(AİHS m. 34, 35, 41, 44, I NOLU PROTOKOL) (2709 S. K. m. 169) (TEMEL CONTA SANAYİ VE TİCARET A.Ş - TÜRKİYE DAVASI) (DOĞRUSÖZ VE ASLAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ALİ MİÇOOĞULLARI - TÜRKİYE DAVASI) (ARDIÇOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (BERBER - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NURAL VURAL - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ TAŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No:25257/05)
STRAZBURG
29 Mart 2011
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25257/05) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Hasan Karın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 9 Temmuz 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Trabzon Barosu avukatlarından A.M. Genç ve H.M. Yalçın tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1946 doğumludur ve Trabzonda ikamet etmektedir.
17 Haziran 1988 tarihinde, 110 ada ve 19 parsel numarasıyla kaydedilen Ormanüstünde (Maçka) bulunan 8.004 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro komisyonunun çalışmalarının ardından başvuran adına tescil edilmiştir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü başvuran adına bir tapu düzenlemiştir.
10 Mart 2000 tarihinde Orman Bakanlığı, Maçka Kadastro Mahkemesinde başvuranın tapusunun iptali ve tapunun Hazine adına tescil edilmesi istemiyle dava açmıştır.
8 Haziran 2001 tarihinde, Kadastro Mahkemesi, Bakanlığın talebini reddetmiş ve sırasıyla orman ve ziraat mühendisleri tarafından düzenlenen 22 ve 30 Mayıs 2001 tarihli bilirkişi raporlarına göre uzun süreden beri sahip olduğu ve ormanlık alan içerisinde yer almadığı gerekçesi ile taşınmazın başvuran adına tescilini onamıştır.
19 Şubat 2002 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay, toplanan unsurların taşınmazın niteliğine ilişkin kesin bir bilgi sağlamadığı tespitinde bulunmuş ve sınır haritaları ışığında sözkonusu yerlerde yeni bilirkişi incelemesi yapılmasını istemiştir.
16 Ocak 2004 tarihinde, mahkeme, temyiz kararını yerine getirmiş ve sözkonusu taşınmazın ormanlık alan içerisinde yer aldığı tespitinde bulunan bir orman mühendisi tarafından düzenlenen 5 Haziran 2003 tarihli yeni bilirkişi raporu ışığında Bakanlığın talebini kabul etmiştir. Mahkeme, taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir.
28 Eylül 2004 tarihinde, Yargıtay, itiraz edilen kararı onanmıştır.
24 Aralık 2004 tarihinde, başvuran tarafından düzenlenen karar düzeltme talebi reddedilmiştir. 11 Ocak 2005 tarihinde başvuran tebliğsini almıştır.
HUKUK
I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, tazminat ödenmeden tapusundan Hazine yararına yoksun bırakıldığını iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Kabuledilebilirliğe ilişkin olarak, Hükümet, AİHSnin 35. maddesinin öngördüğü şekli ile iç hukuk yolları tüketilmediğinden başvurunun reddedilmesi çağrısında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın tazminat talep edebileceğini veya Medeni Kanunun, Borçlar Kanununun ve İdari Yargılama Usulü Kanununun hükümleri uyarınca tapusunun iptalinin neden olduğu zarar için tazminat davası açabileceğini savunmaktadır.
AİHM, Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş.- Türkiye (başvuru no: 45651/04, 10 Mart 2009), Doğrusöz ve Aslan - Türkiye (başvuru no: 1262/02, 30 Mayıs 2006), Mehmet Ali Miçooğulları- Türkiye (başvuru no: 75606/01, 10 Mayıs 2007), Ardıçoğlu-Türkiye (başvuru no: 23249/04, 2 Aralık 2008) ve Berber-Türkiye (başvuru no: 20606/04, 13 Ocak 2009) kararlarında Hükümetin benzer itirazlarını incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut davada, sözkonusu davalarda ulaştığı sonuçtan sapmak için hiçbir neden göremeyen AİHM, Hükümetin sözkonusu itirazının reddedilmesine karar vermektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Esas ile ilgili olarak, AİHMnin konuya ilişkin yerleşik içtihadına (bkz, diğerleri arasından, Dağalaş ve diğerleri - Türkiye, başvuru no: 51326/99, 29 Eylül 2005 ve Özden - Türkiye (no:1), başvuru no: 11841/02, 3 Mayıs 2007) atıfta bulunan Hükümet, başvuranın mülkiyet hakkına müdahalenin yasal bir amaç izlediğini ve çevreyi koruma yasal amacı ile orantılı olduğunu belirtmektedir. Hükümet, iç hukuk uyarınca (özellikle Anayasanın 169. maddesi ve 6831 sayılı Orman Kanununun hükümleri), orman sınırı içerisinde yer alan bir taşınmazın tapu kaydının bir şahıs adına yapılamayacağını belirtmektedir. Mevcut davada, taşınmazın başvuran adına tescili, söz konusu dönemde Anayasayı ve ilgili yasaları ihlal ederek yapılmıştır.
Başvuran, söz konusu iddialara itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir. Başvuran, söz konusu davanın istisnai koşullarının hiçbir şekilde Hükümetin aktardıklarına benzemediğini ileri sürmektedir. Başvuran, taşınmazın ormanlık alan niteliği taşımadığını ve erozyonun etkilerini engellemek ve özellikle çevrenin korunması amacıyla taşınmazı ağaçlandıranın kendisi olduğunu belirtmektedir. Ayrıca başvuran, atalarının söz konusu taşınmaza 1942 yılından beri sahip olduklarını ve iptal edilen tapunun, 1942 yılının Haziran ayında düzenlenen belgeye dayandığını belirtmektedir.
AİHM, daha önce, başvuran tarafından sunulan şikayetlere benzer şikayetleri incelediğini ve başvuranların taşınmazlarının Hazineye devri için tazminat ödenmemesi nedeniyle 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (sözü edilen Turgut ve diğerleri, Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş., Rimer ve diğerleri, Nural Vural- Türkiye, başvuru no: 16009/04, 10 Mart 2009 ve Ali Taş-Türkiye, başvuru no: 10250/02, 22 Eylül 2009). İşbu kararın incelenmesinin ardından, AİHM, Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmektedir.
Sonuç olarak, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, maddi zararını 100.000 Euro olarak açıklamaktadır.
Hükümet, spekülatif ve mesnetten yoksun olarak değerlendirdiği tazminat talebinin reddi için AİHMye çağrıda bulunmaktadır.
Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada saklı tutulmasının uygun olacağına kanaat getirmektedir (bkz, aynı anlamda sözü edilen Turgut ve diğerleri, sözü edilen Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş, sözü edilen Nural Vural ve sözü edilen Rimer ve diğerleri). AİHMye göre bir Asliye Hukuk Mahkemesinde başvuranlar tarafından değer tespit davası açılması, ihtilaflı taşınmazın değerinin tespit edilmesi için en uygun yollardan birini oluşturacaktır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususunun
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve başvuranların, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 29 Mart 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy