(AİHS. m. 6, 35, 44) (6831 S. K. m. 2, 11) (2577 S. K. m. 13) (4721 S. K. m. 1007) (TEMEL CONTA SANAYİ VE TİCARET A.Ş - TÜRKİYE DAVASI) (DOĞRUSÖZ VE ASLAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ALİ MİÇOOĞULLARI - TÜRKİYE DAVASI) (ARDIÇOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (BERBER - TÜRKİYE DAVASI) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NURAL VURAL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 18949/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
31 Mayıs 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (18949/05) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Ahmet Nuri Tan, Sedat Kılıççı, Mahmut Nedim Uslu, Ömer Müren Cedim, Turgut Alev, Hasan Oktay Özkan, Ahmet Cihangir Güç, Muhsin Mengütürk, Osman Mengütürk, Ersin Ersoy, Ferit Fehmi Meriçten, Nejat Özcan, Çimen Cedim (Orak), Safiye Hülya Sanerin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 16 Mayıs 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından A.F.Öztop tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1947, 1942, 1947, 1939, 1948, 1944, 1943, 1948, 1947, 1946, 1951, 1941, 1944 ve 1945 doğumlu olup, İstanbulda ikamet etmektedir. Başvuranlar, 1998 yılında kurulan Bizim Evler Konut Yapı Kooperatifinin üyeleridir.
25 Mayıs 1990 tarihinde, başvuranlar Sarıyerde bulunan 20 375 m² yüzölçümüne sahip bir araziyi üçüncü şahıslardan satın almışlardır (eski ada no 1, eski parsel no 13). Bu arazi tapu siciline kooperatif adına tescil edilmiştir. Taşınmazın devri sırasında tapu siciline orman kanunu ile ilgili herhangi bir kısıtlayıcı şerh konulmamıştır.
12 Eylül 1996 tarihinde, başvuranlar mal sahipleri arasında rahatça paylaşılabilmesi için araziyi on yedi parsele ayırmışlardır (ada no 7, parsel no 1471, 1472, 1473, 1474, 1475, 1476, 1477, 1478, 1479, 1480, 1481, 1482, 1483, 1484, 1485, 1486 ve 1487). Bu parseller kooperatif üyeleri arasında taksim edilmiş ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü başvuranlara tapu senetlerini vermiştir.
28 Ocak 1997 tarihinde, Hazine, başvuranlara ait tapuların iptali ve arazinin tapu sicilinde kendi adına tescili için bir dava açmıştır.
13 Mart 2001 tarihinde, bu davayı haklı bulan Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesi (« asliye hukuk mahkemesi»), başvuranların tapu senetlerini iptal etmiş ve başvuranların 12 789 m2 yüzölçümlü arazisini tapu sicilinde Hazine adına tescil etmiştir. Toplanan delil unsurlarına dayanarak mahkeme, ihtilaflı arazinin orman alanı olduğuna ve özel şahıslara tahsis edilemeyeceğine hükmetmiştir.
Başvuranlar, bu kararı temyize götürmüştür.
18 Eylül 2001 tarihinde, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bu kararı onamıştır. Yargıtay, ihtilaflı arazinin 1942 ve 1945 yıllarında orman alanı olmaktan çıkarıldığını, daha sonra 1959 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonrasında, sözkonusu arazinin tapu siciline özel şahıslar adına tescil edildiğini kaydettikten sonra, 1 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe giren 2896 sayılı Kanunun 7. maddesi gereğince, bu tür arazilerin orman alanına dahil edilebileceğini karar gerekçesi olarak göstermiştir. Yargıtay son olarak, bu çalışmalar sonrasında Orman Kadastro Komisyonunun 1984 yılında sözkonusu araziyi orman alanı sınırına dahil etme kararı aldığını ve buna ilişkin tutanakların kesinleştiğini eklemiştir. Arazi daha sonra, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca (5 Haziran 1986 tarihinde 3302 sayılı Kanunun getirdiği değişiklikle), Hazine lehine orman alanı olmaktan çıkarılmıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuranlar bu kararın düzeltilmesi için itiraz etmişlerdir.
14 Ocak 2002 tarihinde, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, mahkemenin karar gerekçeleri arasında yer alan bir delil unsurunun usule aykırı olması nedeniyle dosyayı ilk derece mahkemesine iade etme kararı almıştır.
Bu usule aykırılığı düzelttikten sonra asliye hukuk mahkemesi, dosyayı Yargıtay önüne göndermiştir. Yargıtay, 26 Nisan 2002 tarihli kararında başvuranların kararın düzeltilmesi itirazını haklı bulmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, özellikle esas üzerinden karar verilmeden önce, arazinin bulunduğu yerin bir bilirkişi heyeti tarafından ziyaret edilmesinin gerekli olduğunu kaydetmiştir.
2 Temmuz 2002 tarihinde, asliye hukuk mahkemesi arazinin bulunduğu yere gidilmesine gerek olmadığı kanaatine varmış ve ilk pozisyonunu koruyarak, 13 Mart 2001 tarihli kendi kararı ile 18 Eylül 2001 tarihli Yargıtay kararında ortaya konulan gerekçelerle başvuranların tapu senetlerinin iptaline hükmetmiştir.
25 Aralık 2002 tarihinde, (Başkan ile birlikte 20. Dairenin bir üyesinin de katıldığı) Yargıtay Hukuk Daireleri, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin esas üzerinden karar verilmeden önce arazinin bulunduğu yere bilirkişi heyetiyle gidilmesinin gerekli olduğu yönündeki karar gerekçelerini benimsemiştir.
4 Kasım 2003 tarihinde, arazinin bulunduğu yerin ziyaret edilmesi ve iki bilirkişi raporu düzenlenmesinden sonra, asliye hukuk mahkemesi, bir kez daha başvuranların tapu senetlerinin iptaline ve arazinin tapu sicilinde Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir.
13 Mayıs 2004 tarihinde, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi verilen bu kararı onamıştır.
Başvuranlar, kararın düzeltilmesi için itiraz etmişler, ancak bu itiraz 1 Ekim 2004 tarihinde yüksek mahkemenin aynı dairesi tarafından reddedilmiştir
İç hukuktaki bu nihai karar, 17 Aralık 2004 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, tapu senetlerinin iptal edilerek, arazilerinin, herhangi bir tazminat ödenmeksizin, Hazine adına tescil edilmesinin, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında mülkiyet dokunulmazlığı haklarının orantısız bir şekilde ihlalini oluşturduğunu iddia etmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, ilgili şahısların geçerli bir tapu senedine sahip olmadıkları gerekçesiyle, AİHMnin bu şikâyeti ratione materiae bakımından reddetmesini istemektedir. Hükümete göre, ormanlık alanda yer alan bir taşınmaz, tapu sicilinde özel bir şahıs adına tescil edilemez. Dolayısıyla, orman kadastro çalışmaları sonrasında tapu senedi elde eden başvuranlar, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında bir « mülk » sahibi sayılamazlar.
Hükümet, daha sonra iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde bir ön itirazda bulunmaktadır. Hükümet, bu bağlamda ihtilaflı araziyi ormanlık alana dahil eden Orman Kadastro Konseyi kararına karşı başvuranların, 6831 sayılı Orman Kanununun 11. maddesi gereğince itiraz etmediklerini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili şahısların sözkonusu araziyi kendilerine satan kişilere tazminat davası açmaları gerektiği kanaatindedir. Hükümet son olarak, başvuranların, İdari Usul Kanununun 13. maddesi ile Medeni Kanunun 1007. maddesi hükümlerine dayanarak tazminat talebinde bulunmaları gerektiğini kaydetmektedir.
Başvuranlar, bu argümanlara karşı çıkmaktadır.
Hükümetin konu bakımından uyumsuzluğa dayalı itirazı ile ilgili olarak AİHM, başvuranların 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında bir « mülk » sahibi oldukları kanaatine varmaktadır. AİHM, gerçekten de başvuranların sözkonusu araziyi özel şahıslardan satın aldıklarını ve araziyi tapu sicilinde üye oldukları yapı kooperatifi adına tescil ettirdiklerini ve daha sonra Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kendilerine ilgili tapu senetlerini verdiğini not etmektedir. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin bu ön itirazını reddetmektedir.
İç hukuk yollarının tüketilmediğine dayalı itiraza gelince AİHM, Hükümetin benzer argümanlarını daha önce de Türkiye aleyhine Temel Conta Sanayi Ve Ticaret A.Ş. davası (no 45651/04, prg. 29-33, 10 Mart 2009), Türkiye aleyhine Doğrusöz ve Aslan davası (no 1262/02, prg. 22-23, 30 Mayıs 2006), Türkiye aleyhine Mehmet Ali Miçooğulları davası (no 75606/01, prg. 17, 10 Mayıs 2007), Türkiye aleyhine Ardıçoğlu davası (no 23249/04, prg. 29-30, 2 Aralık 2008) ve Türkiye aleyhine Berber davası, (no 20606/04, prg. 17, 13 Ocak 2009) kararlarında incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada bu kararlardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek hiçbir olgu ve argüman bulunmadığından, AİHM, Hükümetin bu ön itirazını da reddetmektedir.
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinde belirtilen başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla sözkonusu şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Esasa ilişkin olarak AİHM, daha önce de başvuranların sunduğuna benzer şikâyetleri incelediğini ve bu davalarda özel şahıslara ait taşınmazın mülkiyetinin Hazineye devri için kendilerine tazminat ödenmediği gerekçesiyle 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 86-93, Temel Conta Sanayi Ve Ticaret A.Ş., ilgili bölüm, prg. 40-45, Türkiye aleyhine Rimer ve diğerleri davası, no 18257/04, prg. 34-41, 10 Mart 2009 ve Türkiye aleyhine Nural Vural davası, no 16009/04, prg. 29-34, 10 Mart 2009). Mevcut davayı inceledikten sonra AİHM, Hükümetin farklı sonuca ulaşmak için bu davada da inandırıcı hiçbir olgu ve argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN 1. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafına atıfta bulunan başvuranlar, ayrıca yargılamanın aşırı uzun sürmesinden şikâyetçi olmaktadır.
Hükümet, bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Mevcut davanın bazı karmaşıklıklar içerdiği ve yetkililerin yargılamanın hiçbir aşamasında gecikmeye neden olmadığı kanaatini dile getiren Hükümet, AİHMnin mevcut dava süresinin AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafındaki « makul süre » gereksinimini karşıladığı sonucuna varmasını istemektedir.
AİHM, ilk önce değerlendirilmesi gereken dönemin, davanın açıldığı 28 Ocak 1997 tarihinde başladığını ve Yargıtayın nihai kararını verdiği 1 Ekim 2004 tarihinde sona erdiğini not etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu dönem iki dereceli yargılama için yedi yıl sekiz ay sürmüştür.
AİHM, daha sonra bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere, AİHM tarafından benimsenen kıstaslar ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları ve ihtilafın ilgili şahıslar bakımından önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası (GC), no 30979/96, prg. 43, CEDH 2000-VII).
AİHM ayrıca, mevcut davanın konusuna benzer birçok davaya baktığını ve bu davalarda AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine hükmettiğini kaydetmektedir (bakınız Frydlender ilgili bölüm).
Takdirine sunulan unsurların tamamını inceledikten sonra AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için Hükümetin hiçbir olgu ve argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. AİHM, konuyla ilgili yerleşik içtihadını dikkate alarak, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğuna ve « makul süre » ilkesine uymadığına hükmetmektedir.
Dolayısıyla, 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.
III. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
AİHSnin 6. maddesine bir kez daha atıfta bulunan başvuranlar, ayrıca 13 Mayıs 2004 tarihinde itirazları incelenirken Yargıtay 20. Hukuk Dairesi hakim heyetinde, Yargıtay Hukuk Daireleri önüne sunulan itiraz hakkında 25 Aralık 2002 tarihli kararı veren iki hakimin yer alması nedeniyle, itirazlarını inceleyen Yargıtay 20. Hukuk Dairesi hakimlerinin tarafsız davranmadığından şikâyetçi olmaktadır.
Yine AİHSnin 6. maddesi kapsamında başvuranlar, son olarak ulusal mahkemeler önünde görülen yargılamanın adil olmadığından şikâyet etmektedir.
Hükümet, bu konularda yorum yapmamaktadır.
Hakimlerin tarafsız davranmadığına dayalı şikâyetle ilgili olarak AİHM, bu alandaki genel ilkeleri hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine D.P. davası, no 53971/00, prg. 31-36, CEDH 2004-I ve İsveç aleyhine Langborger davası, 22 Haziran 1989, prg. 32, seri A no 155). AİHM, mevcut davada başvuranların hakimlerin öznel tarafsızlıklarından şikâyetçi olmadıklarını gözlemlemektedir. Hakimlerin objektif tarafsızlıkları ile ilgili olarak ise, Yargıtay Hukuk Dairelerinin yargılamada sadece usul yönünden bir sorunu karara bağladıklarını tespit etmek yerinde olacaktır. Gerçekten de, 25 Aralık 2005 tarihli kararda hakimler ilk derece mahkemesinin esas üzerinden karar vermeden önce yeni delil unsurları araması ve özellikle yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla hakimler esas üzerinden karar vermemişler ve davanın esasına ilişkin görüş bildirmemişlerdir.
Başka bir deyişle, Yargıtay Hukuk Dairelerinin takdirine sunulan sorunlar Yargıtay 20. Hukuk Dairesi önünde dile getirilen sorunların benzeri değildir. Bu itibarla, her ne kadar Yargıtay 20. Hukuk Dairesi hakimlerinin tarafsızlığı ile ilgili şüphe duysalar da, başvuranların adı geçen hakimlerin 13 Mayıs 2004 tarihli itiraz hakkında verdikleri kararda taraflı ya da önyargılı davrandıklarından endişelenmeleri için objektif bir nedenleri bulunmamaktadır (D.P., ilgili bölüm, prg. 38-43; Avusturya aleyhine Fey davası, 24 Şubat 1993, prg. 31-36, seri A no 255-A ve Hollanda aleyhine Nortier davası, 24 Ağustos 1993, prg. 35, seri A no 267).
Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AİHSnin 35. maddesinin 3 a) ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
Yargılamanın adil olmadığı yönündeki şikâyete gelince, AİHM bu şikâyetin başvuranlar tarafından kanıtlanmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AİHSnin 35. maddesinin 3 a) ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmelidir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHSnin 41. maddesi başlığı altında başvuranlar, maddi tazminat olarak aşağıdaki tutarları talep etmektedir:
- başvuran Ahmet Nuri Tan için 130 870 Euro (arazinin 569 m2lik bölümünün sahibi);
- başvuran Sedat Kılıççı için 119 500 Euro (arazinin 520 m2lik bölümünün sahibi);
- başvuranlar Mahmut Nedim Uslu, Turgut Alev, Ahmet Cihangir Güç, Muhsin Mengütürk, Osman Mengütürk, Ersin Ersoy, Ferit Fehmi Meriçten, Nejat Özcan ve Safiye Hülya Sanerin her biri için 149 500 Euro (her biri arazinin 650 m2lik bölümünün sahibi);
- başvuranlar Çimen Cedim (Orak) ve Ömer Müren Cedimin her biri için 299 000 Euro (her biri arazinin 1 300 m2lik bölümünün sahibi);
- başvuran Hasan Oktay Özkan için 747 500 Euro (arazinin 3 250 m2lik bölümünün sahibi).
Bu başlık altında başvuranlar, birincisi Sarıyer Sulh Mahkemesinin bir tespit davası kapsamında tayin edilen bilirkişi tarafından düzenlenen ve ikinci ve üçüncüsü iki emlak şirketi tarafından düzenlenen 13 Ocak 2009, 23 Ocak 2009 ve 3 Şubat 2009 tarihli üç bilirkişi raporu sunmaktadır. Bu bilirkişi raporları sırasıyla arazinin değerini yaklaşık 150 Euro/m² (300 TL), 292,5 Euro/m² (585 TL) ve 247,5 Euro/m² (495 TL) olarak belirlemiştir.
Başvuranlar ayrıca, manevi tazminat olarak her biri için 50 000 Euro ve AİHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu taleplerin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmekte ve AİHMnin bu talepleri reddetmesini istemektedir.
Maddi zarar karşılığı olarak uygun bir tazminat tutarı belirlemek için AİHM, dosyada tarafların sunduğu bütün kanıt belgelerini ve elindeki mevcut bilgileri dikkate alacaktır. Özellikle AİHM, Sarıyer Sulh Mahkemesi önünde görülen tespit davası çerçevesinde düzenlenen bilirkişi raporu sonuçlarının, yani 150 Euro/m² tutarının esas alınması ve bu tutara rapor tarihinden itibaren gecikme faizi eklenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
Elindeki bütün unsurları dikkate alan AİHM, başvuranlara maddi tazminat olarak aşağıdaki tutarların ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir:
- başvuran Ahmet Nuri Tan için 92 740 Euro;
- başvuran Sedat Kılıççı için 84 760 Euro;
- başvuranlar Mahmut Nedim Uslu, Turgut Alev, Ahmet Cihangir Güç, Muhsin Mengütürk, Osman Mengütürk, Ersin Ersoy, Ferit Fehmi Meriçten, Nejat Özcan ve Safiye Hülya Sanerin her biri için 105 950 Euro;
- başvuranlar Çimen Cedim (Orak) ve Ömer Müren Cedimin her biri için 211 900 Euro;
- başvuran Hasan Oktay Özkan için 529 750 Euro.
Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranlara otaklaşa 4.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
Yargılama masraf ve giderlerine gelince AİHM, başvuranların bu taleplerini kanıtlamadığını ve gerekli destekleyici belgeler sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuranların bu başlık altındaki taleplerinin reddedilmesi uygun olacaktır.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ve AİHSnin 6/1 maddesi hakkındaki şikayetlere ilişkin başvurunun kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara maddi tazminat olarak;
i. başvuran Ahmet Nuri Tana 92.740 (doksan iki bin yedi yüz kırk) Euro ödenmesine;
ii. başvuran Sedat Kılıççıya 84.760 (seksen dört bin yedi yüz altmış) Euro ödenmesine;
iii. başvuranlar Mahmut Nedim Uslu, Turgut Alev, Ahmet Cihangir Güç, Muhsin Mengütürk, Osman Mengütürk, Ersin Ersoy, Ferit Fehmi Meriçten, Nejat Özcan ve Safiye Hülya Sanerin her birine 105.950 (yüz beş bin dokuz yüz elli) Euro ödenmesine;
iv. başvuranlar Çimen Cedim (Orak) ve Ömer Müren Cedimin her birine 211.900 (iki yüz on bir bin dokuz yüz) Euro ödemesine;
v. başvuran Hasan Oktay Özkana 529.750 (beş yüz yirmi dokuz bin yedi yüz elli) Euro ödenmesine;
vi. tüm başvuranlara ortaklaşa 4.000 (dört bin) Euro ödenmesine;
b) yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 31 Mayıs 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy