(AİHS. 3, 6, 29, 31, 34, 35, 44) (5237 S. K. m. 168) (765 S. K. m. 168) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (DAYANAN - TÜRKİYE DAVASI) (GEÇGEL VE ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI) (TEZCAN UZUNHASANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (GÜROVA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 24820/05)
KARAR
STRAZBURG
17 Eylül 2013
Fazlı Kaya / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), 27 Ağustos 2013 tarihinde gerçekleştirilen gizli müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, Türk vatandaşı olan Bay Fazlı Kaya (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 13 Haziran 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak Mahkemeye yapılmış olan bir başvurudan (no. 24820/05) ibarettir.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan avukat Bay Ö. Kılıç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 18 Haziran 2011 tarihinde, kısmen kabul edilemez olarak nitelendirilmiş ve başvuranın, gözaltında tutulduğu sırada kendisine avukat yardımının sağlanmaması ve tanıkların bazılarına soru yöneltememesi hususlarına ilişkin şikayetleri Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda hüküm verilmesine karar verilmiştir (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1960 doğumludur ve hapis cezası halihazırda Edirnede infaz edilmektedir.
5. E.G. ve A.S.S., Türkiye Devrim Partisi (TDP) adlı yasadışı bir örgüte üye olma şüphesiyle Haziran 1999da gözaltına alınmışlardır. İki şüpheli de, polise verdikleri ifadelerinde, başvuranın kırsal bölgelerdeki örgüt üyelerine lojistik destek sağlamakta olduğunu ifade etmişlerdir. E.G. ayrıca, başvuranın örgütün liderlerinden biri olduğunu ileri sürmüştür. Aynı yıl, yasadışı örgüte üye olma gerekçesiyle yakalanan İ.H. de, başvuranı fotoğraflarından teşhis etmiş ve başvuranın örgütün kırsal bölgelerdeki örgüt üyelerine cep telefonu temin etmekte olduğunu ifade etmiştir.
6. Başvuran, TDPye üye olma şüphesiyle 26 Mart 2001 tarihinde İstanbulda polis tarafından gözaltına alınmıştır. Bunun ardından, sorgulanmak üzere Giresuna nakledilmiştir.
7. Başvuran 28 Mart 2001 tarihinde, teşhis için yüzleştirmeye tabi tutulmuş ve sonrasında B.B. ile İ.H. olmak üzere iki kişi tarafından, bahsi geçen yasadışı örgütün liderlerinden biri olarak teşhis edilmiştir. Başvuran, 1 Nisan 2001 tarihinde, yanında bir avukat bulunmaksızın polis tarafından sorgulanmış ve aleyhindeki suçlamaların tümünü reddetmiştir.
8. Başvuran, refakatinde bir avukat bulunmaksızın, 2 Nisan 2001 tarihinde Giresun Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, aynı günün ilerleyen saatlerinde, yine yanında bir avukat bulunmaksızın tekrar nöbetçi hakim tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, hem Cumhuriyet savcısı hem de nöbetçi hakim huzurunda hakkındaki suçlamaların tümünü reddetmiştir. Hakim, sorgulamanın sonunda, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
9. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet savcısı, 27 Nisan 2001 tarihinde, bu mahkemeye, başvuran ile birlikte dokuz kişinin yasadışı bir örgüte üyelikle suçlandığı bir iddianame sunmuştur.
10. Başvuran, yargılamalar sırasında bir avukat tarafından temsil edilmiş ve yazılı savunmasında, hakkındaki tüm suçlamaları kesin surette reddetmiştir. Müşterek sanıklardan B.B. ve İ.H. adlı kişilerin, kendisini TDPnin liderlerinden biri olarak teşhis etmiş olmalarına rağmen, başvuran, suçlamaları reddetmiş ve söz konusu kişileri daha önce hiç görmemiş olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, B.B. ve İ.H.nin 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunundan yararlanabilmek amacıyla kendisi hakkında yanlış bilgi verdiklerini ileri sürmüştür.
11. A.S.S., E.G. ve İ.H.nin Haziran 1999da polise vermiş oldukları ifadeleri, 5 Haziran 2001 tarihli duruşma esnasında başvurana sesli olarak okunmuştur. Başvuran, suçlamalara itiraz etmiş ve kendisinin masum olduğunu iddia etmiştir.
12. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi, 14 Kasım 2002 tarihinde, başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuran hakkında, mülga Ceza Kanununun 168. maddesi uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına hükmetmiştir. Davanın görüldüğü mahkeme, kararını verirken, diğer delillerin yanı sıra, müşterek sanıkların ifadelerine dayanmış ve ayrıca İ.H., E.G. ve A.S.S.nin ifadelerini de dikkate almıştır.
13. Yargıtay, 7 Mayıs 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
14. Dava, Erzurum devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yeniden görülmüş ve mahkeme 6 Nisan 2004 tarihinde, başvuranı yasadışı örgüt üyesi olmaktan tekrar suçlu bulmuş ve hakkında on iki yıl altı ay hapis cezasına hükmetmiştir. Mahkeme, başvuran hakkında mahkumiyet kararı verirken, E.G., A.S.S., İ.H. ve B.B.nin ifadelerine dayanmış ve başvuranın yasadışı bir örgüte üye olduğunun tespit edildiği kararına varmıştır.
15. Yargıtay, davanın esasına ilişkin bir duruşma yapmasının ardından 1 Aralık 2004 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Bu karar 5 Ocak 2005 tarihinde ilk derece mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
16. Gözaltında avukat yardımına ilişkin ilgili iç hukuka dair açıklamalar, Salduz / Türkiye ((BD) no. 36391/02, §§ 27-31, 27 Kasım 2008) davasında verilen kararda yer almaktadır.
17. Ayrıca, 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, terör örgütü üyesi olup silahlı mukavemet göstermeksizin kendiliklerinden veya aracılar vasıtasıyla teslim olanlar yahut kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşılanlar ile yakalanmak suretiyle ele geçirilenler için geçerlidir. Bu kanun ayrıca, terör örgütünün amaçlarını bildiği halde örgüt üyelerine barınacak yer, erzak, silah, cephane tedarik eden veya başka yollardan yardım sağlayanlar hakkında uygulanır. Topluma Kazandırma Kanununun önemli bir özelliği de, terör örgütünün yapısı ve faaliyetleri hakkında ilgili bilgi ve belge sağlayarak kanundan yararlanmak isteyen kişilere ceza indirimi olanağı sunmasıdır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu müddetçe avukata erişiminin engellenmesi sebebiyle savunma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, kendisine tanıklardan bazılarına soru yöneltme olanağı sunulmadığını ileri sürmüştür. Bu itibarla, başvuran, Sözleşmenin ilgili bölümü aşağıda verilen 6 § 3 (c) ve (d) maddesine dayanmıştır:
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: ...
(c) kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak, eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
(d) iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmemelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek; ...
19. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
20. Hükümet, başvurunun yapıldığı tarihin altı ay süre kuralını aştığını ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Hükümet, Yargıtayın kararının 1 Aralık 2004 tarihinde verildiğini, oysa Mahkemeye başvurunun 13 Haziran 2005 tarihinde, altı ayı aşkın bir süre sonra yapıldığını ifade etmiştir.
21. AİHM, Yargıtay kararının 5 Ocak 2005 tarihinde ilk derece mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğ edildiğini belirtmektedir. Mahkeme, bir başvuranın, mevcut davada olduğu üzere, yerel mahkemenin nihai kararının bir nüshasının kendisine resen tebliğ edilmesi hakkı bulunmadığında ve yerel yargılamalar sırasında bir avukat tarafından temsil edilmesi halinde, Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca, başlangıç tarihi olarak, başvuranın ya da temsilcisinin nihai kararın içeriğine ilişkin kesin olarak bilgi sahibi olabileceği en güncel tarih olan, nihai yerel mahkeme kararının ilk derece mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne tebliğ edildiği tarih kabul edilmelidir (Bk. İpek / Türkiye (k.k.), no. 39706/98, 7 Kasım 2000, Okul / Türkiye (k.k.), no. 45358/99, 4 Eylül 2003). Bu doğrultuda, başvuran mevcut davada başvurusunu, Sözleşmenin 35 § 1 maddesinin gerektirdiği üzere altı ay kuralına uygun süre içerisinde Mahkemeye ibraz etmiştir. Bu nedenle, Hükümetin ilk itirazı reddedilmelidir.
22. Mahkeme, başvurunun geri kalan kısmının Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
23. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulurken avukat yardımı alma hakkının kısıtlanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ifade etmiştir. Başvuran ayrıca, kendisine aleyhinde tanıklık etmiş olan tanıklarla yüzleşme olanağı sunulmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş olduğunu ileri sürmüştür.
24. Hükümet, bu iddialara itiraz etmiştir. Hükümet, özellikle, başvuranın gözaltında tutulduğu sırada avukata erişimine getirilen kısıtlamanın Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca başvuranın adil yargılanma hakkını ihlal etmemiş olduğunu ve başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararının tanık ifadelerine dayandırılmamış olduğunu belirtmiştir.
25. Mahkeme öncelikle, söz konusu zamanda, başvuranın avukat yardımı alma hakkına getirilen kısıtlamanın sistemsel olduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi kapsamına giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltında tutulan herkes için uygulandığını gözlemlemektedir (Bk. yukarıda anılan, Salduz, §§ 56-63; Dayanan / Türkiye, no. 7377/03, § 30-34, 13 Ekim 2009). Mahkeme, mevcut davayı incelemiş ve yukarıda bahsi geçen Dayanan kararındaki bulgularından sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul tespit etmemiştir.
26. Bu sebeple, mevcut davada Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlali söz konusudur.
27. Mahkeme, yukarıdaki bulgularını dikkate alarak ve aşağıdaki 31. paragrafa atıfta bulunarak, başvuran tarafından yargılamaların adilliği konusunda ileri sürülen şikayetlerin geri kalanına ilişkin bir görüş belirtmeksizin, davanın incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır (Bk. Geçgel ve Çelik / Türkiye, no. 8747/02 ve 34509/03, § 16, 13 Ekim 2009, Tezcan Uzunhasanoğlu / Türkiye, no. 35070/97, § 23, 20 Nisan 2004).
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
28. Başvuran, maddi tazminat olarak 8,000 Avro ve manevi tazminat olarak 15,000 Avro talep etmiştir. Başvuran ayrıca, İstanbul Barolar Birliğinin masraf tarifesine atıfta bulunarak, mahkeme önündeki mevcut dava üzerinde yürütülen yirmi sekiz saatlik hukuki çalışma karşılığı olarak da 3,720 avro talep etmiştir. Başvuran bunların yanı sıra, hiçbir fatura ibraz etmeksizin, masraf ve giderler için de 600 avro talep etmiştir.
29. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağının bulunduğu kanaatinde değildir; bu nedenle Mahkeme, bu iddiayı reddetmektedir. Ancak, Mahkeme, başvuranın belli bir düzeyde manevi zarara uğramış olduğunu değerlendirmekte ve bu nedenle, mevcut davanın koşullarını dikkate alarak ve hakkaniyet temelini göz önünde bulundurarak, başvurana manevi tazminat olarak 1,500 avro verilmesine hükmetmektedir.
31. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat şeklinin, başvuranın bu yönde bir talebinin olması halinde, Sözleşmenin 6. maddesinin gereklilikleri doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bk. Gençel / Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
32. Masraf ve giderlerle ilgili olarak, Mahkeme, bir başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için gerçekleşmiş olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerektiğini yinelemektedir. Mahkeme, benzer davalarda verilen tazminatları göz önüne alarak (Bk. Şaman / Türkiye, no. 35292/05, § 45, 5 Nisan 2011; Gürova / Türkiye, no. 22088/03, § 21, 6 Ekim 2009; yukarıda anılan, Salduz, § 79), bu başlık altında, başvurana tazminat olarak 1,000 avro verilmesinin makul olduğuna hükmetmiştir.
33. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Başvuranın gözaltında tutulduğu süre boyunca kendisine avukat yardımının sağlanmamış olması bakımından, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşmenin 6 § 3 (d) maddesi kapsamında dile getirilen şikayetin geri kalan kısmının incelenmesine gerek olmadığına karar verir;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere;
(i) Miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç tutulmak üzere, manevi tazminat olarak 1,500 avro (bin beş yüz Avro) verilmesine;
(ii) Yargılama masrafları ver giderleri için, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç tutulmak üzere, 1,000 avro (bin Avro) verilmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda belirtilen miktara basit faiz uygulanmasına karar verir;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin talebinin geri kalan kısmını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 § 2 ve 3 maddesi uyarınca 17 Eylül 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy