(AİHS m. 34, 35, 41, 44) (ÖZTOK - TÜRKİYE DAVASI) (CEMAL YÜCETÜRK - TÜRKİYE DAVASI) (KÖKTEPE - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 2150/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
(Esas)
STRAZBURG
23 Mart 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (42082/02) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Süleyman Babanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 29 Kasım 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1957 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir.
A. Başvurana ait arazinin devlete ait orman arazisi olarak tasnif edilmesine ilişkin dava
14 Eylül 1968 tarihinde Hazine, Toprak Komisyonunun kararı üzerine Pelitlide (Gebze/Kocaeli) bulunan 37.220 m2 yüzölçümüne sahip bir arazinin devrini gerçekleştirmiştir. Satış işlemi köylülerin toprak edinmesine yönelik bir program çerçevesinde yapılmıştır. Tarla olarak vasıflandırılan bu arazi tapu kaydında özel bir mülkiyet adına kaydedilmiştir (parsel no: 1470).
1969 yılından 1987 yılına dek arazi dört kez el değiştirmiştir.
14 Ekim 1987 yılında arazi N. E.ye satılarak mülkiyetine geçmiştir.
Bu arada, 1990 yılında kadastro komisyonu devlete ait orman arazilerinin tahdit işlemlerine başlamış, bu çalışma sonucunda 1470 parsel numaralı arazi devlete ait orman arazisi içinde kalmıştır.
25 Mayıs 1995 tarihinde orman alanı olarak vasıflandırılan arazi tapu kaydında bu şekilde tescil edilmiştir.
10 Aralık 2001 tarihinde N.E. Orman Genel Müdürlüğünün orman arazisi tahdidine ilişkin kararına karşı Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır.
N.E.nin vefat etmesinin ardından başvuran 2002 yılında bu arazinin mirasçısı olmuştur.
Asliye Hukuk Mahkemesi 14 Haziran 2002 tarihli bir karar ile sözkonusu arazinin orman alanı içinde yer aldığını kaydederek başvuranın talebini reddetmiştir. Mahkeme bu kararı alırken bilirkişi raporlarını, arazinin üzerinde yapılan saptamaları, fotoğraf ve topografi haritalarını dikkate almıştır.
Yargıtay 29 Ocak 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvuranın bu karara karşılık 2 Temmuz 2004 tarihinde yapmış olduğu düzeltme talebi reddedilmiştir.
B. Başvuranın açmış olduğu tazminat davası
Başvuran 16 Eylül 2004 tarihinde sözü edilen arazinin tapuda Hazine adına tescil edilmesiyle mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin yapıldığını öne sürerek aynı mahkeme önünde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.
18 Şubat 2005 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi, ihtilaf konusu arazinin orman alanı olarak vasıflandırılmasına karşın başvuranın halen maliki olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir.
Yargıtay 11 Temmuz 2006 tarihinde ilk derece mahkemesinin bu kararını onamıştır.
Başvuranın karar düzeltme talebi 21 Şubat 2007 tarihinde reddetmiştir.
HUKUK
I. EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin taşınmazının kamu orman arazisi olarak sınıflandırılmasının Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına yönelik orantısız bir müdahaleyi teşkil ettiğini savunmaktadır.
AİHM kabuledilebilirliğe ilişkin başvurunun AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydederek ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet esas ile ilgili olarak, bu konudaki yerleşik içtihada (Bkz. Chassagnou vd.-Fransa (BD) no: 25088/94, 28331/95 ve 28443/95; mutatis mutandis Immobiliare Saffi-İtalya no: 22774/93; Kapsalis ve Nima-Kapsali-Yunanistan kararı no: 20937/03, 23 Eylül 2004; Ansay-Türkiye kararı no: 49908/99, 2 Mart 2006; Perinelli-İtalya no: 7718/03, 26 Haziran 2007 ve Langobardi vd.-İtalya kararı, no: 7670/03, 26 Haziran 2007) göndermede bulunarak başvuranın mülkiyet hakkına yönelik getirilen kısıtlamanın Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ikinci bendi uyarınca meşru bir amacı güttüğünü ve bu amaçla orantılı olduğunu savunmaktadır.
AİHM bu konudaki genel ilkeler hususunda sözü edilen Köktepe kararına atıfta bulunmaktadır.
AİHM mevcut başvuruda taraflar arasında başvuranın Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca tapu kaydına dayalı bir mülkün maliki olduğu hususunun ihtilaf konusu edilmediğini not eder. AİHM mezkur arazinin kamu orman arazisi olarak vasıflandırılmasıyla birlikte başvuranın mülkiyet hakkını kullanmasına yönelik bir müdahalenin olduğunu ve bu vasıflandırmanın sözkonusu taşınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde azaltan bir etki ettiğini saptamaktadır. Bu bağlamda AİHM, maliki olmasına rağmen ihtilaf konusu taşınmazın tapu senedine getirilen bu vasıflandırmayla birlikte başvuranın arazisinden gerçek anlamıyla istifade edemediğini gözlemlemektedir.
AİHM bu koşullar çerçevesinde, ihtilaf konusu taşınmaza getirilen nitelendirmenin başvuranın mülkiyet hakkının içeriğini her anlamda boşaltan bir etki yarattığı kanısındadır (Bkz. aynı anlamda, Çetiner ve Yücetürk-Türkiye kararı no: 24620/04, 22 Eylül 2009).
Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de başvuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz önüne alınması gerekmektedir. AİHM bu amaçla, iç hukukta bu yönde etkili bir başvuru yolunun mevcut olmadığını tespit etmektedir (Bkz. Öztok-Türkiye kararı no: 24620/04, 22 Eylül 2009). Bu nedenledir ki başvuranın yapmış olduğu tazminat talebi ulusal mahkemeler tarafından reddedilmiştir. Üstelik Hükümet mutlak bir tazminatın yokluğunu meşru kılacak ikna edici ve AİHMnin Köktepe (sözü edilen) kararında benimsediği sonucun dışına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai durumu dile getirmemiştir.
Davanın koşulları, özellikle de tahdidin nihai oluşu, dava konusu durumu telafi edebilecek nitelikte etkili iç hukuk yolunun bulunmayışı, başvuranın mülkiyet hakkından yararlanması karşısındaki engel ve tazminat ödenmemiş olması, AİHMyi, başvuranın, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düşünmeye sevk etmektedir (Bkz, sözü edilen Köktepe ve Çetiner ve Yücetürk kararı).
Bu nedenle, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran ulusal mahkemeler önündeki yargılamaların hakkaniyete uygun gerçekleşmediğinden ve taraflı olduğundan şikayetçi olmakta, bu bağlamda AİHSnin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AİHM bu şikayeti herhangi bir gerekçesi olmayan dayanaktan yoksun olarak nitelendirerek AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiğine itibar etmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran AİHSnin 41. maddesi uyarınca taşınmazın gerçek değerine karşılık gelecek şekilde maddi tazminat olarak 1.300.000 TL (yaklaşık 600.000 Euro) talep etmekte, bu yönde bir emlak komisyoncusu tarafından 13 Haziran 2009 tarihinde hazırlanan ekspertiz raporunu sunmaktadır.
Hükümet AİHMyi aşırı ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği başvuranın bu talebini reddetmeye davet etmektedir. Hükümet Kocaeli Valiliğine bağlı emlak müdürlüğü tarafından 3 Ekim 2009 tarihinde düzenlenen ve buna göre başvuranın taşınmazının değerini 19.032,85 TL. olarak (yaklaşık 9.000 Euroya karşılık gelmektedir) belirleyen bilirkişi raporunu sunmaktadır.
Mevcut dava koşullarında, Savunmacı Devlet ile başvuran arasında olası bir uzlaşma ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada saklı tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Köktepe kararı).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
1. Oybirliğiyle, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Bire karşı altı oyla, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bire karşı altı oyla AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aşamada uygulanamayacağına; sonuç itibarıyla,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve başvuranın, kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy