(AİHS. m. 6, 13, 14, 34, 35, 37, 41, 42, 44)
(Başvuru no. 34986/05, 34987/05, 35070/05, 41921/06, 44922/06, 44959/06, 44979/06, 44983/06, 45016/06, 45069/06, 45096/06, 45100/06, 45115/06, 45127/06, 50158/06, 50159/06, 10878/07 ve 24160/08)
KARAR
STRAZBURG
21 Eylül 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 34986/05,34987/05, 35070/05, 41921/06, 44922/06, 44959/06, 44979/06, 44983/06, 45016/06, 45069/06, 45096/06, 45100/06, 45115/06, 45127/06, 50158/06, 50159/06, 10878/07 ve 24160/08 nolu davaların nedeni 154 T.C. vatandaşının (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ekte kaydedilen tarihlerde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, Ankara Barosu avukatlarından S. Kaya tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar Muşun Çayçatı Köyündendir. Bu köydeki arsaların birçoğu, başvuranların ebeveynleri ya da büyük ebeveynleri tarafından 1930lardan bu yana tapusuz olarak kullanılmıştır. Bu arsalar, 1960 yılında 4753 sayılı Kanun uyarınca Hazine adına kaydedilmiştir. 1977de 766 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca yeniden Hazine adına kaydedilmiştir.
Başvuranlar 1989 yılında çeşitli tarihlerde Varto Asliye Hukuk Mahkemesi önünde 3402 sayılı Kanuna dayanarak birçok dava açmışlar ve arsaların tapularının feshedilmesi istemişlerdir. Sözkonusu arsaların yıllardır kendi ailelerine ait olduğunu iddia eden başvuranlar, ayrıca arazinin kendi adlarına kaydedilmesini talep etmişlerdir. Tüm başvuranları aynı avukat temsil etmiştir. İlk derece mahkemesi çeşitli dosyalar kapsamındaki iddiaları incelemiş ve her iki tarafın yasal temsilcileri huzurunda 1989 ve 1991 yılları arasındaki farklı tarihlerde ilk kararlarını vermiştir. Bu kararlar, 2003 ve 2005 yılları arasındaki farklı tarihlerde Yargıtay tarafından onanmış ya da feshedilmiştir. Yerel mahkeme, bilgi toplanma aşamasında, feshedilen kararlar hususunda çok sayıda yerinde ziyaret gerçekleştirerek, görgü tanıklarını dinleyerek ve bilirkişi raporlarını talep ederek yargılamaya devam etmiştir. Yargı işlemleri, altı kararın verildiği iki aşamalı yargılamada incelendikten sonra 2005 ve 2007 yılları arasındaki çeşitli tarihlerde başvuranların lehinde sona ermiştir. 2005/152, 2005/72, 2005/55, 2005/54 ve 2005/49 sayılı dosyalar için verilen nihai kararlar 18 Temmuz 2006da başvuranlara tebliğ edilmiştir.
Yerel kararların ve tebligatların tarihleri de dahil olmak üzere mevcut başvurulara ilişkin diğer ayrıntılar, ekteki listede görülebilmektedir.
HUKUK
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
AİHM, olaylara ve hukuka ilişkin ortak geçmişlerini göz önüne alarak ve AİHM İç Tüzüğünün 42/1 maddesi bağlamında başvuruların birleştirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
II. KAPSAM
AİHM, Hükümetin başvuruların tebliğ edilmesini müteakiben sunduğu görüşlerine cevaben Mehmet Ataç ve Mehmet Azakın (başvuru no. 50158/06 ve başvuru numaraları sırasıyla 44922/06 ve 10878/07) AİHMye başvurularını takip etmek istemediklerini bildirdiklerini kaydetmektedir. AİHM, AİHS ve ek Protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygının, sözkonusu iki başvuranın başvurularının incelenmesine devam edilmesini gerektirmediğine kanaat getirmektedir (AİHSnin 37/1 maddesi in fine).
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AİHM, Mehmet Ataç ve Mehmet Azak hususundaki başvuruları kayıttan düşürmenin uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar yargılama süresinin, AİHSnin 6/1 maddesinde ortaya konan makul süre gereğine uygun olmadığından şikayetçi olmuştur.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet Türkiyenin, AİHMnin 22 Ocak 1990dan bu yana ortaya çıkan gerçekler ve yaşanan olaylar hususundaki bireysel başvuruları inceleme yetkisine sahip olduğunu kabul ettiğini kaydetmiştir. Bu hususta AİHMnin yalnızca 22 Ocak 1990dan sonraki dönemi göz önüne alabileceğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesinde ortaya konan altı aylık zaman sınırına uyulmadığı için Ahmet Koçhan ve 45 Diğerleri/Türkiye (33694/05) davasını reddetmesini istemiştir. Yukarıda kaydedilen davada, başvuranların başvuruları AİHMye 13 Şubat 2007de yapıldığı halde 38, 32, 19, 39 ve 21 nolu arsalara ilişkin nihai kararın 18 Temmuz 2006da başvuranlara tebliğ edildiği kanısındadır.
Başvuranlar bu iddialara itiraz etmişlerdir. 19, 21, 32, 38 ve 39 nolu arsalara ilişkin kararların 21 Ağustos ve 11 Eylül 2006 tarihinde ve 13 Şubat 2007 tarihinde nihai hale geldiğini ileri sürmüşlerdir.
AİHM, Hükümetin ilk itirazına ilişkin olarak, ratione temporis (zaman bakımından) yetkisinin, Türkiyenin bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girdiğini kabul ettiğini açıkladığı 28 Ocak 1987 tarihinde başladığını hatırlatmaktadır. Mevcut başvurulardaki yargılamaların 1989 yılı içerisinde çeşitli tarihlerde başlatıldığını kaydeden AİHM, Hükümetin sözkonusu yetkiye ilişkin itirazının onanamayacağı kanaatindedir.
AİHM, Hükümetin ikinci itirazına ilişkin olarak, başvuranın kendisine nihai yerel kararın yazılı bir nüshasının resen (ex officio) tebliğ edilmesine hakkı bulunduğu hallerde, AİHSnin 35/1 maddesinin amaç ve kapsamının en iyi şekilde altı aylık sürenin, yazılı kararın tebliğ edilme tarihinden itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesiyle yerine getirildiğini hatırlatmaktadır. Yukarıda kaydedilenlere uygun olarak, AİHM düzenli olarak Türkiye aleyhinde açılan davalarda altı aylık sürenin başlama tarihini, Yargıtay Hukuk Dairesi kararlarının başvuranlara tebliğ edilme tarihi olarak kabul etmektedir.
Mevcut başvuruları değerlendiren AİHM, arsaların çoğunluğunun, Varto Asliye Hukuk Mahkemesi önünde aynı arsa grubu için çok sayıda ve hemen hemen eşzamanlı davalar açan birçok başvuran tarafından aynı zamanda talep edildiğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, yerel mahkeme çeşitli dosyalar kapsamında belirli bir parsele yönelik talepleri incelemiş ve kararlarını farklı tarihlerde vermiştir.
AİHM, bu olay geçmişi karşısında, başvuranların 19, 21, 32, 38 ve 39 nolu parsellere ilişkin yargılamaların süreleri hususundaki şikayetlerinin, 44922/06, 45016/06, 50158/06 ve 10878/07 sayılı başvurularda görüldüğünü kaydetmektedir. Bu arsalara ilişkin nihai kararlar 13 Nisan 2006 ve 29 Haziran 2006 tarihlerinde verilmiştir. 44922/06, 45016/06 ve 50158/06 sayılı başvurular, altı aylık zaman sınırı içerisinde, 6 ve 11 Ekim 2006 tarihlerinde AİHMye yapılırken; 10878/07 sayılı başvuru başvuranlara nihai kararın 18 Temmuz 2006da tebliğ edilmesi üzerinden altı aydan fazla bir süre geçtikten sonra 13 Şubat 2007de yapılmıştır.
Sonuç olarak, başvuranların 10878/07 sayılı başvurudaki 19, 21, 32, 38 ve 39 sayılı arsalara ilişkin şikayetleri, AİHSnin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları bağlamında altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle reddedilmelidir.
AİHM bu bağlamda 10878/07 sayılı başvurudaki 37 nolu arsaya ilişkin şikayetlerin, nihai kararın 19 Ekim 2006da verilmesi nedeniyle altı aylık zaman süresi içerisinde sunulduğunu kaydetmektedir.10878/07 sayılı başvuranların tümü, Mehmet Koçhan ve Mehmet Zeki Karataş hariç, 37 nolu arsaya ilişkin yargılamanın süresinden şikayetçi olmuştur. Bu nedenle AİHM 10878/07 sayılı başvurudaki incelemesini, 37 nolu arsa ve yukarıda kaydedilen başvuranların dışındaki başvuranlarla sınırlı tutacaktır.
AİHM bu şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için de gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
B. Esas
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuranlar ile ilgili makamların tutumları ve ihtilaf halinde başvuranlar için nelerin risk teşkil ettiği gibi kriterler göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
AİHM sıklıkla mevcut davadakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Kendisine sunulan bütün delilleri inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davalarda farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir delil sunmadığı ya da iddia ileri sürmediği kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut başvurularda yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre gereğini karşılamadığı kanısındadır.
Dolayısıyla 6/1. madde ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
İddialarını 1 Nolu Protokolün 1. maddesine dayandıran başvuranlar ilk olarak, arazinin öncelikle Hazine adına kaydedilmiş olmasının mülkiyet haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. İkinci olarak, iç hukuk yargılaması sürerken topraklarından mahrum kaldıklarından şikayetçi olmuşlar ve bunun 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin gereklerine uygun olmadığını belirtmişlerdir. Bu şikayetleri doğrultusunda, AİHSnin 14. maddesine dayanarak, haklarından yararlanabilmek için dava açmak durumunda kalırlarken, diğer bölgelerdeki insanların arazilerinin tapularını aldıklarını belirtmişlerdir. Başvuranlar son olarak AİHSnin 6. maddesi ile birlikte 13. maddesine dayanarak, yetkililerin mülklerine müdahale etmeleri karşısında başvurabilecekleri etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmiş ve başvuranların mağdur statüsünde olmadıklarını ileri sürmüştür.
AİHM sözkonusu şikayetlerin yukarıda kaydedilen şikayetle yakından ilgili olduğunu ve bu nedenle, altı aylık zaman sınırının dışında yapılan Mehmet Koçhan ve Mehmet Zeki Karataşın şikayetleri hariç tutulmak üzere anı şekilde kabuledilebilir olduklarına karar verilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
Ancak, 6/1. maddenin ihlal edildiği yönünde verdiği kararı göz önüne alan AİHM, sözkonusu şikayetlerin esasını ayrı ayrı incelemenin gerekli olduğu kanaatinde değildir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Sözleşmenin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuranlar sözkonusu arazinin büyüklüğü temel alınarak hesaplanan maddi zarara karşılık çeşitli meblağlar ve manevi zarara karşılık dava başına her kişi için 5,000 Euro talep etmişlerdir. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM, bu talebi reddetmektedir.
AİHM manevi zarar hususunda, önünde görülen on sekiz davanın tümünde ortak bir menfaatin sözkonusu olduğunu gözlemlemektedir. Bu davalar aynı yıl içerisinde aynı köyün aynı amacı güden - arazinin farklı parsellerinin tapularını talep etmektedirler - sakinleri tarafından açılmıştır. Yüz kırk bir başvurunu tümü hem yerel mahkemeler hem de AİHM önünde yapılan yargılamalarda aynı avukat tarafından temsil edilmişlerdir. Sözkonusu yargılamaların süreleri on beş ila on sekiz yıl arasında değişmektedir. Yüz kırk bir başvuran, farklı parsellerin tapularını talep ederek aynı zamanda birden çok yargılamaya dahil olmuştur. Yalnızca on üç başvuran tek bir parselin tapusunu talep etmiştir.
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AİHM, ihtilaf yaratan yargılamanın makul süreyi aşmasının, hiç şüphesiz başvuranların tazminat gerektirecek bir manevi zarara uğramasına yol açtığını kaydetmektedir. Aynı zamanda, başvuran sayısını, tespit edilen ihlalin niteliğini, genel toplam ilgili içtihada uygun ve sözkonusu yargılamada nelerin risk altında olanlar ışığında makul olmak üzere meblağa karar verilmesi gereğini göz önüne almaktadır. Kakamoukas ve Diğerleri/Yunanistan ve yukarıda kaydedilen bilgiler ışığında AİHM, başvuranlara tazminat olarak aynı meblağların ödenmesine karar vermiştir. Sonuç olarak, ilgili yargılama aşamalarının sayısından bağımsız olarak, başvuranların her birine - Mehmet Ataç ve Mehmet Azak ile Mehmet Koçhan ve Mehmet Zeki Karataş hariç - manevi tazminat olarak 5,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar yerel mahkemeler önünde yapılan yargılamalarda yapılan harcamalar karşılığında on sekiz başvuranın her biri için 2,000 Euro ve AİHM önünde yapılan harcamalar karşılığında on sekiz başvuranın her biri için 3,000 Euro talep etmişlerdir.
AİHM içtihadına göre başvuran gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve meblağın makul olduğunu ispatladığı müddetçe yaptığı masraf ve harcamaların tazmin edilmesine hak kazanmaktadır. AİHM, mevcut davada başvuranların taleplerini destekleyen herhangi bir belge sunmadıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, AİHM bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuruları birleştirmeye;
2. 50158/06, 44922/06 ve 10878/07 sayılı başvurularda Mehmet Ataç ve Mehmet Azak hususundaki başvuruların kayıttan düşürülmesine;
3. 19, 21, 32, 38 ve 39 nolu parsellere ilişkin 10878/07 sayılı başvuruda kabuledilemez oldukları sonucuna varılan şikayetler hariç başvuruların kabuledilebilir olduklarına;
4. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. Diğer şikayetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;
6. (a) Savunmacı devletin, üç ay içinde Mehmet Ataç, Mehmet Azak, Mehmet Koçhan ve Mehmet Zeki Karataş hariç tutularak başvuranların her birine manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 21 Eylül tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy