(AİHS. m. 4, 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (ZEYNEP TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (TEMEL CONTA SANAYİ VE TİCARET A.Ş - TÜRKİYE DAVASI) (DOĞRUSÖZ VE ASLAN - TÜRKİYE DAVASI) (ARDIÇOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 25700/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
(Esas)
STRAZBURG
15 Haziran 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (25700/05) numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşları Adem Yılmaz Doğan, Mehmet şahin, Şükran Düztaş, Demet Düztaş, Levend Düztaş ve Mehmet Düztaş tarafından (başvuranlar) 9 Temmuz 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından Y. Alataş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar Adem Yılmaz Doğan, Mehmet Şahin, Şükran Düztaş, Demet Düztaş, Levend Düztaş ve Mehmet Düztaş sırasıyla 1944, 1948, 1943, 1961, 1964 ve 1963 doğumlu olup Ankarada ikamet etmektedir.
9 Mart 1978 tarihinde başvuranlar Adem Yılmaz, Mehmet ve H.D. (malikler) İzmir Seferihisara bağlı Sığacık köyünde bulunan tarım arazisini satın almışlardır. Başvuranlar tapuda bu araziyi kendi adlarına kaydettirmiş ve taşınmazın maliki olmuşlardır.
16 Temmuz ve 19 Ekim 1979 tarihlerinde Kadastro Komisyonunun (Komisyon) gerçekleştirdiği çalışmalarda taşınmazın orman alanının bir bölümünü oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Malikler bu vasıflandırmaya itiraz etmişlerdir.
24 Kasım 1980 tarihinde Komisyon adı geçenlerin talebini yerinde bulmuştur. Orman Bakanlığı tarafından herhangi bir itiraz yapılmadığından, Komisyonunun bu kararı nihai hale gelmiştir.
21 Kasım 1984 tarihinde malikler yeniden «zeytin arazisi» olarak nitelendirilen taşınmazın sahipleri olmuştur.
22 Eylül 1997 tarihinde, malikler 1995 tarihli şehir planına dayalı olarak inşaat izni almışlardır. Adı geçenler sözkonusu arazi üzerine on dokuz evin inşaatını başlatmıştır.
Orman Bakanlığı (İdare) 1987 yılında gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sonucunda mezkur taşınmazın orman alanı olarak vasıflandırıldığı gerekçesiyle başvuranların tapusunun iptal edilerek taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi amacıyla Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesinde 6 Nisan 2000 tarihinde dava açmıştır.
20 Nisan 2000 tarihinde İdarenin talebi üzerine Mahkeme, inşaat çalışmalarına geçici tedbir konulmasını kararlaştırmıştır.
26 Haziran 2002 tarihinde H.D. vefat etmiştir. 5 Temmuz 2002 tarihinde Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi veraset ilamı çıkarmış ve başvuranlar Şükran, Demet, Levend ve Mehmeti mirasçı olarak tayin etmiştir. Adı geçenler davayı sürdürmüşlerdir.
15 Mayıs 2003 tarihli bir karar ile Mahkeme İdarenin talebini yerinde bulmuş ve 13.834 m2lik arazinin ormanlık alan içerisinde yer aldığına karar vermiştir. Mahkeme 1979 yılında gerçekleştirilen çalışmalarda birtakım usulsüzlükler yapılması nedeniyle kadastro çalışmalarının başka bir komisyon tarafından 1987 yılında yeniden yapıldığını tespit etmiştir. Yenilenen ve 28 Ekim 1987 tarihinde ilan edilen ve itiraza mahal bırakmayan bu çalışmaların sonuçlarına göre sözü edilen taşınmazın bu bölümü orman alanı olarak vasıflandırılmıştır.
28 Eylül 2004 tarihinde alınan ve başvuranlara 14, 18, 28 Ocak ve 14 Şubat 2005 tarihlerinde tebliğ edilen kararlar ile Yargıtay 15 Mayıs 2003 tarihli hükmü onamıştır.
HUKUK
I. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu senetlerinin Hazine lehine iptal edildiğini iddia etmekte bu yönde Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesini öne sürmektedir.
Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak başvuranlar Şükran, Demet, Levend ve Mehmetin 26 Haziran 2002 tarihinde vefat eden H.D.nin mirasçısı olduklarını kanıtlayamamaları ölçüsünde adı geçenlerin mirasçı sıfatının bulunmadığını savunmakta, ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Başvuranların Yargıtayın 28 Eylül 2004 tarihli kararını düzeltme başvurusunu yapmaları gerekmekteydi. İkinci olarak ise, başvuranların tapu senedinin iptal edilmesinden ileri gelen bir zarara dayalı olarak Medeni Kanunun, Borçlar Kanununun ve İdari Yargılama Usulü Kanununun ilgili hükümlerine dayalı bir tazminat talebiyle dava açmaları gerekirdi. Bu bağlamda, Hükümet Yargıtayın kimi kararlarda özellikle Devletin tapu sicillerinin tutulmasından ileri gelen objektif sorumluluğuna ilişkin vermiş olduğu hükümlere atıfta bulunmaktadır. Hükümet son olarak AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi gereklerine uygun olarak başvuranların 1987 yılında gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sonuçlarına itiraz etmeleri gerektiğini savunmaktadır.
Başvuranlar Hükümetin bu argümanlarına karşı çıkmaktadır. Başvuranlar Şükran, Demet, Levend ve Mehmetin mağdur sıfatı ile ilgili olarak Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 5 Temmuz 2002 tarihinde verilen veraset ilamına göndermede bulunmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilmesindeki istisnai duruma ilişkin başvuranlar 15 Mayıs 2003 tarihinde alınan nihai karara karşı iç hukukta itiraz edilebilecek ve ulusal yetkililer nezdinde tazminat talebinde bulunulacak herhangi bir başvuru yolunun mevcut olmadığının altını çizmektedir. Hükümet tarafından öne sürülen yargı kararları ile ilgili olarak ise, başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi hakkında vermiş olduğu birtakım ihlal kararlarını müteakip Yargıtayın bu konudaki içtihadını değiştirdiğini ileri sürmektedir. Sözü edilen bu kararlar kıyı şeridinde yerleşik bulunan arazilerin tapu senetlerinin iptal edilmesine ilişkin olup, mevcut durumla ilgisi bulunmamaktadır. Başvuranlar son olarak 1987 yılında yapılan kadastro çalışmalarından haberdar olmadıklarını ve dolayısıyla bunun sonucuna itiraz edemediklerini öne sürmektedir.
Ankara Sulh Hukuk Mahkemesinin 5 Temmuz 2002 tarihli kararı ışığında Hükümetin kimi başvuranların mağdur sıfatının bulunmadığı itirazı kabul görmemektedir. Hükümetin başvuranların Yargıtay kararına karşı düzeltme başvurusunda bulunabilecekleri hususunda AİHM, Yargıtayın 28 Eylül 2004 tarihli kararının kesin hüküm niteliğini taşıdığını hatırlatmaktadır. Kendilerinden beklenen başvuru yollarını kullanan başvuranlardan esasen aynı amaca yönelik ve sonucu itibarıyla başarı ile sonuçlanması pek de mümkün olmayan diğer başvuru yollarına gitmeleri beklenemez (Bkz. Tekin-Türkiye no: 41556/98, 2 Temmuz 2002).
Başvuranların Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve İdari Yargılama Usulünün ilgili hükümlerine dayalı olarak tazminat başvurusunda bulunabilecekleri itirazı ile ilgili AİHM, yıllarca söz konusu arazilerin vasfı ve tapu senetlerinin geçerliliği ile ilgili kararların çıkmasını bekleyen başvuranlardan tazminat almak adına yeniden dava açmalarını istemenin uygun olmayacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş.-Türkiye no: 45651/04, 10 Mart 2009, Doğrusöz ve Aslan-Türkiye no: 1262/02, 30 Mayıs 2006 ve Ardıçoğlu-Türkiye no: 23249/04, 2 Aralık 2008).
Son olarak, Hükümetin kadastro çalışmalarına karşı çıkılmadığı yönündeki itirazına ilişkin AİHM, dava dosyasından başvuranlar açısından kadastro çalışmaları sonuçlarının kendilerine tebliğ edildiğini gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını, dolayısıyla bu yönde bir itirazı gerektirecek bir durumun sözkonusu olmadığını gözlemlemektedir.
Bu gerekçelere dayalı olarak Hükümet tarafından yapılan itirazlar reddedilmektedir.
AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM esasa dair, geçmişte de başvuranların öne sürmüş oldukları şikayetlere benzer şikayetleri incelediğini ve başvuranların taşınmazının Hazineye devredilmesinden herhangi bir tazminatın ödenmemesi nedeniyle Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Turgut vd, Rimer vd.-Türkiye no: 18257/04, 10 Mart 2009 ve Nural Vural-Türkiye no: 16009/04, 10 Mart 2009). AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.
Bu nedenle, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar bir yanda davalarının tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun görülmemesi, öte yandan bütün yargı süreci boyunca silahların eşitliği ilkesine riayet edilmemesi dolayısıyla AİHSnin 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AİHM, dava dosyasında 6. maddenin ihlal edildiğini veyahut yargılama sürecinin keyfi sürdürüldüğünü gösterir herhangi bir delilin yokluğunda öne sürülen şikayetin dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHSnin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine itibar etmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar 41. madde başlığı altında yasal faiz oranıyla birlikte taşınmazlarının ve inşaatların gerçek değeri olduğunu ileri sürdükleri 1.998.525,42 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Başvuranlar ayrıca 300.000 Euro manevi tazminat ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için 30.551 Euro talep etmektedir.
Hükümet öne sürülen bu taleplere karşı çıkmakta ve AİHMyi bu meblağları reddetmeye davet etmektedir.
Mevcut dava koşullarında, Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada uygulanamayacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Turgut vd., Nural Vural ve Rimer vd.). AİHM diğer unsurların yanı sıra başvuranlar tarafından yetkili bir mahkeme nezdinde açılacak değer tespit davasının sözkonusu taşınmazın değerini belirlemek açısından uygun bir yöntemi oluşturacağı kanısındadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesine yönelik şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aşamada uygulanamayacağına ve sonuç itibarıyla,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümetin ve başvuranların, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 15 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy