(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (6831 S. K. m. 2) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TEMEL CONTA SANAYİ VE TİCARET A.Ş - TÜRKİYE DAVASI) (DOĞRUSÖZ VE ASLAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ALİ MİÇOOĞULLARI - TÜRKİYE DAVASI) (ARDIÇOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (BERBER - TÜRKİYE DAVASI) (NURAL VURAL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 18538/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
(ESAS)
STRAZBURG
13 Eylül 2011
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (18538/05) no'lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Ahmet Dündar Koper'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 27 Nisan 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İzmir Barosu avukatlarından Y. Çaycı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1917 doğumludur ve İzmir'de ikamet etmektedir.
28 Nisan 1966 tarihinde, başvuran, satış sözleşmesi ile Menemen'in (İzmir) Bulgurca köyünde bulunan 123.715 m2lik bir taşınmaz (tarım için kullanılan) edinmiş ve taşınmaz 86 ada ve parsel 1 numaraları ile tescil edilmiştir.
27 Mart 1997 tarihinde, Orman Bakanlığı, Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi'nde taşınmazın ormanlık alan içerisinde yer aldığı gerekçesi ile başvuran hakkında tapu iptal davası açmıştır.
22 Ekim 2001 ve 10 Haziran 2003 tarihlerinde, mahkeme, tarafların ve orman mühendisi bilirkişilerin katılımıyla söz konusu yerde bilirkişi incelemesi yapılmasına hükmetmiştir.
6 Kasım 2001 ve 16 Haziran 2003 tarihlerinde, bilirkişi raporları dosyaya eklenmiştir. 1948 yılında sözkonusu taşınmazın ormanlık alan içerisinde yer aldığı ancak 31 Aralık 1961 tarihinden önce orman niteliğini kaydettiği gerekçesi ile 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca 36.313 m2 yüzölçümündeki bölümün 1976 yılında Hazine yararına ormanlık alan dışında kaldığı ve geri kalan kısmın her zaman ormanlık alan olduğu tespitine ulaşılmıştır.
8 Mart 2002 tarihinde, Hazine, başvuranın tapusunun iptaline ilişkin davaya gönüllü olarak müdahil olma talebinde bulunmuş ve taşınmazın tapu kaydının Hazine adına tescil edilmesini istemiştir.
13 Kasım 2003 tarihinde, mahkeme, bilirkişi raporlarına dayanarak, Hazine'nin talebini haklı bulmuştur. Mahkeme, taşınmazın yüzölçümünün tamamı için başvuranın tapusunun iptal edilmesine karar vermiş ve taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine hükmetmiştir.
10 Mayıs 2004 tarihinde Yargıtay, itiraz edilen kararı onamıştır.
Başvuran, karar düzeltme başvurusunda bulunmuş ancak bu başvuru 7 Ekim 2004 tarihli bir kararla Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Yargıtay'ın kararı 8 Kasım 2004 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta bulunan başvuran, hiçbir tazminat ödenmeksizin Hazine yararına taşınmazından yoksun bırakılmasından şikayetçi olmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.
Hükümet, yürütülen kadastro çalışmalarının 1948 ve 1976 tarihlerinde sonlandırıldığı ve 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesinin uygulanmasına ilişkin kararın hiçbir itiraza konu olmadan 29 Mart 1986 tarihinde nihai hale geldiği gerekçesi ile başvuranın altı ay kuralına riayet etmemesinden dolayı AİHM'yi başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. Bilahare Hükümet, gerçekleştirilen kadastro çalışmalarının sonuçlarına ve Hazine adına taşınmazın ormanlık alan dışında tutulması kararına ulusal mahkemeler önünde itiraz etmediğini belirterek AİHS'nin 35. maddesinin öngördüğü şekilde başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, başvuranın, Medeni Kanun'un, Borçlar Kanunu'nun ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun hükümleri uyarınca tazminat talebinde bulunabileceği veya tapusunun iptal edilmesinin neden olduğu zarar için dava açabileceği kanaatindedir.
Başvuran Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedir.
Altı ay süresine riayet edilmediğine ve gerçekleştirilen kadastro çalışmalarının sonuçlarına ve Hazine adına taşınmazın ormanlık alan dışında tutulması kararına ulusal mahkemeler önünde başvuranın itiraz etmesine imkan sağlayan iç hukuk yollarını tüketmediğine dair itirazlar ile ilgili olarak, AİHM, ulusal mahkemelerin, başvuranın itirazı olmayışı nedeniyle tapusunu iptal etmediklerini ancak konuya ilişkin hükümler uyarınca ve davanın esasına ilişkin bir inceleme yaptıktan sonra iptal ettiklerini belirtmektedir. Ayrıca AİHM, başvuranın başvurusunu yaptığı tarih olan 27 Nisan 2005 tarihinin, karar düzeltme başvurusu hakkındaki 7 Ekim 2004 tarihli Yargıtay kararının tebliğ edildiği 8 Kasım 2004 tarihini izleyen altı aylık süre içerisinde yer aldığını kaydetmektedir.
Her halükarda, AİHM, bir yandan, başvuranın sözkonusu dönemde ihtilaflı taşınmazı edinmemiş olması nedeniyle 1948 yılında gerçekleştirilen kadastro çalışmalarının sonuçlarına itiraz etmesinin başvuran açısından gerçekte mümkün olmadığını diğer yandan da 1976 yılındaki çalışmaların ardından kadastro komisyonun sonuçlarının tebliğsinin başvuran tarafından uygun ve gerektiği şekilde alındığının ortaya konmadığını tespit etmektedir (Rimer vd-Türkiye, başvuru no: 18257/04, 10 Mart 2009). Dolayısıyla AİHM, Hükümet'in sözkonusu itirazını reddetmektedir.
Başvuranın tazminat talebinde bulunmasına imkan sağlayan iç hukuk yollarının tüketilmemesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak AİHM, daha önce, Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş.-Türkiye (başvuru no: 45651/04, 10 Mart 2009), Doğrusöz ve Aslan-Türkiye (başvuru no: 1262/02, 30 Mayıs 2006), Mehmet Ali Miçooğulları-Türkiye (başvuru no: 75606/01, 10 Mayıs 2007), Ardıçoğlu-Türkiye (başvuru no: 23249/04, 2 Aralık 2008) ve Berber-Türkiye (başvuru no: 20606/04, 13 Ocak 2009) kararlarında Hükümet'in benzer argümanlarını incelemiş ve reddetmiştir. Mevcut davada sözkonusu davalardan sapmak için hiçbir neden göremeyen AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmektedir.
AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, iç hukuka göre, (özellikle Anayasa'nın 169. Maddesi ve 6831 sayılı Ormanlar Kanunu'nun hükümleri) ormanlık alan içerisinde yer alan bir taşınmazın tapu kaydının, özel şahıs adına tescil edilemeyeceğini belirtmektedir. Hükümet mevcut davada, taşınmazın başvuran adına tescilini sözkonusu dönemde Anayasa ve yasalara aykırı olarak yapıldığını savunmaktadır. Bilahare 31 Aralık 1961tarihinden önce ormanlık alan niteliğini kaybetmesi nedeniyle 6831 sayılı Ormanlar Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca 1976 yılında taşınmazın bir kısmı Hazine yararına ormanlık alanın dışında tutulmuştur. Hükümet'in görüşüne göre, iç hukuk uyarınca başvuran hiçbir zaman maliklik sıfatı taşımamıştır ve başvuran lehine hiçbir karar verilmemiştir. Bu durumda başvuranın tapusu adli makamlar tarafından iptal edilmiş ve başvurana hiçbir tazminat ödenmemiştir.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir.
AİHM, daha önce, başvuran tarafından sunulan şikayetlere benzer şikayetleri incelediğini ve kişilere ait taşınmazların tazminat ödenmeden Hazine'ye devredilmesi nedeniyle 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (sözü edilen Turgut ve diğerleri, sözü edilen Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş., sözü edilen Rimer ve diğerleri ve Nural Vural-Türkiye, başvuru no: 16009/04, 10 Mart 2009). İşbu davayı incelemesinin ardından AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için Hükümet'in ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Bu itibarla 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yargılama süresinin, AİHS'nin 6/1 maddesi ile öngörülen "makul süre" ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.
AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayetin AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit etmektedir. AİHM, başvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.
Esas ile ilgili olarak, AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu davanın 27 Mart 1997 tarihinde başladığını ve 7 Ekim 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla sözkonusu dava iki dereceli mahkemede yedi yıl altı aydan fazla sürmüştür. Konuya ilişkin yerleşik içtihadından doğan kriterleri göz önüne AİHM, işbu davadakine benzer sorunları ortaya koyan müteaddit davalarda "makul süre" gerekliliğinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96 ve Cankoçak-Türkiye, başvuru numaraları: 25182/94 ve 26956/95, 20 Şubat 2001).
AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememektedir. AİHM, aynı gerekçelerle AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, hesap dökümünü şu şekilde sunduğu maddi tazminat için toplam 740.640 Euro talep etmektedir: 123.715 m2 yüzölçümündeki taşınmazın güncel değeri için 515.640 Euro ve gelir kaybı ve 1997 tarihinden beri ödediği vergileri kendisine geri ödenmesi için 225.000 Euro. Talebini desteklemek için başvuran, dört kişilik bilirkişi heyeti tarafından başvuranın talebi üzerine düzenlenen 11 Temmuz 2008 tarihli bilirkişi raporunu sunmaktadır. Sözkonusu rapora göre, taşınmazın değeri 494.860 TL'dir (yaklaşık 257.820 Euro) yani metrekaresi 4 TL'dir. Sözkonusu miktara ulaşmak için bilirkişiler izleyen unsurları dikkate almaktadır: taşınmaz, meyve, sebze ve tütün yetiştiriciliği için kullanılmaktadır, sulaktır ve yerleşim alanına ve yola yakın bir yerde bulunmaktadır; ayrıca sözkonusu bölgede organik tarım yapılmaktadır.
Bununla birlikte başvuran, bilirkişiler tarafından belirlenen değerin, klasik bir kamulaştırma davası çerçevesinde bilirkişilerin belirlediği miktara tekabül ettiğini ifade etmektedir. Başvuran, benzer davada, sözkonusu değere mahkeme önünde itiraz edildiğini ve değerin yükseltildiğini sözlerine eklemiştir. Başvurana göre, böylece, güncel değer, 515.640 Euro'ya yükselmiştir.
Başvuran, 100.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran, sözkonusu taşınmazı, 1966 yılında zor günler ve çocukları için aldığını savunmaktadır. İlerlemiş yaşında sözkonusu taşınmazından yoksun bırakmak, başvuranı geri döndürülemez belirsiz bir ekonomik duruma sokmuştur.
Ayrıca başvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve gideri için 351,80 Euro ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve gideri için 4.431 Euro talep etmektedir. Taleplerini desteklemek için başvuran, dekontların, faturaların ve ilgili makbuzların tamamını dosyaya eklemiştir. Başvuran ayrıca avukatlık ücret sözleşmesi ile 3.535 Euro tutarındaki ödemeyi gösteren ve avukatı tarafından imzalanan 11 Temmuz 2008 tarihli bir makbuzu da belge olarak sunmaktadır. Avukatlık ücret sözleşmesine göre, elde edeceği miktarın %10'unu avukatına ödeyecektir.
Hükümet, AİHM'yi, spekülasyon niteliği taşıdığı ve mesnetten yoksun olduğu değerlendirmesinde bulunduğu sözkonusu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada saklı tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir (bkz, aynı anlamda sözü edilen Turgut ve diğerleri, sözü edilen Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş, sözü edilen Nural Vural ve sözü edilen Rimer ve diğerleri) Uzlaşma sağlanamadığı takdirde, AİHM'ye göre, bir Asliye Hukuk Mahkemesi'nde başvuran tarafından değer tespit davası açılması, ihtilaflı taşınmazın değerinin tespit edilmesi için en uygun yollardan birini oluşturacaktır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususunun
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve başvuranların, AİHS'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar
etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 13 Eylül 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy