(AİHS. m. 3, 5, 13, 29, 35, 41, 44) (NURAY ŞEN - TÜRKİYE DAVASI) (PAUL VE AUDREY EDWARDS - BİRLEŞİK KRALLIK) (ALİ HIDIR POLAT - TÜRKİYE DAVASI) (YAKUP KÖSE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 30689/05)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2012
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
4 Eylül 2012 tarihinde
Başkan,
Danute Jociene,
Yargıçlar
Dragoljub Popovic,
Isabelle Berro-Lefèvre,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Guido Raimondi,
Paulo Pintode Albuquerque,
Yedek Yargıç
Helene Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde 4 Eylül 2012 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no 30689/05) dava, Türk vatandaşı Hüseyin Kırlangıç (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 19 Haziran 2001 tarihinde 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuranın şikâyetleri, önce 74657/07 dosya numarasıyla kaydedilmiştir. 2005 yılında Adaletin daha etkin koşullarda sağlanması için, başvuranın ve diğer bir başvuranın şikâyetleri ilk başvurudan ayrılarak ve 30685/05 ve 30689/05 dosya numarası ile ayrı başvurular olarak kaydedilmiştir. Mevcut dava dosyasının numarası 30689/05tir.
3. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
4. Başvuru, 1 Eylül 2009 tarihinde kısmen kabul edilemez olduğu belirtilmiş ve Sözleşmenin 3 ile 5. maddelerinin 3 ve 4. paragraflarına dayandırılan şikâyetler Hükümete tebliğ edilmiştir. Sözleşmenin 29. maddesinin 1. paragrafı gereğince Dairenin davanın kabul edilebilirliği ve esası konusunda aynı anda karar vermesi kararlaştırılmıştır.
OLAYLAR VE OLGULAR
5. Başvuran, 1965 doğumlu olup İstanbulda ikâmet etmektedir.
1. Başvuranın gözaltına alınması ve tutuklanması
6. Başvuran, 10 Mart 1996 tarihinde THKP/C yasadışı silahlı örgütüne yönelik bir operasyonda yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvuran, söz konusu örgüte üye olmaktan, birçok gasp olayına karışmaktan, Molotof kokteyli atmaktan ve çete halinde haraç toplamaktan şüpheli olarak yakalanmıştır. Operasyon sırasında, iki ateşli silah ele geçirilmiştir.
7. Başvuran, polisler tarafından yapılan sorgulamada kendisine yöneltilen suçlamaların bazılarını kabul etmiştir.
8. Başvuran da dâhil olmak üzere, 19 Mart 1996 tarihinde 11 kişi İstanbul Bezmi Alem Valide Sultan Vakıf Gureba (Vakıf Gureba Hastanesi) Hastanesinde sağlık kontrolünden geçirilmişlerdir. Aynı gün düzenlenen geçici raporda, ilgililerde hiçbir yaralanma veya şiddet izi bulunmadığı belirtilmiştir.
9. Başvuran, 22 Mart 1996 tarihinde gözaltına alındıktan sonra saat 11de Adli Tıp Kurumuna getirilmiştir. Tıbbi raporda, başvuranın testislerinde ağrıdan, kollarında ve omuzlarında uyuşmadan şikâyet ettiği kaydedilmektedir. Doktor, bir kamu hastanesinde nörolojik muayene yapılmasını önermiştir.
10. Başvuran, bunun üzerine muayene için Vakıf Gureba Hastanesine sevk edilmiştir. Saat 15.30a doğru incelemeyi yapan doktorun düzenlediği raporda, başvuranın sağ kolunu ve sağ elinin 1. ve 3. parmaklarını hareket ettirdiğinde ağrı hissettiği kaydedilmiştir. Nörolojik incelemede, hiçbir anormalliğe rastlanmamıştır.
11. Saat 16.40 sularında, Adli Tıp Kurumu doktoru başvuran hakkında nihai raporunu vermiştir. Başvuranın şikâyetçi olduğu uyuşmalara ve ağrılara rağmen, nörolojik incelemede hiçbir patoloji görülmediği için, iş göremezlik raporu vermeye gerek duyulmamıştır.
12. Başvuran, Savcılıktaki sorgulaması sırasında gözaltında verdiği ifadeleri reddetmiş, bu ifadelerin baskı altında, zorla alındığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, el konulan iki silahın kendine ait olduğunu kabul etmiştir.
13. Başvuran, aynı ifadeleri hâkim karşısında tekrarlamıştır; hâkim tutuklanmasına karar vermiştir.
14. Başvuranın bu karara karşı yaptığı itiraz, dosya üzerinden incelenerek 2 Nisan 1996 tarihinde reddedilmiştir.
15. Başvuran, 22 Mart 1996 tarihinde cezaevine konması sırasında cezaevi doktoru tarafından yeniden muayene edilmiştir. İlgili tıbbi raporda, sağ kolunun ön tarafında (2 x 4 santimetre) ve sol ön kolda (1 x 3 santimetre) morluklar ve kürek kemiği bölgesinde hiperemi (kanlanma) olduğu kaydedilmektedir. Raporda, ayrıca başvuranın kollarında ve omuzlarında uyuşmadan, testis ve göz ağrılarından şikâyetçi olduğu belirtilmektedir.
2. Kötü muamele iddiaları ve neticeleri ile ilgili soruşturma
16. Adli makamlar, 5 Nisan 1996 tarihinde başvuranın ve aynı dava çerçevesinde gözaltına alınan diğer dört kişinin iddialarını Fatih Savcılığına iletmiş ve soruşturma açılmasını talep etmişlerdir.
17. Başvuranın sorgulamasını yapan polisler, 30 Mayıs 1996 tarihinde savcılık tarafından dinlenmişler ve şikâyetçilere yönelik her türlü kötü muameleyi reddetmişlerdir.
18. Fatih Cumhuriyet Savcılığı, 28 Kasım 1996 tarihinde başvuranın ve diğer şikâyetçilerin iddiaları hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Savcılık, özellikle başvuranın iddialarını destekleyecek belge olmadığını ve ilgilinin ağrıları konusunda iddialarını doğrulayabilecek veya çürütebilecek nörolojik muayeneyi reddettiğini belirtmiştir.
19. Başvurana göre, bu karar kendisine tebliğ edilmemiştir. Buna karşılık, diğer şikâyetçiler itirazda bulunmuşlardır. Bu süreç sonucunda suçlanan polisler haklarındaki suçlamalardan beraat etmişlerdir.
2. Başvurana karşı açılan davanın neticeleri
20. Başvuran ve suç ortakları olduğu iddia edilen şüpheliler hakkında açılan ceza davası çerçevesinde 4 Temmuz 2001 tarihine kadar yapılan duruşmalarda mahkeme heyeti özellikle delillerin durumu, dosyanın durumu veya atılı suçun özü ile niteliğine dayanarak başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir.
21. 4 Temmuz 2001 tarihli duruşma sonunda, mahkeme heyeti başvuranın dosyasının durumunu ve daha önceden tutuklu kaldığı süreyi göz önünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
22. İlk derece mahkemesi, 26 Nisan 2004 tarihli bir kararıyla başvuranı mahkûm etmiştir.
23. Bu karar, 6 Haziran 2005 tarihinde temyizde bozulmuştur.
25. Başvuran, 5 Mayıs 2008 tarihinde hakkındaki bazı suçlamalardan dolayı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlanmıştır.
25. Başvuranın, temyiz itirazı 29 Haziran 2009 tarihinde reddedilmiştir.
Yüksek mahkemenin kararı, 16 Eylül 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü tarafından kayda geçirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
26. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine istinaden gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Sözleşmenin 13. maddesiyle birlikte bu hükme atıfla bu şikâyeti ile ilgili başvurabileceği etkin bir başvuru yolunun olmadığını ileri sürmektedir.
27. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürmektedir. Epözdemir v.Türkiye davasına (karar, no 57039/00, 31 Ocak 2002) atıfla, başvuranın 28 Kasım 1996 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmesi gerektiğini ifade etmektedir. Hükümet ayrıca başvuranın Sözleşmenin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralına uymadığını savunmaktadır.
28. Başvuran, takipsizlik kararından hiçbir zaman haberi olmadığını ve dolayısıyla itirazda bulunamadığını ifade etmektedir. Bu konuda, o dönemde avukatlık hizmetinden yararlanmadığını belirtmektedir. Başvuran, ayrıca Devlet görevlilerin kötü muamelelerine karşı başvuru yollarının olaylar döneminde etkin olmadığını savunmaktadır. Başvurana göre, adli makamlara yapılacak bu tarz bir başvuru yetkililerin harekete geçmemesi ve devlet görevlilerin fiili dokunulmazlığı nedeniyle başarısızlığa uğramaya mahkûmdur.
29. AİHM ilk olarak, başvuranın savcılığın takipsizlik kararına itiraz edebileceğine işaret etmektedir; hâlbuki başvuran bu hakkını kullanmamıştır.
30. AİHM, Türk hukuk siteminin tanıdığı söz konusu hukuk yolunun etkin bir başvuru yolu olduğunu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafı bağlamında başvuru yolun tüketilmesi gerektiğini daha önceki davalarda kaydetmiştir (Muzaffer Sünük v.Türkiye (karar), no 9610/03, 27 Kasım 2007, Savaş v.Türkiye, no 9762/03, par. 44, 8 Aralık 2009). Başvuran, yalnızca netice getirmeyebileceğinden kuşku duyduğu için şüphesi, bu başvuru yolunu kullanmama hakkına sahip değildir (yukarıda belirtilen Epözdemir kararı ve Nuray Şen v.Türkiye (karar), no 41478/98, 30 Nisan 2002).
31. Başvuranın, iddia ettiği gibi söz konusu başvuru yolunun başarısızlığa uğramaya mahkûm olduğu varsayılsa dahi AİHMnin yerleşik içtihadı ışığında şurası unutulmamalıdır ki, kişi mevcut bir başvuru yolu hakkını kullanıp sonradan bu yolu etkisiz kılan koşullar olduğunu fark ederse, altı aylık süre başvuranın bu durumun farkına vardığı tarihte başlar. (Paul ve Audrey Edwards v. Birleşik Krallık (karar), no 46477/99, 4 Haziran 2001). Dolayısıyla, başvuranın soruşturmadaki ilerlemeyi takip ederek süratle başvuruda bulunması beklenir (Bulut ve Yavuz v.Türkiye (karar), no 73065/01, 28 Mayıs 2002, Bayram ve Yıldırım v.Türkiye (karar), no 38587/97, AİHM 2002-III).
32. Somut olayda, AİHM başvuranın takipsizlik kararının bir nüshasını elde edebileceği tarih ile başvuru yaptığı tarih arasındaki sürenin eleştirilebileceğini kaydetmektedir. Başvuran, 4.5 yıldan uzun bir süre boyunca harekete geçmemiştir; bu ise oldukça uzun bir süredir. 1997den itibaren, avukat tarafından temsil edilen başvuran savcılığın yürüttüğü işlemlerle gelişmeler konusunda bilgi almak veya söz konusu kararın bir nüshasını elde etmek için hiçbir girişimde bulunmamıştır. Şu halde gecikme yalnızca kendi ihmalinden kaynaklanmıştır (Bkz. Tepe v. Türkiye (karar), no 34786/04, 30 Eylül 2008).
33. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, bu şikâyetler Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5.MADDESİNİN 3. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
34. Başvuran, tutukluluk süresinin aşırı uzunluğundan şikâyetçidir. Bu konuda, başvuran Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafını ileri sürmektedir.
35. Hükümet bu teze itiraz etmektedir.
36. AİHM, bu şikâyetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. paragrafı bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni görmediğini kaydetmektedir. Bu nedenle AİHM, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
37. Hükümet esas bakımından, başvuranın tutukluluk süresinin davanın karmaşıklığı, sanıkların sayısı ve bütün delillerin toplanmasındaki zorluklar göz önüne tutulduğunda aşırı olmadığını savunmaktadır.
38. Başvuran, bu teze karşı çıkmakta ve tutukluluk süresinin aşırı uzunluğu konusundaki iddialarını tekrarlamaktadır.
39. AİHM, tutukluluk süresinin yaklaşık beş yıl dört ay olduğunu gözlemlemektedir.
40. Dosyanın incelenmesinden ulusal mahkemelerin ilgilinin tutukluk halinin devamını suçun niteliği dosyanın durumu veya delillerin durumu gibi hemen hemen aynı ve hatta kalıplaşmış ifadelere dayandırdığı sonucu çıkmaktadır. Halbuki, bu ifadelerin bazıları ağır suç emarelerinin varlığını ve bu devam ettiğini gösterse ve genel itibarla bu koşullar davayla ilgili faktörler olsa dahi, kendi içerisinde bu davada başvuranın tutukluluk halinin böylesine uzun tutulmasını haklı gösteremez (Ali Hıdır Polat v. Türkiye, no 61446/00, par. 28, 5 Nisan 2005).
41. Bu nedenle, AİHMye göre davaya bakan mahkeme heyetinin gerekçeleri uygun ve yeterli olarak gösterilemez. Dolayısıyla, somut olayda başvuranın davasının ivedilikle görülüp görülmediği konusuna eğilmenin gereği yoktur.
42. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. PARAGRAFININ İHLALİ EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
43. Başvuran, tutuklama ve tutukluluk halinin devamı kararlarına itiraz edebilmek için Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı bağlamında etkin bir başvuru yolu bulunmadığını savunmaktadır.
44. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, başvuran olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan ceza kanununda öngörülen başvuru yollarını kullanabilirdi. Başvuran, bu bağlamda Köse v.Türkiye (no 50177/99, 2 Mayıs 2006) kararına atıfta bulunmaktadır.
45. Başvuran bu iddiaya, esasen bu başvuru yolunun teoride var olduğundan ve bu yolla tutukluluk halinin kaldırılmasını sağlamanın imkânsızlığından bahisle mukabelede bulunmaktadır.
46. AİHM, tutuklama kararı için olduğu kadar tutukluluk halinin devamı kararlarına da itiraz etme imkânı bulunduğunu gözlemlemektedir.
47. AİHM, başvuranın 22 Mart 1996 tarihli tutuklamaya itiraz ettiğini ve bu itirazın 2 Nisan 1996 tarihinde reddedildiğini kaydetmektedir.
48. Başvuran, tutukluluk halinin devamı kararlarına karşı sonradan benzer itiraz başvurularının yapıldığını kaydetmekle birlikte bu başvuruların hangi tarihlerde yapıldığını gösterememekte ve bu iddiasını ispatlayacak delil sunamamaktadır. Dava dosyasında, söz konusu başvuruları destekleyecek hiçbir delil bulunmamaktadır.
49. Bir başka deyişle, başvuranın kanunda öngörülen başvuru yolunu sadece bir kez kullandığı görülmektedir.
50. Bu yüzden, AİHMnin incelemesi 2 Nisan 1996 tarihli kararla sonuçlanmış başvuruyu ilgilendiren usul teminatları ile sınırlı tutulacaktır. Ne var ki, bu incelemenin önünde 6 ay kuralına riayet edilmemesi engeli vardır; zira başvuru 19 Temmuz 2001 tarihinde yapılmıştır.
51. Dolaysıyla bu şikâyet kabul edilemez ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmektedir.
IV. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI İLE İLGİLİ OLARAK
52. Başvuran, ayrıca hakkında açılan ceza davasının süresinden şikâyet etmektedir.
53. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 1.paragrafı uyarınca kesinleşmiş ulusal mahkeme kararından itibaren en geç altı ay içinde AHMye başvuru yapılabileceğini hatırlatmaktadır. AİHM, ayrıca söz konusu sürenin, asıl başvuruda yer almayan her şikâyet için sadece AHMye ilk başvurunun yapıldığı günden itibaren durdurulduğunu hatırlatmaktadır. AİHM, altı aylık sürenin dolmasından sonra yapılan şikâyetlerin de ancak süre kuralına uygun biçimde gündeme getirilmiş ilk şikâyetlere ilgili olması halinde incelenebileceğini kaydetmektedir (Allan v. Birleşik Krallık (karar), no 48539/99, 28 Ağustos 2001, Yunan Katolik Kilisesi v. Romanya (karar), no 48107/99, 25 Mayıs 2004).
54. Somut olayda, AİHM ceza davasının süresi ile ilgili şikâyetin, Sözleşmenin yukarıda incelenen 5. maddesine ilişkin ilk şikâyetlere veya AİHMnin 1 Eylül 2009 tarihinde kabul edilemez ilan ettiği adil yargılamaya ilişkin şikâyetlere özgü bir nitelik olarak değerlendirilemeyeceğini kaydetmektedir. Şikâyet, başvuran tarafından ilk defa 17 Haziran 2010 tarihli görüşlerinde gündeme getirilmiş olup, başvuru formunda ve önceki yazışmalarda bu tip bir şikâyet yer almamaktaydı. Dolayısıyla, somut olayda Yargıtayın kesin kararı ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürüne 16 Eylül 2009 tarihinde kaydedildiğinden ötürü AİHM bu şikâyeti geç kalmış kabul etmekte ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4.paragrafları uyarınca reddetmektedir.
V. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI İLE İLGİLİ OLARAK
55. Başvuran, 40.000 Avro manevi tazminatın yanı sıra AİHMye başvuru masrafları ve giderler için 5.994 Avro talep etmektedir.
56. Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
57. AİHM, hakkaniyet temelinde başvurana 5.400 Avro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
58. AİHMnin içtihadına göre, başvuran masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iadesini talep edebilir. AİHM, içtihadı ışığında ve eldeki belgeleri dikkate alarak somut olayda başvurana 1000 Avro ödenmesine hükmetmektedir.
59. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE:
1. Tutukluluk süresine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir, diğer şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna,
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiğine,
a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i) 5. 400 Avro (beş bin dört yüz Avro) tutarında manevi tazminat ve kesilmesi muhtemel vergiler;
ii) masraf ve giderler için 1. 000 Avro (bin Avro) ve kesilmesi muhtemel vergiler;
3. b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy