(AİHS. m. 3, 13, 35, 44) (765 S. K. m. 258) (2559 S. K. m. 6) (ORHAN KUR - TÜRKİYE DAVASI) (KURNAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 2847/05)
KABULEDİLEBİLİRLİĞE İLİŞKİN KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
30 Haziran 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
OLAYLAR
1981 doğumlu başvuran Rezzan Yağmakan Türk vatandaşı olup, İzmirde ikamet etmektedir. AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından Z. Değirmenci tarafından temsil edilmiştir.
Tarafların belirttiği üzere davanın olayları, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 5 Ağustos 2002 tarihinde gece saat 12.00de bir parktaki büfede otururken Menemen Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından yasadışı silahlı PKK (Kürdistan İşçi Partisi) / KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) örgütünün üyesi olduğu gerekçesiyle yakalanmıştır.
Başvuran, başvuru formunda, sivil giyimli iki polis memurunun kendisine kimliğini sorduklarını, kimliğini göstermeye çalışırken ise fiziksel ve sözlü saldırıda bulunduklarını öne sürmüştür. Başvuranı parkta yere yatırmışlar, tekmeleyip yumruklamışlardır. Polis memurları daha sonra başvuranı kelepçeleyip karakola götürmüşlerdir. Başvuran karakola giderken ve karakolda dövülmüş ve hakarete maruz kalmıştır.
Aynı gün polis memurlarının düzenlediği yakalama tutanağına göre, başvuran yakalanması sırasında karşı koymuş, bunun sonucunda polis memurlarından biri yaralanmıştır. Başvuran tutanağı imzalamıştır.
Başvuran saat 13.35te Menemen Devlet Hastanesinde muayene edilmiştir. Doktor başvuranın sırtında yüzeysel çizikler ve sırtının sağ tarafında hafif bir ezik kaydetmiştir. Ayrıca her iki dirsekte ve sağ dizde yüzeysel çizikler kaydedilmiştir.
Aynı saatlerde polis memurlarından K.A. da muayene edilmiştir. Doktor sol dirsek üzerinde 3 cm yüzeysel kesik ve sıyrık, sol elinde 5 cm x 5 cm çapında bir ekimoz, sağ dirseğinde yüzeysel sıyrık ve boyun sol kısmında 3 cm x 10 cmlik ekimoz kaydetmiştir.
Polis memuru K.A. karakolda verdiği ifadede, başvuranın yakalanırken karşı koyduğunu, polis arabasına binmemek için direndiğini, kaçmaya çalıştığını, kendini yere attığını ve ağaca sarıldığını belirtmiştir. Polisin, başvuranı kollarıyla vücudunu tutmak suretiyle arabaya binmeye zorlamak durumunda kaldığını, bu sıradan başvuranın onu yaraladığını ileri sürmüştür.
Başvuran saat 16.15te Menemen Devlet Hastanesinde ikinci kez muayene edilmiştir. Muayene sonucunda hazırlanan raporda hiçbir yeni bulgu tespit edilmemiştir. Peşinden başvuran, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polislere teslim edilmiştir.
Başvuran 5 Ağustos 2002 tarihinde saat 17.15te İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde muayene edilmiştir. Doktor, Menemen Devlet Hastanesi raporunda tespit edilen bulgulara atıfta bulunarak, başvuranın vücudunda yeni tespitleri bulunmadığı ifade etmiştir.
6 Ağustos 2002 tarihinde saat 11.30da başvuran yeniden İzmir Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesine götürülmüştür. Başvuranın vücudunda yeni bulgu tespit edilmemiştir.
Başvuran 6 Ağustos 2002 tarihinde Menemen Cumhuriyet Savcılığında görevli bir savcı tarafından sorgulanmıştır. Başvurana hakları okunmuş ve barodan bir avukat tahsil edilmiştir. Başvuran İzmir HADEP gençlik kollarında yer aldığını, görevinin ilçe gençlik teşkilatını kurmak olduğunu belirtmiştir. Para kazanmadığını, gittiği yerlerde yemek, içmek ve kalmak suretiyle misafir olduğunu iddia etmiştir. Başvuran HADEP ilçe başkanının büfesinde otururken polisin gelip, ifade vermek üzere kendisini karakola davet ettiğini ifade etmiştir. Başvuran sinirlenmiş, Başkan gelinceye kadar kendisini götüremeyeceklerini söylemiş ve kendisini götürmelerine engel olmaya çalışmıştır. Başvuran polis memurlarına vurmadığını, polis arabasına binmemek için direndiğini ileri sürmüştür. Yaptığından pişman olduğunu ve polis memurlarından özür dilediğini söylemiştir.
Aynı gün savcı K.Y., Menemen Sulh Ceza Mahkemesinden başvuran hakkında tutuklama kararı vermesini talep etmiştir. Başvuran ayrıca baronun tahsis ettiği avukatla beraber haklarının okunduğu bu mahkeme huzurunda, karakola gitmeye ve gözaltına alınmasına karşı koyduğunu itiraf etmiştir. Yaptığından pişman olduğunu ve polis memurlarından özür dilediğini ifade etmiştir. Mahkeme savcının başvuranın tutuklanması talebini reddetmiş, başvuranı serbest bırakmıştır.
Başvuran saat 16.15te Menemen Devlet Hastanesinde muayene edilmiş, vücudunda kötü muamele emaresi bulunmamıştır.
Savcı 9 Ağustos 2002 tarihinde, yaralanan polis memuru K.A.nın şikayeti üzerine Türk Ceza Kanununun 258/1 ve 3 maddesi uyarınca, vazifesini ifa sırasında polis memuruna şiddet ile mukavemet etmek suçuyla başvuran hakkında bir iddianame sunmuştur.
Aynı gün başvuran, AİHM önünde kendisini temsil eden avukatına ulaşıp, kötü muameleden haberdar etmiştir.
12 Ağustos 2002 tarihinde başvuran hakkında Menemen Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
Başvuran 27 Eylül 2002 tarihinde Menemen Cumhuriyet Savcılığına kendisini yakalayan iki polis memuru hakkında kötü muamele iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, şikayetinde, polisin, kendini tanıtmadan, kendileriyle gelmesini istediklerini ve başvuran ne olduğunu anlayamadan kendisine yumruk ve tekmeyle saldırıda bulunup ellerini kelepçelediklerini belirtmiştir. Polisin kendisini arabada ve daha sonra karakolda da dövmeye ve tekmelemeye devam ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca kendisine küfür de etmişlerdir. Başvuran bu olanların peşinden İzmire götürüldüğünü ve burada da kendisine kötü muamelede bulunulduğunu iddia etmiştir.
7 Kasım 2002 tarihinde savcı M.B. başvuran hakkında açılan kamu davasına ilişkin dosyayı incelemiştir.
18 Aralık 2002 tarihinde savcı M.B. sanık polis memurlarının tanıklığını dinlemiştir. Polis memurları, diğer hususlar meyanında, kendilerini tanıtıp, başvurana kimliklerini gösterdiklerini ve başvurandan karakola kadar kendilerine eşlik etmesini istediklerini belirtmişlerdir. Öte yandan başvuran bunu reddedip karşı koyduğundan, onu kontrol altına alıp, arabaya bindirmek için zor kullanmak zorunda kalmışlardır. Ayrıca başvuranın tutuklanmadığını, İzmirden polis memurları gelip başvuranı alana dek beraber ofiste oturduklarını kaydetmişlerdir.
23 Aralık 2002 tarihinde savcı M.B. özellikle vazifesini ifa sırasında polis memuruna şiddet ile mukavemet etmek suçundan başvuran hakkında açılan kamu davasını da göz önünde bulundurarak, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 6. maddesi uyarınca polis memurları görev kapsamları içinde hareket ettikleri için iki polis memuru hakkında dava açılmamasına karar vermiştir. Başvuranın bu karara yaptığı itiraz 21 Mayıs 2004 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu karar başvurana 1 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran görüşünde Menemen Asliye Ceza Mahkemesinin kendisini mahkum ettiğini belirtmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran AİHSnin 3. maddesi çerçevesinde yakalanması ve gözaltında tutulması sırasında kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmuştur.
Ayrıca AİHSnin 13. maddesi uyarınca yerel makamların, iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapmadığından şikayet etmiştir.
HUKUK
Başvuran, yakalanması esnasında ve gözaltında tutulduğu sırada maruz kaldığı muamelenin işkence ve insanlık dışı muameleye eşdeğer olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca kötü muamele iddialarına ilişkin makamların yürüttüğü soruşturmanın biçiminden şikayetçi olmuştur. Başvuran AİHSnin 3 ve 13. maddelerine dayanmıştır.
AİHM, bu şikayetlerin yalnız 3. madde bakımından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
A. Tarafların savları
Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Özellikle tıbbi raporlarda kaydedilen fiziksel bulguların, AİHSnin 3. maddesi kapsamına girecek kadar ağır olmadıklarını belirtmiştir. Ayrıca, mevcut dava koşullarında, başvurana uygulanan gücün orantılı ve kesinlikle gerekli olduğu kanısındadır. Hükümet buna ek olarak, dava koşullarında etkili bir soruşturma yürütüldüğünü ileri sürmüştür.
Başvuran yakalanması ve bunun peşinden gözaltına alınmasının kanunsuz olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, haklarının okunmadığını, ne sebeple gözaltına alındığının bile söylenmediğini ve ailesini görmeye izin verilmediğini ifade etmiştir. Ayrıca hem yakalanması esnasında hem de gözaltında şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Başvuran, gelişigüzel düzenlenmelerine karşın tıbbi raporların kötü muamele iddialarını desteklediklerini ileri sürmüştür. Ayrıca, polis memurlarının ifadelerine atıfta bulunarak, yakalanması sırasında aktif değil, pasif direniş gösterdiğini öne sürmüştür. Ek olarak başvuran, aynı savcının hem kendi kötü muamele iddialarını hem de yakalanması sırasında şiddet kullandığı iddialarını soruşturduğunu iddia etmiştir. Son olarak, kötü muameleyi avukatına 9 Ağustos 2002 tarihinde anlatmasına karşın, kötü muamele gördüğü ve tutukluluk sırasında baskı altında olduğu için, Türk Ceza Kanununun 258. maddesi kapsamındaki suçlardan kendisini mahkum eden mahkeme önünde farklı bir ifade verdiğini ileri sürmüştür.
B. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM öncelikle, başvuru sonrası süreçte sunduğu görüşlerinde, başvuranın, gözaltına alınması ve tutuklanmasının kanunsuzluğundan bahsettiğini kaydeder. Öte yandan AİHM, bunun, yeni bir şikayet olarak gündeme getirildiği ve tüketilecek iç hukuk yolu bulunmadığı farz edilse bile, 15 Nisan 2009 tarihinde AİHMye sunulmadan altı aydan fazla bir süre önce meydana gelen olay ve alınan kararlarla ilgili olduğu ve bu nedenle AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
AİHM, 3. maddeyle ilgili kararlarında (özellikle bkz. Orhan Kur - Türkiye, 32577/02, K.Ö. - Türkiye, 71795/01) koşulan temel ilkeleri yineler.
AİHM, tarafların sundukları ve belgelere dayanan delillerin, 3. madde kapsamında, başvuranın 5 Ağustos 2002de yakalanmasının ardından Menemen veya İzmirde devlet görevlileri tarafından kötü muameleye uğradığı sonucuna her türlü makul şüphenin ötesinde varmasına yol açmadığını gözlemler.
AİHM ayrıca 3. maddenin, gözaltına alma gibi sınırları iyi belirlenmiş belirli koşullarda güç kullanımını yasaklamadığını yineler. Öte yandan böyle bir güç yalnızca zaruri olduğunda kullanılmalı ve haddini aşmamalıdır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Kurnaz ve Diğerleri - Türkiye, 36672/97).
Mevcut davada AİHM, 5 Ağustos 2002 tarihli tıbbi raporun da gösterdiği üzere, başvuranın yaralarının, polis memurlarının görevlerini ifası sırasında, başvuranı güç kullanarak yakaladıkları esnada meydana geldiğinin kabul edildiğini gözlemler. Öte yandan taraflar, başvuranın yaralanmasına gerçekten neyin yol açtığı konusunda farklı anlatımlar öne sürmüşlerdir.
Başvuranın yakalandığı gün maruz kaldığı yaralanmanın kalıcı sonuçlar doğurmayıp yüzeysel olmasına ilişkin olarak; böylesi bulgular başvuranın, yakalanması sırasında rastgele yumruk ve tekme yediği iddialarını kanıtlamak veya doğrulamak için yetersizdir. Polis memurlarından biri de, başvuran ve iki polis memuru arasında yaşanan ufak fiziksel mücadele sırasında benzer biçimde yaralanmıştır. Direnişinin pasif olduğunu ifade etmesine karşın, başvuran, gözaltına alınmasına karşı koyduğunu itiraf etmiştir. AİHM, polisin görevini ifa ederken başvuranın yakalanmasına karşı koyması üzerine aşırı güç kullandığına ilişkin kanıt bulunmadığı kanısındadır.
AİHM, AİHSnin 3. maddesinin, savunulabilir olmaları ve makul şüphe uyandırmaları durumunda yetkili makamların kötü muamele iddialarını soruşturmalarını da gerektirdiğini yineler (özellikle bkz. Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan).
Öte yandan AİHM, mevcut davada, yukarıda belirtilen düşünceler ve altında ifade edilen nedenler ışığında, başvuranın, polisin kötü muamelesine uğradığı yönündeki savunulabilir iddiasına dayanak sunmadığı kanısındadır. AİHM öncelikle, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin olarak resmi bir şikayette bulunmadan önce epeyi zaman geçmesine göz yumduğunu kaydeder. Ayrıca, avukat tahsis edilen başvuran, yakalanmasına ilişkin olarak açılan kamu davası sırasında savcıyla Menemen Sulh Ceza Mahkemesine delil sunduğunda, kötü muamele iddialarına ilişkin hiçbir atıfta bulunmamış, bunun aksine gözaltına alınmasına karşı koyduğunu itiraf etmiştir. Başvuran 27 Eylül 2002 tarihinde şikayette bulunduğunda, savcıya bu noktalara ilişkin hiçbir açıklama sunma çabasında olmamıştır. Bu koşullarda başvuran, ikna edici tıbbi veyahut diğer bilgiler olmaksızın, ilgili makamlara şahsen ya da avukatı aracılığıyla tahkikat için güvenilir bir çıkış noktası sağlamadan, kötü muamele şikayetine ilişkin derinlemesine bir soruşturma yapılması gerektiğini meşru bir biçimde iddia edemez. Bu nedenle, davanın özel koşullarında, AİHM, Savunmacı Devletin makamlarının usulü yükümlülüklerinin AİHSnin 3. maddesi kapsamında ihlal edildiği biçiminde yorumlanamayacağı kanısındadır.
Buna göre başvuru AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu nedenlerle AİHM oybirliğiyle,
Başvurunun kabuledilmez olduğuna karar verir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy