(AİHS m. 5, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 146) (YAKUP KÖSE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ATICI - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (YAKIŞAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ALİ ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 24801/05)
KARAR
STRAZBURG
22 Eylül 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 24801/05 nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Selim Ünayın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 17 Haziran 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, İstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuran, 1958 doğumludur ve Kandırada ikamet etmektedir.
Başvuran, 9 Temmuz 1996 tarihinde, bir banka soygunu sırasında yakalanmıştır. Başvuran, 24 Temmuz 1996 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi soruşturma hakimi önüne çıkarılmış ve tutuklanmasına karar verilmiştir.
5 Ağustos 1996 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuran hakkında bir iddianame düzenlemiştir. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanununun 146. Maddesi uyarınca, başvuranı yasadışı silahlı bir örgüte üye olmakla ve Devletin anayasal düzenini bozan eylemlere katılmakla suçlamıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama başlamıştır. Mahkeme, müteakip duruşmalarda, iddia konusu suçun niteliği ve kanıtların durumu nedeniyle başvuranın serbest bırakılmaması yönünde karar vermiştir.
11 Aralık 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını açıklamıştır. Mahkeme, başvuranı itham edildiği suçlardan mahkum etmiş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.
3 Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı bozmuştur. Dolayısıyla, dava İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine geri gönderilmiştir.
5 Ocak 1999 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yargılamaya yeniden başlamıştır. Mahkeme, müteakip duruşmalarda, kanıtların durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmiştir.
19 Aralık 2002 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bir kez daha başvuranı itham edildiği suçlardan mahkum etmiş ve Ceza Kanununun 146. Maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına hükmetmiştir.
16 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yargılama devam etmiştir. 7 Mayıs 2004 tarihinde anayasada yapılan bir değişiklikle Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması sonucu başvuranın davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgiye göre yargılama halen derdesttir ve başvuran halihazırda tutuklu bulunmaktadır.
HUKUK
Başvuran, AİHSnin 5/3 maddesi uyarınca yargılama öncesi tutukluluğu konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun reddini talep etmiştir. Hükümet, AİHMnin Köse/Türkiye (no. 50177/99) davasında vermiş olduğu karara atıfta bulunarak, başvuranın eski Ceza Kanununun 292-304. maddeleri uyarınca devam eden tutukluluğuna itirazda bulunmadığını ileri sürmüştür. AİHM, söz konusu başvurudakine benzer önceki davalarda, Hükümetin ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Koşti ve Diğerleri/Türkiye, no.74321/01). AİHM, söz konusu davada, bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin ön itirazını reddeder.
Hükümet, ayrıca, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bu bakımdan, Hükümet, başvuranın herhangi bir etkili iç hukuk yolu bulunmadığını düşünmesi halinde, AİHMye daha önce başvurmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür. AİHM, herhangi bir iç hukuk yolu bulunmaması durumunda, AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralının, prensip olarak başvuruda şikayette bulunulan eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren başladığını hatırlatır (Arı ve Şen/Türkiye, no. 33746/02). Söz konusu davada, başvuran aleyhindeki cezai yargılama halen derdesttir ve başvuran halihazırda tutuklu bulunmaktadır. Ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere, başvuranın yargılama öncesi uzun süren tutukluluğuna itirazda bulunmak için kullanabileceği herhangi bir etkili iç hukuk yolu bulunmamaktadır (Koşti, yukarıda kaydedilen). Bu nedenle, AİHM, başvurunun altı ay içerisinde yapıldığını kabul eder. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin ikinci itirazını reddeder.
Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca bu başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, AİHSnin 5/3 maddesi uyarınca yapılan şikayetin esasına ilişkin olarak, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun, yakalanmasıyla birlikte 9 Temmuz 1996 tarihinde başladığını gözlemlemektedir. AİHMnin içtihadına göre (Solmaz/Türkiye, no. 27561/02; Akyol/Türkiye, no. 23438/02), bu davada göz önünde bulundurulması gereken süre, başvuranın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı toplam süreden AİHSnin 5/1(a) maddesi uyarınca mahkum edilmesinin ardından tutuklu kaldığı süre düşüldükten sonra, söz konusu kararın kabul tarihi itibariyle on bir yıl dört aydır. Yerel mahkemeler, yıllar boyunca suçun niteliği ve kanıtların durumu göz önünde bulundurularak gibi birbirinin aynı ve kalıplaşmış ifadeler kullanarak sürekli olarak başvuranın tutukluluğunu uzatmıştır.
AİHM, söz konusu başvurudakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AİHSnin 5/3 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Atıcı/Türkiye, no. 19735/02; Solmaz, yukarıda kaydedilen; Dereci/Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu/Türkiye, no. 25324/02). Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AİHM, söz konusu davada farklı bir sonuca varması için Hükümet'in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, başvuranın yargılama öncesi tutukluluğunun AİHSnin 5/3 maddesine aykırı olduğu sonucuna varır. Dolayısıyla, AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuran, adil tatmin konusunda, manevi tazminat olarak 20,000 Euro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, avukatlık ücreti için 5,500 TL (yaklaşık 2,500 Euro), AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için 260 TL (yaklaşık 120 Euro) talep etmiştir. Başvuran, konuyla ilgili olarak bir ücret sözleşmesi ibraz etmiş, ancak masraflara ilişkin herhangi bir fatura göstermemiştir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, başvuranın yalnızca söz konusu davada tespit edilen ihlal ile telafi edilemeyecek düzeyde manevi zarar görmüş olabileceği kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 9,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir. AİHM, başvuranın yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebiyle ilgili olarak, içtihadını, elindeki belgeleri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak, AİHM önündeki yargılama için 1,000 Euro ödenmesinin uygun olacağına karar verir.
Ayrıca, AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
Son olarak, tarafların verdiği bilgiye göre, başvuran aleyhindeki cezai yargılama halen derdesttir ve başvuran halihazırda tutuklu bulunmaktadır. Bu koşullar altında, AİHM, adaletin uygun bir şekilde işlemesi için gerekli şartlar göz önünde bulundurularak başvuran aleyhindeki cezai yargılamanın mümkün olan en kısa zamanda çözüme kavuşturulmasının ve/veya söz konusu yargılama sonuçlanıncaya kadar başvuranın serbest kalmasının ihlallere son vermek için en uygun yol olacağı kanaatindedir (Yakışan/Türkiye, no. 11339/03; Mehmet Ali Çelik/Türkiye, no. 42296/07).
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 9,000 Euro (dokuz bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy