(AİHS. m. 6, 7, 9, 14, 34, 35, 44)
(Başvuru no. 34388/05)
KARAR
STRAZBURG
12 Nisan 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 34388/05 nolu davanın nedeni Nezahat Nurcan Çelik (Bozkurt) adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 16 Eylül 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Devrim Çayan Çetik tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1977 doğumludur ve İstanbulda yaşamaktadır. Dava olayları, taraflarca sunulduğu üzere, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
15 Haziran 2000 tarihinde başvuran, yasadışı Hizbullah örgütü mensubu olmakla suçlanmıştır. Hakkındaki yargılama Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam ederken, 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen belli suçlara ilişkin kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 4616 sayılı yasa yürürlüğe girmiş, DGM başvuranın yasadışı örgüte yardım ve yataklık suçunun söz konusu yasa kapsamında olduğuna hükmederek hakkındaki yargılamanın ertelenmesine 13 Mart 2001 tarihinde karar vermiştir.
Yargılamanın ertelenmesinden önce 4 Ekim 2000 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı, savcılığın elindeki delillerin başvuranın yasadışı örgüt mensubu olduğunu gösterdiği kanaatiyle başvuranı ilkokul öğretmenliği görevinden çıkarmıştır. Başvuran, meslekten çıkarılma kararına, 3 Kasım 2000 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde açtığı dava ile itiraz etmiştir.
Diyarbakır İdare Mahkemesi, meslekten çıkarılma kararının iptali talebini 7 Mart 2002 tarihinde reddetmiş, mahkeme 13 Mart 2001 tarihli DGM kararına atıfla ceza yargılamasında, faaliyetlerinin yardım ve yataklık teşkil ettiği tespit edilen başvuranın meslekten çıkarılmasının yasaya uygun olduğuna hükmetmiştir.
Başvuranın temyiz talebi, Danıştay tarafından 12 Kasım 2004 tarihinde reddedilmiştir. Karar başvurana 16 Mart 2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran çeşitli tarihlerde Milli Eğitim makamlarına iş başvurusunda bulunmuş, 13 Şubat 2008 tarihinde yaptığı başvuru, Diyarbakır DGM kararına dayanılarak reddedilmiştir.
22 Şubat 2008 tarihli resmi belgeye göre başvuranın adli sicil kaydı bulunmamaktadır.
HUKUK
1.AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 6. maddesine dayanarak; hakkındaki ceza yargılaması derdest olduğu halde alınan ve masumiyet karinesini ihlal eden meslekten çıkarılma kararı nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.
AİHM, söz konusu şikayetin AİHS'nin 6/2 maddesi bağlamında incelenebileceği kanaatindedir. Hükümet, görüşe itiraz etmiştir.
1.A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, Diyarbakır İdare Mahkemesi kararı ile ilgili karar düzeltme talebinde bulunmadığından başvuranın iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uymadığını savunmuştur.
Hükümet ayrıca başvuranın AİHM'ye başvurusunu Danıştayın 12 Kasım 2004 tarihli kararından itibaren altı ay içerisinde yapmadığını belirterek altı ay kuralına uyulmadığını ifade etmiştir.
Başvuran, karar düzeltme taleplerinin gerekçelerinin son derecede dar kapsamlı olduğunu ve karar düzeltmenin ancak ilk derece mahkemesi kararının yürürlükteki usul ve mevzuatı açıkça ihlal ettiği hallerde başarı şansının bulunduğunu ifade ederek Hükümetin belirttiği hukuk yolunun etkili olarak görülemeyeceğini savunmuştur. Başvuran ayrıca AİHM'ye başvurusunu, Danıştay kararının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içerisinde yaptığını ifade etmiştir.
Hükümetin karar düzeltme usulüne dair görüşlerine ilişkin olarak AİHM, daha önceki davalarda benzer itirazları inceleyip reddettiğini hatırlatır (bkz. özellikle, Dağtekin vd. - Türkiye, no. 70516/01; Gök vd. - Türkiye, no. 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01). AİHM söz konusu davada bu hükmünden ayrılmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir. Dolayısıyla Hükümetin itirazının bu kısmını reddeder.
Hükümetin ikinci itirazına ilişkin olarak AİHM, bir başvuranın ulusal nihai kararın yazılı bir nüshasını almaya otomatik olarak hakkı olduğu hallerde AİHS'nin 35/1 maddesinin amaç ve hedefinin en iyi şekilde, altı aylık sürenin yazılı kararın tebliğ tarihinden başlatılarak yerine getirilebileceğini hatırlatır (bkz. Worm - Avusturya, Karar Raporları 1997-V). AİHM somut davada Danıştayın nihai kararının 12 Kasım 2004 tarihinde alındığını ve başvurana 16 Mart 2005 tarihinde tebliğ edildiğini kaydeder. Bu nedenle 16 Eylül 2005 tarihinde yapılan başvuru, AİHS'nin 35/1 maddesinde belirtilen altı ay kuralına uymaktadır. Dolayısıyla Hükümetin itirazını reddeder.
AİHM, söz konusu şikayetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikayetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
1.B. Esas
Başvuran, meslekten çıkarılmasının haksız olduğunu ve idare mahkemelerinin görevine geri dönme talebini reddetmesinin masumiyet karinesine aykırı olduğunu öne sürmüştür. Ayrıca öğretmen olarak çalışmak için defaten yaptığı taleplerin halen yetkili merciler tarafından, işlemiş olduğu suça dayanarak reddedildiğini belirtmiştir. Başvuran, bu son ifadesini desteklemek üzere, yapmış olduğu başvurulara ait belgeler ve sabıkasız olduğunu gösteren adli sicil kaydına atıfta bulunmuştur.
Hükümet, Diyarbakır İdare Mahkemesi kararının, Diyarbakır DGMnin 13 Mart 2001 tarihli, başvuranın yasadışı Hizbullah örgütüne yardım ve yataklık etme suçunu işlediğinin tespit edildiği yönündeki kararına dayandığı görüşündedir. Hakkındaki dava ertelenmiş olmasına rağmen başvuran hakkındaki suç tespitinin İdare Mahkemesi tarafından dikkate alındığını belirtmiştir.
Hükümet ayrıca Diyarbakır İdare Mahkemesinin bir ilköğretim müfettişi tarafından 29 Ağustos 2000 tarihinde hazırlanan ve başvuranın görevine son verilmesi tavsiyesinde bulunan raporu dikkate aldığını belirtmiştir. Dolayısıyla İdare Mahkemesinin vardığı karar iç hukuk ve AİHM içtihadına uygundur. Bu nedenle başvuranın masumiyet karinesi ihlal edilmemiştir.
AİHM masumiyet karinesinin, ceza gerektiren herhangi bir suç isnat edilen kişiye ilişkin bir hukuki kararın, şahsın yasaya göre suçu kanıtlanmadan önce suçlu olduğu yönünde bir görüşü yansıtması halinde ihlal edilmiş olacağını hatırlatır. Herhangi bir resmi bulgu olmadığı halde mahkemenin sanığı suçlu olarak gördüğünü gösteren bir muhakeme yapılması ihlal için yeterli olmaktadır. 6. maddenin 2. paragrafında güvence altına alınan masumiyet karinesi, aynı maddenin 1. paragrafının gerektirdiği adil yargılama unsurlarından biri iken, ceza davalarında sadece usule ilişkin bir güvence değildir. Kapsamı daha geniş olup devletin hiçbir temsilcisi ya da kurumunun bir şahsı, suçu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden suçlu ilan etmemesini gerektirir (bkz. Moullet - Fransa (no. 2), no. 27521/04).
AİHM, daha önceki davalarda, ceza mesuliyetine ilişkin bir beraatin müteakip tazminat davası ile desteklenmesi gerekirken, bu durumun, aynı olaylar nedeniyle ortaya çıkan ve daha hafif bir ispat yüküne dayanan, tazminat ödenmesini gerektiren hukuki sorumluluğun tespitini engellememesi gerektiğine hükmetmiştir (bkz. mutatis mutandis, X - Avusturya, no. 9295/81, Kararlar ve Raporlar 30, M.C. - İngiltere, no. 11882/85, Kararlar ve Raporlar 54). Önemli bir sayıda sözleşmeci devlette olduğu gibi Türkiyede de beraat ya da kovuşturmanın ertelenmesi, aynı olaylara ilişkin olarak hukuki sorumluluğun tespitine engel teşkil etmemektedir (bkz. Y - Norveç, no. 56568/00).
Ne var ki, tazminata ilişkin ulusal mahkeme kararında davacıya cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin yer alması AİHS'nin 6/2 maddesi bağlamında bir soruna yol açabilmektedir.
AİHM, aynı mülahazaların somut davadaki idari yargılama için uygulanabilir olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla idare mahkemesinin verdiği kararda davacıya cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin yer alması AİHS'nin 6/2 maddesi bağlamında bir soruna yol açabilmektedir.
Somut başvuruya dair olaylara ilişkin olarak AİHM öncelikle, Diyarbakır DGMnin başvuranın faaliyetlerinin yasadışı örgüte yardım ve yataklık etme kapsamında olduğu yönündeki tespitinin, ceza davasının herhangi bir resmi karar alınmaksızın ertelenmiş olması dikkate alındığında suç tespitine tekabül etmediğini gözlemler. AİHM'ye göre Diyarbakır DGMnin yaptığı bu nitelemenin amacı, başvuranın yargılandığı suçun, önündeki dava dosyası temelinde, 4616 sayılı yasanın uygulanabileceği suçların kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi idi. Nitekim ceza mahkemelerinin belli suçlara ilişkin olarak sanığın suçlu olup olmadığına dair nihai bir karara varmadan ceza kovuşturmasını ertelemesini gerektirdiğinden, 4616 sayılı yasanın ifade şekli nettir. AİHM'nin bu değerlendirmeleri, başvuranın AİHM'ye sunduğu ve sabıkasız olduğunu gösteren belge ile daha fazla desteklenmektedir. Buna göre AİHM, Hükümetin, yasadışı Hizbullah örgütüne yardım ve yataklık etme suçunun kesin olarak tespit edildiği görüşünü paylaşmamaktadır.
AİHM, 6/2 maddesinin kapsamının devam eden ceza kovuşturmaları ile sınırlı olmadığını, ortaya konulan sorunların başvuranın sanık konumunda olduğu söz konusu ceza yargılamasıyla birlikte veya ceza yargılaması sonucunda ortaya çıkmış olması halinde, yargılamanın sona ermesi ya da beraat kararından sonra verilen yargı kararlarını da içine alabildiğini hatırlatır (bkz. Moullet, yukarıda anılan ve kararda adı geçen davalar). AİHM, idare mahkemesinin başvuranın davasını reddederken kullandığı dilin ceza davası ile idari yargılama arasında bir bağ kurduğunu, bunun da 6/2 maddenin idari yargılamayı kapsayacak şekilde genişletilmesini haklı çıkardığı kanaatindedir (bkz. Y., yukarıda anılan; ayrıca mutatis mutandis, Moullet, yukarıda anılan). Dolayısıyla AİHS'nin 6/2 maddesi somut davaya uygulanabilir durumdadır.
İdare mahkemesinin kararında aynı ifadelere yer vermesi ve olaylarla ilgili yeni bir değerlendirme yapmamış olması ışığında AİHM, söz konusu mahkemenin başvuranın öğretmenlik mesleğinden çıkarılma kararının yasaya uygunluğunu inceleme görevini aşarak, hiçbir ceza mahkemesi tarafından bu yönde bir sonuca ulaşılmadığı halde başvuranı yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten suçlu bulduğunu tespit etmiştir.
Son olarak AİHM, yetkili mercilerin başvuranın müteaddit iş başvurularını reddederken Diyarbakır DGMnin ceza kovuşturmasının ertelenmesi kararını esas almaya devam ettiğini gözlemler. AİHM bu durumun, devletin hiçbir temsilcisi ya da kurumunun bir şahsı, suçu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden suçlu ilan etmemesini gerektiren AİHS'nin 6/2 maddesiyle bağdaşmadığı kanısındadır (bkz. Moullet, yukarıda anılan).
Yukarıda belirtilen değerlendirmeler AİHM'nin başvuranın masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.
Dolayısıyla AİHS'nin 6/2 maddesi ihlal edilmiştir.
1.AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 7. maddesine dayanarak meslekten çıkarılmasının yasal dayanağı olmadığını öne sürmüştür. Başvuran son olarak AİHS'nin 9 ve 14. maddelerine dayanarak dini inançları ve Kürt kökenli olması nedeniyle meslekten çıkarıldığını ileri sürmüştür.
AİHM, elinde bulunan deliller ışığında başvuranın bu şikayetlerinin AİHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya çıkardığını tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu şikayetlerin AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
1.A. Tazminat
Başvuran, iş akdinin fesih edilmesinden kaynaklanan gelir kaybına karşılık olarak 120,000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Ayrıca, meslekten çıkarılmasının yol açtığı sıkıntı nedeniyle 120,000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.
Hükümet taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu belirterek tazminata hükmedilmemesini AİHMden talep etmiştir.
AİHM, Diyarbakır İdare Mahkemesi başvuranın masumiyet karinesini dikkate alsaydı yargılamanın sonucunun ne şekilde olacağına dair bir tahminde bulunamayacağı kanaatindedir. Dolayısıyla maddi tazminata hükmedilmemesi gerektiği görüşündedir.
Öte yandan AİHM, başvuranın söz konusu mahkemenin verdiği hüküm nedeniyle bir miktar sıkıntı yaşamış olması gerektiğini değerlendirerek 7,200 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
1.B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran yargılama masraf ve giderlerine ilişkin herhangi bir talepte bulunmamıştır.
1.C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvuranın masumiyet karinesine ilişkin şikayetinin kabuledilebilir; başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
1.AİHSnin 6/2 maddesinin ihlal edildiğine;
1.(a) Savunmacı devletin başvurana, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere, 7,200 (yedi bin iki yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, söz konusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
1.Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 12 Nisan 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy