(AİHS m. 3, 6, 7, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 450) (ATALAY - TÜRKİYE DAVASI) (TALAT TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (BÖKE VE KANDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (AYSU - TÜRKİYE DAVASI) (SCHENK - İSVİÇRE DAVASI) (TEIXEIRA DE CASTRO - PORTEKİZ DAVASI)
(Başvuru No: 22568/05)
KARAR
STRASBOURG
25 Mart 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Coşar v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Hellen Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 5 Mart 2013 tarihinde yapılan gizli müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyet aleyhine açılan dava, Türk vatandaşı olan Gürsel Coşar (başvuran) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 31 Mayıs 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapılmış olan (22568/05 nolu) başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İzmirde çalışmakta olan avukat M.A. Altın tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi temsilcisi tarafından temsil edilmiştir.
3. 11 Mayıs 2009 tarihinde, başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir. Aynı tarihte, başvurunun kabul edilebilirliği ve esasları hakkında hüküm verilmesine de karar verilmiştir (29. maddenin 1. paragrafı).
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1961 yılında doğmuştur ve şuanda Muğla Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
A. Başvuranın gözaltına alınması ve başvurana yönelik düzenlenen sağlık raporları hakkında
5. 16 Ocak 2004 tarihinde, sabah saat 6.30da başvuran, bir cinayet soruşturması ile bağlantılı olarak polis tarafından gözaltına alınmıştır. Sabah saat 6.35te, Fethiye Emniyet Müdürlüğünde, Muğla Barosundan bir avukat ile görüşmüştür. Başvuran doktora götürülmüş, doktor başvuranın vücudu üzerinde herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlamamıştır.
6. 17 Ocak 2004 tarihinde, başvuran yanında bir avukat olmaksızın, polis tarafından sorgulanmıştır. Başvuran tarafından imzalanan forma göre, başvurana avukat tutma hakkı hatırlatılmış, fakat kendisi böyle bir talepte bulunmamıştır. Polise verdiği ifadesinde, başvuran İ.G.nin cinayetine karıştığını itiraf etmiştir. Başvuran, 11 Ekim 2003 tarihinde, İ.G. ve Y.A. ile birlikte Katrancı Koyunda bir piknik alanına yemek yemeye gittiğini söylemiştir. Akabinde, İ.G. ile Y.A. arasında bir kavga çıkmış ve sonuç olarak İ.G. düşüp kafasını kayalara çarpmıştır. İ.G.nin öldüğünü görünce, başvuran ve Y.A. paniklemiş ve cesetten kurtulmaya çalışmışlardır. Cesedin bacaklarına ağır demir kalıplar bağlamış ve cesedi, Y.A.nın arabasının bagajından aldıkları bir şambrelin içine yerleştirmişlerdir. Daha sonra cesetle beraber kıyıdan açıklara doğru yüzmüş ve cesedi denize bırakmışlardır. Başvuran daha sonra olay mahallinde polis ile birlikte olayların yeniden canlandırılmasına katılmıştır.
7. Aynı gün akşam saat 5.30 gibi, başvuran bir kez daha bir doktor tarafından muayene edilmiştir, doktor başvuranın vücudu üzerinde herhangi bir kötü muamele izine rastlamamıştır.
8. Başvuran daha sonra cumhuriyet savcısı ve hakim huzuruna çıkarılmıştır. Halen daha hukuki yardım hakkından feragat eden başvuran polise verdiği ifadesini tekrar etmiştir. Hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiş ve başvuran Fethiye Cezaevine gönderilmiştir.
9. 19 Ocak 2004 tarihinde akşam saat 4.15te, talebi üzerine başvuran Fethiye Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Sağlık raporuna göre, doktor, başvuranın sırtında 5-6 cm genişliğinde ve 30 cm uzunluğunda iki adet, 5-6 cm genişliğinde ve 10-15 cm uzunluğunda bir adet morluk tespit etmiştir. Doktor, morluklara, muayeneden 24-48 saat önce künt bir cismin sebep olduğunu ifade etmiştir. Doktor, yaraların, başvuranı üç gün boyunca çalışamaz kıldığı kanaatine varmıştır. Doktor son olarak, başvuranın sol kulağında ağrı şikayeti olduğunu ve bu nedenle bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
B. Başvuran aleyhinde yürütülen ceza yargılaması hakkında
10. 20 Ocak 2004 tarihinde, başvuran tarafından İ.G.yi öldürdüğü iddia edilen diğer sanık Y.A., gözaltına alınmıştır. Avukatı eşliğinde, polise verdiği ifadesinde, Y.A., olay günü, Katrancı Koyuna gitmek için İ.G. ile buluşmadan önce, kendisi ve başvuranın bir adet şambrel ve iki büyük demir kalıp satın aldıklarını belirtmiştir. Başvuran kendisine daha önce, liseli kızları taciz eden birini tanıdığını ve bu kişiyi öldürmek için birini aradığını söylediğini belirtmiştir. Y.A., buluştuğunda, İ.G.yi öldürmek gibi bir niyeti olmadığını ileri sürmüştür. Hatırladıklarına göre, Katrancı Koyuna vardıklarında ve başvuran ile İ.G. arabadan inince, Y.A. bir futbol maçını dinlemek istediği için arabada kalmıştır. Bir süre sonra, Y.A., kafası kanlar içinde olan İ.G.nin yerde yattığını görmüştür. Başvuranın kendisine, işi bitti dediğini iddia etmektedir. Başvuran kendisini tehdit ettiği için, cesetten kurtulması için ona yardım etmek zorunda kalmıştır. Başvuran, İ.G.nin bacaklarına demir kalıplar bağlamıştır ve birlikte, cesedi, daha önceden satın aldıkları şambrelin içine yerleştirmişlerdir. Daha sonra başvuran şambrelle birlikte, kıyının 100 metre açığına yüzüp, cesedi denize bırakmış ve daha sonra kıyıya geri dönmüştür. Gözaltına alındığı gün, Y.A. olayların yeniden canlandırılmasına katılmış ve polise hem şambrel ile demir kalıpları aldıkları dükkanları, hem de İ.G.nin başvuran tarafından öldürüldüğü yeri göstermiştir. Akabinde, Y.A. daha sonra avukatı eşliğinde, cumhuriyet savcısı ve sorgu hakimi tarafından sorgulanmıştır. Y.A. polise verdiği ifadeyi tekrar etmiş ve İ.G.yi öldürmediğini, yalnızca başvurana cesetten kurtulması için yardım ettiğini ileri sürmüştür. Y.A. ayrıca, başvuranın İ.G. adına borsada bahis oynadığını ve belirli bir miktar para üzerinde anlaşmazlık yaşadıklarını belirtmiştir.
11. 21 Ocak 2004 tarihinde, Fethiye Cumhuriyet savcısı, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesine, başvuranı ve Y.A.yı, eski Ceza Kanununun 450 (4) maddesi kapsamında, cinayetle suçlayan bir iddianame sunmuştur.
12. Y.A., savunma ifadesinde, ilk soruşturma evresinde verdiği ifadeleri geri almıştır. Gözaltındayken, ağır şekilde işkence gördüğünü ve bu ifadeleri, baskı altındayken verdiğini iddia etmiştir. Bidayet mahkemesinde, Y.A. aleyhindeki tüm suçlamaları reddetmiş ve İ.G.nin öldürülmesi ile ilgisi olmadığını ileri sürmüştür.
13. Bidayet mahkemesinde, başvuran, İ.G. ile arasında parayla ilişkili herhangi bir anlaşmazlık bulunduğu iddiasını reddetmiştir. İ.G. adına borsada asla bahis oynamadığını ifade etmiştir. Aynı zamanda İ.G.yi öldürdüğü iddialarını da reddetmiş ve olayın gecesi Y.A. ile futbol maçını izlediğini ve İ.G. yi hiç görmediğini ileri sürmüştür. Birbiriyle çelişen ifadeleri sorulduğunda, başvuran, işkence gördüğü için, polise verdiği ifadeyi baskı altındayken verdiğini ifade etmiştir.
14. 30 Haziran 2004 tarihinde, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı ve Y.A.yı cinayet suçuyla tutuklamış ve on altı yıl sekiz az hapis cezasına hafifletilen, müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, herhangi bir ceset ya da cinayet silahının bulunmadığına dikkati çekmektedir. Ancak, Y.A.nın ve başvuranın polise verdiği ifadelere, yazılı deliller ve görgü tanıklarının ifadelerine göre, mahkeme, başvuran ile İ.G. arasında para ile ilişkili bir anlaşmazlık olduğu gerekçesiyle, başvuranın ve Y.A.nın, İ.G.yi öldürdüğü sonucuna varmıştır. Sanığın polise verdiği ifadeye göre, mahkeme, bu kişilerin, kurbanın kafasına demir bir kalıp ile vurdukları, cesedi ve demir kalıbı denize attıkları sonucuna varmıştır. Mahkeme verdiği kararda, başvuranın, polis gözetimi altındayken birkaç kez kötü muameleye maruz kaldığından ve ifadelerinin baskı altında alındığından şikayet ettiğine dikkati çekmektedir. Fakat mahkeme, başvuranın iddialarına yönelik herhangi bir delil bulamamıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın polise verdiği ve 17 Ocak 2004 tarihinde tek bir hakim huzurunda verdiği ifadelerinde, suçlamayı tevil yoluyla kabul ettiğinin altını çizmektedir.
15. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, temyiz dilekçesinde, aleyhindeki tek delilin, soruşturma evresinde, polis tarafından alınan ifadesi olduğunu, bu ifade de baskı altındayken alındığı için, delil olarak kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran aynı zamanda, polisin herhangi bir ceset ya da cinayet silahı bulamadığına da dikkati çekmiştir.
16. 1 Haziran 2005 tarihinde, yeni Ceza Yasası yürürlüğe girmiştir.
17. Belirtilmeyen bir tarihte, Yargıtaydan bir cumhuriyet savcısı, dava dosyasını, yeni Ceza Yasası hükümlerinin ışığı altında yeniden değerlendirmesi için Fethiye Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.
18. 13 Temmuz 2005 tarihinde, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran ve Y.A.yı yeniden cinayet suçundan suçlu bulmuş ve her birini on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.
19. 18 Ekim 2006 tarihinde Yargıtay, 13 Temmuz 2005 tarihli kararı onamıştır.
C. Başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik yürütülen soruşturma hakkında
20. 6 Ağustos 2004 tarihinde, başvuran, kendisine kötü muamelede bulundukları iddiasıyla, 16 ve 17 Ocak 2004 tarihinde kendisini sorgulayan polis memurları aleyhinde, Fethiye Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. İddialarına destek olarak, başvuran, 19 Ocak 2004 tarihli doktor raporunu göstermiştir.
21. Soruşturmanın seyri içinde, 3 Eylül 2004 tarihinde, Fethiye cumhuriyet savcısı başvuranın ifadesini almıştır. Cumhuriyet savcısı huzurunda, başvuran, Fethiye Emniyet Müdürlüğü organize suçlar dairesinde gözaltında tutulurken kötü muamele gördüğünden şikayet etmiştir. Yumruklandığını, tekmelendiğini ve tahta sopalarla dövüldüğünü ve kafasının duvarlara vurulduğunu iddia etmiştir. Başvuran, bu kötü muamelenin bir sonucu olarak itirafta bulunduğunu ileri sürmüştür. Başvuran aynı zamanda, kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarından birinin isminin Tarcan olduğunu belirtmiştir.
22. 7 Eylül 2004 tarihinde, cumhuriyet savcısı, 19 Ocak 2004 tarihinde başvuranı muayene eden doktorun ifadesini almıştır. Doktor, muayene için geldiğinde, başvuranın bağırarak kötü muamele gördüğünü söylediğini hatırlamıştır. Doktor, başvuranın vücudunda tespit ettiği yaralanmaları rapor ettiğini açıklamıştır. Doktor aynı zamanda, başvuranın bu yaraları, hapishaneye gönderildikten sonra da edinmiş olabileceğini belirtmiştir. Doktorun ifadesine göre, yaraları başvuranın kendi kendine yapmış olma ihtimali de bulunmaktadır. Bu yaralanmalar başvuran dövüldüğü için ya da başvuran kendisine kemerle vurduğu ya da kendisini yataktaki metal çerçevelere veya duvarlara vurduğu için kaynaklanabileceği için, tıbbi olarak, ne tipte künt bir nesnenin bu yaralanmalara sebep olduğunu belirlemek mümkün olmamıştır.
23. 15 Eylül 2004 tarihinde, cumhuriyet savcısı ayrıca, sırasıyla 16 ve 17 Ocak 2004 tarihlerinde başvuranı muayene eden doktorların ifadelerine başvurmuştur. Başvuranı 16 Ocak 2004 tarihinde muayene den doktor, başvuranın vücudunda herhangi bir yara izine rastlamadığını belirtmiş ve 17 Ocak 2004 tarihinde muayene eden doktor tam olarak hatırlamadığını iddia etmiştir. Fakat doktor, kötü muamele iddialarıyla karşılaşmış olması halinde, bunları bir rapor vasıtasıyla rapor etmiş olması gerektiğini belirtmiştir. 19 Ocak 2004 tarihli rapor sorulduğunda, doktor, başvuranın sırtında bulunan yaraların, başvuran gözaltından ayrıldıktan sonra oluşmuş olabileceğine dair fikrini beyan etmiştir.
24. 5 Ekim 2004 tarihinde, Fethiye Cumhuriyet savcısı, başvuranın iddialarına dayanarak takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın gözaltında tutuluşunun başında ve sonunda hazırlanan doktor raporlarının, başvuranın vücudu üzerinde herhangi bir kötü muamele izini göstermediğine dikkat çekmiştir. Cumhuriyet savcısına göre, başvuran, polis gözetimi bittikten sonra bu yaraları almıştır. Başvuranın 17 Ocak 2004 tarihinde sorgu hakimi ve Cumhuriyet savcısı huzurunda kötü muamele şikayetinde bulunmadığının ve başvuranın vücudu üzerinde bulunan morlukların illa ki başvuranın dövülmüş olduğu anlamına gelmediğinin altını çizen Cumhuriyet savcısı, başvuranın kendisinin, hapishanede kalırken, kendini duvarlara ya da yatağına vurmak suretiyle bu yaralara yol açmış olabileceğini düşünmüştür. Bu bağlamda, Cumhuriyet savcısı, başvuranı 19 Ocak 2004 tarihinde muayene eden doktorun ifadesine dayanmaktadır.
25. 15 Aralık 2004 tarihinde, başvuran tarafından yapılan bir itiraz Muğla Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, Fethiye Emniyet Müdürlüğünde gözaltındayken, kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca, kötü muameleye yönelik şikayetinin etkili şekilde değerlendirilmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuran, Sözleşmenin, aşağıda yazılı olan 3. maddesine dayanmaktadır:
Hiç kimse işkenceye ya da insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye ya da cezaya maruz bırakılamaz.
27. Hükümet, iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
28. Hükümet, bu iddianın, yerel hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, maruz kaldığını iddia ettiği zarara yönelik tazminat arama amacıyla, başvuranın idari mahkemeler huzurunda yasal girişimde bulunması gerektiğini belirtmiştir.
29. Mahkeme, Hükümetin ilk itirazlarını daha önce benzer davalarda inceleyip reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, özellikle, Atalay v. Türkiye, No. 1249/03, § 29, 18 Eylül 2008). Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında bir Taraf Devletin yükümlülükleri açısından, Hükümet tarafından atıfta bulunulan kanuni yolların yeterli olarak addedilemeyeceği hususunda aldığı kararı yinelemektedir. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada, önceki bulgularının değiştirilmesini gerektiren herhangi durum tespit etmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin ilk itirazlarını reddetmektedir.
30. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. maddesinin 3(a) paragrafının anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun şekilde ibraz edilmediğine dikkat çekmektedir. Ayrıca, başvurunun, başka herhangi bir gerekçeye bağlı olarak, kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, başvuru kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. 3. maddenin esası hakkında
31. Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Özellikle de iddiaların doğrulanmamış olduğunu iddia etmiştir.
32. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun deliller ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu delillerin değerlendirilmesi için, Mahkeme genellikle makul şüphe ötesinde ispat standardını uygulamıştır (bkz. Talat Tepe v. Türkiye, No. 31247/96, § 48, 21 Aralık 2004). Fakat böylesi bir ispat, yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarımlar ya da benzer aksi ispatlanmamış maddi karineler ile birlikte sergilenebilmektedir (bkz. Labita v. İtalya (GC), No. 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV). Söz konusu olayların tamamının ya da büyük bir kısmının, yetkililerin münhasır bilgisi ve şahısların kontrolü dahilinde olması halinde, bu gibi bir kontrol esnasında meydana gelen hasara ilişkin olarak, güçlü maddi karineler ortaya çıkabilmektedir (bkz, diğerleri ile birlikte, Maslova ve Nalbandov v. Rusya, No. 839/02, § 99, 24 Ocak 2008).
33. Mahkeme, başvuranın gözaltında geçirdiği sürecin ilk ve son gününde düzenlenen doktor raporlarında, başvuranın vücudu üzerinde herhangi bir kötü muamele bulgusu tespit edilmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, yerel ya da Strasbourg yargı sürecinin herhangi bir evresinde, başvuran bu raporların doğruluğuna yönelik itirazda bulunmamış ya da bu raporları düzenleyen doktorların, yara izlerini bulamadığına yönelik bir iddiada bulunmamıştır. Başvuranın polis gözetiminden iki gün sonra düzenlenen raporda, başvuranın sırtında bazı yaralar tespit edilmiş olsa da, Mahkeme, yerel soruşturma süresince, bu yaralara tam olarak neyin ne zaman yol açtığının belirlenemediği kanaatindedir. Dolayısıyla, dava dosyasına bağlı olarak, Mahkeme, bu yaraların ne zaman ya da nasıl ortaya çıktığına yönelik bir değerlendirme yapamamaktadır. Başvuranın kendisine kötü muamelede bulunulduğuna dair iddialarına ağırlık katacak başka herhangi bir materyal Mahkemeye ibraz edilmemiştir.
34. Bu şartlar altında Mahkeme, başvuran üzerinde tespit edilen yaraların, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, 16-17 Ocak 2004 tarihleri arasında polis gözetimi altında tutulurken kendisine bulunulduğu iddia edilen kötü muamele sonucu ortaya çıktığı görüşünde değildir. Mahkeme ayrıca, tutukluluk hali süresince, başvuranın kötü muamele gördüğüne yönelik herhangi bir iddia bulunmadığına dikkat çekmektedir.
35. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin esasının ihlal edilmediğine karar vermektedir.
2. 3. maddenin usulü hakkında
36. Hükümet, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin yerel makamlarca yürütülen soruşturmanın kapsamlı ve etkili olduğunu iddia etmiştir.
37. Mahkeme, tartışmaya açık ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddiaları olması halinde, yetkililerin, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, bu iddialara yönelik etkili bir resmi soruşturma yürütmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, Assenov ve Diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 101-102, Hükümler ve Kararlar Raporu 1998-VIII).
38. Mevcut davada, Mahkeme, delil yetmezliğine bağlı olarak, başvurana, iddia ettiği üzere kötü muamelede bulunulduğu hususunun ispatlanmadığı kanaatindedir. Fakat önceki davalarda da karar verdiği üzere, bu durum, başvuranın şikayetini, 3. madde ile ilişkili olarak, pozitif soruşturma zorunluluğunun amaçları doğrultusunda, tartışmaya açık olmaktan alıkoymamaktadır (bkz. Böke ve Kandemir v. Türkiye, No. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, § 54, 10 Mart 2009 ve Aysu v. Türkiye, No. 44021/07, § 40, 13 Mart 2012). Bu sonuca varırken, Mahkeme, 19 Ocak 2004 tarihli doktor raporunda, başvuranın sırtında bazı morlukların tespit edildiği gerçeğini göz önüne almaktadır. Başvuranın, gözaltında geçirdiği süreyi takiben salıverilmediği dikkate alındığında, Mahkeme, yerel makamların, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yürütme zorunluluğu olduğu kanaatindedir.
39. Dava dosyasındaki bilgilere göre, başvuranın 6 Ağustos 2004 tarihli şikayetini takiben, Fethiye Cumhuriyet savcısı bir soruşturma başlatmıştır. Bu soruşturma, takipsizlik kararı ile 5 Ekim 2004 tarihinde sonuçlanmıştır ve başvuranın karara ilişkin temyiz başvurusu, dosyada başvuranın iddialarını destekleyen delil bulunmadığı gerekçesiyle, 15 Aralık 2004 tarihinde reddedilmiştir. Mahkeme, Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde, başvuranın, kendisine şiddet uygulayan bir polis memurunun isminin Tarcan olduğunu belirtmesine rağmen, dava dosyasındaki belgelerden, Cumhuriyet savcısının, başvurana kötü muamelede bulunduğu iddia edilen bu polis memurlarının kimliklerinin tespit edilmesine yönelik ciddi girişimlerde bulunmadığının anlaşıldığı kanaatindedir. Başvuranın tutuklanması ya da sorgulanması sürecine dahil olan polis memurlarının hiç biri, soruşturmanın seyri boyunca şüpheli ya da tanık statüsünde sorgulanmamıştır.
40. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın vücudu üzerinde tespit edilen yaralara neyin yol açtığının belirlenmesi amacıyla, Cumhuriyet savcısının, Adli Tıp Kurumundan ek bir uzman raporu daha talep etmesi gerektiği kanaatindedir. Takipsizlik kararından, cumhuriyet savcısının, başvuranın tutuklandıktan sonra bu yaralara kendisinin sebep olduğu gerçeğini basit bir şekilde kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, bu sonuca varılmadan önce, Fethiye Cezaevinde başvuran ile kalan diğer tutuklular gibi potansiyel herhangi bir görgü tanığının ifadesine başvurulmamış olmasından çekince duymaktadır.
41. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, Mahkeme, bu usule ilişkin eksikliklerin, başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik yürütülen soruşturmanın etkinliğini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varmaktadır.
42. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
43. Başvuran, yerel mahkemelerin, kendisinden baskı altındayken alınan ifadeleri kabul etmesinin bir sonucu olarak, adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığından şikayet etmiştir. Başvuran, Sözleşmenin 6. ve 7. maddelerine dayanmaktadır.
44. Mahkeme, başvuranın şikayetinin, Sözleşmenin aşağıda yazılı olan 6. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir:
Herkes, kendisine yöneltilen suçlamaların
tayini hususunda
bir mahkeme tarafından
adil yargılanma hakkına sahiptir
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
45. Hükümet, başvurunun bu kısmının, altı ay süre kuralına uymadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini çünkü başvurunun AİHMne, ceza yargılaması halen daha Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda devam ederken, 31 Mayıs 2005 tarihinde yapıldığını ileri sürmektedir.
46. Mahkeme, savunma hakkına ilişkin şikayetleri değerlendirirken, iddia edilen eksikliklerin, yargılamanın sonuçları üzerinde bir etkisi olup olmadığının belirlenebilmesi açısından, yargılamanın bir bütün olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekmektedir (bkz. Gafken v. Almanya (GC), No. 22978/05, § 164, AİHM 2010). Dolayısıyla, Mahkeme, mevcut davada altı aylık sürecin, en erken şekilde, Yargıtayın 18 Ekim 2006 tarihli kararından itibaren işlemeye başladığı ve başvurunun bu tarihten önce, 31 Mayıs 2005 tarihinde yapıldığı kanaatindedir. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin ilk itirazlarını reddetmektedir.
47. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. Maddesinin 3. Paragrafının anlamı dahilinde dayanaktan yoksun olarak ibraz edilmediğine kanaat getirmektedir. Buna ek olarak, başka herhangi bir gerekçeye bağlı olarak, kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, başvuru kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
48. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Yerel mahkemenin kararının, görgü tanıklarının ifadelerine ve diğer delillere dayandığını belirtmiştir.
49. Mahkeme, Sözleşmenin 19. maddesi uyarınca, Sözleşmeye Taraf Devletler tarafından üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirildiğinden emin olmak gibi bir görevi bulunduğunu hatırlatmaktadır. Özellikle de, olay ve olgular ya da kanuna ilişkin, ulusal bir mahkeme tarafından işlendiği iddia edilen bir hatayı ele almak, bu durum Sözleşme tarafından koruma altına alınmış hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece Mahkemenin işlevi değildir. 6. madde adil yargılanma hakkını garanti altına alırken, öncelikle ulusal kanun kapsamında düzenlenmesi gereken bu gibi delillerin kabul edilebilirliği hususunda herhangi bir kural getirmemektedir (bkz. Schenk v. İsviçre, 12 Temmuz 1988, §§ 45-45, Seri A No. 140; Teixeria de Castro v. Portekiz, 9 Haziran 1998, § 34, Raporlar 1998-IV ve Heglas v. Çek Cumhuriyeti, No. 5935/02, § 84, 1 Mart 2007).
50. Dolayısıyla, ilke olarak, örneğin yerel hukuk açısından kanunsuzca elde edilen deliller gibi bazı özel tipteki delilerin kabul edilebilir olup olmadığına ilişkin karar vermek, Mahkemenin görevi değildir.
51. Cevaplanması gereken soru, delilerin toplandığı yol da dahil olmak üzere, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığıdır. Buna, bahsi geçen kanunsuzluğun soruşturulması ve başka bir Sözleşmede geçen hakkın ihlali halinde, tespit edilen ihlalin tabiatı da dahildir (bkz. diğerleri arasında, Khan v. Birleşik Krallık, No. 35394/97, § 34, AİHM 2000-V; P.G. ve J.H. v. Birleşik Krallık, No. 44787/98, § 76, AİHM 2001-IX; ve Allan v. Birleşik krallık, No. 48539/99, § 42, AİHM 2002-IX).
52. Mevcut davanın belirli koşullarına dönüldüğünde, Mahkeme, başvuranın 16 Ocak 2004 tarihinde saat sabah 6.30da polis tarafından gözaltına alındığına dikkati çekmektedir. Aynı gün akşam saat 18.45te düzenlenen doktor raporu, başvuranın vücudu üzerinde herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlamamıştır. Başvuran daha sonra ertesi gün, yani 17 Ocak 2004 tarihinde polis tarafından sorgulanmıştır. Sorgulama sırasında, başvuran, İ.G.nin öldürülmesiyle ilgisi olduğunu itiraf etmiştir. Başvuran aynı zamanda, olayların yeniden canlandırılmasına katılmış ve bu esnada kendini suçlayan birçok ifadede bulunmuştur. Aynı gün saat 17.30da, başvuran bir kez daha bir doktor tarafından muayene edilmiştir, doktor herhangi bir kötü muamele bulgusuna rastlamamıştır. Bu noktada, Mahkeme bir kez daha, başvuranın, yerel ya da Strasbourg yargı sürecinin herhangi bir evresinde, bu raporların doğruluğuna yönelik itirazda bulunmadığını ya da bu raporları düzenleyen doktorların, yara izlerini bulamadığına yönelik bir iddiada bulunmadığını hatırlatmaktadır (bkz 33. paragraf). Başvuranın polis gözetimi altında tutulmasından iki gün sonra düzenlenen doktor raporunda, başvuranın sırtında bazı yara izleri tespit edilmiş olmasına rağmen, yaralara muayeneden 24-48 saat önce yol açıldığı vurgulanmıştır. Mahkeme, yerel soruşturmadaki usule ilişkin eksikliklere bağlı olarak, bu yaraların tam olarak ne zaman edinildiğine yönelik kesin bir kanıya varamamaktadır. Fakat dava dosyasındaki bilgilere dayanarak, başvuranın polise verdiği ifadenin baskı altında alındığı sonucuna varılamamaktadır (bkz. 34. paragraf).
53. Mahkeme ayrıca, asliye mahkemesinin, başvuranı suçlu bulurken, yalnızca başvuranın polise yaptığı itirafa dayanmadığı, aynı zamanda yazılı deliller ile diğer sanığın ve görgü tanıklarının ifadelerini de hesaba kattığını gözlemlemektedir. Dosyadaki delillere dayanarak, yerel mahkeme, başvuranın mağduru öldürüp cesedini denize attığı hükmüne varmıştır. Ayrıca, duruşması sırasında, başvurana dosyadaki delillerin kabulüne karşı çıkma fırsatı tanınmıştır fakat yerel mahkeme başvuranın iddialarına aksi hükümde bulunmuştur (bkz. 14. paragraf).
54. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın savunma haklarının ihlal edilmediği ve bir bütün olarak yargılama sürecinin adil olduğu kanaatindedir.
55. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmemiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
56. Başvuran manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiştir. Başvuran ayrıca herhangi bir miktar belirtmeden yasal ücret talebinde bulunmuştur.
57. Hükümet iddialara itiraz etmiştir.
58. Hakkaniyete uygunluk esasında, Mahkeme, başvurana, 12,500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Masraflar ve harcamalara ilişkin olarak, AİHMnin içtihatlarına göre, başvurana masraflar ve giderler için ödeme yalnızca, bu masraf ve giderler makul orandaysa ve bunların gerçekliği ve gerekliliği ortaya konmuşsa ödenmektedir. Mevcut davada, başvuran belirgin bir talep ibraz etmemiş ya da harcamalara ilişkin herhangi bir fatura temin etmemiştir. Dolayısıyla, Mahkeme bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına hüküm vermektedir.
B. Gecikme faizi
59. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın makul olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuruyu kabul edilebilir olarak beyan eder;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine karar verir;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar verir;
4. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilmediğine karar verir;
5. (a) Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafı uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, manevi tazminat olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, 12,500 Euro (on iki bin beş yüz Euro) ve masrafa tabi tüm vergilerin ödenmesine ve;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda belirtilen tutarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilen oranda basit faiz işletilmesine karar verir;
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 26 Mart 2013 tarihinde, yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy