık 2003 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmiştir.
İdare mahkemesi 14 Ocak ve 11 Şubat 2004 tarihlerinde başvuranların itirazlarını reddetmiştir.
Ankara İdare Mahkemesi BMMYK kararı temelinde başvuranların talebini geri çevirmiştir.
İçişleri Bakanlığı, siyasi mülteci statüsü elde etmek için gereken koşulları taşımadıklarının tespit edildiği cihetle sınır dışı kararını 22 Nisan 2005 tarihinde başvuranlara tebliğ etmiştir. Bakanlık başvuranlara kendi seçecekleri bir ülkeye gitmeleri için on beş gün süre tanımış aksi halde menşe ülkelerine geri gönderileceklerini bildirmiştir.
B. Başvuranların sınır dışı edilmeleri ve sınır dışı edilmelerini müteakip olaylar
AİHMnin ikinci dairesi 4 Mayıs 2005 tarihinde AİHM İç Tüzüğünün 39. maddesi uyarınca Türk Hükümetine başvuranların sınır dışı edilmelerinin arzu edilir bir durum olmadığını bildirmiştir. Bu karar saat 17:19da Türkiyenin Avrupa Konseyi nezdinde Daimi Temsilciliğine faksla iletilmiştir.
Aynı gün başvuranlar ve Hükümet iddialarını destekleyici her türlü belgeyi ve iç hukukta yapılan yargılamaya ilişkin belge ve bilgileri en son 3 Haziran 2005 tarihine kadar AİHMye sunmaya davet edilmişlerdir.
Hükümet başvuranların sınır dışı edilmelerinden evvelki iç hukuktaki yargılamalara ilişkin belgeleri 27 Mayıs ve 3 Haziran 2005 tarihlerinde sunmuştur. Hükümet ilgililerin 11 Mayıs 2005 tarihinde Kuzey Iraka sınır dışı edildiklerini bildirmiştir.
Başvuranlara gönderilen 11 Haziran 2005, 3 Nisan ve 13 Temmuz 2006 tarihli mektuplar, posta idaresi tarafından üzerine vurulan taşınmıştır damgasıyla Mahkeme kalemine geri dönmüştür.
Başvuranlar 26 Mart 2007 ve 5 Temmuz 2007 tarihlerinde AİHMye, Türk Hükümetinin kendilerini Kuzey Iraka sınır dışı etmiş olması sebebiyle siyasi ve başka türden olmak üzere birçok sorunla karşılaştıklarını ve Avrupaya göç etmek için AİHMnin yardımını talep ettiklerini bildirmişlerdir.
HUKUK
I. AİHSNİN 2. VE 3. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar Iraka sınır dışı edilmelerinin hayatlarını tehlikeye atacağını iddia etmekteydiler. AİHM bu şikayeti AİHSnin 2. ve 3. maddesi kapsamında incelemeye karar vermiştir.
Dava olaylarını göz önünde bulunduran AİHM bu şikayeti ilk olarak AİHSnin 3. maddesi bakımından inceleyecektir.
AİHMnin yerleşik içtihadı uyarınca, AİHSnin 3. maddesi bakımından bir sorun gündeme getirebileceği cihetle ilgilinin geldiği ülkeye sınır dışı edilmesiyle birlikte gerçekten de 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalma riskiyle karşılaşabileceğine ilişkin ciddi ve belirgin gerekçeler olduğunu düşündürecek bir durum olması halinde sözleşmeci bir devlet tarafından gerçekleştirilen sınır dışı etme işlemi sözkonusu devletin AİHS çerçevesinde sorumluluğunu gündeme getirebilir. Varış ülkesindeki durumu AİHSnin 3. maddesi ışığında değerlendirmekten kaçınmak mümkün değilse de böylesi bir sorumluluğun ortaya konulması için sözkonusu ülkenin uluslararası hukuk ya da AİHS açısından veya başka yönden sorumluluğunu tespit yahut ispat etmek gerekli değildir. Bir kimsenin doğrudan doğruya yasaklanmış kötü muamelelerle yüz yüze bırakılması sonucunu doğuran bir işlem sebebiyle AİHS bağlamında bir sorumluluğun gündeme geldiği ya da gelebileceği cihetle sorumluluk sınır dışı eden sözleşmeci devlete aittir (bkz. Soering - Birleşik Krallık, 7 Temmuz 1989 tarihli karar, prg. 89-91).
AİHM, AİHSnin 3. maddesiyle bağdaşmayan bir muamele riskinin olduğunu düşündürecek ciddi ve belirgin gerekçelerin gerçekten olup olmadığını belirlemek için kendisine sunulan yahut, ihtiyaç halinde resen kendisinin elde ettiği verilerin tümünü esas alır. Böylesi bir davada sözleşmeci devlet bir kimseyi kötü muamele riskiyle yüz yüze bıraktığı için AİHSnin 3. maddesi bağlamında bir sorumluluk üstlenmiş olur. Bu riskin varlığını kontrol ederken öncelikle sözkonusu devletin sınır dışı işlemi esnasında bilgi sahibi olduğu koşulları dikkate almak gerekir. Ancak bu durum AİHMnin daha sonra ulaştığı bilgileri dikkate almasına engel teşkil etmez. Bu bilgiler ilgili sözleşmeci tarafın başvuranın endişelerinin doğruluğu hakkında karar verirken izlediği yolun teyit edilmesine ya da reddedilmesine yarayacaktır (bkz. Cruz Varas ve diğerleri - İsveç, 20 Mart 1991 tarihli karar, prg. 75-76, ve Vilvarajah ve diğerleri - Birleşik Krallık, 30 Ekim 1991 tarihli karar, prg. 107).
Öte taraftan AİHSnin 3. maddesinin kapsamına girmesi için bir kötü muamelenin asgari ciddiyet eşiğine erişmesi gerekir. Bu asgari seviye esasen izafi olup davayla ilgili verilerin tamamına, bilhassa da muamelenin veya cezanın nitelik ve içeriğine, icra tarzına, süresine, bıraktığı fiziksel ve ruhsal etkilere bağlı olarak değerlendirilir (bkz. Vilvarajah ve diğerleri, adıgeçen, prg. 107). AİHM önünde dile getirilen kötü muamele iddiaları uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmiş olmalıdır (bkz. mutatis mutandis, Klaas - Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30).
Mevcut davada AİHM başvuranların, Iraka sınır dışı edilmelerinin AİHSnin 3. maddesi kapsamındaki haklarına yönelik riskler doğurabileceği yönündeki iddialarının tamamen mesnetsiz olduğunu ve elindeki mevcut dosya çerçevesinde bu iddiaların doğruluğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmadığını not etmektedir. Başvuranlar Kuzey Iraka sınır dışı edilmelerinden ve başvurunun Hükümete tebliğ edilmesinden sonra dahi iddialarına ilişkin herhangi bir belge ya da bilgi sunmamışlardır. Bu itibarla başvurunun bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Başvuranların AİHSnin 3. maddesi bağlamındaki iddialarını inceleyen AİHM bu iddiaların ayrıca AİHSnin 2. maddesi yönünden incelenmesine yer olmadığı kanaatine varmaktadır.
II. AİHSNİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Öte taraftan AİHM, savunmacı devletin AİHM iç tüzüğünün 39. maddesi uyarınca alınan tedbir kararına uygun hareket etmediğini tespit etmektedir. Bu durum AİHSnin 34. maddesinin ihlal edilip edilmediği sorusunu gündeme getirmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM başvurunun bu bölümünün AİHSnin 35. maddesinin 3. fıkrası bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuruyu kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Hükümet başvuranların sınır dışı edilmesine yönelik kararın ulusal mahkemelerce BMMYK kararı temelinde ve ulusal mevzuata ve mültecilerin statüsüne ilişkin uluslararası belgelere uygun olarak alındığını anımsatmaktadır. Hükümet ayrıca, BMMYKnın Sirwan Mohammad Mostafanın siyasi iltica talebini, kendi ülkesinde genel hukuka tabi bir suçtan mahkum olduğu gerekçesiyle reddettiğine dikkat çekmektedir.
Hükümet, en geç 6 Mayıs 2005 tarihine kadar on beş gün içerisinde sınır dışı edileceklerinin 22 Nisan 2005 tarihinde başvuranlara bildirildiğine dikkat çekmektedir.
Hükümet ayrıca, AİHM İç Tüzüğünün 39. maddesine uygun olarak alınan tedbir kararının Türkiyenin Strazburgdaki Daimi Temsilciliğine tatil gününden bir gün önce, öğleden sonra geç saatlerde tebliğ edilmesi nedeniyle yetkili ulusal makamlarca uygulanamadığını savunmaktadır. Hükümet, yetkili makamların yapılan tebligatın aciliyetinden ancak 9 Mayıs 2005 günü sabahı haberdar olduklarını, dolayısıyla söz konusu tedbir kararını uygulama imkanı bulamadıklarını ve başvuranların 11 Mayıs 2005 tarihinde sınır dışı edildiklerini belirtmektedir.
AİHM tarafından iç tüzüğünün 39. maddesi çerçevesinde alınan tedbir kararlarını uyguladığını gösteren durumlara atıfta bulunan Hükümet, mevcut davada başvuranların sınır dışı edilmelerinin AİHSnin 34. maddesi kapsamındaki haklarına yönelik hiçbir şekilde ihlal teşkil etmediğini düşünmektedir.
Başvuranlar bu konuda herhangi bir görüş belirmemektedirler.
AİHM, 4 Şubat 2005 tarihinde Büyük Daire tarafından verilen bir kararda, savunmacı devletin AİHM iç tüzüğünün 39. maddesi uyarınca alınan bir tedbir kararına uymaması sonucunda AİHSnin 34. maddesi yönünden ortaya çıkabilecek sonuçlara ilişkin kanaatini bildirdiğini anımsatır (Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 99-129).
AİHM bu kararda, başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasının engellenmeyeceği yönündeki taahhüdün bir bireyin davasını etkili bir biçimde AİHMye taşıma ve AİHM önünde savunma hakkını kullanmasına yönelik müdahaleleri yasakladığını hatırlatmıştır.
Bu nedenle, başvuranın AİHS tarafından korunan hakların özünü teşkil eden haklardan birinden yararlanmasıyla ilgili benzer davalarda telafisi mümkün olmayan bir zarara maruz kalma riskinin mevcut olduğunun makul bir biçimde iddia edilmesi halinde, AİHM yapılan işlemin uygunluğu konusunda bir karar verene kadar ihtiyati tedbir kararıyla mevcut durumun korunması amaçlanır. Amaç başvurunun konusunu teşkil eden meselenin varlığını sürdürmesi ise ihtiyati tedbir kararı AİHS kapsamında yapılan şikayetin esasına ilişkindir. Başvuran yaptığı başvuruyla, AİHSde güvence altına alınan bir hakkını telafisi mümkün olmayan bir zarardan korumayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda başvuran ihtiyati tedbir kararı alınması talebinde bulunmuş, AİHM de AİHSnin 34. maddesiyle güvence altına alınan bireysel başvuru hakkının etkin bir şeklide kullanılmasını kolaylaştırmak amacıyla, bir başka deyişle, başvuranın savunmacı devletin bir eylem ya da ihmali sonucunda telafisi mümkün olmayan bir zarara maruz kalması riski bulunduğuna kanaat getirdiğinden başvurunun konusunu muhafaza etmek için bu talebi kabul etmiştir (bkz. Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 108, ve Aoulmi - Fransa, no: 50278/99, prg. 103).
Mevcut davada AİHM, içtüzüğünün 39. maddesine uygun olarak ihtiyati tedbirin uygulanmasına ilişkin kararının 4 Mayıs 1999 günü saat 17:19da Hükümete faksla iletildiğini tespit etmektedir. AİHM faks mesajının aynı gün yetkili makamların eline geçip geçmediği ve bu karara uyulma noktasında tatil günü olmasının nasıl bir etki yaptığı konusunda spekülasyona girmeksizin, yetkili makamların söz konusu karardan 9 Mayıs 2005 sabahı haberdar olduklarını ve aynı gün Ankaradaki Dışişleri Bakanlığına ilettikleri hususuna Hükümet tarafından itiraz edilmediğini not eder. Başvuranlar 11 Mayıs 2005 tarihinde sınır dışı edilmişlerdir. Bu itibarla AİHM savunmacı devletin ihtiyati tedbir kararını uygulamadığı sonucuna varmaktadır.
İhtiyati tedbir kararına Hükümet tarafından riayet edilmemesinin AİHSnin 34. maddesinin ihlalini teşkil edip etmediği meselesine ilişkin olarak AİHM İç Tüzüğünün 39. maddesine uygun olarak alınan geçici tedbir kararlarının niteliğine ilişkin içtihadındaki evrime dikkat çeker (bkz. Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 103-128).
Alınan tedbir kararı hilafına sınır dışı edildikten sonra AİHM başvuranlarla 26 Mart 2007 tarihine kadar iletişim kuramamıştır. AİHM önünde bir avukat tarafından temsil edilmeyen başvuranlar sınır dışı edildikten sonra Kuzey Iraka hangi koşullarda kabul edildiklerini ve meydana gelen olayları herhangi bir biçimde ortaya koyamamış olduklarından AİHM, bu dönem zarfında başvuranların bireysel başvuru haklarını etkin bir şekilde kullanmaları noktasında bir engelle karşılaşıp karşılaşmadıkları hususunda bir sonuca varabilecek durumda değildir.
Başvuranların bu haklarını kullanmaları konusunda bir engelle karşılaşıp karşılaşmadıkları meselesinden bağımsız olarak AİHSnin 34. maddesi, savunmacı devletin bir eylem ya da ihmali sonucunda telafisi mümkün olmayan bir zarara maruz kalıp kalmadığı (bkz. Mamatkulov ve Askarov, adıgeçen, prg. 108) ve buna bağlı olarak bu eylem ya da ihmalin başvuranın başvuru hakkını etkin bir şekilde kullanmasına engel teşkil edip etmediği (bkz, Aoulmi, adıgeçen, prg. 111) konusunda AİHMye karar verme yetkisi tanıyan AİHM içtüzüğünün 39. maddesi ile sıkı sıkıya bağlıdır.
AİHM, koruyucu bir tedbirin, hususiyeti gereği, geçici olduğuna ve AİHSnin 34. maddesiyle güvence altına alınan etkin bireysel başvuru hakkının kullanılması noktasında engel teşkil edecek bir riskin var olması nedeniyle tarihin belirli bir anında zorunlu olarak değerlendirildiğine özellikle işaret eder.
Elindeki unsurlara istinaden AİHM, İç Tüzüğünün 39. maddesine uygun olarak alınan ihtiyati tedbir kararına uymamak suretiyle Türkiyenin AİHSnin 34. maddesi bakımından üstüne düşen yükümlülükleri yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
Bu itibarla AİHSnin sözkonusu hükmü ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar herhangi bir adil tatmin talebinde bulunmamışlardır. Dolayısıyla AİHM başvuranlara bu yönde bir ödeme yapılmasına hükmetmeye yer olmadığını düşünmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun AİHSnin 34. maddesi yönünden yapılan şikayete ilişkin olarak kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez ilan edilmesine;
2. AİHSnin 34. maddesinin ihlal edildiğine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 15 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy