(AİHS m. 2, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (211 S. K. m. 26) (ABDULLAH YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (KILINÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SÜLEYMAN ÇİÇEK - TÜRKİYE DAVASI) (LÜTFİ DEMİRCİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 20245/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
9 Kasım 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20245/05) nolu davanın nedeni on bir T.C. vatandaşı ve sırasıyla 2003, 1939, 1965, 1968, 1979, 1980, 1984, 1993, 1987, 1950 ve 1998 doğumlu, Vanda ikamet eden Serdar Yiğit, Mustafa Baysan, Mehmet Baysan, Ahmet Baysan, Menduh Baysan, Nihat Baysan, Engin Baysan, Özgür Baysan, Sevil Yiğit, Hanife Baysan ve Aynur Baysanın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 20 Mayıs 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Van Barosu avukatlarından B. Şenol tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Hanife Baysan ve Mustafa Baysan 27 Temmuz 2003 tarihinde vefat eden Mevlüt Baysanın anne ve babası, Sevil Yiğit eşi, Serdar Yiğit oğlu, Aynur Baysan kız kardeşi ve diğer başvuranlar ise erkek kardeşidir.
A. Mevlüt Baysanın ölümü ve soruşturma açılması
Mevlüt Baysan (Mevlüt) 27 Mayıs 2003 tarihinde Tuncelinin Ovacık İlçesinde askerlik görevine başlamış, 51. Piyade Taburundaki askeri eğitimine başlamadan evvel psikolojik testleri de içeren bir dizi sağlık kontrolünden geçmiştir.
28 Mayıs 2003 tarihli raporda adı geçen evli ve çocuğunun olmadığını, içki ve sigara içmediğini, uyuşturucu madde kullanmadığını beyan etmiştir. Mevlüt ayrıca ne ailevi ne de başka bir sorununun olduğunu belirterek, mali durumunun yerinde, sağlık durumunun iyi olduğunu ve askerliğe elverişli bulunduğunu beyan etmiştir.
Mevlüt 27 Temmuz 2003 tarihinde ölü bulunmuştur.
Aynı gün özellikle cumhuriyet savcısı ve bir doktor huzurunda olay yeri ve ölüm tutanağı düzenlenmiştir. Olay yeri krokisinde maktulün yatış pozisyonu tespit edilip, kaza yeri hakkında bilgi edinilmiştir. Buna göre G-3 tipi bir tüfek, bir kovan, iki şarjör ve otuz dokuz mermi bulunmuştur. Mevlütün G-3 tipi tüfekten baş hizasına ateş edilmesi sonucu hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Ölüm nedeni belli olduğundan klasik otopsi düzenlenmemiştir.
Bu olay üzerine er M.Ö. dinlenmiştir. Adı geçen Mevlütün üzerine atladığını ve intihar girişiminde bulunmak için silahını almaya yeltendiğini ifade etmiştir.
Olay yerinde kavga edildiğini gösterir ve verilen bu ifadeyi doğrular herhangi bir ize rastlanmamıştır.
28 Temmuz 2003 tarihinde cezai soruşturma kapsamında askeri savcı Mevlütün ölümüne yol açan silahın balistik incelemesinin yapılmasını istemiştir. Balistik incelemede kimi eksiklikleri bulunmasına karşın söz konusu silahın işleyişini ve ateşlemesini engelleyecek bir durumun olmadığı ifade edilmiştir.
Askeri komutanlıkta da bir iç soruşturma başlatılmıştır. Er M.Ö. ifadesine yeniden dönmüş, nöbetteyken Mevlütün yanına geldiğini, komutanın M.Ö. yü görmek istediğini ve nöbeti kendisinin devralacağını söylediğini, bunun üzerine silahını Mevlüte teslim edip gittiğini söylemiştir. M.Ö. bir patlama sesi duyduğunu, geriye döndüğünde Mevlütün kafasına bir el ateş ederek intihar ettiğini anladığını ifade etmiştir.
Bu soruşturma sonucunda, Garnizon Komutanlığının talebi üzerine diğerlerinin yanı sıra idari soruşturma komisyonu tarafından «olayların değerlendirilmesi raporu» düzenlenmiştir.
25 Ekim 2004 tarihinde Malatya Askeri Mahkemesi cezai soruşturmadaki eksikliklerin tamamlandığı gerekçesiyle, 30 Aralık 2003 tarihinde muhakemenin men-i kararı vermiştir.
B. Disiplin soruşturması
Nöbet yerini ve silahını Mevlüte bırakması ve bunun sonucunda intihar etmesi nedeniyle er M. Ö. bir disiplin soruşturmasına tabi tutulmuştur.
Adı geçen 30 Eylül 2003 tarihinde Kara Kuvvetleri Hozat Disiplin Mahkemesi tarafından dinlenmiş, 45 günlük hürriyetinden yoksun bırakılma disiplin cezası verilmiştir.
Yapılan itirazın reddedilmesini müteakip bu karar nihai hale gelmiş ve 6 Ekim 2003 tarihinde infaz edilmiştir.
C. İdari tazminat süreci
1. Yaşlı aylığının bağlanması isteği
Başvuranlar 22 Eylül 2003 tarihinde Emekli sandığı genel müdürlüğüne giderek yakınlarının zorunlu askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybetmesi nedeniyle kendilerine aylık bağlanması talebinde bulunmuştur.
Emekli sandığı 8 Şubat 2005 tarihinde 30 Aralık 2003 tarihli muhakemenin men-i kararına atıfta bulunarak bu talebi reddetmiştir.
2. Maddi ve manevi tazminat talebi
23 Eylül 2003 tarihli başvuruya paralel olarak başvuranlar yakınlarının zorunlu askerlik hizmetini yaptığı esnada yaşamını yitirmesi nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması bakımından Savunma Bakanlığından maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
Başvuranlar Savunma Bakanlığından herhangi bir yanıt alamamıştır.
Başvuranlar 19 Aralık 2003 tarihinde Askeri Yüksek İdari Mahkemeye giderek Savunma Bakanlığı aleyhinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
Askeri Yüksek İdari Mahkeme 15 Aralık 2004 tarihli bir karar ile esas olarak 30 Aralık 2003 tarihli kararı dayanak göstererek başvuranların bu talebini reddetmiş, ayrıca intihar olayının kaynağı olaylar ile idari yönetime yüklenilebilecek kusurlar arasında hiçbir nedensellik bağının bulunmadığı neticesine varmıştır.
İdari Mahkeme 23 Mart 2005 tarihinde başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 2. maddesine atıfta bulunan başvuranlar yakınlarının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada hayatını kaybettiğinden yakınmakta ve er M.Ö.nün silahını yakınlarına emanet etmesiyle ihmalkar davrandığını öne sürmektedir. Başvuranlar ayrıca yetkililerin yakınlarının intihar edebileceği olasılığı üzerinde hiç durmadıklarından şikayetçi olmakta, katilin M.Ö. tarafından çağrılmış olabileceğini iddia etmektedir. Başvuranlar her halükarda Mevlütün kendini öldürdüğü farz edilse bile, askeri operasyondan döndüğünden beri psikolojik sorunların kurbanı olduğunu ve askeri yetkililerin bu sorunları görmezlikten gelerek Mevlütün intihar etmesini engelleyecek gerekli önlemleri almadıklarını ileri sürmektedir.
AİHSnin 6. ve 13. maddesine atıfta bulunan başvuranlar Mevlütün ölümü hakkında sürdürülen soruşturmanın yetersiz ve etkisiz olduğunu, ölümüne ilişkin koşulların henüz aydınlatılamadığını ifade etmektedir. Başvuranlar ayrıca askeri savcının hiçbir zaman ifadelerin alınmasına başvurmadığından şikayetçi olmaktadır.
Dava olaylarının hukuki değerlendirmesini yaparken Mahkemenin başvuranlar veya Hükümetlerin konumuna kendisini koyamayacağının altını çizen AİHM, başvuranlar tarafından öne sürülen bu şikayetlerin AİHSnin 2. maddesinin usul ve esası bakımından inceleneceğine itibar etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesi öne sürmemiştir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Tarafların görüşleri
Başvuranlar yakınlarının Devletin sorumluluğunda bulunduğu sırada zorunlu askerlik eğitimini yaparken hayatını kaybettiğini iddia etmekte, bu bağlamda intiharına engel olacak gerekli tedbirlerin alınmadığından ve yetkililerin er M.Ö.nün öldürdüğü savını hiçbir surette göz önünde bulundurmadıklarından şikayetçidir. Başvuranlar yürütülen ceza soruşturmasının dava olaylarının aydınlatılmasına ve sorumluların ortaya çıkarılmasına engel teşkil eden eksiklikleri içerdiğini iddia etmektedir.
Hükümet başvuranların iddiasına karşı çıkmakta ve yetkililerin Mevlütün intiharındaki sorumluluklarını reddetmektedir. Hükümet bu bağlamda silahaltına alınanların fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına değin mekanizmanın gerektiği gibi işlediğini ifade etmektedir.
Askere çağrılmalarından önce silahaltına alınanların olası bütün sağlık sorunları kontrolden geçmektedir. Büyük şehirlerde askerlik şubelerinde askerliğe elverişliliğin tespitinde bir psikiyatr hazır bulunmaktadır. Kırsal bölgelerde ise köy muhtarları evveliyatında kimi özel sağlık sıkıntısı çekenleri, gerektiğinde tespit edilecekleri yetkililere bildirmektedir. Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasındaki bir protokole göre sağlık kurumları askere alınacak kişilerin sağlık bilgileri hakkında askerlik şubelerine bilgi vermek durumundadır. Asker adayları psikolojik sorunları olanlar ve/veya sağlık raporu bulunan ve askeri hastanelerde psikiyatrik kontrolden geçirilmek üzere gönderilenler diye ikiye ayrılmaktadır.
Eğitim birliğine gelmelerinden sonra, silahaltına alınacaklar on beşinci günde davranış analizi testine tabi tutulmakta; sorunları olanlar sağlık merkezlerine gönderilmekte ve durumları takip edilmekte, dışarı ile olan bağlantıları desteklenmekte ve gerekli iletişim olanakları sunulmaktadır. Ailevi ve kişisel problemleri olanlar düzenli bir biçimde kontrol altına alınmakta, buna bağlı çevresel faktörlerin gelişimi kademeli olarak değerlendirilmektedir. Askere çağrılanlar bu hizmeti yerine getirebilecek psikolojiye muktedir kişilerin kontrolü altındadır.
Askerliğin yapılacağı asıl birliklerine intikal etmelerinin ardından, düzenli tıbbi ve psikolojik istişareleri içeren sisteme dahil olunmaktadır ve her askerin dilediğinde bir doktora görünme hakkı bulunmaktadır; askeri birliğe katılmadan evvel şizofreni, depresyon gibi sıkıntıları olanlar ve/veya uyuşturucu madde bağımlıları yakın gözetime alınmakta ve düzenli aralıklarla askere alınan herkese uygulandığı üzere bu görevinin üstlenilmesi gereken ağır sorumluluklarının bulunduğu konusunda disipline tabi tutulmaktadır. Sözü edilen bu kişiler gerektiği takdirde, askerlik görevi sırasında veya bitiminde rehabilitasyon merkezlerine gönderilmektedir. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları bulunanlara askerlik görevlerini yaptıkları sırada refakat edilmekte, gerektiğinde askerlik hizmeti yeterliliğinin psişik tespiti açısından yakınlarına çağrı yapılmaktadır.
Profesyonel muvazzaf subay ve astsubaylar çeşitli olay ve kazaları önleyecek şekilde eğitim görmektedir. Komutanlar birliklerindeki askerlerin karakteristik özelliklerini tanımak ve ona uygun bir çerçeve yaratmak zorundadır. Personel bünyesinde diyalog ve işbirliği teşvik edilmekte, birliklerin moral ve disiplin düzeyini artıracak, ki buna ödüllendirme de dahildir, gerekli bütün önlemler alınmaktadır. Yasal izinler önceden belirlenmekte ve boş vakitleri hoş geçirtecek etkinlikler düzenlenmekte, askerlerin sosyal ilişkilerinin güçlendirilmesi için çaba harcanmaktadır. Şahsi olarak küfretmek ve kötü muamelede bulunmak yasaklanmış olup, bunu yapanlar cezalandırılmaktadır.
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinin İç Hizmet Kanununun 26. maddesi uyarınca komutana dile getirilecek şikayet üzerine her askerin hak ve özgürlükleri kısıtlanabilmektedir.
Hükümet bu başvuruda, askerlik hizmeti süresince bütün bu kurallara riayet edildiğini ve kazalardan kaçınılması için gerekli bütün tavır ve tutumların ve kaza anında yapılacak uygulamaların başvuranların yakınları da dahil imza karşılığında askerlerin tamamına bildirildiğini ifade etmektedir.
Hükümet bu elim kazanın meydana gelmesinden önce başvuranların yakınlarının yetkililerin alarma geçmelerini gerektirecek herhangi bir kritik durumu bildirmediklerini ve adı geçenin dosyasının intihar girişiminde bulunmasını gerektirecek hiçbir ailevi, sosyal ya da tıbbi geçmişi içermediğini dile getirmektedir. 211 sayılı Kanunun 26. maddesinde öngörüldüğü üzere asker komutanına üstleri tarafından kınayıcı bir eylemden şikayetçi olmamıştır.
Hükümete göre Mevlütün intiharında yetkililere yüklenilebilecek herhangi bir sorumluluk bulunmamaktadır.
Hükümet soruşturmanın savcı ve askeri mahkeme tarafından titiz bir çalışmayla yürütüldüğünü ve cezai ve idari başvuru yollarının etkililiğinin herhangi bir eleştiriye mahal vermediğini vurgulamaktadır.
Başvuranlar Hükümetin savına itiraz etmekte ve şikayetlerini yinelemektedir.
2. AİHMnin takdiri
a) Esas bakımından
AİHSnin 2. maddesinin Devletlere üçüncü şahısların tehdit ve eylemlerine (Bkz. Osman-Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998) ve kendi yetkisine tabi kişilerin davranışlarına karşı bireyin korunması için gerekli bütün tedbirleri almak yönünde pozitif bir yükümlülük getirdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Keenan-Birleşik Krallık no: 27229/95). Zorunlu askerlik hizmeti için de tartışma götürmez bir şekilde geçerli olan bu yükümlülük devletlere etkili önlem almak için yasal ve idari bir çerçeve oluşturma asli görevini getirmektedir (Bkz, (Alvarez Ramon-İspanya, başvuru no: 51192/99, Abdullah Yılmaz-Türkiye no: 21899/02, 17 Haziran 2008).
Mevcut başvuruda, AİHM dosyada bir intihar olasılığının öngörülmesini gerektirecek herhangi bir unsurun yer almadığını anımsatır. AİHM, bununla birlikte bu davada yürütülen soruşturmanın yoğunluğunu azaltacak birtakım boşlukları (bunlara AİHSnin 2. maddesinin usul bakımından incelenmesinde değinilecektir) da içerdi ğini not eder. AİHM diğer yandan sözkonusu bu boşlukların tek başına Devlet hakkında karine oluşturamayacağına itibar etmektedir (sözü edilen Salgın). Kazayı çevreleyen koşulların tamamı ışığında, AİHM Mevlütün hayatının üçüncü kişilerin davranışlarının tehdidi altında olduğunu gösterir bir durumun sözkonusu olmadığına itibar etmektedir. Asker hakkında edinilen bütün bilgiler bir spekülasyona yol açacak şekilde kasti bir davranışın kurbanı olduğu yönündedir. AİHM ayrıca intihar olayının yetkililerin bilgisinde olduğu iddiasına mahal verecek herhangi bir neden görememektedir.
Geriye, askeri yetkililerin Mevlütün ölümüne yol açan gerçek riski bilip bilmediklerinin veyahut bildikleri takdirde, bu riski bertaraf edecek gerekli tüm önlemleri almak için yeterince bekleyip beklemediklerinin irdelenmesi kalmaktadır (Bkz. Kılınç-Türkiye no: 40145/98, 7 Haziran 2005 ve sözü edilen Keenan kararı).
Mahkemeye sunulan unsurlar ışığında, AİHM öncelikli olarak Mevlütün askerlik görevinin başlangıcında tıbbi ve psikolojik incelemeye tabi tutulduğunu ve kendisine özel ihtimam gösterilmesini gerektirecek hiçbir özel davranışı sergilemediğini gözlemlemektedir. Mevlütün diğer askerlerin ve üstlerinin küçük düşürücü muamelelerine maruz kalmadığına herkes hemfikirdir ve askerliğinin ilk aylarındaki normal seyreden tavır ve davranışları bunun bir kanıtıdır. AİHM, Mevlütün en azından yakın arkadaşlarından birinin askeri bir operasyon sırasında hayatını kaybettiği 5 Temmuz 2003 tarihine kadar yakın ve özel bir gözetim altına alınmasını gerektirecek bir durumun oluştuğuna ikna olmamıştır. Bu olay onda belirli bir psikolojik hassasiyet yaratmış, uykusuzluk sorunu baş göstermiş ve içine kapanmıştır. Bu nedenle komutan Mevlütü dispansere göndermiş fakat adı geçen kabul etmemiştir. Komutan ayrıca «mutfak» görevi vermiş, fakat Mevlüt askerlik haricindeki işleri kabul etmemiştir. AİHM askeri yetkililerin aldıkları bir dizi yerinde tedbirin Mevlütün içinde bulunduğu psikolojik belirsizliğin asıl nedeninin ortaya çıkarılmasına öncelik verilmesi amacını taşıdığı kanısındadır. Psikolojik durumu hakkında net bir teşhis konulabilseydi, bahse konu bu durumu daha sağlıklı biçimde değerlendirmek mümkün olabilecekti. Bununla birlikte, davanın koşullarında, AİHM ulusal yetkililer nazarında, gerçek anlamda bir riskin ve yaşamına son verecek tutum ve davranışların yokluğunda, Mevlüt öngörülemeyen psikolojik depresyonla kendisini intihara sürüklemiştir. Başka bir ifadeyle, 5 Temmuz 2003 tarihli olay ile ilgili olarak hukuki hatalar yapmakla ve dikkatsizlikle, bu durumu önleyememekle itham edilen Mevlütün üstlerine dava dosyasında yer alan deliller ve AİHSnin 2. maddesinden ileri gelen kıstaslar bakımından yüklenilebilecek aşırı bir yük bulunmamaktadır.
Bu nedenle AİHSnin 2. maddesi esas bakımından ihlal edilmemiştir.
b) Usul bakımından
AİHM mevcut başvuruya benzer davalarda yaşam hakkının usul bakımından korunmasının ölüm olayını çevreleyen koşulların belirlenmesini, sorumluların bulunmasını da içeren yansız bir soruşturmanın yapılmasını kapsadığını hatırlatır (Bkz. Çiçek-Türkiye kararı, no: 67124/01, 18 Ocak 2005).
Bu bağlamda AİHM, ilgili yetkililerin resen harekete geçmelerinin, maktulün yakınlarının resmi bir soruşturma başlatmaya ve soruşturma sürecindeki sorumluluğu üstlenmeye öncelik vermelerinin önüne geçmeleri açısından önem arz ettiğini anımsatır. Ayrıca, sözkonusu kişilerin meşru çıkarlarının korunması için gerekli önlemin alınması adına sürecin her aşamasında yer almaları gerekir (sözü edilen Salgın).
AİHM bu başvuruda, Mevlütün öldüğü gün resen cezai bir soruşturmanın başlatıldığını, bunun idari soruşturmayla tamamlandığını gözlemlemektedir. Soruşturma makamlarının olayların gidişatının açıklığa kavuşturma istekleri şüpheye yer bıraksa da bir inceleme konusunu teşkil edecek temel önemli unsurlar yer almamaktadır. Bunun yanı sıra, savcılık tarafından hukuki bilginin tamamlanması talebi üzerine, Malatya Askeri Mahkemesinin ele aldığı soruşturmanın yetersiz olduğu yönünde dosyada hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Mahkemenin bu doğrultuda bir talebi olduysa da dosyada bu durumu teyit edecek hiçbir bilgi yer almamaktadır.
AİHM ayrıca er M.Ö.ye bu olayın meydana gelmesinde yüklenilebilecek kimi hatalar olsa da bunlar sonuca ulaşmamıştır.
AİHM son olarak, başvuranların uygulamada soruşturmadan bertaraf edildiklerini ve soruşturma aşamasına dahil olmadıklarını hatırlatır. Başvuranlar muhakemenin men-i kararı verilmeden önce bile bir hakim tarafından dinlenme imkanını elde edememişlerdir.
Yukarıda bahse konu bu eksiklikler bütün olarak ele alındığında, AİHMnin yürütülen soruşturmanın «etkili» olmadığı sonucuna varması açısından yeterli sayılmaktadır.
Bu nedenle, AİHSnin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6. ve 13. maddesine atıfta bulunan başvuranlar Askeri Yüksek İdari Mahkemesi önünde maddi ve manevi tazminat elde edemediklerinden şikayetçidir. Başvuranlar bu bağlamda, aldığı kararların temyize elverişli olmaması dolayısıyla bu yargı makamının bağımsız ve tarafsız olmadığını öne sürmektedir.
Başvuranların sunduğu haliyle şikayetleri inceleyen AİHM, yukarıda dile getirilenler ışığında ve özel diğer unsurların bulunmayışında bu şikayetleri dayanaktan yoksun olarak nitelendirmekte ve AİHSnin 35/3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır (Bkz. Yavuz-Türkiye no: 29870/96, 25 Mayıs 2000).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHSnin 41. maddesi çerçevesinde başvuranlar Serdar Yiğit, Mustafa Baysan, Sevil Yiğit ve Hanife Baysan maddi tazminat olarak 30.000 Euro, diğer başvuranların her biri 10.000 Euro talep etmektedir.
Manevi tazminat ile ilgili olarak, Serdar Yiğit ve Sevil Yiğitin her biri 30.000 Euro, Mustafa Baysan ve Hanife Baysanın her biri 20.000 Euro talep etmektedir. Diğer başvuranların her biri 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Başvuranların her biri yargılama giderleri için 1.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM öne sürülen tazminat ile AİHSnin ihlali arasında bir illiyet bağının olması gerektiğini ve adil tatminin gerektiğinde uğranılan mali kaybı da içerdiğini hatırlatır (Bkz. Lütfü Demirci vd.-Türkiye kararı no: 28809/05, 2 Mart 2010 ve Kavak-Türkiye no: 53489/99, 6 Temmuz 2006). Bununla birlikte AİHM, başvuranların Mevlüt Baysan tarafından iletildiği şekliyle maddi desteğin ne olduğu konusuna herhangi bir açıklama getirmediklerini ve bu bağlamda kanıtlayıcı bir belge sunmadıklarını gözlemlemektedir. Sonuç itibarıyla AİHM, başvuranların maddi tazminat talebini reddetmektedir.
Manevi tazminata ilişkin AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuranlar Sevil Yiğit ve Serdar Yiğite ortaklaşa 18.000 Euro, Hanife Baysan ve Mustafa Baysana ortaklaşa 12.000 Euro ve diğer başvuranlara ortaklaşa 9.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
Yargılama masraf ve giderleri konusunda AİHM, yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebileceğini anımsatır (Bkz. Bottazzi-İtalya no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya no: 37645/97, 1 Ekim 2002). AİHM mevcut başvuruda, başvuranların yargılama masraf ve giderlerine ilişkin herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadıklarını belirterek bu yöndeki talepleri reddetmektedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, AİHSnin 2. maddesi hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Bire karşı altı oyla, AİHSnin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;
3. Oybirliğiyle, AİHSnin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle,
a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlar Sevil Yiğit ve Serdar Yiğite ortaklaşa 18.000 (on sekiz bin) Euro, başvuranlar Hanife Baysan ve Mustafa Baysana ortaklaşa 12.000 (on iki bin) Euro ve başvuranlar Mehmet Baysan, Ahmet Baysan, Menduh Baysan, Nihat Baysan, Engin Baysan, Özgür Baysan ve Aynur Baysana ortaklaşa 9.000 (dokuz bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle, adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddinde;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 9 Kasım 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy