(AİHS. m. 2, 3, 4, 5, 10, 11, 35, 44) (2911 S. K. m. 32) (MEHMET EMİN YÜKSEL - TÜRKİYE DAVASI) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BİÇİCİ - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (SAYA VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (K.Ö. - TÜRKİYE DAVASI) (JUHNKE - TÜRKİYE DAVASI) (ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI (NO. 1)) (YANANER - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 29612/05 ve 30668/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
4 Ekim 2011
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan 29612/05 ve 30668/05 no'lu başvuruların nedeni, Serdar Güler ve Savaş Kurtuluş Öngel adlı iki Türk vatandaşının ("başvuranlar"), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 3 Ağustos 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin ("Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin - AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar AİHM'de İstanbul Barosu avukatlarından Y. Yeşilyurt tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI
Başvuranlar sırasıyla 1977 ve 1979 doğumludurlar.
29 Haziran 2004 tarihinde başvuranların da dahil olduğu büyük bir gösterici grubu, 28 - 29 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul'da düzenlenen NATO zirvesini protesto etmek amacıyla basın açıklaması yapmak için İstiklal Caddesi'ndeki Galatarasay Lisesi önünde toplanmışlardır. Gösteri KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) tarafından düzenlenmiştir. Hepsi kask ve gaz maskeleri takmış ve gerekli ekipmanla donanmış büyük bir polis grubu da alana konuşlanmıştır. Gösteriye yaklaşık 500 gösterici katılmış, NATO karşıtı sloganlar atılmıştır. KESK temsilcisi basın açıklamasını okuduktan sonra, göstericiler dağılmaya başlamıştır. Halkevleri Derneği adlı derneklerinin bayrağını taşıyan küçük bir gösterici grubu, göstericilerin Taksim Meydanı'na ulaşmasını engellemek amacıyla İstiklal Caddesi'ni kapatan polis memurlarına doğru yürümüştür. Göstericiler polise taş ve sopalarla saldırmış, polis ise grubu dağıtmak için göz yaşartıcı sprey ve cop kullanmıştır. Yakındaki bazı dükkan ve araçlar olay sırasında zarar görmüştür. Olaya ilişkin rapora göre olay sırasında altı polis yaralanmıştır.
Basın açıklamasını dinleyen başvuranlar olay sırasında gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar, gözaltına alınmaları sırasında ve alındıktan sonra darp edilip hakarete uğradıklarını öne sürmüşlerdir. Aynı gün muayeneden geçmek üzere Bayrampaşa Sağlık Ocağı'na götürülmüşlerdir. Başvuranlara göre doktor kendilerini polis nezaretinde muayene etmiştir. Raporun kopyası dava dosyasına konmamıştır.
Başvuranlar 30 Haziran 2004 tarihinde bir kez daha muayene edilmek üzere Beyoğlu Adli Tıp Enstitüsü'ne götürülmüşlerdir. Başvuranları muayene eden doktor, her ikisinin de 7 gün mutad iştigaline engel bulunduğu sonucuna varmıştır. Raporda izleyen hususlar kaydedilmiştir:
-Serdar Güler: Sol üst kolun üst arka kısmında geniş ekimoz, sırtta, omuzlarda ve belde ekimoz, sağ kolda, sol gluteal bölgede ekimoz, sol bacakta hassasiyet.
Savaş Kurtuluş Öngel: Sol omzun arka kısmında birçok ekimoz, sağ kürek kemiği üst bölgesinde, sırtın sol ve sağ kısmında ekimoz, sol dirsekte kanamalı yara, sağ ve sol dizde ekimoz. Doktor ayrıca başvuranın burnunun kanadığını kaydetmiştir.
Başvuranlar aynı gün, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı'nın emriyle serbest bırakılmıştır.
Başvuranlar 18 Temmuz 2004 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı'na kendilerini gözaltına alan polisler hakkında bir dilekçe sunmuşlardır. Dilekçelerinde, başvuranlar, diğer hususlar meyanında, yasalara aykırı biçimde gözaltına alındıklarından, polislerin gözaltına alınmaları sırasında ve sonrasında haddinden fazla güç kullandıklarından şikayetçi olmuşlardır.
Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı 2 Kasım 2004 tarihinde sözkonusu tarihte görevde olan polislerle ilgili takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet Savcısı'nın görüşüne göre, başvuranların yaralanmasına, orantılı güç kullanımı neden olmuştur. Cumhuriyet Savcısı bu kararı verirken, basın açıklaması okunduktan sonra, 70 kişilik bir grubun dağılmak yerine polise taş ve sopalarla saldırdıklarını ve yakındaki dükkan ve araçlara zarar verdiklerini göz önünde bulundurmuştur. Cumhuriyet Savcısı'na göre polisin kullandığı güç, bu sebeple orantılıdır.
Başvuranlar 29 Aralık 2004 tarihinde Cumhuriyet Savcısı'nın kararına itiraz etmişlerdir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 13 Aralık 2005 tarihinde başvuranların itirazını reddetmiştir.
Bu esnada, 30 Haziran 2004 tarihinde, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı başvuranların da aralarında olduğu 18 sanık hakkında Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'ne bir iddianame sunmuş, 2911 Sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca sanıkları izinsiz yasadışı gösteriye katılmak ve polisin uyarısına rağmen dağılmamakla suçlamıştır. Olay sırasında yaralanan 5 polis davaya müdahil olarak katılmıştır.
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Mart 2006 tarihinde, başvuranları haklarındaki suçlamalardan beraat ettirmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı verirken, olaya ilişkin video kaydına, tanık ifadelerine ve müdahil tarafların görüşlerine atıfta bulunmuştur. Mahkeme, başvuranların "Halkevleri" bayrakları taşıyan ve polise saldıran göstericiler arasında bulunmadıklarının tespit edildiği sonucuna varmıştır. Buna göre mahkeme, dosyada başvuranların 2911 Sayılı Kanun'u ihlal ettikleri ya da iddia edildiği gibi polise karşı koydukları bulgusunu destekleyen bir delil bulunmadığını ifade etmiştir.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
Başvuruların hukuki ve olgusal bakımdan benzerlikleri göz önünde bulundurulduğunda, AİHM, başvuruların birleştirilmesinin uygun olduğu kanısına varır.
II. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar polis zulmüne maruz kaldıklarından ve fiziksel zarar gördüklerinden şikayetçi olmuşlardır. Bu bakımdan AİHS'nin 3. maddesine dayanmışlardır.
Hükümet, başvuranların iddialarının dayanaksız olduğunu ve polisin başvuranlara uyguladığı gücün orantılı olduğunu ileri sürmüştür.
A.Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuranların iç hukuk kapsamındaki ulaşılabilir iç hukuk yollarını tüketmediklerini iddia etmiştir. Öncelikle, AİHM'ye başvurunun, ulusal dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde derdest iken, 3 Ağustos 2005 tarihinde yapıldığını belirtir. Hükümet ayrıca, alternatif biçimde, başvuranların idare mahkemelerinde tazminat davası açabileceklerini belirtmiştir.
Hükümet'in itirazlarının ilk kısmına ilişkin olarak, AİHM, başvuranlardan, ilke olarak, AİHM'ye başvurmadan önce ulaşabilecekleri çeşitli iç hukuk yollarını tüketmelerinin istendiğini yineler. Öte yandan, bu hukuk yollarının tüketilmesinde son aşamaya, başvurunun sunulmasından sonra, ancak AİHM kabuledilebilirlik meselesine ilişkin beyanatta bulunmaya davet edilmeden önce ulaşılabilir (bkz. Mehmet Emin Yüksel - Türkiye, 40154/98). AİHM, sanık polislerin yargılanmasında nihai kararın 13 Aralık 2005 tarihinde, AİHM kabuledilebilirliğe ilişkin karar vermeden önce verildiğini kaydeder. Hükümet'in ilk itirazı buna göre reddedilmelidir.
İkinci itiraza ilişkin olarak, AİHM, daha önceki davalarda Hükümet'in benzer biçimdeki ön itirazlarını reddettiğini yineler (özellikle bkz. Karayiğit - Türkiye, 63181/00; Balçık ve Diğerleri - Türkiye, 25/02 ve Biçici - Türkiye, 30357/05). Mevcut davada, içtihadın dışına çıkılmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir. Sonuç olarak, Hükümet'in ön itirazının bu kısmını da reddeder.
AİHS'nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde başvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
C.Esasa ilişkin
Başvuranlar, NATO'yu protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriye katıldıklarını ve basın açıklamasının okunmasının ardından polisin kalabalığı dağıtmak için haddinden fazla güç kullandığını ileri sürmüştür. Başvuranlar bu ifadelerini desteklemek amacıyla, her iki başvuranın da vücudunda birçok lezyon olduğunu ve bu lezyonların kendilerini 7 gün mutad iştigale engel hale getirdiğini kaydeden tıbbi raporlara dayanmıştır.
Hükümet iddiaları reddetmiş, mevcut davada güç kullanımının orantılı ve gerekli olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM'nin pek çok olayda vurguladığı üzere, AİHS'nin 3. maddesi, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birini barındırır. İşkence, insanlık dışı veya alçaltıcı muamele ya da cezayı, koşullara ve mağdurun davranışlarına bakmaksızın mutlak surette yasaklar (bkz. Labita - İtalya (BD), 26772/95). Bu bağlamda, kötü muamelenin AİHS'nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için asgari vahamet düzeyine erişmesi gerektiğini kaydeder.
Ayrıca, delili değerlendirirken, genel olarak 'makul şüphenin ötesinde' delil kıstası uygulanır. Öte yandan, böylesi bir delil itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da benzeri, aksi ispat edilemeyen karinelerden doğabilir. Ayrıca AİHS'nin 2 ve 3. maddeleri kapsamında iddiaların sunulduğu hallerde, AİHM, ayrıntılı bir inceleme tatbik etmelidir (bkz. Saya ve Diğerleri - Türkiye, 4327/02).
AİHM, bu davada, başvuranların bir gösteri sırasında polisin protestocuları dağıtmak için güç kullanması sonucunda yaralandıkları konusunda taraflar arasında anlaşmazlık bulunmadığını gözlemler. Tıbbi raporlara göre, başvuranların vücudunda birçok lezyon vardı ve 7 gün mutad iştigallerine engel bulunuyordu. Buna göre AİHM, bu yaralanmaların, başvuranların 3. madde çerçevesinde şikayette bulunmaları için yeterli olduğuna ikna olmuştur.
AİHM, 3. maddenin sınırları iyi tanımlanmış belirli hallerde güç kullanımını yasaklamadığını yineler. Öte yandan böyle bir güç yalnızca zaruri hallerde kullanılabilir ve haddinden fazla olmamalıdır (bkz. Rehbock - Slovenya, 29462/95).
AİHM, Hükümet'in görüşleri ile olaya ilişkin video kayıtlarından, basın açıklamasının okunmasının ardından göstericilerin, polislerin güç kullanarak müdahaleleri olmaksızın, kendi istekleriyle dağılmaya başladıklarını gözlemler. Ayrıca bu esnada, Halkevleri Derneği bayrakları taşıyan küçük bir gösterici grubunun polisle karşı karşıya geldikleri de kaydedilmiştir. Grup polise taş ve sopalarla saldırırken, polis grubu güç kullanarak dağıtmıştır. AİHM, bu noktada Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin, başvuranların polise saldıran ve karşı koyan göstericiler arasında olmadıklarını tespit ettiğini kaydeder. Bu bağlamda AİHM, olayın video kaydından, kask, gaz maskeleri ve diğer gerekli ekipmanları hazır bulunan çok büyük bir polis grubunun gösteriden önce alana yerleştirildiğini gözlemler. Bu nedenle güvenlik güçlerinin ön hazırlık olmadan tepki göstermelerinin emredildiği sonucuna varmak mümkün değildir (bkz. Balçık ve Diğerleri). Ayrıca Hükümet, güvenlik güçlerinin müdahalesinin uygun biçimde yönetildiğini ve göstericilere herhangi bir şekilde fiziksel zarar gelme riskini olabildiğince asgari düzeye çekebilecek şekilde düzenlendiği gösteren hiçbir bilgi sağlamamıştır. AİHM bu nedenle, küçük bir gösterici grubunun basın açıklamasının okunmasının ardından polise saldırmasına karşılık, polisin karşı koyan göstericiler arasında bulunmayan başvuranlara uyguladığı gücün gerekçeli olduğu sonucuna varılamayacağı kanısına varır.
Bu koşullarda, AİHM, başvuranların maruz kaldığı yaraların, Devlet'in yükümlüğünü taşıdığı muamelenin sonucu olduğu kanısına varır.
Buna göre AİHS'nin 3. maddesi başvuranların maruz kaldığı insanlık dışı ve alçaltıcı muamele nedeniyle ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHS'nin 5/1 (c) maddesi uyarınca yasalara aykırı olarak gözaltına alındıklarından şikayetçi olmuştur.
AİHM, başvuranların 30 Haziran 2004 tarihinde gözaltından salıverildiklerini, öte yandan bu başvuruların AİHM'ye 3 Ağustos 2005 tarihinde yapıldığını kaydeder. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı AİHS'nin 35/3 ve 4. maddesiyle uyumlu olarak altı aylık süre kuralına uymadığı için reddedilmelidir.
IV. AİHS'NİN 10 ve 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar AİHS'nin 10. ve 11. maddelerine dayanarak, bir gösteri sırasında gözaltına alındıklarından, ifade ve toplantı özgürlüklerinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet bu iddiayı reddetmiştir.
AİHM, bu şikayetlerin yukarıda incelenenlerle bağlantılı olduğunu ve benzer biçimde kabuledilebilir olduklarını kaydetmiştir.
Öte yandan, davanın olayları, tarafların görüşleri ve 3. maddenin ihlal edildiği tespiti göz önünde bulundurularak, AİHM, mevcut başvurularda öne sürülen esas hukuki sorunu incelediği kanısına varır. Bu nedenle, başvurunun kalan kısmına ilişkin ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığı sonucuna varır (örneğin bkz. Kamil Uzun - Türkiye, 37410/97; K.Ö. - Türkiye, 71795/01; Juhnke - Türkiye, 52515/99; Çelik - Türkiye (no. 1), 39324/02 ve Yananer -Türkiye, 6291/05).
V. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuranların her biri 10.000'er Euro maddi, 20.000'er Euro manevi tazminat talep etmişlerdir. Ayrıca başvuranların avukatı, İstanbul Barosu'nun avukatlık ücreti çizelgesine atıfta bulunarak, bu davanın AİHM'ye sunulması için harcadığı 17 saatlik mesaisine karşılık 8170 Euro talep etmiştir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM tespit edilen ihlal ile meydana geldiği iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görememektedir; bu nedenle bu talebi reddeder. AİHM, manevi tazminata ilişkin olarak, başvuranların yalnız ihlalin tespit edilmesiyle telafi edilemeyecek acı ve sıkıntı çektikleri kanısına varmıştır. Tespit edilen ihlalin niteliği göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun surette, başvuranlara 9.000'er Euromanevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
Son olarak, avukatlık ücretine ilişkin olarak, AİHM'nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, sahip olduğu belgeler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, bu başlık altında başvuranlara ortaklaşa, 3.000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvuranların maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muamele ile ifade ve toplantı özgürlüğü haklarına ilişkin şikayetlerinin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;
3. Başvuranların maruz kaldığı insanlık dışı ve alçaltıcı muamele nedeniyle AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranların AİHS'nin 10. ve 11. maddeleri kapsamındaki şikayetlerinin ayrı olarak incelenmesine gerek bulunmadığına;
5. (a) Savunmacı Devlet'in, başvuranlara, üç ay içinde, her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, izleyen meblağları ödemesine;
(i) her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak her bir başvurana 9.000Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat;
(ii) her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak, yargılama gideri için ortaklaşa 3.000 Euro (üç bin Euro);
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası'nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 4 Ekim 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy