(AİHS. m. 6, 13, 34, 35, 41, 44)
(Başvuru no. 31345/05)
KARAR
STRAZBURG
19 Ocak 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 31345/05 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Dursun Demirtürkün (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 15 Ağustos 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Mersin Barosu avukatlarından Z. Bilgiç Dölek tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1933 doğumludur ve Zonguldakda yaşamaktadır.
Belirsiz bir tarihte, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne bağlı Tapu Kadastro Komisyonu, Zonguldakın Ereğli ilçesindeki Belen köyünde bulunan arsalar üzerinde tapu sicil incelemesi gerçekleştirmiştir. Bu incelemeyi müteakiben 2 ve 3 nolu arsalar, Tapu Dairesinde sırasıyla A.G. ve K.G. adına kaydedilmiştir.
22 Şubat 1985te başvuran Karadeniz Ereğlisi Kadastro Mahkemesinde 2 ve 3 nolu arsaların kendi adına kaydedilmesini talep ettiği bir dava açmıştır.
12 Aralık 1986da mahkeme, tarafların ve dava konularının aynı olmasını göz önüne alarak bir diğer iddiaya ilişkin dava ile sözkonusu davayı birleştirmiştir.
6 Aralık 2000de mahkeme, başvuranın talebini kısmen kabul etmiştir. Taraflar itiraz etmiştir.
12 Aralık 2002de Yargıtay, yanlış tebligat gerekçesiyle davayı ilk derece mahkemesine havale etmiştir.
Belirsiz bir tarihte ilk derece mahkemesi, tebligatta yapılan hatayı düzeltmiş ve davayı yeniden incelenmek üzerine Yargıtaya göndermiştir.
29 Nisan 2004te Yargıtay, 6 Aralık 2000 tarihli kararı bozmuştur.
11 Ekim 2006da ilk derece mahkemesi davayı reddetmiştir.
13 Mart 2008de Yargıtay, 11 Ekim 2006 tarihli kararı bozmuştur.
Dava, incelenmesine devam edilmesi amacıyla ilk derece mahkemesine havale edilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmektedir.
HUKUK
Başvuran, yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesinde ortaya konan makul süre gereğine uygun olmadığından şikayetçi olmuştur.
Hükümet, yargılamanın halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olması nedeniyle başvuranın, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvurunun bu nedenle zamanından önce yapılmış olduğu kanaatindedir.
AİHM, içtihadına göre, dava sürelerine ilişkin şikayetlerin, sözkonusu yargılamanın nihai halini almasından önce yapılabileceğini kaydeder. Dolayısıyla, Hükümetin itirazı reddedilmeli ve başvurunun sözkonusu kısmının, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
Esas hususunda, göz önüne alınması gereken süre, ancak Türkiyenin kişisel başvuru hakkını kabul ettiği tarih olan 28 Ocak 1987de başlamıştır. Ancak, bu tarihten sonra geçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirilirken, sözkonusu tarihteki yargılamanın durumu göz önüne alınmalıdır. Sözkonusu süre henüz sona ermemiştir. Bu nedenle, iki aşamalı yargılamada yirmi iki yıl on ay sürmüştür.
AİHM mevcut davadakine benzer meselelerin ortaya konduğu davalarda sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir. Kendisine sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonucuna varmasını sağlayacak herhangi bir delil ya da iddia öne sürmediği kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada yargılama süresinin, aşırı olduğu ve makul süre gereğini karşılamadığı kanısındadır. Dolayısıyla, 6/1. madde ihlal edilmiştir.
Başvuran ayrıca AİHSnin 13. maddesi uyarınca Türk hukukunda yargılama süresinin aşırılığı hususunda mevcut iç hukuk yollarının bulunmadığından şikayetçi olmuştur.
Hükümet, başvuranın yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayeti hususunda idari mahkemeler önünde dava açabileceğini ileri sürmüştür. AİHM bu itirazın dava esasının incelemesiyle yakından ilişkili olduğunu kaydeder. Bu nedenle, bu husus davanın esasıyla birleştirilmelidir. AİHM ayrıca sözkonusu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
AİHM, esas hususunda daha önce, Türk hukukunda başvuranların sözkonusu yargılama süresine itiraz edebilecekleri etkili iç hukuk yolları bulunmamasına ilişkin olarak AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmış olduğunu kaydeder.
AİHSnin 41. maddesini dayanak gösteren başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 1,000,000 Euro talep etmiştir. Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir. AİHM tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı kurmamaktadır. Bu nedenle, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, hakkaniyet temelinde, başvurana manevi tazminat olarak 16,500 Euro ödenmesine karar verir.
Başvuran, temsil edilmesi hususunda yasal masraflar için 7,500 Euro ve posta masrafları için 150 Türk Lirası talep etmiştir. Taleplerini desteklemek için bir yasal ücret sözleşmesi ve posta masraflarını kapsayan faturalar sunmuştur. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir. AİHM içtihadına göre, başvuran gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve meblağların makul olduğunu kanıtladığı müddetçe masraf ve harcamaların tazminine hak kazanmaktadır. Mevcut davada, sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AİHM başvurana, hakkaniyet temelinde masraf ve harcamalar için 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Sorumlu Devlet tarafından başvurana, aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) Manevi tazminat olarak 16,500 Euro (on altı bin beş yüz Euro) ve uygulanabilecek her tür vergi;
(ii)Yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro ve uygulanabilecek her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy