(AİHS. m. 5, 6, 13, 14, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 125) (ELĞAY - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VD. - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAYIK VD. - TÜRKİYE DAVASI) (YAKIŞAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 1651/05)
KARAR
STRAZBURG
21 Aralık 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 1651/05 nolu davanın nedeni Metin Doğan ve Talip Kalın adlı iki T.C. vatandaşının (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 16 Aralık 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından M. Avcı tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuranlar, yasadışı örgüt üyesi oldukları şüphesiyle 24 Şubat 1994 tarihinde gözaltına alınmış, 11 Mart 1994 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir sorgu hakimi önüne çıkarılmıştır. Hakim başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.
İstanbul DGM savcısı, hazırladığı 23 Haziran 1994 tarihli iddianamede başvuranları eski TCKnın 125. maddesi uyarınca, devletin egemenliği altında bulunan toprakların bir kısmını devlet iradesinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmakla suçlamıştır.
5 Mayıs 1999 tarihinde İstanbul DGM birinci başvuranı atılı suçlardan mahkûm etmiş ve ölüm cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, savunmasının mahkemeye iletilmemiş olması nedeniyle ikinci başvuranın davasının dosyadan ayrılmasına karar vermiştir.
29 Şubat 2000 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararını bozmuş, dava dosyası yeniden incelenmek üzere İstanbul DGMye gönderilmiştir.
5 Şubat 2001 tarihinde ikinci başvuranın dosyası tekrar ilk dava dosyasıyla birleştirilmiştir.
Başvuranlar, 21 Haziran 2004 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
5190 sayılı yasanın 30 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış, başvuranlar hakkındaki dava dosyası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
3 Şubat 2010 tarihinde dava dosyasına giren bilgilere göre yargılama halen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir.
HUKUK
I.AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar AİHS'nin 5/3 maddesine dayanarak haddinden uzun süre tutuklu bulundurulduklarını öne sürmüştür. Ayrıca AİHSnin 13. maddesine dayanarak, Türk hukuk sisteminde, tutukluluğun yasaya uygunluğuna itiraz edebilecekleri bir iç hukuk yolu bulunmadığını öne sürmüşlerdir. AİHM şikâyetin, konuyla ilgili özel hüküm olması nedeniyle AİHS'nin 5/4 maddesi bağlamında incelenmesini uygun görmektedir (bkz. Elğay - Türkiye, no. 18992/03).
Hükümet, başvuranların görüşlerine itiraz etmiştir.
1.A.AİHS'nin 5/3 maddesi
AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet, başvuranların tutukluluğunun, suç işlemiş olduklarına dair makul şüphelere dayandığını ve tutukluluğun yetkili makam tarafından, yürürlükteki mevzuatın gerekleri çerçevesinde belli aralıklarla özel bir titizlikle gözden geçirildiğini savunmuştur. Başvuranların üzerine atılı suçların ciddi nitelikte olduğuna ve tutuklu bulunmalarının suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması açısından zorunlu olduğuna işaret etmişlerdir.
AİHM, dikkate alınması gereken sürenin birinci başvuran için 9 yıl 6 aydan fazla, ikinci başvuran için ise 10 yıl 3 aydan fazla olduğunu kaydeder (bkz. Solmaz - Türkiye, no. 27561/02).
AİHM, benzer şekilde uzun tutukluluk sürelerini ortaya çıkaran davalarda sıklıkla AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. özellikle Tutar - Türkiye, no. 11798/03; Cahit Demirel - Türkiye, no. 18623/03). Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir. Konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada başvuranların tutukluluk sürelerinin haddinden fazla olduğu görüşündedir.
Bu nedenle AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
1.B. AİHS'nin 5/4 maddesi
AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet, esasa ilişkin olarak başvuranların gerçekte tutukluluk halinin devamına itirazda bulunma imkânlarının olduğunu ifade etmiştir.
AİHM daha önce Türkiyede tutuklu yargılamaya itiraz imkânlarını incelemiş ve Hükümetin, atıfta bulunduğu hukuk yolunun sanıklar için gerçek anlamda çekişmeli bir usul sunduğunu kanıtlayamadığına karar vermiştir (bkz. örneğin Koşti vd. - Türkiye, no. 74321/01; Şayık vd. - Türkiye, no. 1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07, 36561/07, 36591/07 ve 40928/07). AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir.
AİHM, yukarıda belirtilen hususlar ışığında AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. AİHSNİN 6/1 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHS'nin 6/1 maddesine dayanarak haklarında yürütülen yargılama süresinin makul olmadığını, 13. maddeye dayanarak ise Türk hukuk sisteminde, sözkonusu uzun yargılama sürelerine itiraz edebilecekleri iç hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
AİHM, sözkonusu şikâyetlerin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetlerin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyetler kabuledilebilir niteliktedir.
6/1 maddesine dayalı şikâyetin esasına ilişkin olarak Hükümet, yargılama süresinin; davanın karmaşıklığı, sanık sayısı ve başvuranlara isnat edilen suçların niteliği göz önünde bulundurulduğunda makul olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM, yargılamanın başvuranların gözaltına alındığı 24 Şubat 1994 tarihinde başlayıp, dava dosyasındaki bilgilere göre halen ilk derece mahkemesinde derdest olduğunu kaydeder. Dolayısıyla yargılama, iki yargı seviyesinde 16 yıl 8 aydan fazla sürmüştür.
Tarafına iletilen tüm delilleri inceleyen AİHM, yargılama süresinin haddinden fazla olup makul süre şartına uymadığı görüşündedir (bkz. Daneshpayeh - Türkiye, no. 21086/04).
Dolayısıyla AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHS'nin 13. maddesine dayalı şikâyetin esasına ilişkin olarak AİHM, daha önceki başvurularda benzer olayları incelediğini ve Türk hukuk sisteminde başvuranların yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolu bulunmaması nedeniyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. en güncel olarak, Daneshpayeh - Türkiye, yukarıda anılan). Somut davada sözkonusu tespitinden ayrılmak için gerekçe görmemektedir.
Dolayısıyla AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHS'nin 14. maddesine dayanarak, devlete karşı işlenen suçlardan yargılandıkları için ayrımcılığa tâbi tutulduklarını öne sürmüştür.
Tarafına sunulan deliller ışığında AİHM, başvuranların bu savının AİHS ya da Protokollerinde tanımlı hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya çıkarmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle sözkonusu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
1.A.Tazminat
Başvuranlar maddi ve manevi tazminat için kişi başı 10,000 Euro ödenmesini talep etmiş, Hükümet talebe karşı çıkmıştır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak başvuranların her birine 10,000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
Ayrıca, tarafların sunduğu bilgiye göre başvuranlar hakkındaki ceza davaları halen devam etmektedir. Bu koşullar altında AİHM, tespit etmiş olduğu ihlallere bir son verilmesi için uygun bir yolun sözkonusu davaların, adaletin düzgün işletilmesi gerekleri dikkate alınarak mümkün olduğunca hızlı bir şekilde sonuçlandırılması olduğu kanaatindedir (bkz. Yakışan - Türkiye, no. 11339/03).
1.B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar yargılama masraf ve giderlerine ilişkin herhangi bir talep iletmemiştir. Bu nedenle AİHM, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına hükmeder.
1.C.Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Tutukluluk süresi, tutukluluğa itiraz edilebilecek hukuk yolu bulunmaması, yargılama süresi ve bu bağlamda iç hukuk yolu bulunmamasına ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna, başvurunun kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
1.AİHSnin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;
1.AİHSnin 6/1 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine;
1.(a) Savunmacı devletin, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:
- başvuranların her birine 10,000 (on bin) Euro manevi tazminat ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, söz konusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
1.Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 21 Aralık 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy