(AİHS. m. 6, 35, 37) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) TAHSİN ACAR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 19508/05)
Başkan,
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan ve 26 Mart 2013 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi (metinde Mahkeme olarak anılacaktır),
20 Mayıs 2005 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak, Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran, Bayan Ayşe Mine Balkanlı, Türk vatandaşı olup 1979 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir. Mahkeme huzurunda, İzmirde görev yapan avukat Bayan M. Sürücü tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Başvuranın ibraz ettiği şekliyle, davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 26 Aralık 1995 tarihinde, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etme şüphesiyle yakalanmıştır.
Başvuran, 5 Ocak ve 15 Ekim 1996 tarihleri arasında tutuklu olarak yargılanmıştır.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Kasım 2000 tarihinde, başvuranı isnat edilen suçlardan beraat ettirmiştir.
Başvuran 28 Şubat 2001 tarihinde, 466 sayılı kanun uyarınca, 26 Aralık 1995 ve 15 Ekim 1996 tarihleri arasındaki tutukluluğuna ilişkin tazminat talebiyle İzmir Ağır Ceza Mahkemesine dava açmıştır.
Söz konusu mahkeme, 23 Eylül 2002 tarihinde, başvurana manevi tazminat olarak 5.000.000.000 TL (5,000 YTL) ödenmesine karar vermiş, başvuranın maddi tazminat ve faiz taleplerini ise reddetmiştir.
2 Nisan 2003 tarihinde Yargıtay, hükmedilen miktarı aşırı bularak, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Bozma kararının ardından, ilk derece mahkemesi 30 Eylül 2003 tarihinde, manevi tazminat miktarını 4.000.000.000 TLye (4,000 YTL) düşürmüştür. Mahkeme kararında, başvuranın diğer taleplerini bir kez daha reddetmiştir.
Yargıtay, 22 Kasım 2004 tarihinde, kararı onamıştır.
Adli makamlarca hükmedilen tazminat miktarı 4.000 YTL olarak başvurana ödenmiştir.
Başvuran, Mahkeme huzurunda, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesine dayanarak, hakkındaki ceza yargılamalarının adil bir şekilde yürütülmediğini iddia etmiştir. Aynı hükümleri ileri süren başvuran ayrıca, polis tarafından gözaltında tutulduğu sürenin, tutuklu yargılandığı sürenin ve ceza yargılamalarının uzunluğunun aşırı olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 ve 13 maddelerine dayanarak, yerel mahkemenin tazminat davası sırasında sözlü bir duruşma yapmamasından ve buna rağmen yargılamaları makul bir sürede sonuçlandırmamasından şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, yerel mahkemeler tarafından hükmedilen tazminat miktarının, yaşamış olduğu sıkıntıları tazmin etmeye yeterli olmadığından ve bu nedenle 466 sayılı kanun uyarınca ileri sürülen iç hukuk yolunun da etkin olmadığından şikayetçi olmuştur.
Başvuran son olarak, 1 Nolu Protokolün 1. Maddesine dayanarak, tazminat miktarına gecikme faizinin uygulanmaması nedeniyle, lehine hükmedilen miktarın, yargılamaların yürütüldüğü tarihler arasındaki yüksek enflasyon nedeniyle değer kaybettiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, 18 Ocak 2011 tarihinde, 466 sayılı Kanun uyarınca yürütülen yargılamalar sırasında duruşma yapılmamasına ve başvuranın mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına ilişkin olarak, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ve 1 Nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca ileri sürülen şikayetleri Hükümete tebliğ etmeye karar vermiştir.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
A. Sözlü duruşma yapılmamasına ilişkin şikayet
Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesini ileri sürerek, 466 sayılı kanun uyarınca haksız yere tutuklanması nedeniyle tazminatın belirlenmesine ilişkin yürütülen yargılamalar sırasında sözlü duruşmanın gerçekleştirilmemesinden dolayı çekişmeli yargının sağlanamamasından şikayetçi olmuştur.
Hükümet, dostane çözüm müzakerelerinin başarısız sonuçlanmasının ardından 12 Haziran 2012 tarihli yazısı ile Mahkemeye, sözlü duruşma yapılmamasına ilişkin olarak Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca yapılan başvuru kapsamında ileri sürülen hususun çözüme kavuşturulması amacıyla tek taraflı deklarasyon metni düzenlemeyi teklif ettiğini bildirmiştir. Hükümet ayrıca, söz konusu başvurunun Sözleşmenin 37 maddesi uyarınca kayıttan düşürmesini talep etmiştir.
Düzenlenen deklarasyon şu şekildedir:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuran M. Balkanlı ya EUR 1 000 (bin Avro) ödemeyi teklif eder, Mahkeme içtihatları ışığında uygun olduğu düşünülen miktar, masraf ve harcamalarla birlikte maddi ve manevi zararı da karşılayacaktır.
Bu miktarlar, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilecek ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 37 § 1. maddesine uygun olarak verilen Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenecektir. Belirtilen süre içinde ödenmediği takdirde Hükümet, sürenin sona erdiği tarihten söz konusu miktarların fiili olarak ödenmesine kadar geçen süre için, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faizi uygulayacağını taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın kesin bir şekilde sona ermesini sağlayacaktır.
Hükümet, 466 sayılı yasa üzerine başlatılan iç hukuk süreci çerçevesinde duruşma yapılmamasını, Mahkemenin yerleşik içtihadı anlamında Sözleşme nin 6. maddesinin 1. paragrafına aykırılık teşkil etmekte olduğu kanısındadır. (Göç v. Türkiye, (GC), n° 36590/97, 11 Temmuz 2002; Karakoç v. Türkiye, n° 19462/04, 29 Nisan 2008). Hükümet, başvurunun incelenmesinin devamını bu aşamada haklı kılan bir neden bulunmadığını bildirmeye ve Sözleşmenin 37. maddesi uyarınca Mahkemeyi, başvuruyu kayıttan düşürmeye saygıyla davet etmektedir.
Başvuran, 20 Temmuz 2012 tarihli mektubunda, Hükümetin deklarasyon metninde belirttiği miktarın kabul edilemeyecek kadar düşük olduğunu ifade etmiştir.
Mahkeme, Sözleşmenin 37. maddesinde, aynı maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerindeki koşulların oluşması halinde yargılamaların her aşamasında başvurunun kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmak ister. Özellikle 37 § 1 (c) maddesi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkan vermektedir:
Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.
Mahkeme ayrıca, bazı durumlarda, başvuranın, davanın incelenmesine devam edilmesi yönündeki talebine rağmen, davalı Hükümet tarafından düzenlenen tek taraflı deklarasyon metnine dayanarak, 37 § 1 (c) maddesi uyarınca başvuruyu kayıttan düşürebileceğini hatırlatmak ister.
Mahkeme, bu amaçla, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere içtihatlarından doğan ilkeler ışığında, deklarasyon metnini dikkatlice inceleyecektir (Tahsin Acar v. Türkiye (BD), no. 26307/95, §§ 75-77, AIHM 2003-VI; WAZA Spolka z o.o. v. Polonya (k.k.) no. 11602/02, 26 Haziran 2007, ve Sulvvinska v. Polonya (k.k.) no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
Mahkeme, Türkiye ile ilgili birçok davada, 466 sayılı Kanun uyarınca sözlü duruşma yapılmaması hakkındaki şikayetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bkz. örn. Göç v. Turkey (BD), no. 36590/97, AİHM 2002-V ve Şahin Karakoç v. Türkiye, no. 19462/04, § 41, 29 Nisan 2008).
Mahkeme, Hükümet tarafından tanzim edilen deklarasyon metninde yer alan görüşün niteliğini ve teklif edilen tazminat miktarını - benzer davalarda hükmedilen tazminat miktarları ile tutarlıdır- dikkate alarak, başvurunun bu kısmının incelenmesine devam edilmesine gerek olmadığı kanaatindedir (Madde 37 § 1 (c)).
Mahkeme, ayrıca, yukarıda belirtilen düşünceler ışığında ve özellikle de konuya ilişkin açık ve kapsamlı içtihatlar göz önüne alındığında Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı hususunun, başvurunun bu kısmının incelenmesine devam edilmesini gerektirmediği kanaatindedir (Madde 37 § 1 (c) son kısmı).
Bu nedenle, başvurunun bu kısmı, Sözleşmenin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmelidir.
B. Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına ilişkin şikayet
Başvuran, 1 Nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca, hükmedilen tazminat miktarına gecikme faizinin uygulanmaması nedeniyle, lehine hükmedilen miktarın, yargılamaların yürütüldüğü tarihler arasındaki yüksek enflasyon nedeniyle değer kaybettiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, söz konusu şikayetin, yerel mahkemelerce ifa edilen yargılamaların ve adli makamların değerlendirmelerinin sonuçlarına ilişkin olduğunu not etmektedir. Ancak, Mahkeme, yerel bir mahkemenin kararının dışında başka bir karara ulaşmasına neden olan olayları kendisi değerlendirememektedir; aksi takdirde Mahkeme dördüncü derece mahkemesi olarak hareket etmiş olur.
Mahkeme ayrıca, yargılamaların Yargıtayın 22 Kasım 2004 tarihli kararı ile sona erdiğini ve hükmedilen tazminatın yaklaşık beş aylık bir gecikmeyle 20 Nisan 2005 tarihinde başvurana ödendiğini not etmektedir. Mahkeme, Akkuş v. Türkiye (9 Temmuz 1997, § 35, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997-IV) kararında başvurulan hesaplama yöntemine dayanarak, ilk derece mahkemesinin kararının kesinleştiği tarihte, başvurana 4.000.000.000 TL (4.000 YTL) ödenmiş olması gerektiğini not etmektedir. Ödeme tarihinde, toplam tazminat miktarı 4.080 YTL olmalıdır. Toplam tazminat miktarının yaklaşık %99.98i olan 4.000 YTL başvurana ödenmiştir.
Mahkeme, Abacı v. Türkiye ((k.k.), no. 65714/01, 7 Mart 2002) davasında ulaştığı bulgular ışığında, yukarıda belirtilen miktarlar arasındaki küçük farkın (%5ten az), Mahkeme ve yerel makamlarca başvurulan hesaplama yöntemlerinden kaynaklanabileceğini değerlendirmektedir. Bu koşullarda, Mahkeme, başvurana ödenmiş olan toplam miktarın, tazminat miktarını tam olarak teşkil etmese de, yeterli olduğu görüşündedir (bkz. Şahin Karakoç, yukarıda anılan, § 61).
Yukarıdakiler göz önüne alındığında, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35 §§ 1, 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C. Diğer şikayetler
Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulmasının ve tutuklanmasının kanuna aykırı olmasından ve bu sürelerin aşırı uzun olmasından şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca Sözleşmenin 6 § 1 ve 13 maddeleri uyarınca, aleyhinde yürütülen ceza yargılamalarının adil olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, ceza yargılamalarının ve 466 sayılı Kanun uyarınca, haksız yere tutuklanması nedeniyle tazminat talep etmesi üzerine başlatılan yargılamaların aşırı uzun sürdüğünü iddia etmiştir. Başvuran son olarak, 1 Nolu Protokolün 1. maddesine dayanarak, maddi tazminat ve yasal faiz oranının uygulanması taleplerinin reddedilmesi nedeniyle, yerel mahkemeler tarafından hükmedilen tazminat miktarının, yaşamış olduğu sıkıntıları tazmin etmeye yeterli olmadığından şikayetçi olmuştur.
Mahkeme, elindeki tüm materyaller ışığında ve yetkisi dahilinde olan şikayetler hususunda, başvurunun bu kısmının yukarıda ileri sürülen Sözleşme maddelerinden herhangi birinin ihlaline yol açmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca, bu şikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, Sözleşmenin 35 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez olduğunu ve 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Bu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle,
Davalı Hükümetin deklarasyon metninde yer alan koşulları ve yine aynı metinde dile getirilen taahhütlere uyulmasını temin eden usulleri dikkate alır;
Başvuruyu, 466 sayılı Kanun uyarınca başlatılan yargılamalarda sözlü bir duruşmanın gerçekleştirilmemesine ilişkin şikayet ile ilgili olan kısmından ötürü, Sözleşmenin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürmeye karar verir;
Başvurunun geri kalanını kabul edilemez olarak nitelendirir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy