(AİHS. m. 6, 34, 35, 44) (7201 S. K. m. 22, 32) (TESLİM TÖRE - TÜRKİYE DAVASI) (BÜYÜKDAĞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no:1895/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
17 Şubat 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1895/05) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Engin Arasın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 16 Aralık 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Ö. Yüksel tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1961 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir.
29 Temmuz 1997 tarihli kararname ile Bakanlar Kurulu, başka bir pozisyona atanacak olması nedeniyle başvuranın Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğündeki görevine son vermiştir.
25 Eylül 1997 tarihinde, başvuran, sözkonusu karara karşı Danıştayda iptal davası açmıştır.
Bu süre zarfında herhangi bir yeni göreve atanmaması nedeniyle başvuran, 15 Ekim 1997 tarihinde devlet memurluğu görevinden istifa etmiştir.
3 Şubat 2000 tarihinde, Danıştay 5. Dairesi ihtilaflı kararnameyi iptal etmiş ve idarenin başvuranın atamasının kamu yararı veya hizmetin gereği açısında gerekli olduğunu gösterecek hiçbir unsur sunmadığı gerekçesiyle kararname tarihinden itibaren istifa tarihine kadar geçen dönem için başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir.
İdare sözkonusu karara itiraz etmiştir.
8 Aralık 2000 tarihinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararın yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
11 Nisan 2003 tarihli bir kararla, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, Danıştay kararını bozmuştur.
3 Mart 2004 tarihli bir kararla Danıştay, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararına uymuş ve başvuranın itirazını reddetmiştir.
Karar başvuranın evine 7 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuranın on üç buçuk yaşındaki kızı tebligat zarfını almış ve alındı belgesini imzalamıştır.
Başvuran, tebliğden ancak 27 Haziran 2004 tarihinde haberi olduğunu iddia etmektedir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesi ile öngörülen makul süre ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın başvurusunu AİHMye altı ay süresi içerisinde sunmadığını savunmaktadır. Hükümet, kararın başvuranın evine 7 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edildiğini ileri sürmektedir. Tebliğ alındı belgesine göre, sözkonusu karar başvuranın kızı tarafından alınmış, dolayısıyla da başvuran söz konusu tarihte kızı aracılığıyla karardan haberdar olmuştur.
Başvuran sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır ve altı ay kuralına riayet ettiğini ifade etmektedir. Başvuran, tebliğinin iç hukuka uygun olarak yapılmadığını zira Danıştay kararının, kendisi evde yokken olayların meydana geldiği dönemde on üç buçuk yaşında olan kızına tebliğ edildiğini belirtmektedir. Başvuran, sözkonusu karardan 27 Haziran 2004 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürmektedir.
Mevcut davada AİHM, tebligatlara ilişkin 7201 sayılı yasanın 22. maddesine aykırı olarak sözkonusu kararın başvurana değil de on sekiz yaşından küçük kızına yapılmış olmasının tartışma konusu olmadığını belirtmektedir. Aynı yasanın 32. maddesini göz önüne alarak, AİHM, konuya ve AİHSnin 35/1 maddesinin amacına uygun olarak altı ay süresinin başvuranın karardan haberdar olduğu tarih olan 27 Haziran 2004 tarihinden itibaren işlemeye başlamasının gerektiği kanaatindedir (bkz, aynı anlamda, Töre-Türkiye, başvuru no: 50744/99, 10 Haziran 2007 ve Büyükdağ-Türkiye, başvuru no: 28340/95, 6 Nisan 2000).
AİHM, başvuranın başvurusunu ileri sürülen tebliği izleyen altı aylık süre içerisinde yaptığını gözlemlemektedir. Hükümet, sözkonusu sorun hakkında görüş bildirmemiş ve başvuranın kararın içeriğinden haberdar olduğu veya olmuş olabileceği tarih hakkında hiçbir bilgi sunmamıştır (sözü edilen Töre).
Dolayısıyla sözkonusu itirazı reddetmek gerekmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, dikkate alınacak dönemin 25 Eylül 1997 tarihinde başlayıp 3 Mart 2004 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, iki dereceli mahkemede üç kere görülen dava için sözkonusu süre altı yıl beş aydan fazla sürmüştür.
AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan pek çok dava incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (sözü edilen Frydlender)
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. İçtihadından çıkan kriterleri dikkate alarak AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.
Bu durumda, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6/2 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
Başvuran, Danıştay kararında, devlet memurluğu görevinden istifa etmesinin ardından gelişen olaylar nedeniyle hakkında başlatılan cezai kovuşturmalara, atıfta bulunulmasının AİHSnin 6/2 maddesi uyarınca masumiyet karinesi ilkesine yönelik bir ihlal oluşturduğu kanaatindedir.
AİHM, Danıştayın kararın gerekçesinde, memurluk görevinden istifa etmesinin ardından başvuranın bir bankada yönetici olarak yaptığı görevlere ilişkin olaylarla ilgili olarak Şişli Cumhuriyet Savcılığına başvuran hakkındaki suç duyurusuna atıfta bulunduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte AİHM, sözkonusu davanın bir ceza davası olmadığını, başvuranın AİHSnin 6/2 hükmü uyarınca sanık durumunda olmadığını da not etmektedir. Nitekim sözkonusu mahkemeler, başvuranın cezai bir suçun faili olup olmadığını ortaya koymaya çalışmamışlardır. İdarenin şüphelerinin meşruluğu ve başvuranın mesleki ehliyeti hakkında bir sonuca ulaşmak ve dolayısıyla ihtilaflı kararnamenin meşruluğunu değerlendirmek için idari mahkemeler üç unsuru tespit etmekle yetinmişlerdir: başvuranın yöneticileri arasında bulunduğu bankanın hileli iflası hakkındaki suç duyurusu, yine hileli iflasa ilişkin olarak açılan iki dava, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından başvuranın imza yetkisinin alınması.
Ulusal makamların, kararlarını, masumiyet ilkesinin yerinin olmadığı idari alanda verdikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, bu bağlamda AİHSnin 6/2 maddesinin uygulanmasına mahal yoktur ve şikayetin bu bölümünün ratione materiae bakımından reddedilmesi gerekmektedir (Moullet-Fransa, başvuru no: 27521/04, 13 Eylül 2007). Dolayısıyla, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca sözkonusu şikayet kabuledilemez niteliktedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, maddi tazminat ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 8.670 Euro talep etmektedir. Başvuran, avukatlık ücreti makbuzunu belge olarak sunmuştur. Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için de 100.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu taleplere itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını tespit etmekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM, başvuranın belli bir manevi zarara maruz kaldığına ve başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AİHM, başvuranın AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun yargılama süresinin uzunluğu kapsamında yapılan şikayete ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edilmesine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. her türlü vergiden muaf tutularak 5.000 Euro (beş bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
ii. her türlü vergiden muaf tutularak yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 17 Şubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy