(AİHS m. 6, 13, 34, 41, 44) (2709 S. K. m. 141) (765 S. K. m. 342, 345) (CORIGLIANO - İTALYA DAVASI) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 3372/05)
STRAZBURG
1 Temmuz 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 3372/05 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Nurettin Samsanın (başvuran) 6 Aralık 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Gaziantep barosu avukatlarından N. M. Demir tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1976 doğumlu olup Gaziantepte ikamet etmektedir.
Başvuran 7 Ekim 1998 tarihinde evrakta sahtecilik şüphesi ile polis tarafından ifadesi alınmıştır. Başvuran vermiş olduğu ifadelerinde hakkında yapılan suçlamaları reddetmiştir.
Gaziantep Asliye Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 13 Ekim 1998 tarihli bir iddianame ile eski TCKnın 345. maddesine dayalı olarak evrakta sahtecilik suçundan başvuran hakkında ceza davası açmıştır.
Bu ithamlar dikkate alınarak, polis akademisi giriş sınavını kazanmasına rağmen polislik mesleğinden men edilmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi 15 Ekim 1998 ve 24 Ekim 2003 tarihleri arasında on iki duruşma gerçekleştirmiş, duruşmalar sırasında başvuranın ya da avukatının huzurunda tarafları, tanıkları ve İstanbul Adli Tıp Kurumu uzmanlarını dinlemiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi 24 Ekim 2003 tarihinde dosyada yer alan unsurlar ışığında ve başvurana yapılan suçlamaları dikkate alarak bu eylemlerin eski TCKnın 345. maddesinin değil 342. maddesinin alanına girdiğine itibar ederek Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi 14 Kasım 2003 ve 21 Haziran 2004 tarihleri arasında üç duruşma gerçekleştirmiş, tarafları ve tanıkları dinlemiştir. Mahkemeye çağrıldığı halde başvuran 24 Mart 2004 tarihli duruşmaya katılmamıştır ve mahkeme duruşmanın 21 Haziran 2004 tarihine ertelenmesine karar vermiştir.
Ağır Ceza mahkemesi 21 Haziran 2004 tarihinde delil yetersizliğinden başvuranı beraat ettirmiştir. Temyize gidilmediğinden, karar nihai hale gelmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran yargılamanın uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta, bilhassa başvuranın tutumunun ve davanın karmaşık yapısının davanın sonuçlanmasını geciktirdiğinin altını çizmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.
B. Esasa dair
Hükümet dikkate alınması gereken dönemin başvuranın iddia ettiğinin aksine hakkında yapılan suçlamalardan haberdar olduğu 7 Ekim 1998 tarihinde değil, Asliye Ceza Mahkemesinin davayı görmeye başladığı 13 Ekim 1998 tarihinde başladığını ifade etmektedir. Taraflar bu dönemin Ağır Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu beraat kararı ile tamamlandığında hemfikirdir.
AİHM ceza sürecinin uzunluğunun incelenmesinde dikkate alınacak dönemin bir kimsenin özerk ve kelimenin tam anlamıyla kesin olarak «itham edildiği» gün başladığını ve son yargı aşamasında suçunun sabit bulunması veya serbest bırakılması ile sona erdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Corigliano-İtalya kararı, 10 Aralık 1982 ve Imbrioscia-İsviçre kararı, 24 Kasım 1993).
Sonuç itibarıyla, incelenmesi gereken dönem başvuranın polis tarafından dinlendiği 7 Ekim 1998 tarihinde başlamakta ve ilk derece mahkemesinde hakkında yapılan suçlamalardan beraat ettiği 21 Haziran 2004 tarihinde sona ermektedir. Temyize gidilmediğinden sözü edilen karar bu son tarihte nihai hale gelmiştir. Bahse konu süreç tek dereceli yargıda yaklaşık beş yıl sekiz aydır.
Esasa gelince, AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).
AİHM sözkonusu davanın pek çok bilirkişi incelemesini gerektirdiği cihetle, bir ölçüde karmaşık bir yapısının olduğunu tespit eder.
Tarafların tutumuna gelince, AİHM Asliye Ceza Mahkemesi önündeki yargılamayı geciktirici başvurana yüklenebilecek herhangi bir ihmalin olmadığını kaydetmektedir. Başvuran bizzat kendisi veya temsilcisi aracılığıyla mahkeme tarafından yapılan duruşmaların tamamında hazır bulunmuştur. Buna karşın, başvuran Ağır Ceza Mahkemesi önünde halka açık yapılan üç duruşmadan 24 Mart 2004 tarihli olanında mahkemeye çağrıldığı halde gelmemiştir. Mahkeme bunun üzerine duruşmayı başvuranın huzurunda kararını verdiği 21 Haziran 2004 tarihine ertelemiştir. Bu ise mezkur yargılamayı yaklaşık üç ay geciktirmiştir.
AİHM bununla birlikte Asliye Ceza Mahkemesinin beşinci yılın sonunda sözü edilen davada Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı verdiğini tespit etmektedir. Fakat yine de dosyada bu denli uzun bir süreyi haklı gösterecek herhangi bir unsur yer almamaktadır.
AİHM bu başvurudakine benzer şikayetleri daha önce de incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi kararı).
AİHM mahkemeye sunulan tüm delil unsurlarının incelediğini, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına itibar etmektedir. Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında AİHM, sözkonusu yargı sürecinin aşırı olduğu ve «makul süre» koşulunu karşılamadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran Türkiyede yargılamanın uzunluğuna karşı çıkacak başvuru yolunun mevcut olmadığından şikayetçidir ve AİHSnin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet kabuledilebilirlik ve davanın esasına ilişkin 3 Aralık 2007 tarihli görüşlerinde argümanlarını sunmamıştır.
Başvuran 18 Ocak 2008 tarihli cevaben sunduğu görüşlerinde iddiasını yinelemiştir.
Hükümet daha sonra 26 Şubat 2008 tarihli cevaben vermiş olduğu görüşlerinde yargılamanın uzunluğuna karşı iç hukukta başvuru yollarının mevcut olduğunu savunmuş, bu itibarla Anayasanın 141. maddesini ve olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan ve mahkemelere dava dosyalarının bir an evvel incelenmesini şart koşan Yargı Muhakeme Usulü Kanununun 77. maddesine atıfta bulunmaktadır. Fakat başvuran bu başvuru yolunu kullanmamıştır. Bu nedenle başvuran iç hukuk yollarını tüketmiş sayılmamaktadır ve AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikayeti dayanaktan yoksundur.
AİHM bu şikayetin yukarıda ele alınan şikayet ile ilintili olduğu için kabuledilebilir nitelikte olduğunu tespit eder.
AİHM 13. maddenin davaların makul bir süre zarfında sonuçlandırılmasını öngören 6/1 maddesinin ihlaline karşı iç hukuktaki mahkemeler nezdinde etkili bir başvuru hakkını güvence altına aldığını hatırlatır (Bkz. Kudla-Polonya no: 30210/96). AİHM daha önce de Hükümetin buna benzer itirazlarını ve argümanlarını reddettiğini, mevcut davada bu sonucu farklı kılacak herhangi bir gerekçenin yer almadığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Tendik vd.-Türkiye, no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Çolak-Türkiye kararı no: 60176/00, 30 Mayıs 2006).
AİHM sonuç olarak, başvuranın AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca davasının makul bir süre zarfında görülmesi hakkına karşı iç hukukta bir başvuru yolunun bulunmamasının AİHSnin 13. maddesinin ihlaline yol açtığına itibar etmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
AİHSnin 41. maddesine göre Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran polislik mesleği boyunca kazanmış olduğu meblağ ila bu mesleği sürdürebilmiş olsaydı uğrayacağı maddi zarara karşılık 631.000 YTL maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık, AİHM başvuranın yargılamanın uzunluğu ve buna karşı etkili bir başvuru yolunun bulunmayışının ihlal tespiti ile giderilemeyeceğini belirtmektedir (Bkz. özellikle sözü edilen Kudla kararı ve Acunbay-Türkiye kararı no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005). AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 5.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 2.465 Euro talep etmekte, bu talebini destekleyici herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvuranın bu talebini reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4 a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat için 5000 (beş bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 1 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy