(AİHS. m. 6, 10, 11, 29, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 3, 25, 26, 42, 51, 66, 90) (4688 S. K. m. 6, 20) (TÜRKİYE BİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SOSYALİST PARTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (VOGT - ALMANYA DAVASI) (KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (ZANA - TÜRKİYE DAVASI) (SAVGIN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 20641/05)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2012
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup sekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
3 Temmuz 2012 tarihinde
Başkan,
Françoise Tulkens,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Isab ell eB erro-Lefèvre,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
HelenKeller,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Daire Yazı İşleri Müdür yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde 28 Ağustos 2012 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 20641/05) davada, T.C hukukuna bağlı bir sendika, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası - « Eğitim-Sen » (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 3 Haziran 2005 tarihinde yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, Ankarada görev yapan Avukat A. Sayılır tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuran, Sözleşmenin 6. 10. ve 11.maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
4. Başvuru, 6 Kasım 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Sözleşmenin 29. maddesinin 1.paragrafı gereğince Dairenin, davanın kabul edilebilirliği ve esası konusunda aynı anda karar vermesi kararlaştırılmıştır.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) (Sendika) 13 Ocak 1995 tarihinde Ankarada kurulmuştur. Bu sendika tarafından verilen bilgilere göre, sendikanın 167.000 üyesi bulunmaktadır ve 90 şubesi olup 430 il ve ilçede örgütlenmiştir. Uluslararası Eğitim (IE, Eğitim Enternasyonal) üyesi olan Kamu İşçileri Konfederasyonuna (KESK) bağlıdır.
6. Sendika, 15 Eylül 2001 tarihinde tüzüğünün 2. maddesinin b) fıkrasını aşağıdaki şekilde değiştirmiştir:
(Eğitim-Sen) Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi anadilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunur.
A. Birinci kapatma davası
7. Ankara Valisi, 15 Şubat 2002 tarihinde başvurana tüzüğünde bulunan Anadilinde ifadesini Anayasanın 3 ve 42. maddelerine ve 4688 sayılı kanunun 1. ve 20. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle tüzüğünden çıkarmasını istemiştir.
8. Başvuran, valiliğe aşırı yoğun bir çalışma döneminde olduğunu ve tüzüğünü en geç 30 Haziran 2002 tarihine kadar değiştireceğini bildirmiştir.
9. Ankara Valisi, 29 Mart 2002 tarihinde 4688 sayılı kanunun 37. maddesi uyarınca başvuran hakkında tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasının ifadeleri değiştirmediği gerekçesiyle kapatma davası açılması istemiyle Ankara Cumhuriyet Savcısına başvurmuştur.
10. Başvuran, 3 Temmuz 2002 tarihinde tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasını aşağıdaki şekilde değiştirmiştir:
« (Eğitim-Sen) toplumun tüm bireylerinin kendi anadilinde eğitim görmesini ve kültürlerinin gelişmesinden yararlanma hakkını savunur»
11. Cumhuriyet savcısı, 16 Temmuz 2002 tarihinde valinin kapatma talebini yeterli belge ve suç teşkil edecek delik olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, kararında bir taraftan başvuranın tüzüğünün bireylerin kendi anadillerinde eğitim almaları hakkı konusunu ilgilendiren 2.maddesinin b) fıkrasını değiştirdiğini, diğer taraftan kamuoyunda ve siyasal partiler içinde bu konuda yoğun tartışma olduğunu ve bu konunun Parlamentonun gündemine getirileceğini belirtmiştir. Sonuç olarak, bu koşullarda başvurana karşı kapatma davası veya yönetim kurulu üyeleri hakkında ceza davası açmanın uygun olmadığı kanaatine varmıştır.
12. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Bakanlık), 15 Ekim 2002 tarihinde başvuranı 3 Temmuz 2002 tarihinde değiştirilmiş tüzüğünün incelenmesi sonucunda 4688 sayılı kanunun ilgili maddelerine uygun olduğunu bildirmiştir ve ihtilaf konusu maddenin artık kanuna aykırı olmadığı sonucuna varıldığını ifade etmiştir.
B. İkinci kapatma davası
13. 27 Genel Kurmay Başkanlığı, Haziran 2003 tarihinde başvuranın tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasının 3 Temmuz 2002 tarihindeki değiştirilmiş haliyle Anayasanın 3. ve 42. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Bakanlıktan başvurana karşı gerekli tedbirleri almasını talep etmiştir.
14. Bakanlık, 15 Temmuz 2003 tarihinde Ankara Valisinden başvuranın tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrası hükümlerinin 4688 sayılı kanunun 6. maddesi açısından incelenmesini istemiştir.
15. Ankara Valisi, 28 Ekim 2003 tarihinde başvurandan tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasındaki anadilinde eğitim görme ifadelerini çıkarmasını istemiştir.
16. Ankara Valisi, 12 Nisan 2004 tarihinde başvuranın tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrası hükümlerine dayanarak Ankara Cumhuriyet Savcısına yeni bir kapatma davası açılması talebinde bulunmuştur. Vali, her ne kadar 14 Ekim 1983 tarihli Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında 2923 sayılı Kanunda Türk vatandaşlarının değişik dillerde eğitimi öngörülse de, başvuranın tüzüğünün 2. maddesinde Türk dilinden başka bir dilde eğitim öngörüldüğünden dolayı bu kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
17. 10 Temmuz 2004 tarihinde Ankara Cumhuriyet savcısı Eğitim-Sen yönetim Kurulunun 7 üyesi hakkında dava açmıştır. Bu dava çerçevesinde savcılık aynı zamanda tüzüğünden dava konusu ibareleri kaldırmadığı gerekçesiyle 4688 sayılı kanunun 37. Maddesine istinaden başvuranın kapatılmasını talep etmiştir.
18. 4688 sayılı kanuna göre, başvuranın kapatılma talebi konusunda karar verme konusunda Ankara İş Mahkemesi yetkili olmuştur.
19. Ankara İş Mahkemesi, 13 Temmuz 2004 tarihinde 4688 sayılı kanunun 6. maddesine dayanarak başvurana tüzüğündeki ihtilaf konusu maddede gerekli değişikleri yapması için altmış günlük bir süre tanımıştır.
20. Ankara İş Mahkemesi, 15 Eylül 2004 tarihli bir kararla, kapatma davası açmayı reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde özellikle, Eğitim-Senin tüzüğünün ilgili maddelerinin milletin ve devletin ne milli ve toprak bütünlüğünü ne de Türkiye Cumhuriyetinin mevcut sınırlarını tehlikeye atmadığını belirtmiştir. Eğitim-Senin ihtilaf konusu maddesi hükümlerinin Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğüne karşı olan muhalifler tarafından kullanılabileceği yönünde hiçbir kanuna aykırı eylemini görmediğini ifade etmiştir. Anayasanın 90. maddesine ve Sözleşmenin 10 ve 11. maddelerine dayanarak, Mahkeme aynı zamanda Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine kendi yorumunu getirmiştir. Bu konuda ifade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu toplumun temelini oluşturduğunu ve bu özgürlüğün demokratik toplumların ilerlemesi ve her bireyin gelişimi için gerekli koşul olduğunu belirtmiştir. Bu özgürlük olmadan, demokrasi olmayacağının altını çizmiş ve sonuç olarak Eğitim-Senin tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrası hükümlerinin Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine aykırı olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme, ayrıca sendikaya kanuna uyması için altmış günlük süre tanıyan 4688 sayılı kanunun 6. maddesinin 8. paragrafının 4688 sayılı kanunun hedefi ışığında yorumlanması gerektiğini kaydetmiştir. Mahkemeye göre, sendika kendine tanınan süre içinde kanuna uymasa dahi, talebin haklılığının incelenmesinin ve davanın esası konusunda karar vermek yetkisinin kendine ait olduğunu ileri sürmüştür.
21. Cumhuriyet Savcısı, 29 Eylül 2004 tarihinde bu kararı temyiz etmiştir.
22. Yargıtay, 3 Kasım 2004 tarihli bir kararla Ankara İş Mahkemesinin 4688 sayılı kanunun 6. maddesinin 8. paragrafına uygun ve doğru biçimde uygulamadığı gerekçesiyle 15 Eylül 2004 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay, bu maddenin takdir hakkı bırakmadığı ve sadece sendikanın kanunun hükümlerine altmış gün içinde uymadığı takdirde kapatılmasını öngördüğü değerlendirmesinde bulunmuştur. Dolayısıyla Eğitim-Senin kendine vali ve mahkeme tarafından tanınan süre zarfında kanuna uymadığı takdirde kapatılmasının gerektiği sonucuna varmıştır.
23. Ankara İş Mahkemesi, 21 Şubat 2005 tarihli bir kararla Yargıtayın 3 Kasım 2004 tarihli kararına karşın kararında direnmiş ve ilk kararını yinelemiştir. Mahkeme, gerekçe olarak 15 Eylül 2004 tarihli kararının gerekçesine atıfla AİHMnin siyasal partilerin kapatılması konusundaki içtihadına ve özellikle Birleşik Komünist Partisi ve Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) ile ilgili kararlarını dikkatlere sunmuştur. Mahkeme, ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin resmi dilinin Türkçe olduğunu Anayasanın 66. maddesine göre, Cumhuriyete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğunu kaydetmiştir. Resmi dil haricinde, başka bir dil öğrenmenin kanuna aykırı bir eylem ve davranış olmadığını, bu tarz davranışların Türkiye Cumhuriyeti Devletine bağlılığın delili olduğunu değerlendirmiştir. Mahkeme, resmi dilin Türkçe olduğunu ve başka bir resmi dil olmadığını ifade etmekte, durum böyleyken ülkenin resmi dili haricinde başka diller öğrenilmesinin engellenmemesi gerektiğini kaydetmiştir. Mahkeme, önceki gerekçesinde Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerinde yapılan atfı hatırlatarak bir sendikanın, derneğin ve siyasal partinin kapatılmasını iki temel nedenin mümkün kılacağını, bu nedenlerin yakın tehdit ve şiddet kriteri olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, kapatılması talep edilen sendikanın tüzüğünde anadilde eğitimi ve kültürün geliştirilmesini savunduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, bu ibarelerin kanuna aykırı olduğu varsayılsa dahi içeriğinin ve hedefinin yakın bir tehdit oluşturmadığının, şiddete teşvik etmediğinin ve milletin ve devletin milli ile toprak bütünlüğünü veya Türkiye Cumhuriyetinin mevcut sınırlarını tehlikeye atmadığının altını çizmiştir. Mahkeme, tam tersine sendikayı kapatmamak kararının toplum içinde hüküm süren sosyal gerilimi, kargaşa ve kavgaları azaltmaya ve sosyal barışı tesis etmeye yarayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22 Mayıs 2005 tarihinde oyçokluğuyla mahkemenin kararını esas olarak bozmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekçesinde, Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerinin ifade, toplantı ve dernek kurma özgürlüklerini yasalar yoluyla kısıtlanabileceğini öngördüğünü ve özellikle bu kısıtlamaların demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirttiğini ifade etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kendine bu durumda ulusal yasaların temel hak ve özgürlüklere getirdiği kısıtlamaların Türkiyenin uluslararası taahhütlerine uygun olup olmadığını incelemek görevini atfetmiş, sendika tarafından ifade edilen Türkçe dışında anadilde eğitim talebinin Anayasanın 3. ve 42. maddelerine aykırı olduğunu ve üniter devlet ilkesine ve mevcut yasal düzene uygun olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göre, sendika kurma hakkı sınırlanabilir ve benzer kısıtlamalar demokratik toplumda gereklidir; sonuç olarak Türk dili haricinde anadilde eğitimi savunmak Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine dayandırılamaz.
25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bazı üyeleri, muhalif görüşlerinde, davanın esası hakkında 4688 sayılı kanunun 6. maddesine istinaden karar veren mahkemenin vardığı sonuca göre, sendikanın tüzüğünün ihtilaf konusu hükümlerinin kanuna uygun olduğunu kaydetmişlerdir. Muhalif görüş bildiren üyelere göre, bundan dolayı sendikaya yönelik tüzüğünü altmış gün içinde değiştirmesi ihtarının yasal dayanağı bulunmamıştır. Bu üyeler sendikanın kapatılmasını talep etmek yerine, ilk derece mahkemesinin 4688 sayılı kanunun 6. maddesine uyulmasını öngören kararın bozulması gerektiğini kaydetmişlerdir.
26. Başvuran, 3 Temmuz 2005 tarihinde tüzüğün ihtilaf konusu 2.maddesinin b) fıkrası şu şekilde değiştirmiştir:
«(Eğitim-Sen) Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, demokratik, laik, bilimsel, parasız eğitim görmesini savunur.»
27. Ankara İş Mahkemesi, 27 Ekim 2005 tarihli kararıyla, başvuranın tüzüğünde yaptığı değişikliği kayda geçirmiş ve davaya esas teşkil eden maddi unsurların tüzükten çıkarıldığından söz konusu sendikanın kapatılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMALARI A. Anayasa
28. Olaylar sırasında yürürlülükte olan Anayasanın ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
3. madde
1. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmi dili Türkçedir. (
)
Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Temel hak ve hürriyetleri ilgilendiren bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz
25. madde
Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
26. madde
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.
42. madde
1. Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. (
) 4. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. 9. Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.
51. madde
Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.
Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
Aynı çalışma sektöründe aynı anda bir çok sendika üyesi olunamaz.
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.
66. madde
Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. (
)
90. madde 6. fıkra
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
B. 25 Haziran tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu
3. 4688 sayılı Kanunun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 6
Sendika ve konfederasyonlar önceden izin almaksızın serbestçe kurulurlar. (
)
Tüzüğün veya bu Maddede sayılan belgelerin içerdikleri bilgilerin kanuna aykırılığının tespit edilmesi ya da bu Kanunda öngörülen kuruluş koşullarının gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, ilgili valilik eksikliklerin bir ay içinde tamamlanmasını ister. Tamamlanmadığı takdirde sendika veya konfederasyonun faaliyetinin durdurulması için ilgili valilik bir ay içinde iş mahkemesine başvurur.
Mahkeme, kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için altmış günü aşmayan bir süre verir. Verilen süre sonunda tüzük ve belgeler kanuna uygun hale getirilmemişse, mahkeme sendika veya konfederasyonun kapatılmasına karar verir.
20. madde
1. Bu Kanuna göre kurulan sendika ve konfederasyonların yönetim ve işleyişleri Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı olamaz. (
)
37. madde
1. Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerine ve demokratik esaslara aykırı faaliyetlerde bulunan sendika ve konfederasyon, merkezlerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcısının istemi üzerine iş davalarına bakmakla görevli mahallî mahkeme kararı ile kapatılır. (
)
C. Yabancı dil eğitimi ve öğretimi ile Türk vatandaşlarının farklı dil ve lehçelerinin öğrenilmesi hakkında 14 Ekim 1983 tarihli 2923 sayılı kanunu değişiklik yapılmasına 3 Ağustos 2002 tarihli ve 4771 sayılı kanun
30. 2923 sayılı kanunun 2. maddesinin a) fıkrasına göre, eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçeden başka hiçbir dil, anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tâbi olmak üzere, özel kurslar açılabilir; bu kurslarda ve diğer dil kurslarında aynı maksatla dil dersleri oluşturulabilir. Bu kurslar ve derslerde, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı öğretim yapılamaz.
III. AVRUPA KONSEYİ METİNLERİ
Lozan Antlaşması gereğince tanınmayan azınlık gruplarına ait olan kişilerin Türkçe den başka diller ve dillerde öğretimi
(...)
31. Irkçılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu (ECRİ) Türkiye hakkında 10 Aralık 2010 tarihinde kabul edilmiş ve 8 Şubat 2011 tarihinde yayımlanmış son raporunda (Par. 60, 61, 62, 63, 70 ve 71) aşağıdaki şekilde belirtmiştir:
60. Ağustos 2002de kabul edilen ve 2923 sayılı Yabancı dil eğitimi ve öğretimi ile Türk vatandaşlarının farklı dil ve lehçelerinin öğrenilmesi hakkında kanunu değiştiren 4771 sayılı kanun, Türk vatandaşlarını günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenimini sağlayacak özel okulların açılmasına zemin hazırlamıştır. 5 Aralık 2003 te yürürlüğe giren Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelike uygun olarak, Aralık 2003 ile Ekim 2004 arasında yedi şehirde Kürtçe kursları açılmıştır. Ancak, bu kursların hepsi kapanmış, Ankarada bir Çerkezce dil okulu açma girişimleri de, idari şartlar yerine getirilmediğinden sonuçsuz kalmıştır. Yetkililerin belirttiğine göre özel Adıgece ve Abazaca kursları açmak için yapılan başvurular valiliklerce bahsi geçen yönetmeliğe uygunluk açısından halen incelenmektedir. Dolaysıyla, Türkiyede azınlıklar tarafından konuşulan dillerin eğitimini veren özel dil okulları şu anda mevcut değildir. (
)
61. ECRİ, bu koşullar çerçevesinde, Türk yetkililerinin Ekim 2009da Mardin Artuklu Üniversitesine bağlı olarak, Kürtçenin de öğretileceği, bir Yaşayan Diller Enstitüsü kurma kararı almalarını memnuniyetle karşılamaktadır. Şubat 2010 da açılacak Enstitüde aynı zamanda Süryanice, Farsça ve Arapça programlarının yer almasının önerileceği bildirilmiştir. (
) ECRİ diğer yandan Kurulun Eylül 2009da Diyarbakır Üniversitesinde bir Kürdoloji enstitüsü ve Kürt dili ve edebiyatı bölümü açmak için yapılan başvuruyu, bu başvurunun terörü destekleyen bir kuruluş-Diyarbakır Barosu-tarafından yapılmış olduğu gerekçesiyle reddetmiş olmasını esefle karşılamaktadır.
62. ECRİ Türk yetkililere Anayasanın okullarda Türkçe olmayan anadillerin öğretimini yasaklayan 42. maddesinin metnini, uluslararası anlaşma hükümlerinin saklı olması kaydı dışında, gözden geçirmelerini tavsiye etmektedir. ECRİ resmi dilde eğitimin yanı sıra bu dillerde de eğitimin mümkün hale getirilmesinin sağlanmasını bir kez daha vurgulamaktadır.
63. Ayrıca ECRİ Türk yetkililere Türkiyede halkın geleneksel olarak kullandığı diller ve lehçelerde eğitim verilebilmesi için gayret göstermelerini kuvvetle tavsiye etmektedir. Özellikle gereksiz idari engellerin kaldırılarak, özel kurslar açılması için mevcut imkânların zorlanmasını tavsiye etmektedir.
(
)
Türkçenin anadili Türkçeden farklı olan çocuklara öğretimi
70. ECRİ Türk yetkililere anadili Türkçe olmayan çocukların durumunu ele almayı ve eğitim dili olan Türkçeyi ek dersler ya da Türkçenin ikinci dil olarak öğretilmesi için geliştirilmiş olan olarak öğrenebilmeleri için her türlü çabanın gösterilmesini tavsiye etmektedir. Daha genel olarak ECRİ, yetkililere, azınlık gruplarına mensup çocukların eğitim sisteminin bütünü içindeki konumları hakkında araştırma yapılmasını, böylece bu alanda ki eşitsizliklere çare bulmak üzere hedeflenen önlemlerin alınmasını tavsiye etmektedir.
71. ECRİ Türk yetkililere azınlık gruplarıyla diyalog kurularak okullarda öğretilen şekliyle Türk Devleti vatandaşlığı kavramının görüşülmesini, böyle çeşitliliğin istenmediği gibi bir izlenime yol açmadan arzu edilen kapsayıcılık mesajının verilmesini tavsiye etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK KONUSUNDA
32. Hükümet, Sözleşmenin 35. maddesi 2. paragrafına istinaden başvurunun kabul edilemez olduğunu öne sürmektedir. Paragrafın ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
Başvuru Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine sunulmuş başka bir başvurunun konusuyla esas itibariyle aynı ise ve yeni olaylar içermiyorsa. (
)
A. Tarafların iddiaları
33. Hükümet, 9 Temmuz 2004 tarihinde başvuran sendikanın üyesi olduğu KESKin başvuran adına Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) Eğitim -Senin ve örgütlenme özgürlük haklarının göz ardı edildiği gerekçesiyle sendikal özgürlükler Komitesi önünde şikâyette bulunduğuna işaret etmektedir. Hükümet, KESKin Eğitim-Senin tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasındaki hükümlerden dolayı Ankara Cumhuriyet Savcısının Anayasanın 3. ve 42. maddeleri uyarınca bu sendikanın kapatılması talebiyle dava açtığından şikâyetçi olduğunu belirtmektedir.
34. KESK, 9 Temmuz 2004 tarihinde ILO Sendikal Özgürlükler Komitesine Türk Hükümeti aleyhine bir şikâyette bulunmuştur (2366 nolu dava). 1 Eylül 2005 tarihinde IE de, bu başvuruya katılmıştır. Hükümet, 30 Eylül 2004 ile 6 Ocak, 29 Mart, 15 Nisan ve 25 Temmuz 2005 tarihlerinde Sendikal Özgürlükler Komitesine cevap vermiştir. Kasım 2005 tarihli 338 sayılı raporda Sendikal Özgürlükler Komitesi şu tavsiyelerde bulunmuştur:
a) Komite Eğitim -Sen sendikasının tüzüğünden dava konusu maddeyi kaldırmasına rağmen halen kapatılabileceğinden duyduğu endişeyi kaydetmekte ve sendikanın kapatılmayacağına inanmak istemektedir. Hükümetin kendisini Eğitim-Senin mevcut durumu konusunda bilgilendirmesini istemektedir.
b) Komite Hükümetten Eğitim-Senin tüzüğü ve ulusal Anayasa arasındaki çelişkiler ile ilgili ek bilgiler sağlamasını ve mahkemenin son kararının sendikal özgürlükler üzerinde yaratabileceği sonuçlar konusunda kendisini bilgilendirmesini istemektedir.
35. Haziran 2006 tarihli 342 sayılı raporda, Sendikal Özgürlükler Komitesi aşağıdaki tavsiyelerde bulunmuştur:
a) Komite Hükümetten kendisini Eğitim-Senin AİHMye yaptığı başvuruya dair gelişmelerden ve sonucundan haberdar etmesini istemektedir.
b) Komite bir sendikanın tüzüğünde anadilde eğitim hakkını savunmasının söz konusu sendikanın kapatılma talebine yol açacağından ve sendikanın kapatılabileceğinden duyduğu endişeyi kuvvetle not eder.
36. Başvuran, Hükümetin itirazına karşı çıkmaktadır. Öncelikle, başvuran Eğitim-Sen değil KESKin Uluslararası Çalışma Örgütü Sendikal Özgürlükler Komitesine şikâyette bulunduğuna işaret etmekte ve KESKin tüzüğünde bu tür şikâyetlere olanak tanındığını belirtmektedir. Başvuran akabinde, KESKin İLOya yaptığı başvurunun AİHMe yapılan başvurudan farklı olduğunu, Eğitim-Senin kapatılmasını engellemeye yönelik bu başvurunun ilgiliye göre, örgütlenme özgürlüğü hakkını ihlaline ilişkin olduğunu kaydetmektedir. Başvuran kısacası, ILOya başvurduğu tarihte ulusal yargı organları tarafından kararın esası hakkında hiçbir hüküm alınmadığından dolayı AİHMe henüz başvuru yapamadığını, AİHMye başvurusunu Yargıtay Genel Hukuk Kurulunun kararından sonra yaptığını belirtmektedir.
B. AİHMNİN değerlendirmesi
37. AİHM, aynı davayla ilgili farklı uluslararası yargılamaların yapılmasının önünü almak adına, Sözleşmenin 35. maddesinin 2.maddesinin b) fıkrasında AİHMnin diğer uluslararası makamlara yapılmış başvuruların AİHM tarafından dikkate alınmayacağının öngörüldüğünü hatırlatmaktadır (Celniku v. Yunanistan no 21449/04, par. 39, 5 Temmuz 2007). Buna rağmen, eğer iki mercie şikâyette bulunanlar ayrı kişiler ise (karşılaştırma için bkz. Folgerø ve diğerleri Norveç davası (karar), no 15472/02, 14 Şubat 2006, Joseph Antoine Peraldi v. Fransa (karar), no. 2096/05, 7 Nisan 2009), AİHMye sunulan başvuru, başka bir uluslararası soruşturma ve çözüm makamı önünde yapılan şikâyetleri ilgilendiren başvuru ile esas bakımından aynı kabul edilemez (Kamu Sendikaları Konseyi v.Birleşik Krallık, no 11603/85, 20 Ocak 1987 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve raporlar (DR) 50, s. 251-252 ve Miguel Cereceda Martin ve diğerleri vlspanya, no 16358/90, 12 Ekim 1992 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve raporlar (DR) 73, s. 120).
38. Somut olayda, AİHM öncelikle tarafların sunduğu belgelerden ILOnun Sendikal Özgürlükler Komitesine Eğitim-Senin değil, IE ile birlikte 9 Temmuz 2004 tarihinde Eğitim-Senin bağlı olduğu KESKin kendi inisiyatifi ile başvuruda bulunduğunun anlaşıldığını kaydetmektedir. AİHM eldeki deliller ışığında, KESKin şikâyeti, başvuran adına yapmış olsa dahi, başvuranın bu şikâyete ortak olmadığını ortaya koymaktadır. Eğitim-Sen ILOya yapılan şikâyet sürecinde müdahil de olmamıştır. Bu husus, mevcut başvuruyu Miguel Cereceda Martin ve diğerleri vlspanya (no 16358/90, 12 Ekim 1992 tarihli Komisyon kararı) ayırmaktadır. Anılan davada Komisyon, başvuranların Komisyona işyerindeki işçileri temsilen sendikal şubeler aracılığıyla sundukları şikâyetin, Sendikal Özgürlük Komitesine yapılan şikâyet ile aynı olduğu sonucuna varmıştır. Bu davada AİHM, KESKin menfaatlerinin başvuranın menfaatleri ile çakışmadığını değerlendirmektedir.
39. Sonuç olarak, AİHMe yapılan başvurunun sahibinin kimliği, Sendikal Özgürlük Komitesine yapılan başvurunun sahibinin kimliğinden farklıdır. O halde, Hükümetin Sözleşmenin 35. maddesinin 2.paragrafının b) fıkrasına dayandırdığı kabul edilemezlik itirazı reddedilmiştir.
40. AİHM, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3.paragrafının (a) fıkraları anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni görmediğini kaydetmektedir. Bu nedenle AİHM, başvurunun kabul edilebilir olduğuna hükmetmektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLALİ EDİLDİĞİ İDDİASI İLE
İLGİLİ OLARAK
41. Başvuran, kapatılmasının önüne geçmek için tüzüğünde değişiklik yapma zorunluluğunun Sözleşmenin 11. maddesinde öngörülen dernek kurma özgürlüğüne bir müdahale olduğunu iddia etmektedir. Atıfta bulunulan hüküm aşağıdaki gibidir:
1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, milli güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.
42. Hükümet, bu konuda görüş bildirmemektedir.
A. Müdahalenin varlığı ile ilgili olarak
43. Başvurana göre - Hükümetin de buna itirazı yoktur- aleyhine açılan ihtilaf konusu dava ulusal makamların dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale anlamını taşımaktadır. Yine başvurana göre, bu müdahale başvuranı tüzüğünde belirlenmiş hedefleri bir bütün olarak veya tek tek gerçekleştirme imkânından mahrum bırakmıştır. AİHM, de bu görüşü paylaşmaktadır.
B. Müdahalenin haklı gösterilmesi ile ilgili olarak
44. AİHM, bu tür müdahalelerin kanunda öngörülmesi, bu hükmün 2. paragrafı açısından bir veya birden fazla meşru amaç gütmesi ve bu amaçlara ulaşmak adına demokratik toplumda zorunlu olması haricinde Sözleşmenin 11. maddesine uygun düşmediğini hatırlatmaktadır.
1. Yasalarca öngörülen
45. Somut olayda, AİHM tarafların söz konusu müdahalenin kanunda öngörüldüğü ne ve müdahalenin başta Anayasanın 3. ve 42. maddelerine dayandırıldığına itirazları olmadığını kaydetmektedir (yukarıda belirtilen 28. paragraf)
2. Meşru amaç
46. AİHM, ihtilaf konusu müdahalenin düzeni savunma veya milli güvenliği koruma gibi meşru amaçlar güttüğü kanaatindedir. Tarafların bu konuda itirazları yoktur.
3. Demokratik toplumda zorunluluk
a) İlgili genel ilkeler
47. AİHM, dernek kurma özgürlüğüne ilişkin içtihadında yer verilen genel ilkelere atıfla (Gorzelik ve diğerleri v.Polonya (BD), no 44158/98, par. 88-93, AİHM 2004-I, ayrıca kararda belirtilen referanslar, Association Rhino ve diğerleri v. İsviçre, no 48848/07, par. 61, 11 Ekim 2011) AİHM, 11. maddenin öngördüğü hakkın dernek kurma da hakkını kapsadığını dikkatlere sunmaktadır. Vatandaşların kamu yararına bir alanda toplu hareket etmek amacıyla tüzel bir kişilik oluşturma imkânı, dernek kurma özgürlüğünün en önemli yönlerinden birini oluşturmaktadır. Bu imkân olmadan dernek kurma hakkı her türlü anlamdan yoksun kalır (Sidiropoulos ve diğerleri v. Yunanistan, 10 Temmuz 1998, ar. 40, Hükümler ve kararlar Derlemesi, 1998-IV).
48. AİHM, aynı zamanda söz konusu ülkede demokrasinin durumunun, ulusal yasaların bu özgürlüğe atfettikleri anlam ve pratikte uygulama şekli ile ölçüldüğünü hatırlatmaktadır. AİHM içtihadında, birçok kez demokrasi, çoğulculuk ve dernek kurma özgürlüğü arasındaki doğrudan ilişkiyi teyit ederek sadece ikna edici ve zorunlu nedenlerin bu özgürlüğü kısıtlamayı haklı kılabileceği ilkesini onaylamıştır. Bu kısıtlamaların tamamı sıkı denetime tabidir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Birleşik Komünist Partisi v.Türkiye, 30 Ocak 1998, par.42-45, Raporlar 1998-I, Sosyalist Parti ve diğerleri v.Türkiye, 25 Mayıs 1998, par.41-45, Raporlar 1998-III, Refah Partisi ve diğerleri v.Türkiye (BD), no 41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, par. 86-89, AİHM 2003-II).
49. Dolayısıyla, 11. maddenin 2. paragrafı anlamında bir zorunluluğun mevcut olduğu hükmüne varma konusunda Devletler sınırlı bir takdir hakkına sahiptirler. Bu takdir hakkı, aynı zamanda yasa ve bağımsız yargı organlarının verdiği kararlar da dâhil olmak üzere yasanın uygulama kararları konusunda sıkı bir denetim altına alınmıştır.
50. Diğer taraftan, AİHM, denetimini yaparken yetkili ulusal yargı organlarının yerine geçmek gibi bir görevi olmadığını, fakat 11. madde kapsamındaki değerlendirme yetkisine uygun olarak bu kurumların aldıkları kararları denetleme görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Buradan AHMnin kendini, davalı devletin bu yetkiyi iyi niyetle, itinayla ve makul şekilde kullanıp kullanmadığını araştırmak ile sınırlamak zorunda olduğu sonucu çıkmaz: AİHMnin, ihtilaf konusu müdahalenin güdülen meşru amaç ile ölçülü olup olmadığını ve yetkililer tarafından bu müdahalenin ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığını belirlemek için, ihtilaf konusu müdahaleyi davanın bütünlüğü ışığında değerlendirmesi gerekmektedir. AİHM bunu yaparken, ulusal makamların 11. maddede öngörülen ilkelere uygun kurallar uyguladıklarından ve uygulamanın ilgili olguların doğru değerlendirmesine dayandırıldığından emin olmalıdır (bkz. yukarıda belirtilen Birleşik Komünist Partisi ve diğerleri, par. 46-47, Yazar ve diğerleri v. Türkiye, no 22723/93, 22724/93 ve 22725/93, par. 51, AİHM 2002-II, yukarıda belirtilen Sidiropoulos ve diğerleri, par. 40).
b) Somut olayda yukarıda belirtilen ilkelerin uygulanması
51. Somut olayda AİHM, Eğitim-Sen hakkında tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasında sendikasının ana dilde eğitimi savunduğu gerekçesiyle iki kapatma davası açıldığını kaydetmektedir. İlk davada, Cumhuriyet Savcısı ihtilaf konusu bu maddede açıklanan hedeflerin yasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Sonradan, Genel Kurmay Başkanlığının talebi üzerine Eğitim-Sene karşı aynı gerekçelerle kapatma talebiyle ikinci bir dava açılmıştır. Bu davanın ve Yargıtayın kararı sonrasında, Eğitim-Sen ulusal yargı organları tarafından kapatılmamak için ihtilaf konusu ifadeleri tüzüğünden çıkararak tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrası değiştirmiştir.
52. Eğitim-Sen aleyhine açılan ikinci kapatma davasında güdülen meşru amaçların demokratik toplumda zorunlu olup olmadığını ve zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca cevap verip vermediğini değerlendirmek AİHMnin görevidir.
53. AİHM, İş Mahkemesinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine yönelik yaklaşım ve yorumlarının birbirinden farklı olduğunu kaydetmektedir. İş Mahkemesine göre, özellikle şiddete teşvik etmemek kaydıyla, bu maddelerin öngördüğü hak ve özgürlükler demokratik toplumda temeldir ve mahkemeye göre Eğitim-Senin tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrası şiddete teşvik içermemektedir. Aksine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Sözleşmenin 11. maddesinin 2 paragrafında öngörülen istisnaları öne sürmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Eğitim-Senin Türkçeden ayrı bir anadilde eğitimi savunmasının Anayasanın 3. ve 42. maddelerine ve üniter devlet ilkesine aykırı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
54. AİHM, dolayısıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun tespitlerinin ilgili olguların doğru biçimde değerlendirilmesine dayandırılıp dayandırılmadığını araştırmalıdır. AİHM öncelikle, Eğitim-Senin tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasının, hedeflenen amaçları gerçekleştirmek için hiçbir şekilde şiddete teşvik içermediğini gözlemlemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göre Eğitim-Sen, Türk toplumunun fertlerinin Türkçe haricinde bir anadilde eğitim alabilmelerinden ibaret olan hedefini gerçekleştirmek için kanuna aykırı yollara başvurmaya da teşvik etmemiştir.
55. AİHMye göre, Eğitim-Senin savunduğu Türk toplumunu teşkil eden bireylerin eğitiminin Türkçe dışında bir anadilde yapılabileceği ilkesi demokrasinin temel ilkelerine aykırı değildir. AİHM, Eğitim-Senin tüzüğünde yer alan bu ihtilaf konusu madde içinde hiçbir ifadenin şiddete, isyana veya demokratik ilkelerin reddine teşvik olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu hususun göz önünde tutulması esastır (Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) v. Türkiye (BD), no 23885/94, par. 40, AİHM 1999-VIII). Eğitim-Senin tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasının içeriğini o dönemde kamuoyu gündeminde bulunan tartışmalar koşullarında değerlendirmek gerekmektedir. Bu bakımdan, AİHM Eğitim-Senin kapatılmasına yönelik ilk davada takipsizlik kararı veren Cumhuriyet Savcısının mütalaasına katılmaktadır. Esasen de o dönemde, anadilde eğitim, Türk kamuoyunda ve siyasal partiler içinde tartışılan bir konu olmuş ve Parlamentonun gündemine taşınacaktır. (yukarıda belirtilen 11, 30 ve 31. paragraflar)
56. AİHM böyle bir önermenin kamuoyunda çoğunluğun kanaatleriyle, bazı kurumlar veya devlet organlarıyla, hatta hükümet politikasıyla çatışabileceğini kabul etmektedir. Buna rağmen, AİHM demokrasinin pürüzsüz işlemesi için, değişik derneklerin ve siyasi kurumların kamusal alanda siyasi sorunlara ve kamusal yaşamın bütün aktörlerini ilgilendiren genel sorunlara çözüm bulmaya katkı amacıyla tartışabilmesinin gerekli olduğunu hatırlatmaktadır (Vogt v.Almanya, 26 Eylül 1995, par. 52, Raporlar 1996-IV ve yukarıda belirtilen Birleşik Komünist Partisi ve diğerleri, par. 57).
57. AİHM, ECRİnin Türkiye hakkındaki son raporundan (yukarıda belirtilen 33. paragraf) Lozan antlaşması uyarınca tanınmış Türkçe eğitim gören azınlıkların -gayrimüslim toplulukların- çocuklarının yanı sıra Türk vatandaşı olup anadili Türkçe olmayan Adıge, Abaza veya Kürt çocuklarını kapsadığı sonucuna varmaktadır. Bu konuda, Yabancı dil eğitimi ve öğretimi ile Türk vatandaşlarının farklı dil ve lehçelerinin öğrenilmesi hakkında 14 Ekim 1983 tarihli 2923 sayılı kanunu değişiklik yapılmasına 3 Ağustos 2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanunun, Türk vatandaşlarının güncel yaşamlarında Türkçe dışında geleneksel olarak kullandıkları dil ve lehçelerde özel kurslar açılmasına imkân sağladığının altını çizmek gerekir. AİHM, yasa koyucunun Türkçeden başka dil ve lehçelerde eğitim ve öğretim için özel kurslar açma iradesinin, Eğitim-Senin tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasının içeriğinin Anayasanın 3. ve 42. maddelerine aykırı olduğu yönünde değerlendirme yapan ulusal yargı organlarının tutumuyla çelişmekte olduğunu gözlemlemektedir.
58. AİHM, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun gerekçesinden ikna olmamıştır; zira Genel Kurul kararında Eğitim-Senin Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğüne halel getirebilecek yasadışı eylemler gerçekleştirdiğini belirtmemiştir. Genel Kurul ayrıca Eğitim-Senin demokratik ilkelere veya tüzüğünde belirtilen çalışmalarına aykırı faaliyetler gerçekleştirdiğini de belirtmemiştir. AİHM, İş mahkemesinin ikinci kapatma davasını, sendikanın kapatılmasının toplumda hüküm süren sosyal gerilim, kargaşa ve çatışmaları azaltma ve sosyal barışı tesis etme üzerinde olumsuz etki doğuracağı gerekçesiyle reddettiğini özellikle kaydetmektedir (yukarıda belirtilen 23. paragraf)
59. Bu nedenle, AİHM sendikanın tüzüğünde, ilgili maddede ifade edilenin dışında herhangi bir amaç güdüldüğüne dair bir emare bulunmadığı halde yalnızca anadilinde eğitim görme ibaresinin bulunmasının demokrasinin ilkelerine aykırı olamayacağı görüşündedir. AİHM, tüzüğündeki ilgili maddenin ilk yazıldığı haline bakıldığında, Eğitim-Senin toplumun tüm bireylerinin ana dillerinde özgürlük ve eşitlik içinde demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim alma hakkını savunduğu sonucunun çıktığını kaydetmektedir. AİHM göre, Türkçe dışında anadili olan Türk vatandaşlarının anadillerinde öğretim yoluyla kültürünü geliştirmeyi hedefleyen benzer bir amaç kendi içerisinde milli güvenliğe aykırı değildir ve kamu düzenine tehdit teşkil etmemektedir. Yetkili ulusal makamların anadilde eğitimin bir azınlığı kayırdığını değerlendirdikleri varsayıldığında bile, AİHM daha önceden bir ülkedeki azınlıkların ve değişik kültürlerin varlığının, demokratik bir toplumun uluslararası hukuk ilkelerine göre hoş görülmesi, hatta korunması ve savunulması gereken tarihi bir olgu teşkil ettiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Tourkiki ENosi Xanthis ve diğerleri v.Yunanistan no 26698/05, par. 51, 27 Mart 2008).
60. Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından gösterilen gerekçelerin uygun ve yeterli olmadığını ve güdülen amaçlarla orantılı olmadığını değerlendirmektedir. Sonuç olarak, başvuran aleyhine açılan ve başvuranı anadilinde eğitim görme ibarelerini çıkararak tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasını değiştirmeye mecbur kılan kapatma davasının, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca cevap verdiğini değerlendirmek mümkün değildir.
61. Dolayısıyla, Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLALİ EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
62. Başvuran, kapatılmasının önüne geçmek için tüzüğünde değişiklik yapmak zorunda bırakılışını Sözleşmenin 10. maddesinde öngörülen fikir özgürlüğü hakkına müdahale olduğunu iddia etmektedir. Bu hükmün dava ile ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, milli güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin ifşasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.
63. Hükümet, bu konuda görüş bildirmemektedir.
A. Kabul edilebilirlik ile ilgili olarak
64. AİHM, bu şikâyetin yukarıda incelenen şikâyete bağlı olduğunu, dolayısıyla kabul edilebilir olduğunu kaydetmektedir.
B. Esas hakkında
65. Somut olayda tarafların, ikinci kapatma davasının başvuranın fikir özgürlüğü hakkının kullanımına ulusal makamların müdahalesi olarak değerlendirildiğine itirazları yoktur. Bu müdahale yasa kapsamında, yani Anayasanın 3. ve 42. maddeleri uyarınca öngörülmüş ve Sözleşmenin 10. maddesinin 2. paragrafı bakımından bir veya birçok hedefi, yani devletin toprak bütünlüğünün korunması dâhil olmak üzere milli güvenliğin korunması ile ilgili olmuştur. Dolayısıyla ihtilaf konusu müdahalenin güdülen meşru amaç çerçevesinde demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı incelenecektir.
1. İlgili genel ilkeler
66. AİHM, siyasal partiler gibi derneklerin fikir özgürlüğünün kolektif kullanımına katıldıkları ölçüde Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerinin korunması altına alınmayı talep edebileceklerini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Birleşik Komünist Partisi ve diğerleri, par. 42 ve 43; yukarıda belirtilen Yazar ve diğerleri v. Türkiye, par. 46).
67. AİHM, ayrıca fikir özgürlüğünün demokratik toplumun başlıca temellerinden biri olduğunu hatırlatmaktadır. 10. maddenin 2. paragrafı göz önünde tutulmak kaydıyla ifade özgürlüğü, sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsemeyen "bilgi" ve "düşünceler" için değil, aynı zamanda Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük bunu gerektirir (ayrıca bkz. Handyside v. Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, par. 49, seri A no 24, Jersild v.Danimarka, 23 Eylül 1994, par. 37, seri A no 298, yukarıda belirtilen Yazar ve diğerleri, par. 46). 10. maddede öngörüldüğü şekilde, ifade özgürlüğü dar anlamda yorumlanması kaydıyla bazı kısıtlamalar içerir ve bu özgürlüğü kısıtlama ihtiyacı ikna edici şekilde düzenlenmelidir (Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July -Fransa. (BD), no 21279/02 ve 36448/02, par. 45, AİHM 2007-XI).
68. AİHM ayrıca 10. maddenin 2. paragrafı anlamında gerekli sıfatının önemli sosyal ihtiyacı içerdiğini hatırlatmaktadır. Sözleşmeci devletler böylesi bir gerekliliğin varlığını değerlendirmek için belli bir takdir payına sahiptirler. Ancak, bu takdir payının yanı sıra söz konusu yasa ve bağımsız mahkemeler tarafından verilse dahi o yasayı uygulama kararları üzerindeki Avrupa denetimi artmıştır. Dolayısıyla AİHM, bu kısıtlamanın 10. madde tarafından güvence altına alınmış ifade özgürlüğüne uygun olup olmadığı konusunda son mercii olarak karar verme yetkisine sahiptir (Karataş v.Türkiye (BD), no 23168/94, par. 48, AİHM 1999-IV).
69. AİHM, Sözleşmenin 10. maddesinin 2.paragrafında, ifade özgürlüğünün en büyük bir öneme sahip olduğu siyasi söylem ve tartışmalarda (Brasilier v.Fransa, no 71343/01, par. 41, 11 Nisan 2006) veya kamu yararı konularında (diğerlerinin yanı sıra bkz. Sürek v.Türkiye (no 1) (BD), no 26682/95, par. 61, AİHM 1999-IV, yukarıda belirtilen Lindon, Otchakovsky v.Laurens ve July, par. 46, Wingrove v.Birleşik Krallık, 25 Kasım 1996, par. 58, Derleme 1996-V, ve Faruk Temel v.Türkiye, no 16853/05, par. 55, 1 Şubat 2011) kısıtlamaya çok sınırlı bir imkân bıraktığı görüşünü yinelemektedir.
70. Kısacası, AİHMye göre, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, kurulu düzene karşı çıkan ve gerçekleştirilmesinin barışçı yollardan savunulduğu siyasi fikirler dernek kurma özgürlüğü aracılığıyla uygun şekilde ifade edilme imkânına sahip olmalıdır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü İlinden v.Bulgaristan, no 29221/95 ve 29225/95, par. 97, AİHM 2001-IX). Demokratik sistemin çoğulculuk, hoşgörü ve sosyal ahenk gibi gerçek değerleri bunu gerektirir (Ouranio Toxo ve diğerleri v.Yunanistan, no74989/01, par. 42, AİHM 2005-X, yukarıda belirtilen Tourkiki Enosi Xanthis ve diğerleri, par. 56).
2. Yukarıda belirtilen ilkelerin somut olayda uygulanması
71. AİHM, başvuranın tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrasının kullanılan ifadeleri dikkatle incelemiştir. Bu bağlamda AİHM, 10. maddenin her türlü kültürel, siyasi ve sosyal fikirlerin ve bilgilerin her dilde kamusal paylaşımına katılımını sağlayacak fikir ve bilgilerin toplanması ve iletişimi özgürlüğünü kapsadığını değerlendirmektedir. AİHM aynı zamanda, değerlendirmesi amacıyla önüne getirilen davanın koşullarını, başta terörle mücadeleye bağlı zorluklar olmak üzere göz önünde tutmuştur (İbrahim Aksoy v.Türkiye, no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, par. 60, 10 Ekim 2000, Zana v.Türkiye, 25 Kasım 1997, par. 55, Raporlar 1997-VII, Incal v.Türkiye, 9 Haziran 1998, par. 58, Raporlar 1998-IV, Savgın v.Türkiye, no 13304/03, par. 44, 2 Şubat 2010).
72. Başvuranın tüzüğünün 2.maddesinin b) fıkrası ana dilde eğitimi savunmaktadır. Türkiyenin koşullarında ve kelimelerin asıl anlamlarından bu düzenleme ile anadil olan Türkçe lisanında eğitimi savunulduğu anlamı çıkmaktadır. Buna karşılık, Türkiyenin tarihi ve toplumsal durumu bakımından anadilden kasıt aynı zamanda Türkçe dışında bir anadili olan Türk vatandaşlarının dili de olabilir. Türkiye ile ilgili son raporunda ECRİ Adige, Abaza veya Kürtçe dillerini Türkçe dışında anadil olarak belirtmektedir (Yukarıda belirtilen 31. paragraf).
73. Bu bağlamda, 10. maddenin ifade edilen fikir ve bilgilerin özü dışında bu fikirler ve bilgiler hangi araç yoluyla ve hangi dilde ifade edilirse edilsin, ifade biçimini de güvence altına aldığını hatırlatmak gerekmektedir (yukarıda belirtilen Savgın, par. 32).
74. Somut olayda, başvuranın Türkçe yanında anadil olarak sadece Kürtçe dilinde eğitimi geliştirme istemini gösterme amacını güttüğü varsayılsa dahi, AİHM Sözleşmenin 10. maddesinin genel kamu yararları alanında ifade özgürlüğünü kısıtlamaya fazla yer bırakmadığını hatırlatmaktadır. AİHM önüne getirilen bu davanın koşullarını göz önünde tutmaktadır ve ihtilaf konusu olguların döneminde, bu konuda kamuoyunda yaşanan tartışmalar neticesinde, Türk vatandaşları tarafından kullanılan Türkçe dışındaki anadillerde eğitimi en azından özel sektör tarafından verilmesi koşuluyla mümkün kılan yasa değişikliğine gidildiğini kaydetmektedir.
75. Bu bakımdan, AİHM başvuranın tüzüğünün ihtilaflı maddesinin şiddete, silahlı direnişe veya isyana teşvik içermediğini ve AİHMnin göz önünde tutması gereken önemli bir unsur olarak nefrete de teşvik etmediğini gözlemlemektedir. Bu madde aynı zamanda, belirli kişilere karşı derin ve akıl dışı bir kin oluşturarak şiddeti desteklemeye elverişli de değildir (bkz., a contrario (aksi nitelikte bir karar için) yukarıda belirtilen Sürek, par. 62). Ulusal yargı organlarının ulusal toprak bütünlüğünün sözde ihlaline dayandırılan tezine gelince (yukarıda belirtilen 24. paragraf) AİHM, Eğitim-Senin programının Türk toplumunu oluşturan bireylerin Türkçe dışında anadilde eğitim ilkesini savunduğunu kaydetmektedir. Bununla birlikte AİHM, Hükümetin Eğitim-Senin programının samimi olmadığını gösterir somut bir eylemine işaret edemediğinden söz konusu sendikanın samimiyetini şüphe ile karşılayacak bir durum olmadığını gözlemlemektedir (yukarıda belirtilen Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), (BD), par. 42). Böylece, AİHM devletin toprak bütünlüğüne karşı açık ve yakın bir tehlike olmadığı sonucuna varmaktadır.
76. Sonuç olarak AİHM başvuran aleyhine açılan ve tüzüğünden ihtilaf konusu ibareleri çıkarmaya zorlayan kapatma davasının hedeflenen amaçla ölçüsüz olduğunu ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
77. Dolayısıyla, Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER KONUSUNDA
78. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak davanın Yargıtayda aşırı uzun sürdüğünden şikâyet etmektedir. Başvuran, ayrıca Yargıtayın bağımsız ve tarafsız olmadığını, kararlarını gerekçelendirmediğini öne sürmekte ve duruşma düzenlemediğinden yakınmaktadır.
79. Davanın süresi konusunda, AİHM ikinci davanın en erken 27 Haziran 2003 tarihinde başladığını ve 27 Ekim 2005 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu dava iki yıl dört ay sürmüştür. AİHMye göre, mevcut davanın koşullarında böyle bir süre Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı anlamında makul süre gerekliliğine uygundur. Bu nedenle, şikâyetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesi 3 ve 4. Paragraflarının (a) fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
80. AİHM, duruşma yapılmamasına ilişkin şikâyet konusunda, şayet karar verilecek konu olguların değerlendirilmesini gerektirmiyorsa ve ilk yargı aşamasında aleni duruşma yapılmışsa, yalnızca hukuk noktası açısından değerlendirme bakımından ikinci derece mahkemesi aşamasında aleni duruşma yapılmamasının haklı gösterilebileceğini hatırlatmaktadır (Aktaş Elektrik Ticaret A. Ş v. Türkiye (karar), no 44205/02, 30 Ağustos 2011).
Somut olayda, AİHM öncelikle İş Mahkemesinin başvuranın tezlerini, savunmasını ve suçlandığı konulara itiraz etmek için kendi yararına gördüğü bütün delilleri sunma imkânına sahip olduğu bir duruşma düzenlediğini kaydetmektedir. AİHM ikinci olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, ikinci derece mahkemesi mercii olarak Anayasanın 3. ve 42. maddesini Sözleşmenin 10. ve 11. maddeleri ışığında yorumladığını ve Türkçe dışında bir anadilde eğitimin savunulmasının Sözleşmenin 10. ve 11 maddelerine dayandırılamayacağı sonucuna vardığını gözlemlemektedir (yukarıda belirtilen 24. paragraf) AİHM buradan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ulusal yasa ile temel hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların Türkiyenin uluslararası taahhütlerine uygun olup olmadığını denetlemek görevini üslendiği sonucunu çıkarmaktadır.
Dolayısıyla, şikâyetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur Sözleşmenin 35. maddesinin 3.paragrafının a) fıkrası ve 4. maddesi uyarınca reddedilmektedir.
81. AİHM son olarak, Sözleşmenin adli mahkemelere tanınan anayasal ve yasal teminatlarla ilgili 6. maddesine dayandırılan diğer şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3.paragrafının a) fıkrası uyarınca reddine hükmetmektedir.
V. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI İLE İLGİLİ OLARAK
82. Sözleşmenin 41. maddesinin hükmü aşağıdaki gibidir:
«AİHM işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.»
A. Zarar
83. Başvuran, 1.000.000 Avro maddi tazminat ve 960.000.000 Avro manevi tazminat talep etmektedir.
84. Hükümet, bu tazminat taleplerine itiraz etmektedir.
85. AİHM tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında neden sonuç ilişkisi görmemektedir ve bu talebi reddetmektedir. AİHM başvurana 7.500 Avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
86. Başvuran ayrıca yazışma, posta ve tercüme masrafları için 1.000 Türk lirası (TL) talep etmektedir. Başvuran 191,16 TL ve 599,76 TL olmak üzere toplam 790,92 TL tutarında (yaklaşık 411 Avro) iki fatura sunmaktadır. Başvuran Türkiye Barolar Birliği tarifesini göstererek AİHM tarafından verilecek tazminat ve faizlerin yaklaşık %20 sinin avukatına ödeneceğini kaydetmektedir.
87. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
88. AİHMnin içtihadına göre, içtihadına göre, başvuran masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iadelerini talep edebilir. AİHM, somut olayda eldeki belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak talep edilen miktarı makul bulmakta ve 411 Avronun başvurana ödenmesine hükmetmektedir.
C. Gecikme faizleri
89. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,
1. 2ye karşı 5 oyla başvurunun Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerine dayandırılan şikâyetlerinin kabul edilebilir, diğerlerinin ise kabul edilemez olduğuna;
2. Oybirliğiyle Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle,
a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. 7.500 Avro (yedi bin beş yüz Avro) manevi tazminat ve kesilmesi muhtemel vergiler;
ii. masraf ve giderler için 411 Avro (dört yüz on bir Avro) ve kesilmesi muhtemel vergiler;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
karar vermiştir.
5. AİHM, geri kalan kısım için adil tatmin talebini reddetmiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇLAR JOCIENE VE BERRO-LEFÈVREİN ORTAK AYRI GÖRÜŞÜ
Biz Sözleşmenin 10. ve 11. maddelerinin ihlal edildiği yönündeki kararın sonuçları ile tamamen hemfikiriz.
Bununla birlikte, 39. ve 40. paragraflarda yer alan, Mahkememize başvuranın kimliğinin ILOnun Sendikal Özgürlük Komitesine yapılan başvurunun sahibinin kimliğinden farklı olduğunu ispatlamaya yönelik mütalaaya katılmadığımızı ifade etmek istiyoruz.
Şüphesiz ki, kararın gösterdiği gibi ILOya başvuran, Eğitim-Sen Sendikasının üye olduğu KESK. dir.
Ancak, bu şikâyetin kesinlikle başvuran adına yapıldığı ve AİHMye getirilen şikâyetlerle aynı olduğu yadsınamaz. Şöyle ki, Sendikal Özgürlük Komitesi Kasım 2005te 338 sayılı raporunda bu şikayetleri şu şekilde özetlemektedir: KESK,
. Eğitim-Sen sendikası ve yönetimine karşı dayanaksız şekilde dava açılmasının, 87 sayılı Sözleşmenin 13. maddesinin ve 1515 sayılı Sözleşmenin 5.maddesinin paragrafının ihlali anlamına geldiği sonucuna varmıştır.
Öte yandan, Sendikal Özgürlük Komitesi gerek yukarıda belirtilen 338 sayılı raporunda, gerekse 2006 Haziranındaki 342 sayılı raporunda, sonuçları ve tavsiyeleriyle yalnızca Eğitim-Senin durumu konusunda görüş bildirmiştir.
KESKin çıkarları ile başvuranın çıkarları çakışmamaktaydı ifadesi bize göre basit bir ifade olup kesinlikle KESKin ILOda dile getirdiği iddialarıyla desteklenmemektedir. Hâlbuki bu iddialarda yalnız Eğitim-Senin çıkarı göz önüne alınmaktadır.
Dolayısıyla mevcut başvurunun Miguel Cereceda Martin ve diğerleri v. İspanya (no: 16358/90 12 Ekim 1992 tarihli Komisyon kararı) ve özellikle Joseph Antoine Peraldi v.Fransa (karar, no 2096/05, 7 Nisan 2009) hangi konuda farklı olduğunu göremiyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy