(AİHS m. 3, 5, 6, 35) (765 S. K. m. 478, 572) (ERDAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (EL-MASRİ - ESKİ YUGOSLAV MAKEDONYA CUMHURİYETİ DAVASI) (ÖZLEM ALPARSLAN -TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 2949/05)
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjelbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla 21 Ekim 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 31 Aralık 2004 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı
vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Nevzat Bayır, 1964 doğumlu Türk vatandaşı olup, İzmirde ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İzmirde görev yapan avukat M.N. Terzi tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Başvuran, 4 Temmuz 2003 tarihi ve saat 21.00 sularında çocukları O.B. (3 yaşında) ve T.B. (13 yaşında) ile birlikte, karısının herhangi bir adres bırakmadan evi terk etmesi hususuyla ilgili olarak bilgi edinmek amacıyla Bayraklı Karakoluna (İzmir) gitmiştir. Düzenlenen tutanaktan, başvuranın aldığı alkolün tesiriyle, polisleri, karısını hemen bulmamaları halinde çocuklarını öldürmekle tehdit ettiği anlaşılmaktadır. Başvuran, oğlu O.B.yi zorla kolundan çekerek binanın dışında alana çıkarmıştır. Polisler, çocuğu başvuranın elinden kurtarmak için duruma müdahale etmiştir. Başvuran güçlükle kontrol altına alınmış ve savcının talimatı üzerine sarhoş halde kamu düzenini bozması nedeniyle gözaltına alınmıştır. Polis, çocukların amcası S.Byi çağırmış ve çocukları ona emanet etmiştir. S.B. aynı gün polis tarafından dinlenmiş; başvuranın her gün alkol aldığını; karısını ve çocuklarını dövdüğünü ifade etmiştir. Karısı onu bu nedenlerden ötürü terk etmiş ve başvuran, çocuklarının ona emanet edilmesini kabul etmemiştir.
3. Başvuran, 2003 yılında 4 Temmuzu 5 Temmuza bağlayan gece, saat 00.30da İzmir Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Saat 00.45te düzenlenen tıbbi raporla, ilgilinin göğsünde 4x4 cm çapında bir sıyrık ile sol dirseğinde hafif bir çiziğin yanı sıra hareket halinde hassasiyet tespit edilmiş; herhangi bir hayati risk görülmemiştir. Saat 01.30da yapılan kan alkolü analizinde 0.99 promil alkol tespit edilmiştir. İki gün iş göremezlik raporu verilmiştir.
4. Başvuran 5 Temmuz 2003 tarihinde saat 10.30da polis tarafından dinlenmiştir. Başvuran, susma hakkından ve avukat yardımından yararlanmak istemediğini; savunmasını bizzat kendisinin yapmak istediğini belirtmiştir. İfadesinde, yaşadıkları bir tartışma sonrasında işsiz olması nedeniyle karısının kendisini terk ettiğini belirtmiştir. Başvuran, karısının O.B.yi götürme isteğini kabul etmediğini ve karakola gitmeden önce öğleden sonra bir bira içtiğini kabul etmiştir. Polisleri ve çocuklarını öldürmekle tehdit ettiğini inkar etmiştir.
5. Başvuran aynı gün, Cumhuriyet savcısı huzuruna çıkarılmıştır. Cumhuriyet savcısı, hakkındaki suçlamaları ve avukat yardımı hakkını hatırlatmıştır. Başvuran suçlamaları reddetmiş ve polisler tarafından alınan ifadesini tekrar etmiş; ayrıca herhangi bir kötü muamelede bulunulduğundan şikayet etmemiştir. Gün sonunda salıverilmiştir.
6. Cumhuriyet savcısı 7 Temmuz 2003 tarihinde, aile bireylerine karşı kötü muamele ve saldırgan sarhoşluk suçlarından başvuran hakkında iddianame düzenlemiştir. Ceza Kanununun 478 ve 572. maddeleri gereğince başvuranın mahkûmiyetini talep etmiştir.
7. Karşıyaka Asliye Ceza Mahkemesi önünde 2 Aralık 2003 tarihinde resen görevlendirilmiş bir avukat tarafından temsil edilen başvuran, hakkındaki suçlamalara itiraz etmiş; ancak karakola gitmeden önce alkol aldığını kabul etmiştir.
8. Başvuranın oğlu T.B. aynı gün çıkarıldığı mahkeme huzurunda dinlenmiştir. T.B., ebeveynleri arasında yaşanan herhangi bir tartışmaya şahit olmadığını ifade etmiş ve polislerin babasını sebepsiz yere dövdüklerini ve hakaret ettiklerini iddia etmiştir. Başvuranın erkek kardeşi mahkeme önünde ifade vermekten vazgeçmiştir.
9. Başvuranın karısı S. B. 2 Mart 2004 tarihinde mahkeme tarafından dinlenmiştir. S. B., eşinin genellikle alkol kullandığını, kendisini dövdüğünü ve çocuklarına karşı şiddet uyguladığını ifade etmiştir. S. B., babasının evine gitmek için evi terk etmiş ve eşine boşanma davası açmıştır.
10. Başvuran 24 Haziran 2004 tarihinde karısının beyanları haricinde başkaca delil unsuru bulunmaması nedeniyle beraat etmiştir.
B. Kötü muamele nedeniyle polisler hakkında açılan ceza yargılaması
11. Başvuran 12 Kasım 2003 tarihinde, makul gerekçe olmadan gözaltına alma ve kötü muamelede bulunma nedeniyle karakolda görevli polisler hakkında Karşıyaka Cumhuriyet savcısına şikayette bulunmuştur.
12. Başvuran 4 Temmuz 2003 tarihinde polis karakolunda maruz kaldığı kötü muameleleri bildirmek için 13 Kasım 2003 tarihinde Karşıyaka Kaymakamlığına da şikayette bulunmuştur.
13. Karşıyaka Kaymakamlığı 17 Kasım 2003 tarihinde ön inceleme başlatmıştır.
14. Başvuran ve oğlu T.B. 11 Aralık 2003 tarihinde ön inceleme ile görevlendirilen bir memur tarafından dinlenmiştir. Başvuran, karakola geldiğinde alkolün tesiri altında olduğunu kabul etmiş; ancak E.Ç. ve İ.S.nin, göğsüne vurmalarından ve saçını çekmelerinden yakınmıştır. T.B., polislerin, babasını dövdüklerini ve hakaret ettiklerini doğrulamıştır. Personel fotoğraflarından, polis memurları E.Ç. ve İ.S.yi saldırının failleri olarak teşhis etmişlerdir. Ön inceleme ile görevlendirilen memur aynı zamanda, şüpheli polisleri, olay günü görevli olan diğer üç polis memurunu ve görgü tanıklarını da dinlemiştir.
15. Kaymakamlık tarafından yürütülen ön inceleme sonunda, 17 Aralık 2003 tarihinde, söz konusu polisler hakkında soruşturma izni verilmemesine dair karar verilmiştir.
16. Karşıyaka Kaymakamlığı 23 Aralık 2003 tarihinde, polisler hakkındaki suçlamaların 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamına girmediği sonucuna vararak dosyayı Karşıyaka Savcılığına iletmiştir.
17. Cumhuriyet savcısı 22 Ocak 2004 ve 9 Şubat 2004 tarihlerinde polis memurları E.Ç. ve İ.S.nin ifadelerini almıştır.
18. Dava dosyasında, H.S.nin tanık beyanları da yer almaktadır. H.S., şikayette bulunmak için karakolda bulunduğunu ve başvuranın iki çocukla geldiğini gördüğünü ifade etmiştir. H.S., başvuranın sarhoş olduğunu, polislerden, karısının bindiği şehirlerarası yolcu otobüsünü durdurmalarını istediğini; aksi halde çocuklarını öldüreceğini doğrulamıştır. Küçük oğlunu, tehditlerine devam ederek binanın dışına çekip çıkarmıştır. Polisler, ilgiliyi zorla kontrol altına almış ve binaya geri getirmişlerdir. Polisler daha sonra çocukları bir başka odaya koymuş ve başvuranı sakinleştirmeye çalışmışlardır. Çocukların, polislere, babalarının kendilerini dövdüğünü ve annelerinin bu nedenle gittiğini anlattıklarını duymuştur.
19. İkinci bir tanık olan karakol önündeki taksi şoförü Ç.U., başvuranı, karakol binasında bir çocuğu yerde çekerken ve polislerin karısını getirmemeleri halinde oğlunu öldüreceğini bağırırken gördüğünü de ifade etmiştir. Ç.U., polislerin müdahalesi üzerine, başvuran ile polisler arasında kavga çıktığını ve polislerin, çocuğu başvuranın ellerinden kurtardıklarını doğrulamıştır.
20. Cumhuriyet savcısı 9 Şubat 2004 tarihinde, polisler hakkında kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil unsurlarının elde edilememesi sonucuna vararak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararda, soruşturma dosyasında yer alan belgelere ve başvuran hakkında aile bireylerine karşı kötü muamele ve saldırgan sarhoşluk nedeniyle açılan kamu davasına atıfta bulunulmuştur.
21. Başvuran tarafından yapılan itiraz, 14 Temmuz 2004 tarihinde reddedilmiştir.
ŞİKAYETLER
22. Başvuran, karısının kaybolduğunu bildirmek için karakola geldiğinde makul şüphe olmadan gözaltına alındığından şikayet etmektedir. Polisler tarafından dövüldüğünden ve hakarete uğradığından da yakınmaktadır.
23. Başvuran, şikayetlerinin telafisi için hukuk yollarının etkin olmadığını ve savcılık tarafından yürütülen ceza soruşturmasının hakkaniyetten yoksun olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, savcılığın, oğlu T.B. ile amcası S.B.nin ifadeleri almayı kabul etmediğini iddia etmektedir.
24. Başvuran, söz konusu şikayetlere dayanarak, Sözleşmenin 3, 5. maddeleri ile 6. maddesinin 1. ve 3. fıkrasının d) bendini ve 13. maddesini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran, 4 Temmuz 2003 tarihinde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Ayrıca, savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın hakkaniyetten yoksun olduğundan şikayet etmektedir. Söz konusu şikayetlere dayanarak, Sözleşmenin 3, 5. maddeleri ile 6. maddesinin 1. ve 3. fıkrasının d) bendini ve 13. maddesini ileri sürmektedir.
26. Mahkeme, olay ve olguların hukuki nitelendirmesini yapmakla görevli olduğunu hatırlatarak (Bk. diğerleri arasından, Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve hüküm derlemesi 1998-I), işbu şikayetlerin Sözleşmenin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
27. Hükümet öncelikle, başvuranın tazminat talebinde bulunmak için mevcut hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Ayrıca, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddiaların, herhangi bir delil unsuruyla desteklenmediği kanaatindedir. Hükümet, bilhassa, 5 Temmuz 2003 tarihli tıbbi raporda, önemsiz/çok küçük semptomların, başvuranın mukavemet göstermesine engel olmak için başvurulması gerekli güç neticesinde meydana geldiğinin belirtildiğinin altını çizmektedir. Hükümet, kullanılan gücün, başvuranın mukavemetiyle orantılı olduğunu ileri sürmektedir.
28. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bk. Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, seri A no 269, Erdagöz/Türkiye, 22 Ekim 1997, § 40, Derleme 1997-VI ve Jalloh/Almaya (BD), No. 54810/00, § 67, AİHM 2006-IX). İddia edilen olayların ortaya konulması için Mahkeme, her türlü makul şüphenin ötesi delil kriterinden yararlanmaktadır; böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir (bk. İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, §161 in fine, seri A no 25 ve Labita/İtalya (BD), No. 26772/95, §§ 121 ve 152, AİHM 2000-IV).
29. Ayrıca, kötü bir muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmesi için asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerekmektedir. Bu asgari eşiğin değerlendirmesi esas olarak göreceli olup, muamelenin süresi veya fiziksel ya da psikolojik etkileri gibi davanın kendine özgü koşullarının tamamına ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlıdır (bk. örneğin, Svinarenko ve Slyadnevc/Rusya (BD), No. 32541/08 ve 43441/08, § 114,17 Temmuz 2014).
30. Bir kimse, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı ya da daha genel olarak, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığı durumlarda, davranışları bakımından mutlak gerekli olmadığı durumlarda, kendisine karşı fiziksel güç kullanımı, insanlık onurunu ihlal etmekte olup ve genel olarak, 3. maddeyle güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bk., diğer birçok karar arasından, Ribitsch/Avusturya, 4 Aralık 1995, § 38, seri A no 336, Tekin/Türkiye, 9 Haziran 1998, § 53, Derleme 1998-IV, Selmouni/Fransa (BD), No. 25803/94, § 99, AİHM 1999-V, ve El-Masri/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti (BD), No. 39630/09, § 207, AİHM 2012).
31. Mahkeme öncelikle, bu durumda, başvuranın, polisler hakkında şikayette bulunmadan önce dört ay beklediğini tespit etmektedir.
32. 13 Kasım 2003 tarihli şikayetin ardından, cezai soruşturma açılmış ve savcı, şüpheli polislerin ifadelerini almıştır. Dosyada ayrıca, başvuranın ve görgü tanıkları ve iddia edilen olayların meydana geldiği sırada görevde olan diğer polislerin ifadeleri de yer almaktadır.
33. Savcılığın soruşturma dosyasından ve Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararından, başvuranın, aldığı alkolün tesiriyle polisleri, çocuklarını yakmakla tehdit ettiği ve polislerin buna engel oldukları anlaşılmaktadır. Öte yandan, kararda, başvuran hakkında aile bireylerine karşı kötü muamele ve saldırgan sarhoşluk nedeniyle açılan kamu davasına atıf yapılmaktadır.
34. Tıbbi raporlardan, söz konusu lezyonların, bilhassa, başvuran tarafından rehine olarak alınan O.B. isimli çocuğu koruma gerekliliği göz önüne alındığında, yakalama sırasında gerekli güç kullanımıyla bağlantılı olabilecek basit nitelikte oldukları sonucuna varılmaktadır.
35. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, somut olayda, başvuranın yakalanması sırasında kullanılan gücün aşırı ve orantısız olmadığı kanaatindedir (Bk. mutatis mutandis, Özlem Alparslan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 52663/99, 25 Ağustos 2005, Cem Yılmaz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 43497/04, 17 Haziran 2008 ve Hüseyin Karababa/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 67698/09, 6 Eylül 2011). Dolayısıyla, işbu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
36. Başvuran ayrıca, gözaltına alınmasının yasaya aykırı olduğundan şikayet etmekte ve Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendini ileri sürmektedir.
37. Mahkeme, öncelikle, başvuranın gözaltı süresinin 5 Temmuz 2003 tarihinde, savcılık tarafından salıverilmesiyle sona erdiğini; ancak başvuranın 31 Aralık 2004 tarihinde başvuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, dava incelendiğinde Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen altı aylık süreyi kesintiye uğratan ya da askıya alınmasını gerektiren herhangi bir özel durum yer almamaktadır. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği bağlamındaki şikayet gecikmeli olarak yapılmıştır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy