(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (3621 S. K. m. 5, 9) (818 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 13) (4721 S. K. m. 1007) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 34098/05)
KARAR
STRAZBURG
13 Kasım 2014
İşbu karar, Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Dinç ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Ekim 2014 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (34098/05 No.lu) davanın temelinde, beş Türk vatandaşının, - Nursen Dinç, Birsen Mutlu, Aynur Sever, Neşe Dinç ve Fatmagül Dinçin (başvuranlar) - 16 Eylül 2005 tarihinde İnsan Haklar ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbulda görev yapan Avukat A. Sakmar tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, özellikle tazminat ödenmeksizin tapularının iptal edilmesi nedeniyle Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. Başvuru, 14 Kasım 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1950, 1952, 1960, 1962 ve 1931 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedirler.
6. Başvuranlar, Marmara Ereğlisinde (Tekirdağ) bulunan, 2.148 m2 yüzölçümüne sahip, 2217 sayılı parselin malikleridirler. Belediye tarafından verilen inşaat ruhsatına uygun olarak bu taşınmaz üzerinde birçok bina inşa edilmiştir.
7. Devlet Hazinesi, (Hazine), 29 Kasım 1996 tarihinde, söz konusu taşınmazın bir kısmının kıyı şeridinde yer aldığı ve bu bağlamda özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle, başvuranların tapularının iptal edilmesi ve bu taşınmaz üzerinde inşa edilen binaların yıkılması talebiyle Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesinde (mahkeme) dava açmıştır.
8. Marmara Ereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesi, aynı gün, başvuranların mülklerine ilişkin ihtiyati tedbir kararı almış ve bu bağlamda, tapu siciline şerh düşülmesine karar vermiştir.
9. Yargılama devam ederken, mahkeme, 1980 ve 1984 yıllarında tespit edilen kıyı kenar çizgilerinin geçersiz olduğunu ve yeni kıyı kenar çizgisinin tespitine yönelik işlemin, bu yönde dile getirilen taleplere rağmen, Kıyı Kanununun 5. ve 9. maddeleri uyarınca Valilik tarafından gerçekleştirilmediğini saptamıştır. Mahkeme, 28 Kasım 1997 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararına göre, mülkiyet hakkı konusunda kıyı kenar çizgisini belirleme görevinin adli mahkemelere ait olduğunu belirtmiştir. Bu (Yargıtay) kararı ışığında ve yeni Kıyı Kanunu uyarınca, valiliğin söz konusu çizgiyi belirlememesini dikkate alan hakim, yeni kıyı kenar çizgisini belirlemek amacıyla birçok bilirkişi incelemesi yapılmasına hükmetmiştir.
10. Mahkeme, 30 Mart 2004 tarihli bilirkişi raporuna dayanarak, 17 Mayıs 2004 tarihinde, ihtilaf konusu parselin kısmen kıyı şeridinde bulunduğunu tespit etmiş ve başvuranların, taşınmazın 998,11 m2lik kısmına ilişkin tapularını iptal etmiştir. Mahkeme, aynı zamanda, söz konusu kısım üzerinde kurulan binaların yıkılmasına karar vermiştir.
11. Yargıtay, 22 Şubat 2005 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamış ve 5 Mayıs 2005 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
12. Hükümet, 2007 yılından bu yana verilen yerel mahkeme kararları ile Yargıtay kararlarına ilişkin birçok örneği Mahkemenin incelemesine sunmuştur. Hükümetin sunduğu bu kararlarda, kıyı şeridinde bulunan mülklerinden yoksun bırakılan ilgililerin, tapularına dayanarak, söz konusu mülkü iyi niyetle edindikleri ve bu nedenle, tapularının iptal edilmesi nedeniyle kendilerine tazminat ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Daha sonra, tazminat davalarında zamanaşımı süresine ilişkin olarak, 15 Temmuz 2011 tarihinde, kıyı şeridinde bulunan mülklerle ilgili davalara bakmakla görevli olan, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, tapusu iptal edilerek, taşınmazı Devlet Hazinesi adına tapu siciline tescil edilmiş olan bir kişinin, Borçlar Kanununun 125. maddesi uyarınca on yıllık bir süre içerisinde tazminat davası açma imkanına sahip olabileceğine karar vermiştir.
Söz konusu Hukuk Dairesi, aynı gün verilen benzer diğer iki kararda bu içtihadı tekrarlamıştır (E. 2011/6324 - K. 2011/8361 ve E. 2011/4661 - K. 2011/8362).
13. Yargıtay içtihadının zaman içindeki değişimine ilişkin daha ayrıntılı bilgiler için, Mehmet Altunay/Türkiye kararına bakınız (No. 42936/07, §§ 20-28, 17 Nisan 2012).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMEYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuranlar, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin gereklerine aykırı olarak tazminat ödenmeksizin Devlet Hazinesi lehine tapularından yoksun bırakıldıklarını iddia etmektedirler. Bu hükmün ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yarar sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. (...)
15. Hükümet, başvuranların Türk hukukunda mevcut olan, idari ve hukuksal başvuru yollarını tüketmediklerini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranların, Anayasanın ilgili hükümleri ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesi uyarınca tazminat elde etmek amacıyla İdare Mahkemesinde dava açma imkanlarının bulunduğunu ifade etmektedir. Hükümete göre başvuranlar, devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan sorumlu olduğunu belirten Medeni Kanunun 1007. maddesine dayanarak tazminat da elde edebilirlerdi.
16. Görüşlerini desteklemek amacıyla Hükümet, tapuları iptal edilen kişilere tazminat hakkının tanındığını belirten Yargıtay kararlarına ilişkin örnekler sunmuştur. Yargıtay, bu kararların gerekçelerinde, Avrupa İnsan Haklar Mahkemesinin içtihadına atıfta bulunarak, Medeni Kanunun 1007. maddesine göre, devletin tapuların tutulması konusunda objektif sorumluluğunun bulunduğunu ortaya koymuştur.
17. Mahkeme, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ancak iç hukuk yolları tüketildikten sonra kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, her başvuranın, yerel mahkemelere, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası ile Sözleşmeci devletlere kural olarak tanınması amaçlanan, kendileri aleyhinde iddia edilen ihlalleri önleme veya telafi etme fırsatını vermiş olması gerektiğini vurgulamaktadır (Vuckovic ve diğerleri/Sırbistan (BD), No. 17153/11, § 72, 25 Mart 2014).
18. Mahkeme, ilgili iç hukuk ve yerel içtihadı incelediğinde, özellikle somut olaydaki gibi kıyı şeridinde yer alan mülklerinden yoksun bırakılan kişiler için tazminata ilişkin hukuk yolunun bulunduğunu tespit ettiğini belirtmektedir. Ayrıca Mahkeme, incelemesine sunulan içtihat örneklerinde, Yargıtay ile bazı yerel mahkemelerin, mülkiyetin korunması ile kamu yararı gerekleri arasında adil dengenin gözetilmesi amacıyla, Devlet Hazinesi yararına mülkiyet haklarından yoksun bırakılan kişilerin zararını tazmin etme gerekliliği hususunda Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi içtihadına atıfta bulunduklarını saptamaktadır. Yargıtay, daha sonra verilen birçok kararda bu içtihadı tekrar etmiştir.
19. Yargıtay, aynı zamanda, yerel mahkemelerde tazminat davasının açılması için zamanaşımı süresi ve yine Medeni Kanunun 1007. maddesinin uygulanması ve yorumlanması için tazminat miktarının hesaplanma şekliyle ilgili hususları yeniden ele almıştır. Kısa bir süre önce geliştirilen içtihada göre, halihazırda, gayrimenkulleri kıyı şeridinde yer aldığı gerekçesiyle Devlet Hazinesi yararına tapuları iptal edilen kişiler, kendileri hakkında verilen tapu iptaline ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık bir süre içerisinde mülkün gerçek değerine tekabül eden tazminat miktarını talep etmek için dava açabilmektedirler. Ulusal içtihatlardan, yetkili mahkemenin, söz konusu gayrimenkulün konusu, türü ve değeri, araziyle ilgili muhtemel gelirler ve benzer taşınmazların bedeli bakımından tazminat miktarını hesaplaması gerektiği anlaşılmaktadır.
20. Mahkeme, (yukarıda anılan) Mehmet Altunay kararında, bu hukuk yolunun bundan böyle düzenli şekilde kullanıldığını ve yerel mahkemelerin Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi ile Mahkeme içtihadına atıfta bulunarak yukarıda anılan hükmü sıklıkla uyguladıklarını kabul etmiştir. Dolayısıyla bu içtihadın halihazırda yerleşik bir içtihat olduğu kabul edilebilir.
21. Mahkeme, mevcut aşamada, Medeni Kanunun 1007. maddesine dayanan tazminata ilişkin hukuk yolunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kullanılabilmesi ve kullanılma gerekliliği için yeterli derecede hukuki kesinlik kazandığı kanaatine varmaktadır (bk. yerel kararlardan örnekler ve yukarıda geçen 12-13. paragraflardaki atıflar).
22. Dolayısıyla, mevcut davada, başvuranlar Medeni Kanunun 1007. maddesi kapsamında tazminat talep etmek amacıyla bu içtihadi gelişmeden yararlanabilmektedirler. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranların 5 Mayıs 2005 tarihinden itibaren on yıllık bir süre içerisinde tazminata ilişkin hukuk yoluna başvurabildiklerini gözlemlemektedir.
23. Yukarıda belirtilenler ışığında ve konuya ilişkin içtihadı uyarınca, Mahkeme, başvuranların bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmalarını sağlayacak nitelikte herhangi bir istisnai koşulun bulunmadığı kanısına varmaktadır (yukarıda anılan, Mehmet Altunay, § 37).
24. Başvuranların şikayetlerinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
II. HUKUK DAVASININ SÜRESİNE İLİŞKİN 6. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, yerel mahkemelerde görülen hukuk davasının süresinden şikayet etmektedirler. Bu hükmün ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar, (...) konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, makul bir süre içerisinde (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.
26. Hükümet, başvuranların iddiasını kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
27. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (No. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiyede tazminata ilişkin yeni bir hukuk yolunun oluşturulduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, Müdür Turgut ve diğerleri/Türkiye kabul edilebilirlik hakkındaki kararında (No. 4860/09, 26 Mart 2013), başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri, yani söz konusu yeni hukuk yolunu kullanmadıkları gerekçesiyle yeni başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karara varırken, Mahkeme, özellikle bu yeni hukuk yolunun ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerin giderilmesi açısından tazmine ilişkin makul perspektifler sunabilecek nitelikte olduğunu göz önünde bulundurmuştur.
28. Mahkeme, bununla birlikte, anılan Ümmühan Kaplan pilot kararında (yukarıda anılan 77. paragraf), özellikle Hükümete daha önce tebliğ edilen bu tür başvuruların incelemesini normal usul yoluyla sürdürebileceğini belirttiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Hükümetin, somut olayda bu yeni başvuru yolu hakkında herhangi bir itiraz ileri sürmediğini kaydetmektedir. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, mevcut başvurunun incelemesini sürdürmeye karar vermektedir.
29. Bu nedenle, Mahkeme, söz konusu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
30. Mahkeme, başvuruda, hukuk mahkemelerinde tapu iptaline ilişkin yürütülen yargılamanın süresiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, 29 Kasım 1996 tarihinde başlayan ve 5 Mayıs 2005 tarihinde sona eren yargılamanın, iki dereceli bir yargılama sürecinde yaklaşık sekiz yıl altı ay sürdüğünü tespit etmektedir.
31. Mahkeme, yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve içtihadında belirtilen kriterler, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili makamların tutumu ile ilgililer için ihtilaf konusu yargılamanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Comingersoll S.A./Portekiz (BD), No. 35382/97, § 19, AİHM 2000-IV ve Frydlender/Fransa (BD), No. 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII).
32. Mahkeme, söz konusu davanın ilk derece mahkemesi önünde yaklaşık sekiz buçuk yıl boyunca devam ettiğini saptamaktadır. Hükümet, keşif ve bilirkişi incelemeleri de dahil olmak üzere, detaylı bir inceleme gerektiren, davanın karmaşıklığından başka herhangi bir açıklama sunmamaktadır. Gerçekten de, her ne kadar dava karmaşık bir yapıda olsa da, Mahkeme bununla birlikte, bu karmaşıklığın somut olayda tespit edilen süreyi haklı gösterebileceğini kabul edemeyecektir. Hükümetin başka herhangi bir açıklamada bulunmaması sebebiyle, Mahkeme, konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, ihtilaf konusu yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı kanısına varmaktadır (yukarıda anılan, Ümmühan Kaplan, §§ 48-49).
33. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
34. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca;
Şayet Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
35. Başvuranlar, taşınmaz üzerinde bulunan binaların kira bedellerine karşılık gelen gelir kaybı nedeniyle 30.040,53 avro ve maddi zarar bağlamında ise 477.705 avro talep etmektedirler. Ayrıca, başvuranlar maruz kaldıkları manevi zarar bağlamında 10.000 avro talep etmektedirler.
36. Hükümet, bu meblağlara itiraz etmektedir.
37. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvuranların her birine manevi zarar bağlamında 2.000 avro ödenmesi gerektiği kanısındadır.
B. Masraf ve giderler
38. Başvuranlar, yerel mahkemeler ile Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için, destekleyici deliller sunarak, 3.207,14 avro talep etmektedirler.
39. Hükümet, bu iddiaların aşırı olduğunu değerlendirmektedir.
40. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranlara müştereken 3.000 avro ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme faizi
41. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, iç hukuktaki yargılamanın uzun sürmesine ilişkin Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikayetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) Davalı devletin, işbu kararın Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Nursen Dinç, Birsen Mutlu, Aynur Sever, Neşe Dinç ve Fatmagül Dinçe aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak her başvurana 2.000 avro (iki bin avro);
ii. ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için başvuranlara müştereken 3.000 avro (üç bin avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; içtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 13 Kasım 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy