(AİHS. m. 6, 34, 35, 41, 44) (6831 S. K. m. 2) (TEMEL CONTA SANAYİ VE TİCARET A.Ş - TÜRKİYE DAVASI) (DOĞRUSÖZ VE ASLAN - TÜRKİYE DAVASI) (MEHMET ALİ MİÇOOĞULLARI - TÜRKİYE DAVASI) (ARDIÇOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (BERBER - TÜRKİYE DAVASI) (ADEM YILMAZ DOĞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NURAL VURAL - TÜRKİYE DAVASI) (KABASAKAL VE ATAR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 33279/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
(Esas)
STRAZBURG
13 Eylül 2011
İşbu karar Sözleşme'nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (33279/05) numaralı başvurunun nedeni Feryadi Şahin'in (başvuran) 9 Eylül 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından L. Çavuş ve M. Filorinalı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1967 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.
25 Mart 1960 tarihinde Samandra'da bulunan 680.955 m2'lik arazi kadastro çalışmaları sırasında üçüncü şahıslar adına kaydedilmiştir.
9 Aralık 1988 tarihinde başvuran bu arazinin bir kısmını satın almıştır (284,60 m2, hisse no: 6963, parsel no: 21). Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından başvurana tapu senedi verilmiştir.
5 Ekim 1994 tarihinde tapu siciline 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesinin uygulanmasına istinaden "ormanlık alan dışına çıkarak Hazine adına tescil edilen arazi" şerhi düşülmüştür.
Başvuran 30 Mayıs 2002 tarihinde Kartal Asliye Hukuk Mahkemesine bu şerhin kaldırılması için başvuruda bulunmuştur. Başvuran bilhassa tapu kadastro kayıtlarına güvenerek ve iyi niyete dayalı olarak sözkonusu taşınmazı satın aldığını, taşınmazın devri esnasında böylesi bir şerhin bulunmadığını iddia etmiştir.
Öte yandan Hazine de 16 Ağustos 2002 tarihinde taşınmazın kendi adına kayıtlı olduğunu ileri sürerek başvuranın tapu senedinin iptali için dava açmıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte Mahkeme bu iki davayı birleştirmiş, 11 Aralık 2003 tarihli bir karar ile başvuranın tapu senedinin iptal edilerek taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine karar vermiştir. Mahkeme karar gerekçesini sözkonusu taşınmazın geçmişte orman arazisi olduğu yönündeki bilirkişi raporuna dayandırmıştır. Mahkeme başvuran adına kayıtlı taşınmazın esasen orman alanı kapsamında yer aldığına, bunun 1941 yılında yapılan ve 1942'de kesinleşen orman alanı sınırlandırma çalışmalarının bir sonucu olduğuna itibar etmiştir. Mahkeme ayrıca 6813 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi gereğince bahse konu arazinin ormanlık alan vasfını yitirerek Hazine adına tescil edildiğini ifade etmiştir. Mahkeme son olarak kamusal alanın mülkiyetindeki ormanlık arazi kapsamında yer alan bir taşınmaz sözkonusu olduğunda iyi niyetten söz edilemeyeceğini eklemiştir.
Yargıtay 26 Ekim 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının tüm hükümlerini onamıştır.
Başvuran 10 Mart 2005 tarihinde Yargıtay'a karar düzeltme talebinde bulunmuş, fakat bu talebi reddedilmiştir.
HUKUK
I. AİHS'YE EK 1 NO'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin tapu senedinin iptal edilerek Hazine adına tescil edilmesinin AİHS'ye Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının ihlalini oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet kabuledilebilirlik hakkında başvuranın geçerli bir tapu senedine sahip bulunmadığı ve dolayısıyla Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi bağlamında mülkiyet hakkını öne süremeyeceğini ifade ederek, AİHM'yi yapılan şikayetin ratione materiae bakımından reddetmeye davet etmektedir.
Başvuranın idari, medeni hukuk usulü muhakemeleri kanunu ve borçlar kanunu hükümlerine dayalı olarak iç hukuktaki mahkemeler nezdinde maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açmadığını savunan Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürmektedir. Hükümet bu bağlamda Yargıtay'ın özellikle Devletin objektif sorumluluğuna dayalı olarak vermiş olduğu kimi kararlarına atıfta bulunmaktadır.
AİHM, ratione materiae bakımdan yapılan itiraz ile ilgili olarak, başvuranın sözü edilen taşınmazı satın aldığını ve daha sonra Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün kendisine tapu senedini verdiğini gözlemlemektedir. Başvuran bu durumda Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi gereğince "mülk" sahibidir, dolayısıyla Hükümetin itirazı reddedilmelidir.
AİHM iç hukuk yollarının tüketilmediği hususuna ilişkin daha önce de Temel Conta Sanayi Ve Ticaret A.Ş- Türkiye (no 45651/04, 10 Mart 2009); Doğrusöz ve Aslan- Türkiye (no 1262/02, 30 Mayıs 2006); Mehmet Ali Miçooğulları-Türkiye (no 75606/01, 10 Mayıs 2007); Ardıçoğlu-Türkiye (no 23249/04, 2 Aralık 2008); Berber-Türkiye (no 20606/04, 13 Ocak 2009), ve Adem Yılmaz Doğan ve diğerleri-Türkiye (no 25700/05, 15 Haziran 2010) başvurularında da Hükümetin argümanlarına benzer itirazları incelediğini ve bunları reddettiğini hatırlatmaktadır. Daha önce alınan bu kararların dışına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir neden olmadığını belirten AİHM Hükümetin itirazını da reddetmektedir.
AİHM AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa dair AİHM, daha önce de başvuranın şikayetlerine benzer şikayetleri incelediğini, başvuranın taşınmazının Hazineye devredilmesi sırasında herhangi bir tazminat ödenmemesi nedeniyle Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını anımsatmaktadır (Turgut vd.- Türkiye, sözü edilen; Temel Conta Sanayi Ve Ticaret A.Ş., sözü edilen; Rimer vd.- Türkiye, no 18257/04, 10 mart 2009, ve Nural Vural- Türkiye, no 16009/04, 10 mart 2009). AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.
Bu nedenle Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. ÖNE SÜRÜLEN DİĞER İDDİALAR HAKKINDA
Başvuran ayrıca iç hukuktaki mahkemelerin yargının şu veya bu şekilde yasama erkine bağlı olması nedeniyle bu mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından yakınmaktadır. Başvuran ayrıca asliye hukuk mahkemesinin karar gerekçesini dayandırdığı bilirkişi incelemesinin tarafsız olmadığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca Yargıtay'a yapılan karar düzeltme başvurusunu 26 Ekim 2004 tarihli temyiz kararını alan hakimlerden oluşan Yargıtay'ın aynı dairesinin incelediğini belirterek ne temyize ilişkin ne de düzeltme talebine ilişkin Yargıtay kararlarının incelendiğini öne sürmektedir. Başvuran bu yönde AİHS'nin 6. maddesinin hükümlerine atıfta bulunmaktadır.
AİHM başvuranın mahkemelerin ve bilirkişinin bağımsız ve tarafsız olmadıkları şikayetlerinin çok genel olduğunu ve yeterince gerekçelendirilmediğini gözlemlemektedir.
Karar düzeltme kararını temyiz kararını da alan hakimlerin almasına yönelik şikayetler ile ilgili AİHM, daha önce de buna benzer bir şikayeti incelediğini ve dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddettiğini belirtmektedir (Bkz. Arslan-Türkiye no: 39080/97, 21 Eylül 1999 ve Yıldırım-Türkiye no: 4300/05, 6 Ocak 2009).b
Başvuranın Yargıtay'ın temyize ve düzeltme başvurularına ilişkin aldığı kararları gerekçelendirmediği iddiası ile ilgili AİHM, ilk derece mahkemesinin kararının yeterli bir dayanağının olması halinde, temyiz mahkemesinin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesinin 6. maddenin ihlaline yol açmadığını anımsatır (Bkz. örneğin Kabasakal ve Atar-Türkiye no: 70084/01 ve 70085/01, 1 Temmuz 2003 ve Doğaner-Türkiye no: 49285/99, 19 Haziran 2003).
AİHM yukarıda mezkur bu şikayetlerin incelenmesinden AİHS'nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkına dair herhangi bir ihlalin oluşmadığı sonucuna varmaktadır. Yapılan şikayetin bu kısmı dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHS'nin 35/3 ve4. Paragrafları gereğince reddedilmelidir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
Başvuran yaklaşık 116.321 Euro'ya karşılık geldiğini belirterek maddi tazminat olarak 232.642 TL talep etmektedir. Başvuran bu talebini destekler mahiyette dosyaya 10 Temmuz 2010 tarihinde bir inşaat mühendisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunu eklemektedir. Raporda özellikle arazinin konumu, erişilebilirliği ve inşaat değeri gibi birçok faktör dikkate alınmıştır. Taşınmaz için (170.760 TL: 85.380 Euro), inşaat için (49.302 TL: 24.651 Euro), ağaçlar için (9.850 TL: 4.925 Euro) ve duvar için (2.730 TL: 1.365 Euro) talep edilmektedir.
Başvuran ayrıca AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 6.950 Euro talep etmektedir. Bu bağlamda avukatı tarafından hazırlanan çalışma saatlerini ve harcamaları (tercüme, avukatlık ve bilirkişi ücreti) gösterir makbuzu sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmakta ve AİHM'den bunları reddetmesini talep etmektedir.
Mevcut dava koşullarında, Savunmacı Devlet ile başvuran arasında olası bir uzlaşma ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aşamada uygulanamayacağına kanaat getirmektedir (Bkz. aynı anlamda, sözü edilen Turgut vd., Temel Conta Sanayi ve Ticaret A.Ş.; Nural Vural ve Rimer vd.). AİHM diğer unsurların yanı sıra başvuranlar tarafından yetkili bir mahkeme nezdinde açılacak değer tespit davasının sözkonusu taşınmazın değerini belirlemek açısından uygun bir yöntemi oluşturacağı kanısındadır.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesine yönelik şikayetin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Ek 1 no'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aşamada uygulanamayacağına ve sonuç itibarıyla,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümetin ve başvuranın, AİHS'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 13 Eylül 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy