(AİHS m. 1, 8, 9, 10, 14, 34, 35, 41, 44, 12 NOLU PROTOKOL) (EKİNCİ VE AKALIN - TÜRKİYE DAVASI) (KEPENEKLİOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (CASTELLS - İSPANYA DAVASI) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 22190/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
22 Eylül 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22190/05) nolu davanın nedeni (T.C. vatandaşı) Felemez Kapçakın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 24 Mayıs 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş Doğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1972 doğumlu olup İzmirde ikamet etmektedir.
Bilinmeyen bir tarihte başvuran, erkek kardeşine bir mektup yazmış ve diğer aile fertlerine de üç faks göndermiştir.
29 Mart 2005 tarihinde, Cezaevi Müdürlüğü Disiplin Kurulu başvuranın erkek kardeşine yazdığı mektubu göndermeme kararı almıştır. Disiplin Kurulu mektubun Kürtçe yazılmış olmasını, Türkçeye çevrilme olanağının kendi imkanları dahilinde olmamasını ve içeriğinde gönderilmemesini gerektirecek ifadelerin bulunabilme olasılığını göz önünde tutarak bu kararı almıştır. Kurul, bu mektubun gönderilmesinin Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Yönetmeliğin 147. maddesi uyarınca sakıncalı olabileceğini düşünmüştür.
30 Mart 2005 tarihinde, Disiplin Kurulu aynı gerekçelerle başvuru sahibinin teyzesine gönderdiği bir faksın alıcıya iletilmesini reddeden bir karar vermiştir.
Disiplin Kurulu, 7 Nisan 2005 tarihinde yine aynı gerekçeleri öne sürerek, başvuranın amcalarına gönderdiği iki faksın alıcılarına iletilmesini reddeden başka bir karar vermiştir.
29 ve 30 Mart 2005 ile 7 Nisan 2005 tarihlerinde alınan bu göndermeme kararlarının özellikle yazışma hakkına müdahale olduğunu öne süren başvuran, 8 Nisan 2005 tarihinde İzmir İnfaz Hakimi önünde bu kararlara itiraz etmiştir.
13 Nisan 2005 tarihinde infaz hakimi, Disiplin Kurulunun 29 ve 30 Mart 2005 tarihlerinde aldığı kararlara karşı yapılan itirazları reddetmiştir.
Aynı gün başvuran, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde de bir itirazda bulunmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Nisan 2005 tarihinde bu itirazı reddetmiştir.
Aynı gün infaz hakimi, Disiplin Kurulunun 7 Nisan 2005 tarihli kararına yapılan itirazı reddetmiştir.
Başvuran, 27 Nisan 2005 tarihinde bu red kararına itiraz etmiştir.
2 Mayıs 2005 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı da reddetmiştir.
19 Ağustos 2005 tarihinde, başvuranın talebini gözden geçiren Ağır Ceza Mahkemesi 22 Nisan 2005 tarihli kararında yaptığı bir yazım hatasını düzeltmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 8. MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yazışmalarının engellenmesiyle yalnızca özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının değil aynı zamanda düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının da ihlâl edildiğini ileri sürmekte ve AİHSnin 8., 9. ve 10. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM yerleşik içtihadının ışığında (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Fazıl Ahmet Tamer davası, no 6289/02, 5 Aralık 2006; Türkiye aleyhine Ekinci ve Akalın davası, no 77097/01, 30 Ocak 2007; Türkiye aleyhine Kepeneklioğlu davası, no 73520/01, 23 Ocak 2007), bu şikâyetin AİHSnin 8. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Hükümet bu teze karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranın 8. maddenin çiğnendiği yönündeki şikâyetini ulusal mahkemelere taşımadığını ve dolayısıyla iç hukuk yollarını tamamen tüketmediğini savunmaktadır.
Başvuran, bu argümanı kabul etmemektedir.
AİHM, kendisine yapılan bir şikâyetin «en azından özü itibarıyla iç hukukta emredilen süre ve biçimlere uygun olarak» ilgili ulusal mahkemeler önünde gündeme getirilmiş olması gerektiğini hatırlatmaktadır (İspanya aleyhine Castells davası, 23 Nisan 1992, prg. 27, seri A no 236, ve Türkiye aleyhine Akdivar ve diğerleri davası, 16 Eylül 1996, prg. 65-69, Karar ve hükümlerin derlemesi 1996-IV). Mevcut davada AİHM, başvuranın yazışmaların gönderilmeme kararına karşı infaz hakimi önünde yaptığı itirazlarda yazışma hakkının engellendiğinden şikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Bunun sonucu olarak, başvuranın aslında bugün AİHM önüne getirdiği bu şikâyeti daha önce ulusal mahkemelerin önüne götürdüğü kabul edilmelidir. Bu itibarla AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHM, bu şikâyetin AİHSnin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer taraftan başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
AİHM, başvuranın mektuplarına el konulmasının AİHSnin 8/2 maddesi anlamında yazışma hakkına müdahale niteliği taşıdığı konusunda taraflar arasında herhangi bir ihtilaf olmadığını not etmektedir.
AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemektedir.
Böylesi bir müdahalenin 8. maddeye uygun olabilmesi için, yasayla öngörülmüş olması, 8/2de sayılan bir ya da daha fazla meşru amaç gütmesi ve bu amaçlara ulaşmak için «demokratik bir toplumda gerekli» olması beklenmektedir (bakınız, özellikle, İtalya aleyhine Calogero Diana davası, 15 Kasım 1996, prg. 28, Derleme 1996-V).
Bu durumda AİHM, yazışmaların kontrolden geçirilmesinin Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Yönetmeliğin 147. maddesine dayandırıldığını not etmektedir. Buna mukabil AİHM, olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte olan düzenlemenin yetkili makamların bu alandaki takdir yetkilerini hangi ölçü ve şekillerde kullanmaları gerektiğini yeteri kadar açık bir şekilde belirtmediğini daha önceden de tespit etmiştir. Hatta AİHM, uygulamanın da bu eksikliği gideremediğini kaydetmiştir (Tan, ilgili bölüm, prg. 22-24). Bu durumda AİHM, kabul edilen bu yaklaşımdan sapmak için herhangi bir neden görmemektedir.
Bu itibarla AİHM, ihtilaflı müdahalenin AİHSnin 8. maddesinin 2. paragrafı anlamında «yasayla öngörülmediği» kanaatine varmaktadır. AİHM, bu sonucu göz önüne alarak mevcut davada 8. maddenin 2. paragrafında yer alan yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanısına ulaşmaktadır.
AİHM, buradan yola çıkarak AİHSnin 8. maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır.
II. DİĞER İHLÂL İDDİALARI HAKKINDA
Başvuran, aynı gerekçelere dayanarak AİHSnin 1. ve 14. maddeleri ile 12 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.
AİHM, Türkiyenin 12 Nolu Ek Protokole taraf olmadığını ve dolayısıyla bu protokol hükümlerinin uygulanamayacağını hatırlatmaktadır. Bundan dolayı, başvuranın bu noktadaki şikâyeti AİHSnin 35/3 maddesi anlamında söz konusu hükümlerle kişi bakımından uyumsuzdur ve Sözleşmenin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Atıfta bulunulan diğer maddelerle ilgili olarak ise AİHM, mevcut başvuruyla ön plana çıkan temel hukuki sorunun başvuranın mektuplarına el konulması suretiyle AİHSnin 8. maddesi anlamında yazışma hakkına müdahale edilip edilmediğinin belirlenmesi olduğu kanaatini taşımaktadır. Bu hükümle ilgili olarak yapılan tespit doğrultusunda AİHM, mevcut davada bu hükümlerin ihlâl edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı sonucuna varmaktadır (bakınız, benzer bir yaklaşım örneği için, Türkiye aleyhine Reyhan davası (no 2), no 60123/00, prg. 29-30, 23 Eylül 2008).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 1.000 Euro maddi tazminat, 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Hükümet bu miktarlara itirazda bulunmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AİHM buna karşın, tespit edilen ihlalin öne sürülen manevi zararın giderilmesi bakımından adil bir tatmini oluşturduğuna itibar etmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için, 4.000 Euro avukatlık gideri ve 1.000 Euro yargılama masrafları olmak üzere toplam 5.000 Euro talep etmektedir.
Başvuran sözü edilen bu miktarlara % 4,26 oranında gecikme faizi uygulanmasını talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde İstanbul Barosunun avukatlık ücret tarifesini ve 5.000 Türk Lirası üzerinden yapılan avukatlık sözleşmesini sunmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvuranın AİHM önündeki yargılama sürecinde yapmış olduğu giderler için 2.300 Euroluk meblağın makul olacağını değerlendiren AİHM, başvurana hakkaniyete uygun sözkonusu miktarın ödenmesini kararlaştırmaktadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 8. maddesine ilişkin yapılan şikayetin kabuledilebilir, AİHSye Ek 12 nolu Protokolün 1. maddesi hakkındaki diğer şikayetin kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın yapmış olduğu diğer şikayetlerinin incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana yargılama masraf ve giderleri için 2.300 (iki bin üç yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy