(AİHS m. 5, 34, 41, 44) (TÜM - TÜRKİYE DAVASI) (BALTACI - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No:28807/05)
STRAZBURG
22 Şubat 2011
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28807/05) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Zeki Şahinin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 22 Haziran 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök ve M. Hanbayat tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran 1963 doğumludur ve Edirnede ikamet etmektedir.
5 Ağustos 1997 tarihinde, başvuran, İstanbul Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuranın, yasadışı silahlı örgüt olan TKP/ML-TIKKO üyesi olmasından şüphelenilmiştir.
12 Ağustos 1997 tarihinde, Savcı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, İstanbul Devlet Güvelik Mahkemesi hakimi karşısına çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
22 Ağustos 1997 tarihli bir iddianame ile Savcı, aralarında başvuranın da bulunduğu beş kişiyi yasadışı silahlı örgüte üye olma, yardım ve yataklıkta bulunma ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini cebren yıkmaya teşebbüs suçları ile suçlamıştır.
Olayların meydana geldiği dönemde, TKP/ML-TIKKO örgütünün eylemlerine ilişkin benzer bir dava İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde derdestti. Belirtilmeyen bir tarihte esas hakimleri, başka on beş sanığın bulunduğu söz konusu davanın başvuranın davası ile birleştirilmesine karar vermiştir.
24 Ekim 1997 tarihinden 12 Haziran 2000 tarihine kadar İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi on beş duruşma gerçekleştirmiş ve atılı suçların niteliği ve kanıtların durumu göz önüne alındığında, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
12 Haziran 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı ölüm cezasına mahkum etmiştir.
15 Mayıs 2001 tarihinde, Yargıtay, söz konusu kararı bozmuştur.
3 Ekim 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, atılı suçların niteliğini ve kanıtların durumunu göz önüne alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
16 Haziran 2004 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldıran 5190 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinin ardından başvuranın davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine havale edilmiştir.
21 Temmuz 2004 tarihinde ölüm cezasını kaldıran 5218 sayılı kanunun yürürlüğe girmiştir.
3 Ekim 2001 tarihinden 31 Ocak 2005 tarihine kadar Devlet Güvenlik Mahkemesi ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, on sekiz duruşma gerçekleştirmiş ve atılı suçların niteliği, kanıtların durumu, tutuklanma tarihi ve firar riski göz önüne alındığında başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermişlerdir.
31 Ocak 2005 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir.
20 Mart 2006 tarihli bir kararla, Yargıtay, kararı bozmuş ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinden yeni Türk Ceza Kanununun hükümlerini uygulamasını istemiştir.
26 Temmuz 2006 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, atılı suçların niteliği, dosyanın karmaşıklığı, kanıtların durumu, yeni Türk Ceza Kanununun hükümlerini göz önüne alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
4 Ekim 2006 tarihinde, başvuran serbest bırakılmıştır.
21 Mayıs 2008 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir. Dosya unsurlarından başvuranın temyiz başvurusunda bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, AİHSnin 5/3 maddesinin öngördüğü şekli ile tutukluluk süresinden şikayetçi olmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, özellikle atılı suçların niteliği, uygulanan cezaların ağırlığı ve organize suçlara ilişkin yargılamalara özgü güçlükler göz önüne alındığında başvuranın maruz kaldığı tutukluluk süresinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, firar ve suçun tekrar etmesi riskinin, adalete engel olma tehlikesinin ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin tutukluluk halinin devamını haklı kılmak için yeterli unsurları oluşturduğunu belirtmektedir. Nitekim Hükümet, 28 Temmuz 1999 ve 12 Haziran 2000 tarihleri arasında savunmalarını sunmayacağını açıkça beyan ederek başvuranın kendisinin sözkonusu sürenin uzamasına yol açtığını savunmaktadır.
Başvuran sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir. Başvuran, aleyhteki tanıkları sorgulatmadığından ve cezaevi girişindeki kontroller nedeniyle avukatı ile görüşme yapamamasından dolayı savunmalarını hazırlayamadığını beyan etmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Dikkate alınacak dönemle ilgili olarak, AİHM, içtihadından çıkan ilkeleri hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Tüm-Türkiye, başvuru no: 11855/04, 17 Haziran 2008, Solmaz-Türkiye, başvuru no: 27561/02 ve Baltacı-Türkiye, başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006). Mevcut davada olduğu gibi hiç serbest bırakılma olmadan çok sayıda tutukluluk sözkonusu olduğunda sözkonusu tutukluluk sürelerinin tamamının göz önüne alınması uygun olacaktır.
Mevcut davada, AİHM, AİHMnin incelemeye alabileceği başvuranın ilk tutukluluk döneminin yakalanma tarihi olan 5 Ağustos 1997 tarihinde başladığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesinin mahkumiyet kararı verdiği 12 Haziran 2000 tarihinde sona erdiğini belirtmektedir. Söz konusu ilk dönem iki yıl on ay sürmüştür.
Sözkonusu bağlamda incelenebilecek ikinci tutukluluk dönemi, Yargıtayın 12 Haziran 2000 tarihli kararı bozduğu tarih olan 15 Mayıs 2001tarihinde başlamış ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının tarihi olan 31 Ocak 2005 tarihinde sona ermiştir. Sözkonusu ikinci dönem üç yıl sekiz ay sürmüştür.
Göz önüne alınacak üçüncü dönem, Yargıtayın 31 Ocak 2005 tarihli kararı bozduğu tarih olan 20 Mart 2006 tarihinde başlamış ve Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranı serbest bıraktığı tarih olan 4 Ekim 2006 tarihinde sona ermiştir. Sözkonusu dönem yedi ay sürmüştür.
Toplamda başvuran yaklaşık yedi yılını tutuklu geçirmiştir.
AİHM, organize suçlarla ilgili bu yargılamaların özellikle davaya dahil olan sanık, tanık, davacı sayısı ile sanıklara isnat edilen suçların çokluğu ve dosyaların büyüklüğü nedeniyle bazı karmaşıklıklar içerdiğini kabul etmektedir. Buna karşın sözkonusu karmaşıklık belli bir süre zarfından sonra tutukluluk süresinin uzunluğunu tek başına haklı kılamamaktadır.
AİHM, mevcut davada, hiçbir unsurun, yetkililerin geçen zaman kriterini başvuran lehine göz önüne aldıklarını gösterme imkanı sağlamadığını tespit etmektedir. Dosya unsurlarından, Devlet Güvenlik Mahkemesinin ve Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerinin reddedildiği ve atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi, kanıtların durumu veya firar riski gibi benzer hatta nerdeyse aynı gerekçelere dayanarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
AİHM, daha önce benzer davaları inceleme fırsatı bulduğunu ve müteaddit defalar AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Tüm-Türkiye).
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmektedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada tutukluluk süresinin çok uzun olduğuna kanaat getirmektedir.
Bu itibarla AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, 20.000 Euro manevi tazminat istemektedir. Başvuran, avukatlık ücretine tekabül eden 5.310 TL (yani yaklaşık 2.500 Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda başvuran avukatlık ücretine tekabül eden bir fatura sunmaktadır. Başvuran, hiçbir belge sunmadan farklı masraflar için 260 TL (yani yaklaşık 124 Euro) talep etmektedir.
Hükümet, sözkonusu miktarların açıkça aşırı olduğu değerlendirmesinde bulunmakta ve AİHMyi sözkonusu iddiaları reddetmeye davet etmektedir.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 8.400 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir. Avukatlık ücreti ile ilgili olarak, AİHM, başvuran tarafından sunulan faturayı dikkate almaktadır ancak bu başlık altındaki talebin aşırı olduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, yargılama masraf ve giderleri için başvurana 1.500 Euro tutarında ödeme yapılmasının makul olacağı kanaatindedir. Buna karşın AİHM, belge sunulmaması nedeniyle, farklı masraflara ilişkin talebi reddetmektedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;
i. her türlü vergiden muaf tutularak 8.400 Euro (sekiz bin dört yüz Euro) manevi tazminat;
ii. her türlü vergiden muaf tutularak AİHM önündeki yargılama masraf ve gideri için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro);
b) Yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 22 Şubat 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy